Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: OKÜLTİZMİN KAYNAĞI ÜZERİNE BİR YORUM - 2  (Okunma sayısı 2697 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 05, 2010, 12:56:51 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay




Hermetik Geleneğin dolayısıyla da onu izleyen Okültizmin bir kolu olan büyü ve Hıristiyan ağzıyla Paganist nitelikli motifler, Hıristiyanlığın ilk yıllarını en çok etkileyen öğeler olmuştur. Nasıl İran kültüründe İslâmî gelenek daha önceki inançların çizgisinde Arap ülkelerinden hayli değişik bir nitelik almışsa, Hıristiyanlığın gelişiminde de aslında hem Yahurilerin geleneklerinden gelen hem Pagan diye nitelendirilen Hermetik temele oturtulmuş ilkeler şekil değiştirmiş biçimde varlığını korumuştur.

İlk dönemlerinde Paganist olarak adlandırdığı motifleri içine alan Hıristiyanlık, Avrupa’daki pagan kökenli kutsal yer ve tapınakları tümüyle yok etmemiş hatta kiliseleri onların yanına ya da üstüne kurmuş, ortadaki kutsal taşları ve yerleri ilerleyen zamanlar içinde sadece vaftiz ederek kutsamış ve kendi saflarına katmıştır. İsis’in tüm tapınakları da Bakire Meryem motifi altında bu etkileşimden payını almıştır.

4. yüzyıldan başlayarak birbirini izleyen konsül toplantılarında büyü ve eski inançlar yasaklanıyor gibi gözükse de, aslında azizlerin öykülerinde, kilise altlarındaki din adamı mezarlarında ya da dua uygulamasının altında, toplu dua etme ve ilâhilerin söylenmesinde hep Hıristiyanlık öncesi Hermetik ve Okültik motiflerin ipuçları bulunur.

Hıristiyanlığın ilk ortaya çıktığı yıllarda bu yeni din, gerek eski din gerekse Hermetik nitelikli folklorik uzantılardan büyük bir bölümünü içine almak durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Dinin yayılması esnasında daha geniş kitlelere ulaşabilmek, daha fazla yandaş toplayabilmek için, eski inanca ilişkin motiflerin bazıları yok ediliyor ama bazıları da göz yumularak yeni din sisteminin içine katılıyordu.

Bu iki sistemin birbirine geçtiği yıllarda ilginç bir oluşum ortaya çıktı: Önce Hıristiyanlık doğmadan tıpkı Hindu inançlarındaki gibi tüm evreni saran ve her yerde bulunan Hermetik Gelenek ile ona doğru yani göksel katmanlarda gelişerek yükselen, başka bir yaklaşımla iç dünyasına doğru yolculuk eden, o ilâhi kaynak ile bütünleşmeye çalışan Hermetik dünyanın insanı vardı. Yahudilik yöresel bir din görünümündeydi; sadece Ortadoğu ve kısmen Mısır’da egemenlik kurabilmişti. Bu esnada büyük bir coğrafyada Hermetik Geleneğin yapılandırdığı çeşitli adlar ve tanımlamalar altında bir dolu inanç yer almaktaydı. Bunların her biri ayrı birer ekolmüş gibi görünse de, aslında çok eskilerden Narmerler, Gılgamışlar, Orfeuslar zamanından kalma bir dinin uzantısı olan, çeşitli yönlerde ayrıntıları bulunan ama aslında aynı temalı dinler olarak ortaya çıkmışlardı.

