Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ANDALUCIA = ENDÜLÜS ( 3 )  (Okunma sayısı 3458 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 17, 2010, 09:52:45 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Endülüs Emevi Uygarlığı

750 yılında Abbasîler, Emevi sülâlesinin egemenliğine son verdi. Abbasîlerin kılıçtan geçirdiği Emevi Halifesi Hişam’ın torunu Emir Abdurrahman, 756 yılında Kurtuba’yı ele geçirerek, kendi adına hutbe okuttu. Böylece Endülüs Emevi Devleti resmen kurulmuş oldu.

Kurtuba (Cordoba) kentinin tüm mimarisi, Şam’daki camileri, evleri andırır. Bu nedenle Şam, Gotik, Rönesans ve Yahudi sentezi, bölgedeki kültürün içine sinmiştir.

Cordoba, Batı aydınlaması bakımından önemli bir kenttir. Ünlü İslâm medresesi burada kurulmuştur. Tarihte ilk katarakt ameliyatının, 14. yüzyılda burada yapıldığı söylenir.

Aristoteles’in yapıtlarını Latinceye çevirip, Batı’da Aydınlanma Çağının başlamasına katkıda bulunmuş olan ünlü İslâm düşünür ve bilim adamı İbn-ür Rüşd bu kentte ölmüştür. Anısına dikilmiş bir heykel günümüzde bu kentin süslerinden biri.

Cordoba’nın simgesi haline gelmiş olan katedrali, La Mezquita (mescit) olarak bilinir.

756 yılında Kurtuba’ya giren 1. Abdurrahman, Arap geleneği uyarınca, Hıristiyanlara din ve tapınım özgürlüğü güvencesi yanında, eski bir Roma Pagan tapınağının yerine yapılmış olan katedrali kullanmalarına izin vermişti. Kısa süre içinde kentteki Müslüman sayısı artmış, 10. yüzyılda 600 bine ulaşmıştı. Oysa o tarihlerde Paris’in nüfusu sadece 30 bin dolayındaydı.

Müslüman nüfus arttıkça cami yetmemeye başladı. Abdurrahman, katedralin yarısını camiye çevirmek zorunda kaldı. Hıristiyanlara, yarı kısmı camiye çevrilen katedral için yüklü bir ödeme yapıldı; kuracakları yeni kiliseler için de ayrıca ruhsat verildi.

Abdurrahman, katedralin yerinde görkemli bir caminin kurulması konusunda azimli ve kararlıydı. “Zekât Evi” ya da “Arınma Evi” olarak tanınan bu cami sayesinde Kurtuba, “Batı’nın Mekkesi” kimliğine büründü. Abdurrahman, Büyük Kurtuba Camii’ni kendisi tasarladı ve gelirinin önemli bir bölümünü bu binanın yapımına harcadı. Ancak 788 yılında ölünce, bu projenin bitirilmesi oğlu 1. Hişâm’a  kalmıştı. Sonraki emir ve halifeler, ilk mimarî özelliğini koruyarak bu yapıyı büyüttü. Sonuçta, 1273 taş sütun ve kemerin taşıdığı, ağaç işçiliği görkemli ahşap tavanı ile 20 bin küsur metrekare kapalı alanlı bir yapı ortaya çıktı. Çevresinde de ayrıca yaklaşık 10 bin metrekare alanlı revaklarla çevrili bir avlu kuruldu. 912-961 yılları arasında devleti yöneten Halife 3. Abdurrahman buna minare ve şadırvan eklerken; 2. Hişâm’ın vezirlerinden el-Mansur da bunlara ek olarak 10. yüzyılın sonlarına doğru kubbeli sekiz yeni sahn (cami ile medreselerde halkın toplanmasına yarayan üstü kubbeyle örtülü yer) yaptırdı.

Büyük Kurtuba Camii’nin 2. Hakem el Müstansır tarafindan 960’lı yıllarda yaptırılmış olan mihrabı, Arap motifli ve büyüleyici bir mozaik şaheseridir. Mozaikler ve bunları yapan ustalar, dönemin Bizans imparatorunun armağanı olarak Constantinopolis’ten gönderilmiş... Üzerinden bin yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın, burası dünyada hâlâ ayakta kalmış en önde gelen dinsel yapılardan biridir.

