Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ANDALUCIA = ENDÜLÜS ( 2 )  (Okunma sayısı 2089 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 15, 2010, 11:58:35 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Müslümanlar İberya’da

Kuzey Afrika üzerinden geçen Müslüman ordularının 711 yılında İber Yarımadası’nı ele geçirmesiyle birlikte, Müslüman-Hıristiyan ilişkileri gelişme göstermeye başladı. O sıralarda bu ilişkiler hiçbir zaman bir toplu düşmanlık haline dönüşmedi. İslâm orduları Pireneleri aştığında, Orta Çağ karanlığına gömülmüş bulunan Hıristiyan Batı dünyası, kendini toparlayıp Müslümanlara karşı toplu bir eyleme girişemedi. Çünkü böyle bir eylem salt bilek gücüyle olmuyor, temeline bir toplumsal kültür ve bilincin de yerleşmiş olmasını gerektiriyordu.

Endülüs’e yapılan ilk çıkartma 710 yılı Temmuz ayında Kuzey Afrika Valisi Musa İbn Nusayr’ın azatlı kölesi Tarif tarafından gerçekleştirildi. Bir askerî keşif girişimi niteliğinde olan bu çıkartmaya yaklaşık 400 atlı katılmıştı. Cebel-i Tarık Boğazı’nın en dar yerinde bulunan ve bugün de kendi adını taşıyan Tarife adlı (Ceziret’ül Tarif) yerden Avrupa kıtasına ayak basan Müslümanlar, kısa sürede Atlas Okyanusu’na kadar olan küçük bir alanı işgâl edip buraya karargâh kurdu.

Ertesi yıl Musa İbn Nusayr’ın, diğer bir azatlı kölesi olan Berberî soyundan Tarık İbn Ziyad, yaklaşık 13 bin kişilik bir ordu ile bugün kendi adını taşıyan Cebeli Tarık Boğazı’nın en dar yerinden Avrupa’ya çıktı. İslâm kaynaklarında efsanevî bir şekle bürünen bu fetih olayı ve Tarık İbn Ziyad’ın kişiliğiyle bağlantılı olarak değişik bilgiler verilir. Yarımadaya ilk çıktığında gemileri yaktırması gibi olaylar, Endülüs tarihine ilişkin ana kaynaklarda görülmez. Bu söylence, sonraki yüzyıllarda yazılan Himyerî ve İbnü’l-Kerdebûs gibi ikinci el kaynaklarda geçer. Bu nedenle Endülüs araştırmacılarının çoğu, gemilerin yakılması gibi bir olayın söz konusu olamayacağı görüşündedir. Çünkü askerlerin devlet ile bağlantısı deniz yoluyla olanaklıdır. Gemi yapımı da zor iştir. Sırf geri dönüş olmasın diye ortadan kaldırılmaları, akıl dışıdır...

İslâm kaynakları, Tarık İbn Ziyad’ın askerlerini toplayarak şöyle bir konuşma yaptığını yazar: «Ey insanlar... Nereye kaçabilirsiniz artık? Arkanızda deniz önünüzde düşman. Sizin için sabır ve bağlılıktan başka yapacak bir şey yok. İyi bilin ki, siz bu adada cimriler meclisindeki öksüzlerden daha az olanağa sahipsiniz. Karşınızda düşman, askerleri ve silahlarıyla sizi bekliyor. Yiyecekleri sebil gibi. Sizin neyiniz var? Kılıçlarınızdan başka sığınağınız, düşmanlarınızın elinden kapabildiğinizden başka yiyeceğiniz yok. ... Şayet ölümü göze alırsanız, fırsatları değerlendirebilirsiniz. Ben, kendimi kurtarabileceğim bir şeyi size buyurmuyorum. İşe ilkin kendi nefsimden başlıyorum. İyi bilin ki, pek az bir özveriye katlanırsanız, sürekli ve çok zevkli güzellikleri elde edebilirsiniz... İyi bilin ki, sizi davet ettiğim bu işe ilk koşan ben olacağım.»

Barbata nehrinin ağzında 25 bin kişilik Vizigot ordusuyla yapılan savaşta, Kral Rodrigue’in ordusu alt edilir. Böylece yaklaşık 780 yıl sürecek olan İber Yarımadası’nın “Endülüs” olma eylemi başlar.

Sağlam surları olduğu için Sevilla’yı bir yana bırakıp, Toledo’ya doğru yollanan bir grup Kurtuba önlerine gelir. İki ay süren bir kuşatmadan sonra, Endülüs İslâm Devleti’ne yüzyıllarca başkentlik yapacak olan bu ünlü kent ele geçirilir. Müslüman orduları Malaga liman kentini, Granada yakınlarındaki Elvire (el-Bire) kentini, sonra da yarımadanın doğusuna doğru ilerleyerek Murcia’yı alır. Toledo (Tuleytule) önlerinde Tarık İbn Ziyad ile birleşirler.

