Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: İSRAEL`İN DOĞUŞU 14 MAYIS 1948  (Okunma sayısı 28843 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 01, 2007, 01:57:02 ÖÖ
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

      İsrail Devleti


Britanyalılar eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yeni Arap ülkeleri oluştururken Yahudilere verdikleri sözleri art arda bozdu. Üstelik, Arap isyan ve baskıları yüzünden Holokost’tan kaçan Yahudilerin İsrail toprağına girişini de engellediler.

Holokost’un tam kapsamı ortaya çıktığında ve sağ kalan binlerce kişi sığınmacı kamplarına kapatıldığında bile Britanyalılar boyun eğmeyi reddetti.

Britanyalıların en berbat eylemlerinden biri, Kraliyet Donanması’nın 1947 yılında Akdeniz’de yolunu kestiği 4.500 Yahudi’nin bulunduğu sığınmacı gemisi Exodus ile ilgilidir. Gemi Hayfa limanına Britanya refakati altında getirildi; Holokost’tan sağ kalanlar orada zorla başka bir gemiye aktarıldı ve gemi Fransa üzerinden Almanya’ya geri döndü.

O zamanlar özel bir BM komitesinin –Filistin için özel komite ya da UNSCOP adlı- Yahudi bağlantısı olan Abba Eban, Hayfa’ya giderek Britanyalıların Yahudilere karşı vahşetine tanık olmaları için BM temsilcilerini ikna etti.

Tarihçi Martin Gilbert, Israel: A History (İsrail: Bir Tarih) adlı eserinde orada olanlar konusunda Eban’ın anlatısına yer verir (sh.145).

“(Hayfa’da) dört üye ‘dehşet verici bir operasyonu’ izledi. Yahudi sığınmacılar ‘yasağı uysallıkla kabul etmemeye’ karar vermişti. Churchill’in ‘pis savaş’ ile ne kastettiğini bilmek isteyenler, ölüm kamplarından sağ kalanlara karşı tüfek darbeleri, borular ve gözyaşı gazı kullanan Britanya askerini seyrederken anlardı. Kadın, erkek ve çocuklar zorla hapishane gemilerine bindiriliyor, güverte altındaki kafeslere kapatılıyor ve Filistin sularından çıkarılıyordu.

“UNSCOP’un dört üyesi Kudüs’e geri döndüğünde, Eban şöyle anlatıyor: ‘Şoktan renkleri solmuştu: Sadece bir noktayı düşündüklerini görebiliyordum: Britanya Mandası ancak bu şekilde devam edebilecekse, hiç etmesin daha iyi.”



Mayıs 01, 2007, 01:57:43 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

FİLİSTİN’İN BM TARAFINDAN BÖLÜNMESİ

Britanyalılar da bu sorundan kurtulmak istiyordu. Yaklaşık 600.000 Yahudi ve 1.2 milyon Araplık toplam bir nüfusu kontrol altında tutmaya çalışan 100.000 asker/polisleri vardı. (İlginç olan şu ki, 350 milyon nüfusu aşlın Hindistan’ı kontrol etmek için de aynı büyüklükle güce sahiptiler!)

Böylece Britanyalılar meseleyi BM’e devretti, BM de “Filistin’den” geri kalanlar (Ürdün adlı ülkenin oluşturulmasından sonra) üzerindeki Britanya Mandası’nı sona erdirmeye ve toprağı Araplar ile Yahudiler arasında bölüştürmeye karar verdi. Öneriye göre Yahudiler şunları alacaktı:

• Akdeniz kıyısında, Tel Aviv ve Hafya dahil dar bir toprak şeridi

• Kineret Gölü’nü (Galile Denizi) çevreleyen, Golan Tepeleri dahil, bir toprak parçası

• Güneyde, yaşanamayan Negev Çölü olan geniş bir toprak parçası


Araplar işe şunları alacaktı:

• Gazze şeridi

• Kuzeyde, Tsfat şehri ve Batı Galile dahil, bir parça

• Şeria Nehri’nin bütün batı kıyısı ve Samaria


Kudüs uluslararası kontrol altında olacaktı.

29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler bu bölme planı için oy verdi. Oy verenler arasında, 33 ulus, ABD ve SSCB dahil, evet; çoğu Arap 13 ülke hayır; 11 ulus da çekimser oy verdi.