1236 yılında Kurtuba Hıristiyanların eline geçince, adı Cordoba olarak değiştirildi. Kenti alan 3. Fernando, ilk iş olarak Müslüman halkı kentten sürdü. Ancak, caminin baştan sona yıkılarak yerine büyük bir katedral yapılmasını isteyen piskopos ile aralarında anlaşmazlık çıktı. Müslümanları kentten sürmüş olsa bile İslâm sanatına hayranlık duyan Fernando, caminin tümüyle yıkılmasını engelledi. «Yeni bir katedral yapalım derken dünyanın bu büyük sanat harikasını yok etmeye hakkınız yok.» dediği söylenir. Bu nedenle Cordoba’da küçük çapta bir iç savaş bile yaşandı ama sonunda kültür kazandı ve cami yıkımdan kurtulup tüm görkemi ile günümüze kadar ulaştı. Tek farkla ki, orta yerine bir katedral inşa edilerek... Kuzeydoğu yönündeki revak üzerindeki minare ise, etrafına kare biçimli bir kule örülerek saklandı ve üzerine de bir çan oturtuldu.

Katedralin yapımına gelir sağlamak amacıyla ölünce buraya gömülecek zenginlere yer bulunması ve orta alandaki katedral bölümü için 400’den çok sütun yıkıldı. Tavan yükseltilerek, büyük bir kilise inşa edildi. Günümüzde bu katedral kendi içinde çok görkemli ve büyük ama geriye kalan 860 sütunun taşıdığı kemerlerin ortasında öylesine kalakalmış durumda.

Büyük Kurtuba Camii’nin katedrale dönüştürülme sırasında bir sürü de ekleme yapıldı. Bunların yapımının tamamlanması 14. yüzyılı buldu. Toplam 23 bin metrekarelik alanda yer alan ve avlusunda portakal ağaçları olan bu katedralde, Arap, Yahudi ve Gotik mimari stilleri bir arada yaşıyor. Şu anda aslında bir katedral ise de, daha önce değinmiş olduğum gibi “Mezquita” olarak anılıyor.

Şimdilerde, İspanyol yetkilileri Mezquita’yı, özgün haline getirme, en azından eski ölçülerine uygun bir tarzda restore etme gayreti içinde. Bu büyük caminin bir katedrale dönüştürüldüğü 1238 yılından beri üzerinde birçok değişiklik yapılmış olduğu için, bu iş çok karmaşık bir hale gelmiş durumda... Arap mimarisinin en güzide yapıtlarından birinin üzerini örten sıvayı kaldırmak ve eski dekorasyonu, kendisini aptalca örten alçı-kireç karışımı badanadan kurtarmaya yönelik yoğun çalışmalar sürüyor. Özgün haliyle uyumsuz resimler yerinden çıkarılıyor; döşemelerin bir bölümü sökülerek aynı yere çağdaş teknik olanaklar kullanılarak aslına benzeyen yenilerinin döşenmesine çalışılıyor. (Daha birçok örneği vardır ama benzer bir olgu İstanbul’da Ayasofya için söz konusu… Yıllardır bitmez tükenmez bir şekilde yürütülen tartışmayı İslâm bağnazlığının mı yoksa toleransı öngören kültür korumacılığının mı kazanacağı, sonunda o güzelim yapıtın kurtulup kurtulamayacağı, perişan bir halde yığılı duran sanat yapıtlarının kurtarılıp kurtarılamayacağı henüz belli değil sanırım.)

756 yılında başlayıp 1031 yılına kadar süren dönemde Endülüs uygarlığı doruğuna vardı. Başkent Kurtuba, Bağdat ve Kahire‘den sonra İslâm dünyasının üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi. Düzgün caddeleri, sokakları, evleri, hamamları, su şebekesi, hastaneleri, medreseleri, camileri ve saraylarıyla, Avrupa’daki uygarlığın gelişimine ışık tuttu.