Hıristiyanlar, kendilerinden önceki bu inançları sapkınlık olarak niteledi ve onlarla uğraştıklarını düşündükleri kişileri zındıklıkla suçladı. Bu kadarla da kalmayıp, bu gibi kişileri yok etmeye çalıştı. Örneğin Hermetik Geleneğin tümüyle içsel ve kişisel deneyimi, Hıristiyanlığın ortaya çıktığı zamanlarda ilginç bir şekilde sanki dışsal bir deneyimmiş gibi algılanmaya başladı. Orfizmin ayinlerdeki Okült nitelikli uygulamalar, Delphi’deki toplu ayinler ve Toprak Ana’nın gizemleri ile yeniden canlanması, artık bu yüzyıllara gelindiğinde ya kasten başka bir disiplin içinde algılandı ya da bunların kutsal bölümü unutulup, sadece egzoterik nitelikli avam yanı ile ilgilenildi.

Eski dinin Şabat âyinleri esnasında uyuşturucu, uçma deneyimi, cinsel birleşme, mistik deneyimler, sesler ve kokular duyma, zaman ve yer dışı deneyimler yaşama şeklindeki haller, hem Hıristiyanlığa Paganist inançlardan girdi hem belki de azizlerin başından geçtiği anlatılıp mucize olarak nitelenen olayların temellerini oluşturdu. Bunların bazısı zaman içinde simgesel dinamizmini yitirdi ama tümüyle yok olmadı. Örneğin Fransa’nın çeşitli yerlerine yayılmış olan Notre Dame kiliseleri, İsis, Bakire Le Puy, Ardunia, Ardennes gibi kiliseler eski inancın öğelerini belirgin bir şekilde yansıtıyordu; hâlâ da yansıtır.

Avrupa’da Hıristiyanlığa geçiş dönemine dikkatle baktığımızda şunları görürüz:

a) Hermetik Gelenekteki motifler, hem Yahudilik hem Avrupa folklorik inançları aracılığıyla Hıristiyanlığa aktarılmıştır.

b) Buna karşın Hıristiyanlık da kendi varlığını koruyabilmek için eski inançları sistematik bir şekilde yok etmiştir.

c) Bu karışımdan sonra Hermetik Geleneğin gizemli ve kutsal bölümleri ortadan kalkmış gibi gözükmüş ama bir bölümünün sıradan insanlara (halka) dönük olarak korunması sürdürülmüştür.

İşte bu kalan parçalar belki de Hermetik Geleneğin en aşağı ve halka açık bölümü olan büyü pratiği yani Okült bölümüdür. Nitekim bundan ötürüdür ki kimileri de Hermetik Geleneğin Okültizm ile bağdaştığını söyler. Ne var ki, Hıristiyanlıkta tümüyle karşı çıkılıp sonraki dönemlere açıkça aforoz edilen Okültizmin pratiği, eski dinden çok bu yeni dinde kendini belli eder. Örneğin bu konuda hemen akla geliveren bir dinsel uygulama, ruhban takımı içinde yer alan rahip ve azizlerin, öldüklerinde, cesetlerinin kilise ve tapınakların altında saklanması, bir tür mumyalanmasıdır. Tılsım görevi üstlenen bu koruma şekli, çok eski topluluklardan gelen ataların ölü bedenini korumak ile kutsallığa açılan kapı öğesini temsil eder.

Hiç bulunmadığı savunulursa da Hıristiyanlıkta bol bol büyü pratikleri yer alır. Bunlardaki ses, sözcük. ve hece tekrarlamaları, tıpkı Hermetik Geleneğin ilâhiliğe ulaşma yolunda kullanıldığı yeri bulmuştur. Sesin her zaman ve her tarihte Okült bir özelliği olmuştur; bunu yadsımaya kalkışmanın bir anlamı yoktur. Bu etkileşimin, Şaman kabilelerinde davullar ile tekrar edilen adlar ve hecelerden oluşan ilkel toplu danslardan, İslâmi gelenekteki toplu zikir oluşumuna kadar aynı şekilde oluşu dikkat çekicidir. Amerika’da bir Kızılderili kabile törenindeki seslerin, tekrarların ve ritmin Afrika’daki bir kabiledeki uygulamalar ile tıpatıp aynı oluşu gibidir bu.