Sonuna kadar katı yürekli olan Britanyalılar evet oyu vermedi. Çekimser kaldılar.

Yahudi devletine ayrılan bölüm konusunda uğradıkları düş kırıklığına rağmen Yahudiler, o kadar bekleyiş ve acıdan sonra bunun hiç yoktan iyi olduğunu düşünüyordu.

Ancak taleplerinde hep maksimalist olan Araplar BM kararını reddetti. Ertesi gün Arap ayaklanması başladı, iki hafta sonra da çevredeki Arap ülkelerinden askerler Filistin’e gelmeye başladı.

Kurtulmaktan mutlu olan Britanyalılar olup bitene sırt çevirerek gitmeye hazırlanıyordu. David Ben Gurion Israel: A Personal History (İsrail:Kişisel Bir Tarih) adlı eserinde şöyle yazar (sh.65):

“Britanyalılar bu askeri işgali durdurmak için parmaklarını bile kaldırmadı. Genel Kurul’un kararının uygulanmasını denetmekle görevi BM komitesi ile işbirliği yapmayı da reddettiler. Aynı zamanda Yahudi devletinin parçası olacak olan yerlerde yaşayan Araplar, Arap Yüksek Komitesi’nin emriyle evlerini boşaltmaya ve Filistin’e komşu Arap ülkelerine gitmeye başladı.”


Ayaklanma karmaşanın ortasında devam etti, takip eden aylarda 1.000 kadar Yahudi Araplar tarafından öldürüldü.

En kötü olaylardan biri 13 Nisan 1948 tarihinde meydana geldi. Scopus Tepesi’ndeki Hadassah Hastanesi’ne gitmekte olan 70 doktor ve hemşireden oluşan konvoy Araplar tarafından pusuya düşürüldü. Olay Britanya polis karakolunun yaklaşık 200 metre uzağında gerçekleşti. Britanyalıların müdahale etmediği, yedi saat süren ateşin sonucunda tüm doktor ve hemşireler öldürüldü. Araplar sonra cesetlere saldırdı.



Mayıs 01, 2007, 01:58:08 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

KUDÜS KUŞATMA ALTINDA

Bütün bunların yanı sıra Britanyalılar Ürdün Kralı Abdullah’ı, Arap bölümlerini istila etmesi ve krallığına katması için destekledi. Bunlar Abdullah için yeterli değildi. Kudüs’ü de istiyordu.

Böylece Kudüs kuşatıldı.

Nisan ve Mayıs 1948’de mücadelenin odağı, dağlardan geçen Kudüs yolu idi. Yoldaki araçlar, yukarıdaki silahlı kişilere tamamıyla açıktı. Şehirdeki Yahudilere gerekli olan her şey bu yoldan gelmeliydi ama ulaşamıyorlardı.

Açlık hüküm sürüyordu. Eski Şehir’deki Yahudi mahallesinde oturanlar tamamıyla tecrit edilmiş durumdaydı.

Derken, şaşırtıcı bir olay meydana geldi. Nişan alma becerileriyle ünlü olmayan genç bir Yemen Yahudisi, neredeyse kaza ile tepelerdeki üç Arap’ı öldürdü. Bu adamlardan biri Arap lider Abdül Kader el Hüseyni idi. Moralleri bozulan Arap güçleri konumlarını terk ederek cenazeye katılmaya gitti.

Bunun sonucunda yiyecek taşıyan 250 kamyonluk devasa bir konvoy şehre girmeyi başardı. Berel Wein Triumph of Survival (Hayatta Kalmanın Zaferi) adlı eserinde şöyle yazar (sh.397):

“(17 Nisan 1948 Şabat günü) Yahudiler tallet’leri omuzlarında sinagoglardan çıkarak konvoyun boşaltılmasına yardım etti. Kudüs kuşatması bir anlığına yarılmıştı. Ancak Araplar Nisan sonunda güçlü bir karşı saldırıya geçerek Kudüs yolunu bir daha kesti. Yahudi Kudüs’ü sonraki yedi hafta boyunca tecrit edilmiş durumdaydı.”



Mayıs 01, 2007, 01:58:41 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

YENİ BİR DEVLET DOĞUYOR

Birleşmiş Milletler’in bölme kararında iki yeni varlığın kurulması için verdiği resmi tarih 15 Mayıs 1948 idi.

