Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: HIRİSTİYANLIKTA TABU KONULAR - 4  (Okunma sayısı 2330 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 05, 2010, 03:51:53 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Hıristiyan Kilisesi’nin İznik’teki ünlü konsey toplantısında kutsal metinlerin bir bölümünün yakılarak yok edilişinden arta kalan İncil’de, İsa’nın doğumuna ilişkin hiçbir ayrıntılı bilgi verilmemiştir. İsa’nın babası Yusuf hakkında şöyle denir: “O Meryem’in kocasıdır. Karısının doğuracağını önceden bilmektedir. Kendisine ilham olduğu üzere ona “İsa” adını koyarak büyütmüştür.”

Bu arada belirgin bir biçimde ortaya konmuş olan bir şey varsa, o da şudur: Yusuf, İsraillilerin Yahuda ailesinden, Davut’un soyundan gelmedir.

Kimi yerde “marangoz” olduğu söylenir. Bu, sadece bir yanlış çeviri yapılmış olmasından ileri gelmektedir. İncil’de yer alan metinlerin özgün olarak Arami dilinde ya da İbranice olarak yazılıp sonradan Yunancaya çevrildiği göz önünde tutularak yapılan etimolojik bir incelemede, doğrusunun “bilgili kişi” ya da “üstat” olması gerektiği anlaşılmış. Fakat bu konuda sadece bir çeviri yanlışlığı olduğu, bir ön yargı ya da saptırma eğilimi görülmediği belirtiliyor.

İncil’de yer almasına karar verilmiş metinler, 4. yüzyılda önce hepsi Yunanca olarak derlenip daha sonra Latinceye çevrilmiş. Fakat çeviride kullanılmış olan Latince, bu dili bilenlerin kolayca anlayabileceği yani sıradan bir Latince değil, Kilise’ye özgü bir lehçe. Hıristiyan din adamlarının okuyup anlaması yeterli görülmüş. «Anladıklarını nasıl olsa tüm dünyaya öğretirler.» diye düşünülmüş. Nitekim onlar da öyle yapmış.

İşte bu çeviri yanlışlığı giderilince, İsa’nın gençlik döneminden sonra oluşan dünya görüşünün aileden gelme bir temeli olduğu anlaşılıyor.

Şu Meryem Ana’nın bakire oluşu sorununa da bir değinelim.

Günümüzdeki İncil, -hangi dilde olursa olsun- Meryem Ana’nın bakire olduğunu belirtir. Burada kullanılmış olan sıfat nedir?.. İngilizce’de “virgin”, Fransızca’da “vierge”, onların köken olarak aldığı Latincede virgo”.

Dil bilimcilere göre, Latince’deki “virgo” sıfatı özgün olarak doğrudan “bakire” yani “hiçbir cinsel ilişkide bulunmamış kız” değil, “genç kadın” anlamına gelir. Eğer ille “bakire” anlamına gelmesi istenecek olursa, “virgo intacta” sıfatının kullanılmış olması gerekirdi.

Dil bilimciler, Latince ile yetinmeyip bir de İncil’in İbranîce yazılımına geçince, burada Meryem için “almah” diye bir sıfat kullanıldığını görüyor. Bunun da anlamı “genç kadın”. “Bakire” sıfatının İbranicedeki karşılığını ise “bethula” olarak belirtiyorlar. (Gerçi İbranice Lâtin alfabesinin harfleriyle yazılamaz ama burada başka çare yok.)

Astrologlara göre; Meryem Ana’nın bir “virgo” olduğunu söylemek, onun Başak Burcu’nda doğmuş olduğu anlamına gelir.

Bunların hepsi, Katolik Kilisesi’nin Meryem Ana hakkında yanlış bir kanıya vardığını ya da bunu özellikle yapmış olduğunu gösteriyor.

Hazır dil konusuna girmişken, bunu biraz daha sürdürelim.

İncil’de İsa’nın “Nâsıralı” olduğu belirtiliyor.

Burada yapılmış olan yanlışlık, aslı “Nazaren” olan bir sıfatın “Nazaret” ile eş anlama çekilmesi... “Nazaret” olsaydı, Türkçe’deki karşılığını “Nâsıralı” ya da “Nâsranî” diye vermek yani İsa’nın Nâsıra köyünden gelme olduğunu söylemek doğru olurdu. Oysa Yahudiye’deki Nâsıra, 60’lı yıllarda yerleşime açılmış; İsa’nın çarmıha gerilişinden yaklaşık 30 yıl sonra. İncil’in İznik’te derlenip toparlandığı tarihte yani 4. yüzyılda orada böyle bir yer elbette vardı ama İsa’nın yaşamı boyunca henüz yok.

İsa “Nazaret” değil de “Nazaren” idiyse, bu ne anlama gelir?... Bu ikisi arasında ne fark var?