Bu işin sırrı, ancak yakın geçmişimizdeki bilimsel araştırmalarla çözülebilmiştir. Şimdi belki size fantastik gibi gelecek ama hiç de değil; tümüyle gözleme dayanan bir bilimsel bulgu: Devasa dinleme araçları ile uzayı dinleyen araştırmacılar, ortaya çıkan gezegenler, birbirine çarpan gök cisimleri, yok olan sistemlerden ilginç bir ritmik ses geldiğini saptamıştır. “Discovery Channel” adlı televizyon kanalında da bir ara verilmiş olan bu keşifteki ses tüyler ürperticidir. Zikir ritüelleri sırasında boğazdan gelen ve beden oradan oraya sallanırken çıkartılan ses ile aynı ritmik yapıyı oluşturmuş gibidir.

Şaman âyinlerinde transa giren şaman, Taoist inançlarda ruhlarla birleşip bütünleşerek mucizeler gösterebilen din adamları, ateşin çevresinde dönerken davulların ritmi ile coşan kabile üyeleri ya da İslâmî gelenekte çeşitli tarzlarda “Allah” adını dile getirip anan kişi, hepsi birbirine benzer, farkına varmasalar da bir mistik hatta okültik deneyim yaşamaktaydı. Bunlar kendini verme, kendinden geçme, neşelenme, hüzünlenme, coşma hatta halüsinasyona boğulma ve kontrol edilemeyen bilinç dışı hareketler yapma gibi betimlemesi zor, birbirinden farklı ama özünde aynı öğeler taşıyan işlerdi.

Özü nedeniyle bu deneyim her kültürde aynıdır. Nedeni de ses ve ritim karşısında organizmanın aldığı durum ile bağlantılıdır. Her insan doğduğu andan itibaren zaten uzayın derinliklerinden gelen bir sesle iç içe yaşar. Ancak bunu tam olarak duymaz; duysa da farkına varmaz. Bir diğer deyişle, doğduğumuz andan itibaren uzaydan gelen bu “tam-tam-tam” tarzındaki sesin içinde yaşarız ama onu tam olarak duyamayız. Ne zaman kendi bedenimiz ve sesimiz ile bundakine benzer bir ritim yakalarsak, işte o zaman kendimizi gizemci ve okültistlerin betimlenemez deneyimi içinde buluruz.

Kim bilir, belki de Hermetik ilkeler çerçevesinde anlatılmak istenen eski motiflerden biri günümüze kadar gelebilmiştir. Her inancın gizli ve mistik yanını temsil eden, her inanca göre sadece o sisteme özgü olan (öyle sayılan) ama aslında sistemlerin tümünü etkilemiş olan Hermetik bir gelenektir bu...

Konuşu ister istemez yine Hermetik Geleneğe bağladım ama ne yapayım ki öyle!...

Hermetik düşünce, ruh ve nefes ile logos ya da sözcük (kelâm) arasındaki yaratıcı kavramın ortaya çıkışı açısından bağlantı kurmuştur. Hıristiyanlık, logos kavramını yaratıcı güç olarak almış ve onun ruh bölümünün yerine “kutsal ruh” kavramını oturtarak kendi ilâhiyat sistemini oluşturmuştur. Bundan başka Hermetik geleneğin sözcükleri ve adları kullanma ya da yüce varlığa yakarma kavramının, sadece Hıristiyanlıkta değil Yahudilir ve İslâmda da dua biçimine dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Dua, doğal ve göksel katmanlardan gelen etkileri uyandırıcı bir tılsım olarak örülmüştür. Bu gelenek sonradan korosal bir biçime bürünmüş ve daha fazla enerji ile etkileme suretiyle tılsımın da artırılacağına inanılmıştır. (Bu korosal uygulamanın sadece Hıristiyanlığa özgü olduğunu sanmayalım.) Sesin enerjiyi yönlendirebileceği ve evrensel bütün ile bir araya getirebileceği, Okült bir yaklaşımdır aslında ama bu çok eski devirlerden gelen bir inançtır aynı zamanda. Bu etkileşim esnasında Hıristiyanlık ve Hermetik Gelenek arasındaki en ilginç alışverişten biri de gene kökünü sesten alan ama bu kez insan eli ile yapılan bir çandan gelen sesten kaynaklananıdır. (İslâm ise bunun yerine insan sesini yeğlemiştir.)