İlginçtir ki, Hıristiyanların Kurtuba’da öncelikle ilgilendiği şey hastanelerdi. Birçok kral, bilimin özellikle tıp alanında çok ilerlediği Kurtuba’ya gelirdi tedavi olmak için.

İspanyol krallardan herhangi biri, bir cerrah, bir mühendis, bir şarkıcı, bir terzi ya da bir mimara gereksinme duyduğunda, kültür merkezi Kurtuba’ya elçi gönderirdi. Navarre Kralı 3. Sancho da veliaht oğlunun eğitimi için Kurtuba’dan öğretmenler istemişti.

10. yüzyıl başlarında Abbasîlerin gücü azalmaya başladı. Mısırdaki Fatimîler, halifeliğin kendilerinde olduğunu ileri sürdü. Endülüs Emiri 3. Abdurrahman da 929 yılında kendisini halife ilan etti. Böylece İslâm dininin önderliği bölünmüş oldu.

Endülüs Emevilerinin başarıları 11. yüzyıl başlarına kadar sürdü. 1031 yılında parçalanarak Tavaif-ül Mülk denilen küçük emirliklere bölündü.

Bu büyük devlet, halife unvanını taşımaya başlayacak olan 3. Abdurrahman döneminde gücünün zirvesine ulaştı. 1031 yılına kadar Hıristiyan dünyası, Endülüs’e karşı herhangi bir saldırıda bulunmak şöyle dursun, parlak İslâm uygarlığı karşısında aşağılık duygusunu yaşadı. Batılı Hıristiyan, dininin ve Roma’nın varisi olmakla gurur duyardı. Ancak farkına bile varamadığı bir hoşnutsuzlukla, İslâm uygarlığının kendisininkinden çok daha üstün olduğunu hayranlıkla izledi.

Endülüs uygarlığının mimari yapılarını, medreselerini, saraylarını, bilim merkezlerinin adlarını sıralamakla başa çıkılmaz. Her şeyin iyisini, güzelini ve üstün olanını yapmayı arayan Endülüs uygarlığı, başkent Kurtuba’da tüm görkemiyle hâlâ ayakta kalan ve dünyaya ün salan, dillere destan bir saray inşa edip efsaneleşmekten geri kalmamıştı. Yüzlerce odanın, binlerce sütunun süslediği, geometrinin duvar, tavan ve kemer işlemelerinde olağanüstü bir güzellikle sergilendiği bu saraya Sierra Morena dağlarından kanallar döşenerek içme suyu bile getirilmişti.

Bu sarayın adı Medina Al-Zahara’dır... (Zehra’nın kenti) Saraya adı verilen Zehra, Endülüs Emevi Devleti’ni 30 yıl boyunca dirayetle ve çok başarılı bir biçimde yönetmiş olan 3. Abdurrahman’ın en gözde, en alımlı, en zarif, en güzel, en çok sevdiği karısıydı.

3. Abdurrahman yalnızca saray, medrese, cami inşa etmekle kalmamış, diğer ülkelerle uluslararası diplomatik ilişkiler de başlatmıştı. Fransa, Alman ve İtalyan ülkeleri ile Bizans’a elçiler atamış; oralardan elçiler kabul etmiş, bunun için de sarayında görkemli bir “büyükelçiler salonu” yaptırmıştı. İşte bu salonda günümüzde bir İspanyol ressam tarafından yapılmış büyük bir tablo var. Burada o tabloyu anlatmadan geçemem.

Bu salonda heyecanlı bir kalabalık ağırlanıyor. Constantinopolis’ten gelmiş, rahip giysisi içerisindeki Bizans elçisi, el pençe divan. Karşısında bağdaş kurmuş 3. Abdurrahman, yanında vezirler ve Endülüs bilginlerinden Ebul-Ali el-Kali ile Sahib el-Amali... Yere değerli halılar döşenmiş. Elçinin, karşılaştığı görkemden ötürü dili tutulmuş gibi bir görünümü var; biraz boynu bükük biraz da ezilir gibi...