Nazarenler, İsrail’de o sıralarda yürütülmekte olan sosyal ve dinsel rejime karşı daha liberal bir tutumu savunan bir Yahudi mezhebinin yandaşlarıydı. Tutumları bakımından Antik Yunan düşünürlerinden etkilenmişlerdi. Toplum içinde erkek ve kadının eşit sayılmasını da öngörürlerdi. Dolayısıyla, iş dinsel ve sosyal boyutun üzerine çıkıp bir politik eğilim niteliği de kazanmaya başlamıştı.

Yahudilerin ileri gelenlerinin İsa’nın yapıp etmelerinden hiç hoşlanmayışı, din konusundan önce bundan ileri gelmiştir.

Gelelim Hz. İsa’nın doğum tarihine... Bu konuda yapılmış yanlışlığı artık herkes biliyor.

Milâdi takvim, İsa’nın doğum yılı olarak kabul edilen zamanda başlatılmış. Oysa çok daha sonra elde edilmiş olan somut bulgular bu takvime göre M.Ö. 7 yılında doğmuş olduğunu ortaya koymuş.

Katolik Kilisesi, yüzyıllar boyunca bu iddialara karşı direnmişti. Ancak yakın geçmişimizde bu gerçek bilimsel olarak da kanıtlanınca, Vatikan bundan çok rahatsız oldu. Artık yapılabilecek bir şey yoktu. Modern takvimi İsa’nın doğum yılında başlatmak çok iyi fikirdi ama şimdi tüm tarih sırf bu amaçla yeni baştan düzenlenebilir miydi!

İsa’nın doğum yılını ortaya çıkarmış olan konulardan biri İncil’de bile açıkça belirtilmektedir. Meryem ile Yusuf’un, Yahudilerin çocukluktan erkekliğe geçiş töreni için onu Kudüs’e götürüşü anlatılır. Gerek Matta gerekse Luka İncili’in 2. bölümünde, bu sırada meydana gelmiş başka tarihsel olaylara da değinilir. Orada sözü edilen olaylar, miladi takvime göre 6 yılında meydana gelmiştir. Bundan 13 çıkarılınca, İsa’nın M.Ö. 7 yılında doğmuş olduğu anlaşılır
.
Özellikle 20. yüzyıldaki bilimsel bulgular üzerine Vatikan’ın sıkıntıya düştüğü tek konu bu değil... Dogmalar teker teker çöküyor. Bu yüzden Vatikan, yakın geçmişimizde bilim adamları, tıp doktorları ve ilâhiyatçılardan oluşan bir araştırma ekibi kurdu. Çağdaş bilimsel bulguların Tevrat ile İncil’in bütününden oluşan kutsal metinlerdeki anlatımlarla nasıl uyuştuğunu ortaya çıkarttırmaya çalışıyor. Nitekim 1996 yılında Papa Jéan Paul, şöyle bir açıklama yaptı:

«Darwin Kuramı dinimizin kutsal metinleriyle çelişki oluşturmaz.»

Sırf bundan ötürü daha önce başlarına çeşitli dertler açılmış olan kişilere, hele öğrencilerine bu kuramı anlatan öğretmenlere yazık oldu.

Böylece, dünya yüzünde birçok kimsenin, Darwin Kuramı’nı dinsel dogmalara dayanarak çürütmek için yapmış oldukları çalışmalar da boşa gitti. Kuşkusuz böylelikle Darwin Kuramı’nın doğruluğu kanıtlanmış olmadı; günümüze kadar da kanıtlanabilmiş değildir ve yanlışlıkları ortaya konmaktadır ama en azından gerçeklerin bulunabilmesi için çalışan bilim adamları daha rahat bir nefes aldı.

Şimdi bir de Hz. İsa’nın doğum gününe gelelim...

Mart ayında doğmuştu. Ancak bu doğum Katolik Kilisesi’nin oluşmasından üç yüz otuz yıl kadar önce Yahudilerin sıkıntıya düşmesine neden olmuştu.

Neden?

İsa’nın Hz. Davut’un soyundan gelme olduğunu unutmayalım. Yahudi geleneklerine göre krallık soyundan gelen kişilerin ille de eylül ayında doğması gerekirdi. Soylu aileler buna özen gösterir, çocuklarının doğumunun uygun bir zamana denk düşmesi için gerekli önlemi alırdı. (İbranî takvimine göre yılbaşı, milâdi takvimin eylül ayındadır.)

Yusuf ile Meryem, bu bakımdan dikkatsiz davranmış, Meryem olmadık bir zamanda gebe kalıvermişti. Bu nedenle, İsa’nın doğumunun gizlenmesi zorunlu olmuştu. Meryem, altı ay kadar toplumdan tecrit edilmişti.