14 Mayıs Britanya Mandası’nın son günüydü. Britanyalılar saat 16:00’da bayraklarını indirdi ve hemen arkasından Yahudiler kendi bayraklarını astı.

Bu, İlk Siyonist Kongre tarafından 1897 yılında tasarlanmış olan bayraktı. Rengi beyazdı (yenilik ve saflığın rengi) ve Yahudi geleneğinin aktarımını simgeleyen tallet’inki gibi iki mavi (gökyüzünün rengi) çizgisi vardı. Ortasında David’in Yıldızı yer alıyordu.

Böylece 14 Mayıs 1948, saat 16:00’da, Hay İyar, 5 İyar günü Yisrael kendini devlet ilan etti.

2.000 yıl sonra Yisrael toprağı bir daha Yahudilerin elindeydi.

David Ben Gurion Bağımsızlık Bildirisi’ni radyodan okudu:

“Yisrael toprağı Yahudi halkının doğduğu yerdi. Tinsel, dini ve ulusal kimlik burada oluşmuştu. Burada bağımsızlığa kavuştular ve ulusal ve evrensel öneme sahip bir kültür oluşturdular. Tora’yı yazdılar ve dünyaya verdiler...

“Filistin’den sürgün edildiğinde Yahudi halkı dağıldığı tüm ülkelerde buraya sadık kaldı, geri dönmek ve ulusal özgürlüğünü yeniden kazanmak için dua ve umut etmeyi hiç bırakmadı.

“Böylece biz, Ulusal Konsey üyeleri bugün toplanarak, Yahudi halkının doğal ve tarihi hakkı uyarınca ve Birleşmiş Milletler’in kararının desteği ile Filistin’de İsrail adlı bir Yahudi devletinin kurulduğunu ilan ediyoruz...

“Tüm komşu ülkelere ve haklarına barış ve dostluk sunuyor, herkesin iyiliği için bağımsız Yahudi ulusuyla işbirliği yapmaya davet ediyoruz...

“Yisrael’in Kayası’na güvenerek, Geçici Devlet Konseyi’nin bu oturumunda, Tel Aviv Şehri’nde Şabat akşamı 5 İyar 5708, 14 Mayıs 1948 tarihinde bu bildiriyi yapıyoruz.”

(İsrail’in Bağımsızlık Bildirisi, Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin aksine, Tanrı’dan söz etmez. Bunun nedeni, Yahudi Ajansı’na hakim olan katı laiklerin karşı çıkmasıdır. “Yisrael’in Kayası” bir uzlaşma olmuştur.)

Herkes sokaklarda dans ediyordu. Ama uzun zaman için değil.

Beş Arap ülkesi neredeyse anında savaş ilan etti ve Mısır Tel Aviv’i bombaladı.
 