Tablonun fotoğrafı pek iyi çıkmamış; belki profesyonelce biraz daha net hale getirilebilir ama benim elimdeki bu.



Gerçek gücün bilgide olduğunu bir türlü kavrayamayan, onu bir türlü ne kullanmayı becerebilen ne de kullanılmasına razı olan Kilise bağnazları, Hıristiyanlar Kurtuba’yı Müslümanlardan alınca kentin tüm kitaplıklarını Vadi el-Kebir nehrine boşaltmış. Nehir, günlerce mürekkep renginde akmış. Bir başka tarihte ise kesilen Müslüman ve Yahudilerin kanlarından ötürü kıpkırmızı. Günümüzde nehrin üzerindeki köprünün tam ortasında bir Meryem Ana heykeli var; sanki bu işleri yapan oymuş gibi... Yerler mum damlalarından yapış yapış. Köprüden her geçen bir mum yakıp, kendince bir de dua okuyup, sanki Kurtuba’yı böylesine mahveden Hıristiyanlar adına vicdanını temizliyor.




Cordoba çok etkileyici olduğu için burada özellikle onun üzerinde durdum ama korkarım sözü biraz uzattım. Ancak bitiremiyorum da… Bir başka bölüm daha yazmalıyım Endülüs Emevi Uygarlığına ilişkin.. Günümüzde İspanya’nın hemen tüm kentlerinde Endülüs İslâm uygarlığının sanat yapıtlarını görmek olanaklı. Hepsini anlatmak ise olanaksız. Ancak günümüzde Granada ardını taşıyan Gırnata’ya ve özellikle Elhamra Sarayı’na değinmeden geçip gitmek de bir o kadar olanaksız. Onu da izleyecek bölümde yapmaya çalışacağım.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 27, 2010, 12:37:28 ÖS
Yanıtla #1

Hıristiyan ve Müslüman ilişkilerinin geçmişte en yüksek dereceye varan uç noktalara kadar gidebilen önemli derecede bunu savaşa döüştüren etkenlerin çoğumuz farkında olsak da bunu hızlandıran bir etkenin görünürde olmayıp da hep dış etken olarak görüldüğü ancak bazı egoist kimselerin bu durumda büyük rol aldıkları aslında olayın özüne indiğimizde ise bütün bunların neden yapıldığı, sonrasında ise neden durulduğu şimdi de dünyamızda bütün dinlerin birleşimi adına, daha önce bölünmüş olan dinsel grupların aynı kökten türediği bilinci aşılanarak yeni vizyon türetildiği, buna dahil olarak yeni anlayışı güçlendirecek yeni gelişimlere yol açacap ve etken oluşturacak bazı birtakım grupların bu gelişimde gözardı edilemeyen önemli etkilerinin olacağı kanaatindeyim. Tıpkı dışardan görünmez bir elin değmesi gibi herşeyin yolunda ve rayında gideceği dediğim gibi bu çok önemli bir gelişme olabileceği gibi insanların birçoğunun bile farkedemeyeceği derecede ani hızla da meydana gelebilecektir.

Bu din ayrılıklarının Insanlık tarihinde çatışmalara yol açması belki de bir yönden gerekliydi ama dikkat ettiyseniz Kutsal Kudüs üzerinde gerçekleş- tiril- mesi de ayrı bir tartışma konusudur. Bunun nedenleri aslında tarihin sayfaların gizlidir. Kutsal Kitaplarda da.. tabi içinden çıkarılıp da yok edilmediyse.   
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
3530 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 12:24:43 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
2119 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 15, 2010, 11:58:35 ÖÖ
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
4546 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 01:49:43 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
2 Yanıt
3500 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2010, 01:27:48 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
1 Yanıt
4856 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2010, 09:55:19 ÖS
Gönderen: semih_tatar
0 Yanıt
5583 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 23, 2010, 11:59:24 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1956 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 04, 2010, 12:15:39 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3470 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 05, 2010, 12:51:04 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2272 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 07, 2010, 06:26:21 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3452 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 11, 2010, 01:04:49 ÖS
Gönderen: ADAM