Tarihte İsraillilerde buna benzer başka örneklerin de olduğu biliniyor. Bu tecrit, kral ailesinden gelme bir soylu kazara yanlış bir ayda doğarsa, bundan ötürü halkın üzerinde olumsuz bir etki oluşmasını önlemek için uygulanırdı.

O sıralarda Yahudiler, bir “kurtarıcı” beklentisi içindeydi; hani daha sonra “Mesih” olarak anılan... Başlarına yeni bir “kral” gelecek ve onları kurtaracaktı.

Neden kurtaracaktı?... Ülke çapında her yeri sarmış olan karmaşa ve yozlaşmadan mı?... Yoksulluk ve açlıktan mı?... Günahlarından mı?... Yoksa Romalıların kurmuş olduğu baskıdan mı?

Hangisi derseniz o!... Hıristiyanların kitaplarına göre sadece yozlaşma. Fakat Yahudi kaynaklarına göre Romalılar gelip tüm halkı birbirine düşürmüş, bundan ötürü Yahudiler arasında bir bölünme baş göstermişti. Kimileri İsa’nın bekledikleri “kurtarıcı” olduğuna inanırken, doğum tarihindeki şaşmayı bilenler arasında ona karşı çıkanlar olmuştu.

Şimdi bu anlatılanlar üzerine şöyle diyeceksiniz: «Burada bir yanlışlık yok mu?... İsa’nın doğum günü Hıristiyanların Noel bayramını kutladığı 25 Aralık değil mi?»

Böylece çok önemli bir noktaya parmak basmış oldunuz.

Herkes 25 Aralık gününü öyle bilir. Oysa İsa’nın modern takvime göre asıl doğum günü 1 Mart’a denk düşüyor... Yahudilerin kral ailesi bireyleriyle ilgili olmak üzere yukarıda değindiğimiz gelenek uyarınca resmen gösterilmiş doğum günü ise 15 Eylül... Minareye kılıf ayarlanmış.

Peki, 25 Aralık nereden çıkmış, onu görelim.

Bilmemiz gereken bir başka gerçek daha var. Her şeyden önce ona değinelim ki, anlaşılması daha kolay olsun.

325 yılında İznik’te toplanan ünlü Hıristiyan konseyini oluşturan din adamlarını, İncil’in kapsamında yer alması gereken daha birçok kitabın yakılarak ortadan kaldırılmasını kararlaştırmaları bakımından suçlamak, aslında onlara haksızlık etmek olur. Buna kendileri, öylesini uygun buldukları için karar vermiş değildi. Zorlanmışlardı... Roma İmparatoru Constantinus (Büyük Konstantin) öyle istemişti.

O kadarlar kalsa iyi!... Katolik Kilisesi’nin ilkelerinden birçoğu, o tarihteki din adamlarının değil, imparatorun buyrultusuna göre belirlendi.

İmparator, İsa’nın doğum gününü de 25 Aralık olarak saptadı. Çünkü bu tarih, öteden beri alışılagelmiş Pagan inançları uyarınca Güneş Festivali’nin (Sol Invictus) günüydü. «Başka bir günü kutsal sayıp halkın aklını karıştırmanın âlemi yok! Böyle olunca, halk Hıristiyanlığı daha kolay benimser.» diye düşünmüş olsa gerek.

«Böylesi uygundur ve böyle olacak.» demişti. Nokta!

İmparatorun kararına kim karşı çıkabilirdi ki?

Bundan sonra da İsa’nın doğum gününe ilişkin gerçeği bilenlerin ağızlarının nasıl kapatılacağı, bu işin üzerine nasıl bir sünger çekilip örtüleceğini düşünmek Kilise’ye kaldı. O da bu konudaki dogmasını koydu. Olay bitti. (!)



Belki o olay bitti ama Hıristiyanlıkta tabu olarak ilan edilen konular henüz sona ermedi. Hatta bu kadarı bilimsel araştırmalar sonucu ortaya konmuş olduğu ancak bundan sonrası günümüzde bile hâlâ sislerle örtülü bulunduğundan, bundan sonrası daha da tabu…


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
3350 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 22, 2013, 05:26:03 ös
Gönderen: Samuray
2 Yanıt
2100 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 02, 2009, 08:56:39 ös
Gönderen: ceycet
15 Yanıt
2865 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 20, 2020, 09:32:22 ös
Gönderen: Profesör
10 Yanıt
6437 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2010, 01:11:05 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3453 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2010, 01:33:10 ös
Gönderen: Fraternis
4 Yanıt
4442 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 11, 2015, 02:00:52 öö
Gönderen: Risus
1 Yanıt
3806 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 17, 2011, 10:39:20 ös
Gönderen: Serapis
2 Yanıt
1872 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2013, 05:58:30 ös
Gönderen: ozkann