Mayıs 01, 2007, 02:01:04 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

         SAVAŞ

5 İyar 5708 Şabat akşamı, 14 Mayıs 1948 günü Yisrael bir devlet oldu. Ve hemen arkasından beş komşu Arap devletinin saldırmasıyla savaşa girdi. Bu Arap devletleri önceden BM’in Filistin’i bölmesine karşı oy kullanmış, şimdi de bu tarihi ve demokratik oyu tanımayı reddediyorlardı. Hemen hemen hiç ağır topu, tankları, uçakları olmayan minik İsrail kendini Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Irak’a karşı savunmak zorundaydı! 45 milyon Arap’a karşı 600.000 Yahudi ve Birleşmiş Milletler hiçbir şey yapmadı. Yine de Yahudiler kazandı. Bu, mucizeden farklı bir şey değildi. Ancak zafer buruk bir zaferdi. Eski Yeruşalayim şehri –Yahudi mahallesi ve Kotel’e (Batı –Ağlama- Duvarı) erişim dahil- Ürdünlülerin eline geçti. Yahudiler Eski Şehir’den çıkarıldı, evleri ve sinagogları yağmalandı ve yıkıldı. Ürdünlüler Yahudilerin eski şehrin içindeki kutsal yerlere erişimini engelledi ve dünya bir halkın dini haklarının ihlal edilmesini protesto etmek için parmağını bile kaldırmadı. (Bağımsızlık savaşı hakkında büyüleyici ayrıntılar için bkz. The Pledge –Ant – Leonard Slater.) YENİ SINIRLAR Bağımsızlık Savaşı 13 ay sürdü. 6.000 kadar İsrailli öldü; yani o günkü Yahudi nüfusunun tam olarak %1’i. (Bu Amerika’da olsaydı, orantılı olarak 2.5 milyon insan ölmüş olacaktı. Amerika’nın o kadar canını sıkan Vietnam Savaşı’nda 52.000 asker öldü.) Ulusal mezarlık Herzl Tepesi isimsiz mezarlarla doludur. Bunlar, Holokost’tan sağ kurtulup İsrail’e kadar ulaşan ve Yahudi ulusunun hayatta kalması için eline bir silah verilen kişilerdir. Kimse isimlerini öğrenmeye vakit bulamamıştı. Yosi, Herşel veya Moşe olarak tarihe gömüldüler. Bütün bu mezarların “Plony” (Nazari bir davada davacıyı belirleyen, “filanca” anlamına gelen ismin İbranice versiyonu) işaretli olduğunu görmek çok üzücüdür. Bağımsızlık Savaşı İsrail’in en pahalı savaşı oldu. Savaşın sonu yeni İsrail Devleti’nin sınırlarını radikal olarak yeni bir şekilde belirledi. Bu sınırlar BM’in bölme oyunda belirlediği sınırlar değildi. Sonuçta İsrail daha fazla toprak aldı ama eski Yeruşalayim şehrini kaybetti. BM oyu uyarınca 1948 savaşından sonra İSRAİL Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa) Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa YAHUDİ KONTROLÜ Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nü çevreleyen toprak Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nün çevreleyen toprak Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) ARAP KONTROLÜ Şeria Nehri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze şeridi Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) Şeria Nahri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze Şeridi YERUŞALAYİM Uluslararası kontrol altında Ürdünlülerin elinde NÜFUS Filistin’in Arap nüfusu, daha BM’in bölme oyu sırasında savaşı öngörerek kaçmaya başlamıştı. İlk gidenler en zengin 30.000 kişiydi. Ocak 1948’de Filistin Arap Yüce Komitesi diğer Arap ülkelerinin sığınmacılara engel olmasını istedi çünkü Filistin’den Arap çıkışı ürkütücüydü. İsrail Devleti’nin ilanı sırasında 472.000 Arap savaş çıkarken kaçtı. Aynı sırada 820.000 Yahudi Suriye, Irak, İran, vb. Arap topraklarından kaçmaya zorlandı. Çoğu varlıklı olan bu Yahudilerin mallarının büyük kısmına el konuldu ve hiçbir zaman iade edilmedi. (Bu Yahudilerin 526.000’i İsrail’e yerleşti.) Savaş bitince nüfus, sadece Arap ülkelerinden değil, diğer ülkelerden de ve daha yakın zamanlarda Etiyopya ve Rusya’dan gelen Yahudi göçmenlerle, sıçramalarla artmaya başladı. • 1948: 600.000 Yahudi • 1956: 1.2 milyon Yahudi • 1973: 1.6 milyon Yahudi • 1999: 4.7 milyon Yahudi İsrail’in nüfusu devletin kuruluşundan itibaren birkaç katına çıktı. Bu artış, bu