Hıristiyan ilâhiyatçılar, her şeyi elbette kendi görüş açılarından yorumlamıştır. Örneğin sesin insan yapısı bir âlet ile çıkarılmasını kutsal amaçlar ile özdeşleştirmiş, onun yukarıdan/yüksekten çalınmasını insanın göklere egemenliği olarak görmüşlerdir.

Acaba İlk Çağ Hıristiyanları da bunu böyle mi görüyordu?

Hayır!... Bu sonradan oluşturulmuş bir gelenektir. Hermetik Geleneğin bir başka tarzda taklidi…

Hermetik geleneğin izleri ile mücadele eden Hıristiyanlığın ilk ortaya çıkış yıllarına şöyle bir bakalım… Çanların ilk ortaya çıkış şekilleri ile bunlar çalındığı zaman ruhun uyanışı, farkındalığa varışı, ilâhi güçler ile bir olmasını sağlayıcı bir enstrümandan çok, kötü güçleri ya da ruhları kaçırma, uyandırmamaya çalışma aracı olarak görülmüştür. Hıristiyanların yağlar ile sıvazlanıp, kutsal sular ile arındırılmasının arkasında da aslında böyle bir amaç yatar. Bu da Hermetik Geleneğin göksel etkileşimlerinin her yerde, her an var olduğuna inanılması ve bundan kurtulmaya çalışılmasıdır. Çanların belirli zaman aralıklarıyla çalınması, belki de Hermetik ilkelerden “zamanın sürekli akan bir kavram” olduğuna ilişkin inanç ve görüşün yok edilmesine yönelikti. Zaman belirli aralıklar ile kasten bölünüyordu; bir yandan ünitelere ayrılıyor bir yandan da havada toplanan kaosun araçları olan karanlık ve kötülük güçler de böylece dağılabiliyor, yok oluyordu. Yerine düzen egemen oluyordu: Ordo ab Chao.



Burada anlattıklarımın biraz karışık, anlaşılması zor olduğunun farkındayım. Ancak dinlere ve inançlara standardın dışında bir açıdan bakanların, bu yorumlarım ile ne demek istediğimi kolayca kavramış olduklarını umuyorum.




ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 05, 2010, 03:26:25 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Kolaylıkla kavranabiliyor,sayın ADAM.


Saygılar
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Nisan 05, 2010, 07:33:33 ÖS
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi



Ağustos 28, 2016, 11:05:05 ÖS
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647

Simdiki bilincimle yeniden okudum ve degerlendirdim.
Doğru rehberini bulana ne mutlu...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
83 Yanıt
19551 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2007, 10:58:11 ÖS
Gönderen: paragon
Grup Yorum

Başlatan skullG « 1 2 ... 5 6 » Muzik

57 Yanıt
35366 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2012, 08:01:59 ÖS
Gönderen: Tij
0 Yanıt
1195 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2008, 08:20:48 ÖS
Gönderen: ahu
0 Yanıt
3363 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 04, 2009, 11:57:51 ÖS
Gönderen: arte
0 Yanıt
1746 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 02, 2010, 04:10:27 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2325 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2010, 06:44:27 ÖS
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
2986 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 16, 2010, 08:39:18 ÖÖ
Gönderen: ceycet
7 Yanıt
4759 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 24, 2011, 11:53:59 ÖS
Gönderen: martı
2 Yanıt
1413 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2014, 05:14:13 ÖS
Gönderen: davut
0 Yanıt
899 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 22, 2015, 12:49:12 ÖS
Gönderen: ARARAT