Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Barış umudundan iç savaşın eşiğine... (Mithat Sancar)  (Okunma sayısı 2263 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 25, 2010, 12:36:09 ÖÖ
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Bana öyle geliyor ki, sanki tabutumda yatıyorum ve her iki benliğim şaşkın şaşkın bakıyor birbirine.” Bu sözler, 18. yüzyılın son çeyreğinde yaşamış Alman şair Karoline von Günderrode’ye ait.

Bu topraklarda, çoğulcu bir demokraside barış içinde eşitçe birlikte yaşamayı  savunanların ruh haline tercüman olduğunu düşünüyorum bu sözlerin. Bu “toplumun iki benliği” arasındaki ilişkide geldiğimiz yeri anlatıyor sanki. Işığı sönen her göz, bizleri de zifiri bir karanlığa sürüklüyor; kaybettiğimiz her can, bizi biraz daha yok ediyor.

Barış umudu”yla başlayan bir yolculukta yine gerekli mesafeyi kat edemedik, hatta “ters yön”e girdik. “Savaş”ı sona erdirecek cesareti ve feraseti gösteremedik, bir kez daha o lanetli eşiğe geldik dayandık.

Umut rüzgârları”nın kabarttığı heyecan ve iyimserlik dalgaları gemimizi “barış limanları”na götürmüyorsa, “savaş kasırgaları” daha güçlü esmeye başlar. Yeniden patlayan her silah, yiten her yeni can, yeniden akan her damla kan, öfke ve nefret duygularını şahlandırır. İnsanlığın çok acı tecrübelerden çıkardığı basit derslerden biridir bu.

Giderek büyüyen bir nefretin, sürekli bilenen bir öfkenin soyut hedeflerle tatmin edilmesi çok zordur. Öfke ve nefret kabardıkça, somut hedefler arar.

Böyle havalarda yazıya oturduğum zaman, elim kendiliğinden Hans Magnus Enzensberger’in İç Savaş Manzaraları adlı kitabına uzanıyor. Daha kitabın ilk sayfasında yazar, “nefretin somut hedefi”nin ne olabileceğini, sözü hiç dolandırmadan söylüyor: “İnsanın, nefretini tanıdıklarına, en yakın komşularına yöneltmesi psişik yönden de daha tatmin edicidir.

Çözümün yolu sanıldığı kadar uzak, sunulduğu kadar sarp değil aslında. Açılımın kilidi, “şiddet meselesi”nde yatıyordu. “Şiddeti sona erdirecek” anahtar bulunmadıkça, bu kilidin kapalı kalacağı belliydi. Kürt sorununun PKK’yla iç içe geçtiği son çeyrek asrın tecrübeleri, örgütü ikna etmeye dayalı bir yöntem dışında dağdan inişi sağlamanın imkânsız olduğunu, başka arayışların çok ağır maliyetler yaratacağını yeterince göstermiştir. “Siyasallaşma yoluyla silahsızlandırma” diye adlandırdığımız bu yöntemin hayata geçirilmesi, her şeyden önce demokratik mekanizmaların pekiştirilmesine ve bilhassa siyasal alanın genişletilmesine bağlıdır. Silahı susturmanın en etkili yolu, siyaseti alabildiğine özgürleştirmektir. Siyasetin sustuğu yerde, meydan şiddete ve hamasete kalır. Bu gibi durumlarda; linç ayinlerinin, etnik boğazlaşma alıştırmalarının yapıldığına defalarca tanık olduk. O meşum terimi, “iç savaş” sözcüklerini kullanmaktan kaçındıysak, buna ihtimal vermediğimiz için değil, bundan çok korktuğumuz içindi. Oysa biliyoruz ki, “iç savaş, dışarıdan gelen, bir yerlerden bulaşan bir virüs değil, içsel bir süreçtir. Her zaman bir azınlık tarafından başlatılır; her yüz kişiden birinin onu istemesi, uygarca birlikte yaşamayı olanaksızlaştırmak için yeterli olabilir”. Ve yine biliyoruz ki, bu virüs, siyasetin işlevsizleştirilmesinden beslenir.

Enzensberger’in, muhtelif iç savaş deneyimlerinden hareketle çizdiği tabloyu hep gözümüzün önünde bulundurmalıyız: “İç savaş doruk noktasına ulaştığında, çoğunluğun onu istememiş olduğu ortaya çıkar. Bu çoğunluk sessizdir. Kimse onu dikkate almaz. Çoğunluk, fırsatını bulduğunda çatışmalara sırtını dönüp kaçar. Hele kadınlar, yıkıntılar arasında bir avuç un, yakacak odun, birkaç patates aramakla ve çocuklarını oradan uzaklaştırmakla uğraşırlar artık yalnızca. Yaşlı insanlar, yanmış barakalarının kalıntılarını karıştırır, yorgun adamlar ölüleri gömerler. Bu insanlar, ne ateş eder ne de işkence yapar. Yüzlerinde nefretin izlerini taşımazlar. Bitkinlikten kararmışlardır.

İç savaşı tahrik edenler, buna zemin hazırlayanlar bilmeliler ki, “bütün iç savaşların ortak paydası, yıkım ile özyıkım arasındaki ayrımın ortadan kalkmasıdır”. İç savaşların galibi olmaz; bir “Pirus zaferi” bile mümkün değildir. Sonuçları on yıllar değil, asırlar boyu telafi edilemeyecek benzersiz bir insanî trajediden kimse kazançlı çıkma hesapları yapmasın!

“Barış, eşitlik, kardeşlik, demokrasi” isteyenler, bu havada bir Sisyphos olmayı kabullenmek durumunda olabilirler; hani şu, ağır bir kayayı sürekli yeniden yokuş yukarı yuvarlamak zorunda bırakılan Yunan mitoloji kahramanı yani. Fakat “Yunanlılar onun adını sophos (akıllı) sözcüğünün bir çekimi olarak yorumlamışlar; hatta Homeros ona insanların en akıllısı diyor. Onun, ölümün elini kolunu bağlamayı başardığı anlatılır.

Henüz  çok geç olmadan, Sisyphos’un yaptığı gibi, ölüme karşı hayatı savunmak için sesimizi yükseltelim, elimizden gelen her şeyi yapalım. Yoksa hepimiz kanatlarımızı, en azından kanatlarımızdan birini kaybeder ve Günderrode’nin şu sözlerini acıyla tekrarlamak zorunda kalırız: “Ah, bize bahşedilmiş kanatları hareket ettirememek, ne koyu bir azap, ne büyük bir lanettir!



Haziran 25, 2010, 02:14:39 ÖS
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 269
  • Cinsiyet: Bay

Çöl Bilgesi


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1615 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 08, 2007, 10:56:01 ÖS
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
1784 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2007, 12:49:07 ÖÖ
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
1480 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2007, 12:56:57 ÖÖ
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
2357 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 14, 2007, 01:04:43 ÖS
Gönderen: naval
1 Yanıt
2861 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 14, 2008, 11:55:17 ÖÖ
Gönderen: Isis
2 Yanıt
2551 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 09, 2009, 06:32:56 ÖS
Gönderen: Makbenah
1 Yanıt
3362 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2016, 12:49:51 ÖÖ
Gönderen: Tık-Tik-Tak
0 Yanıt
1442 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2012, 09:54:03 ÖS
Gönderen: karahan
4 Yanıt
1939 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2013, 10:51:32 ÖS
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
1799 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 21, 2015, 03:39:24 ÖS
Gönderen: Risus