kadar çok sayıda yeni geleni absorbe etmenin muazzam ekonomik yükü yüzünden özellikle zordu. Ne var ki nüfus artışı yük olmanın yanı sıra, büyük bir kutsama oldu. Göç, ülke için harika şeyler yaptı. İsrail’in yaşam standardı –1948’de vesika ile yemek dağıtılırdı- son yirmi yılda müthiş bir ilerleme kaydetti. Bu bir mucize miydi? Kuşkusuz öyle. Ama aynı zamanda bir kehanetin gerçekleşmediydi de. Ve A.. Tanrınız sizi esaretten döndürecek ve size merhamet edecek. Geri dönecek ve sizleri bütün ülkelerden toplayacak. Ve A.. Tanrınız sizi babalarınızın miras aldığı toprağa geri getirecek. Sizi babalarınızdan daha başarılı ve daha kalabalık kılacak. (Devarim 30:3-5) Çünkü Tanrı şöyle der, Yaakov için sevinç çığlıkları atın, ulusların başında övünün: sesinizi yükseltin, şükredin ve deyin ki: “Ey Tanrı, halkını kurtar, Yisrael’in geri kalanını!” İşte, onları kuzey ülkelerinden geri getiriyorum ve dünyanın uçlarından topluyorum...” (Yeremya 31:6-7) İsrail sadece devasa insan kitlelerini absorbe etmekle kalmadı, sürekli savaş durumunda hayatta kalmakla yetinmedi, ekonomik olarak da büyüdü; Arap ulusları tarafından başlatılan çeşitli ticari boykotlara karşın. (Örneğin Pepsi Cola yıllarca boykot yüzünden İsrail’e satış yapmadı. Yıllar boyunca Subaru oraya satış yapan tek Japon otomobil üreticisiydi.) Bütün bunlar göz önüne alınınca, İsrail’in yapmayı başardıkları kesinlikle mucizevidir. “Çöl çiçek açmakla” kalmadı, bir zamanların çorak toprağı nispeten kısa bir zamanda ihtiyaçtan fazlasını üretti. Bu fazlalık başka, A.B.D. gibi çok daha verimli ülkelere ihraç edildi. Başka bir kehanetin gerçekleşmesi: “Size gelince ey Yisrael dağları, dallarınızı uzatacak, halkım Yisrael için meyveler vereceksiniz çünkü geri dönüşleri yakın. İşte sizinle birlikteyim ve size doğru döneceğim; ve ekilecek, biçileceksiniz. Üzerinize çok sayıda insan koyacağım, Yisrael’in tüm ailesini.” (Ezekiel 26:8-11) 1997 yılında IMF İsrail’i gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkardı çünkü artık tam olarak gelişmiş bir ülke durumuna gelmiştir. Dünyada yaşam standardı en yüksek ülkelerin arasında, İngiltere’nin hemen arkasında 19. sırada yer almaktadır. ALTI GÜN SAVAŞI Arap ülkeleri 1948 yılındaki yenilgilerini kolay kabul etmedi. Bütün bu süre zarfında geri dönüş için plan yapıyorlardı. 22 Mayıs 1967’de Mısır cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (1918-1970) Tiran Boğazı’nın –İsrail’in Eilat’a deniz erişimi- tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan tüm diğer gemilere kapalı olduğunu ilan etti. Bu ekonomik boğma girişimi herhangi başka bir ülke için savaş nedeni olurdu ama İsrail başta tepki göstermedi ve siyasi bir çözüm aramaya koyuldu. Nasır bu arada İsrail’e karşı sözlü saldırılarında giderek daha cüretkar hale geldi. 27 Mayıs 1967’de şöyle beyan etti: “Ana hedefimiz İsrail’i yıkmak olacak.” 1 Haziran 1967’de Irak cumhurbaşkanı Abel Rahman Aref şöyle beyan etti: “Amacımız açıktır: İsrail’i haritadan silmek.” Mısır ve Suriye ordularını birleştiren bir pakt yapmıştı bile. Şimdi de Mısır, Ürdün ile benzer bir anlaşma yapıyordu. Savaşın yakın olduğu açıktı. 5 Haziran 1967’de bütün Arap aleminin saldırmak üzere olduğunu fark etti ve önceden saldırdı. Bu, tarihteki en parlak önceden saldırılardan biriydi. İsrail uçakları hâlâ yerde duran Mısır hava kuvvetinin tamamını bir anda bombaladı, ertesi gün aynı şeyi tüm Ürdün hava kuvvetlerine karşı yaptı. Neden Ürdünlüler Mısırlılar bombalandıktan sonra tepki göstermedi? Çünkü Mısırlılar müthiş bir zafer kazandıklarını duyuruyorlardı (tamamıyla ezildikleri halde). Gerçekte ne olduğunu bilmeyen Ürdünlüler propagandaya inandı, bu yüzden de hazırlıksızdı. İsrail sadece altı günde muazzam toprak parçaları ele geçirdi ve genelde tarihteki en büyük askeri