Tarık İbn Ziyad önce Toledo’nun çevresindeki yerleşim bölgelerini, ardından da o günkü Vizigot Krallığının başkenti olan bu kenti ele geçirir. Madrid’e sadece 69 kilometre kalmıştır. Bir ilkbaharda başlayan ele geçirme girişimi, sonbahara gelindiğinde yarımadanın yarısının fethi ile sonuçlanır.

Ertesi yıl “Yeşil Ada”ya (el-Cezîretü’l-Hadrâ) gelen Afrika Valisi Musa bin Nusayr, orduların komutasını ele alır. 713 yılında Sevilla da ele geçirilir. Ardından kuzeybatıya doğru yürünür ve Merida kenti de alınır.

Kısa bir süre sonra İber Yarımadası’nın kuzey bölgesindeki Zaragoza (Sarakusta) kenti ele geçirilerek Aragon, Leon, Austrias ve Galicia (Cellikiyye) bölgeleri denetim altına alınır.

7 yıl süren bir savaş tarihi özeti oldu bu. Kusura bakmayın. Bu savaş tarihlerinden hiç hoşlanmam aslında ama burada gerektiğini düşündüm.

Aslında bu fetih olayının toplumsal yönü daha önemli: Ele geçirilen bu yerlere Orta Doğu ve Arabistan’dan getirilen Müslümanların yerleştirilmesine başlanır. Her birine ayrı bir bölge verilir.

Müslüman fâtihlerin yaptıkları ilk ve en büyük yanlış, bu yerleştirmelerin uygulanmasındadır. Tarık İbn Ziyad’ın yarımadaya ayak basan askerlerinin yaklaşık çoğu Berberîdir. Bir yıl sonra Endülüs’e çıkan Musa bin Nusayr komutasındaki ordunun büyük çoğunluğu ise, Arap kökenlidir. Endülüs’e ilk ayak basanların Berberî oluşuna karşın, Araplar daha kalabalık olduğu için fethin tüm onurunu kendilerine mal etmiştir. Bu durum, ülke insanlarına haksızlık biçimine dönüştürülmüştür. Araplar, soğuk iklimli, verimsiz, dağlık, Hıristiyanlarla yüz yüze olan Orta ve Kuzey Endülüs bölgelerine Berberîleri yerleştirip, iklim yapısı ılıman, verimli ova ve otlakları olan doğu ve güney bölgeleri kendileri almıştır. İşte bu haksız ya da adaletsiz uygulama, daha sonra tüm Endülüs tarihi boyunca görülen Arap-Berberî anlaşmazlıklarının etkenlerinden biri olacaktır.

Arap yöneticilerin Endülüs’teki Berberîlere karşı adaletsiz uygulamaları, sadece yerleşim alanıyla sınırlı kalmamıştır. Ülkenin yönetiminde de yani siyasî ve idarî alanlarda da görülmüştür.

Endülüs’te sonradan doğan iç karışıklıkların kaynağı bu kadarla da kalmaz. Arap kabileleri, Saklebîler, Mevâlîler, Müsta’ribler, Müvelledler gibi toplumsal yapıyı oluşturan farklı öğeler arasında çeşitli anlaşmazlıklar yaşanır.

Merkezî yönetimin güçsüz düştüğü dönemlerde, çeşitli kentlere yerleşmiş olan Arap-Berberî kabileleri hemen bağımsızlık ilan ederek kendi emirliğini kurmaya girişir. Bu durum, giderek tek birlik altında toplanmaya başlayan Hıristiyan İberyalılara o kenti ele geçirme olanağı sağlayıverir. Müslümanların iç çekişmeleri, Endülüs’ü içte ve dışta her bakımdan olumsuz yönde etkiler. Kalıcı ve etkili fetihler sürdürülemediği gibi, kimi zaman halkın refah ve huzuru da sağlanamaz.

Bu çekişmeli yılların en çarpıcı örnekleri Valiler Dönemi, Birinci, İkinci ve Üçüncü Emirlikler Dönemi ile Gırnata Emirliği dönemlerinde yaşanır. Siyasî ve toplumsal uzlaşmanın sağlanamadığı ya da parçalandığı bu dönemler, ülke insanları için çok sıkıntılı yıllar olur

Tüm bu olumsuzluklara karşın, Arap ülkelerinden bu denli uzak bir yarımadada Müslümanların Osmanlı İmparatorluğu’ndan daha uzun bir süre (780 yıl) varlığını sürdürmesi başlı başına bir mucize sayılabilir. Gerçi Endülüs Emevi Devleti hiçbir dönemde Osmanlı gibi büyük bir imparatorluk konumuna yükselememiştir. Çünkü Osmanlı’nın bu yükselişi, Arap öğelerden çok Türklerin varlığına dayanır.