zaferlerden biri olarak kabul edilen başarıyı kazandı: • Güneyde Sinay Yarımadası (Mısır’dan) • Kuzeyde Golan Tepeleri (Suriye’den); I. Dünya Savaşı sonrasında Fransız Mandası altında olan Suriye, 1958 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin (Mısır ve Yemen ile birlikte) parçası oldu; 1961 yılında birlikten çekildi ve Golan Tepeleri’ni de içeren kendi sınırlarını belirledi. • Doğuda Şeria Nehri’nin Batı Yakası. Hiçbir zaman Ürdün’e ait olacakları kararlaştırılmadığı halde Ürdün 1948 yılından sonra buraları topraklarına katmıştı. • En önemlisi İsrail, BM planı uyarınca “uluslararası" olması gereken ancak Ürdün’ün tek taraflı olarak el koyduğu ve tüm Yahudileri kovduğu eski Yeruşalayim şehrini yeniden ele geçirdi. BİRŞELEN YERUŞALAYİM 19 yıl boyunca Yahudiler eski şehre girememiş, en kutsal yerlerinde, Mabet Tepesi veya Kotel’de (Batı Duvarı) dua edememişti. Savaşta çarpışan askerlerden çoğu, Yahudi halkı burayı kaybettiğinde daha doğmamıştı. Sadece fotoğraflarını görmüşlerdi. Eski şehre girdiklerinde, nereye gideceklerini bilemediler ve bulduklarında açık açık ağladılar. Eski şehir güçlerine öncülük eden paraşütçü asker telsizde bağırdı: “Har HaBayit b’yadenu – Mabet Tepesi elimizde”. İnsanlar sevinç içindeydi. Mucizenin gerçekleştiğine inanamıyorlardı. Yahudilerin zafer sırasındaki davranışının, 1948 yılında beş düzine sinagogun yağma edilip yıkıldığı Arapların eski şehirdeki zaferiyle taban tabana zıt olduğu vurgulanmalıdır. Yahudi askerler ne Kubbe-t-ül Sahra’yı, ne de eski şehirde başka bir camiyi dinamitledi. Araplar bu mekanlara kesintisiz ulaşabildi. FKÖ Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ocak 1964’te Ahmed Shukeiry tarafından, 1948 yılı savaşının Arap sığınmacılarının temsilci örgütü tarafından kuruldu ancak hiçbir zaman barışçı bir örgüt olmadı. Shukeiry bir keresinde Arapların İsrail’i yeneceğini söylemiş ve şöyle demişti: Hayatta kalanlar (Yahudiler) Filistin’de kalacak. Hiçbirinin sağ kalmayacağını tahmin ediyorum.” FKÖ’nün ilk ve sürekli hedefi İsrail Devleti’ni yok etmek ve yerine Filistin Devletini kurmaktı. (Tarihte hiçbir zaman bir Filistin Devleti olmadığını belirtmekte yarar vardır. Osmanlı İmparatorluğu sırasında bu topraklarda yaşayan Arap halkı, ulusal kimliği olmayan ve sadece Arap denilen kişilerdi. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Britanya Mandası zamanında hem Yahudiler, hem de Araplar Britanyalılar tarafından “Filistinli” olarak görülüyordu.) Mısır doğumlu Yaser Arafat (1929-) FKÖ’nün terörist grubu El Fetih’in başındaydı. Altı Gün Savaşı’ndan sonra bütün örgütün başına geçti. İlk günlerde Arafat’ın yönetiminde yapılan en hain eylemlerden biri, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında 11 İsrailli sporcunun kaçırılması ve öldürülmesi oldu. Dünyanın yine sessiz kaldığını hatırlamakta fayda vardır. Teröristler Yahudi atletleri ellerinde tutarken Olimpiyat oyunları devam etti. İsrailliler müdahale etmek istedi ama Almanlar yardımlarını reddetti. Sonunda Almanlar kurtarma girişimlerini beceriksizce engelledi, bu da rehin tutulan tüm sporcuların ölümüne yol açtı. İsrail daha sonra Munih’te olanlardan sorumlu çok sayıda teröristi avladı ve öldürdü. FKÖ o zamandan beri İsraillilere karşı sayısız terörist eylem yürüttü. Bu eylemlerin listesi kendi başına bir kitap olur. İsrail Devleti’nin en az iki büyük savaşı –1973 Yom Kipur Savaşı ve 1982, Lübnan Savaşı - ve 1991 Körfez Savaşı sırasında Iraklıların saldırılarını içeren son 30 yıllık fırtınalı tarihini ana hatlarıyla çizmeye girişmek, bu dizinin kapsamına sığmaz. Başında Yaser Arafat’ın bulunduğu Filistin yönetimi Eylül 2000’de başlayan terörist bir savaş sürdürmektedir. Arafat’ın ve birçok Arap devletinin İsrail’i yok etme düşlerinden vazgeçmediği gayet açıktır. 



Mayıs 22, 2007, 03:10:58 ÖÖ
Yanıtla #5
  • Seyirci
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 922
  • Cinsiyet: Bay

TUM HEBREWLERE GUZEL ULKEDE BULUSMAK NASIP OLSUN.
Taslar yerine oturabilecek mi ? İnşaasına basladıgımız yapı nasıl olur da yarım kalır ..


Mayıs 22, 2007, 09:26:21 ÖÖ
Yanıtla #6
  • Ziyaretçi

İsrail'in tabi'i ki yaşam hakkı var! Ama burada değil... Fransa Almanya dolaylarında... Hadi canlarım, hadi güzellerim, ...! Bak kızıyoruz ama... Heh heh heh, ........ sizi...
« Son Düzenleme: Mayıs 22, 2007, 10:28:36 ÖÖ Gönderen: Fraternis »


Mayıs 22, 2007, 09:51:22 ÖÖ
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Bence kizmiyosun, kizdiriyorsun. Daha saygili olmani tavsiye ederim, diger dusunceler ve fikirlere saygili olmak lazim. Sokak muhabbeti burda pek saygi gormez.

Gwerci bende yapiyom bazen ama, benimki komik en azindan. Seninki fazla sivri, rahatsiz ediyo.


Mayıs 22, 2007, 10:54:30 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 788
  • Cinsiyet: Bay

Vostede é vostede. . Nunca perder o caducidade. .


Mayıs 22, 2007, 01:49:47 ÖS
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

Bence kizmiyosun, kizdiriyorsun. Daha saygili olmani tavsiye ederim, diger dusunceler ve fikirlere saygili olmak lazim. Sokak muhabbeti burda pek saygi gormez.

Gwerci bende yapiyom bazen ama, benimki komik en azindan. Seninki fazla sivri, rahatsiz ediyo.
Komikmi? Sana göre komik...  Arkadaşın demek istediği ise BOP yani Büyük Ortadoğu Projesi ve bu proje Türkiye'de faaliyete geçmeyecek, nerede geçiyorsa geçsin... Diğer düşüncelere ve fikirlere karşı saygılı olmak lazım demişsin bunu senin demen bayağı bir abes kaçmamışmı? Ermeni mezalimi diye bir konu açtık Fraternis'le beraber ilerletmiştik sense hemen dalıp hiçbir kötü söz olmamasına ve hepsi gerçekler olmasına rağmen yine bu tarz birşeyler söylemiştin, ki sen Osmanlı Türkmüdür? Atatürk hainmiydi? gibisinden sorular sormuşş ayrıca Atatürk ile Barzani bazılarına göre birdir ve ordu bir işe yaramıyor gibisinden laflar etmiş, birisin. Peki arkadaşım demem o ki senin insanlara saygın nerede? Bunun cevabını verebilirmisin? Siteden atılmana rağmen ben yinede senin düzeleceğini umup evet gelsin oyu kullanmıştım ama hala aynısın...

zoraki saygılar...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
6 Yanıt
3706 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 01, 2008, 01:13:33 ÖÖ
Gönderen: blossom
1 Yanıt
2117 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 30, 2008, 10:02:09 ÖS
Gönderen: Veritas
3 Yanıt
2797 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 30, 2008, 11:20:56 ÖS
Gönderen: poyraz06
0 Yanıt
1394 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 01:33:18 ÖS
Gönderen: karahan
19 Yanıt
5288 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 01, 2015, 07:16:19 ÖS
Gönderen: Tij
0 Yanıt
807 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 02, 2012, 04:16:20 ÖS
Gönderen: Tij
0 Yanıt
984 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2013, 05:13:21 ÖS
Gönderen: GOASISG
10 Yanıt
4060 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 05, 2015, 11:49:58 ÖS
Gönderen: İNSAN
Bir Mayis

Başlatan Tij Mizah

7 Yanıt
1506 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 05, 2015, 05:38:34 ÖS
Gönderen: İNSAN
0 Yanıt
1147 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 20, 2015, 08:38:34 ÖÖ
Gönderen: Risus