Bütün bu olaylar sırasında Müslümanların salt İberya’ya yerleşmekle kalmayıp, kuzeye, Batoı Avrupa’ya doğru ilerlediklerini de görürüz. 720 yılında Narbonne (Arbûne) kenti ele geçirilir. Toulouse (Tulûse), ardından Bordeaux (Bürzîl) kuşatılır. Sonunda Chatellerault yakınlarında, Kutsal Roma İmparatorluğu ailesinin saray nazırı Charles Martel’in komutasındaki ordu ile karşılaşılır. Büyük bir çatışma olmasa bile, iki ordu da üstünlük sağlayamaz. Tarihte Poitiers Savıaşı olarak anılan bu karşılaşmanın ardından Müslümanlar geri çekilir. Charles Martel ise İslâm ordusunun peşine düşüp kovalamaya yeltenmez.

Batılı kaynaklar, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki bu karşılaşmayı fazlasıyla abartmış, “tarihte yaşanan, sonucu kesin savaşlardan biri” olarak nitelendirmeye çalışmıştır. Ünlü İngiliz tarihçisi Edward Gibbon, bu savaşı “Avrupa tarihinin bir dönüm noktası” olarak nitelendirir: “Müslümanlar Poitiers önlerinde durdurulmasaydı, Sarasenler  Cebeli Tarık kayalığından Loire ırmağı kıyılarına kadar ele geçirdikleri 400 yerleşim merkezinin yanına daha 400 yeri de ekleyecekler, Polonya sınırına ve İskoçya dağlarına kadar gelmiş olacaklardı. Rhein nehrini geçmek, Fırat ve Nil’i geçmekten çok daha kolaydır. Arap deniz filosu Thames nehrine hiçbir deniz savaşına katılmaksızın girebilecekti. Sonuçta Oxford’daki 8 üniversitede bugün Kur’an okunacak, bu okulların yüksek kürsülerinden sünnetli bir halka Muhammed’in vahyinin kutsallığı, gerçekliği anlatılacaktı.”

Edward Gibbon’un söyledikleri gerçekleşseydi, herhalde Avrupa tarihi bambaşka bir yönde gelişirdi. Ülkeler arasında kıyım ve yıkımlara neden olan Haçlı Seferleri yaşanmazdı. O günün toleranslı İslâm ortamında, Avrupa uygarlığı, gelişmek için Rönesans’ı 500 yıl daha beklemezdi. Endülüs medreselerinde bilim uğruna kılık değiştirerek gizli gizli bir şeyler öğrenmeye çalışan Avrupalı Hıristiyan öğrenciler, ellerini kollarını sallayarak özgürce eğitim ve öğrenim görürdü.

İslâm Rönesansını yaşayan Müslüman ülkelerde de tarih başka türlü gelişirdi. Bu Rönesansın sonrasındaki yıllarda ortaya çıkan gerici düşünce ve akımlar yaşanmaz, İslâm dünyası da bugünkü geri kalmışlığını yaşamazdı.

Bir başka koldan, Akdeniz kıyılarından güney Fransa’ya giren Müslümanlar, 725 yılında Oksitanya adıyla da anılan Languedoc’ta Carcasonne (Kargaşûne) ve Nimes kentlerini hiçbir direniş görmeksizin ele geçirir. Rhone havzası boyunca ilerlemeye devam ederek, bölgenin en önemli yerleşim merkezi olan Lyon’u kuşatır. Buradan hızla geçerek aynı yılın Ağustos ayında Bourgonie bölgesindeki Autun’u ele geçirirler.

Güney Fransa üzerine yürüyen İslâm orduları Narbonne Valisi Yusuf İbn Abdurrahman (Josephe bin Abderaman) komutasında ilerleyerek, 735 yılında Arles’i, 737’de Avignon’u alarak Lyon’u yeniden kuşatır. Charles Martel ve oğlu Pepin, Müslümanları bu bölgeden çıkarmaya çalışırlarsa da ancak 759 yılında Pepin’in Narbonne’u ele geçirmesiyle Müslümanlar Pireneler’in batısına geçer.

Özetlersek, Hz. Muhammed’in ölümünden 80 yıl sonra Müslümanlar, Hicaz çöllerinden kalkıp, İberya’ya ayak bastı. Bundan 20 yıl sonra da Paris’in 234 km yakınlarına kadar uzandılar.

Tarihinin her döneminde Müslümanlar bir yere çok hızlı girmiş ama çok yavaş ve zor çekilmiştir. Nitekim kuzeyden başlayarak bütün İber Yarımadası’ndan çekilişleri, bu yüzden yaklaşık 780 yıl sürmüştür.





İzleyecek bölümde Endülüs Emevi Devlet’inden söz etmek istiyorum; ancak savaşlardan ve toprak işgâllerinden çok kültür açısından…



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
3486 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 12:24:43 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
1 Yanıt
3418 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 12:37:28 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
3 Yanıt
4477 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 01:49:43 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
2 Yanıt
3455 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 01:27:48 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
1 Yanıt
4809 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2010, 09:55:19 ÖS
Gönderen: semih_tatar
0 Yanıt
5531 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 23, 2010, 11:59:24 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1899 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 04, 2010, 12:15:39 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3428 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 05, 2010, 12:51:04 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2227 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 07, 2010, 06:26:21 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3397 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 11, 2010, 01:04:49 ÖS
Gönderen: ADAM