Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Murat Bardakçı Musiki İnkilabı ve Ork. Şefi Dr.Fazlı Orhun Orhon'un Cevabı  (Okunma sayısı 4825 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 03, 2010, 10:10:26 ÖÖ
  • Ziyaretçi

Öncelikle Murat Bardakçı'nın o yanılgı dolu yazısı;

'Musiki İnkılâbı' ve başarısızlık
08 Kasım 2010 Pazartesi, 12:18:36

Tekfen Filarmoni Orkestrası, İstanbul'da geçen Cuma gecesi güzel bir konser verdi.
Romen şef Yoel Levi'nin idare ettiği orkestra önce 1977'de ölen Türk besteci Ferit Tüzün'ün "Türk Kapriçyosu"nu çaldı, 24 yaşındaki Rus piyanist Denis Kojuhin'den Rahmaninov'un herhalde hiçbir zaman eskimeyecek olan ikinci konçertosunu dinledik, daha sonra Çaykovski'nin "Slav Marşı", Haçaturyan'ın "Gayane Süiti" ve Borodin'in "Kuman Dansları" icra edildi.
Borodin'in "Poloveç Dansları" diye bilinen eserini neden "Kuman Dansları" diye yazdığımı merak edenler çıkabilir, söyleyeyim. En eski Türk kavimlerinden olan Kumanlar'a Rusça'da "Polovtsi" denir, "Poloveç Dansları" da "Kuman Dansları" demektir. Eser, Borodin'in 12. asırda yaşayan, Rurik Hanedanı'ndan olan ve Kuman Türkleri'ne karşı akınları ile tanınan Prens İgor Svyatoslaviç'in efsanelerini konu aldığı "Prens İgor" operasının bir bölümüdür.
Kimse kusura bakmasın: Ben, bizdeki resmî orkestraları dinlemeyi sevmem! Zira Avrupa orkestralarını işittikten sonra, resmî orkestralarımızın icraları, özellikle de tınıları bana biraz yavan ve ucuz gelir. Birkaçı istisna olmak üzere, Türk icracılar hakkında da aynı şekilde düşünürüm. "Aslını dinlemek varken onlar kadar hislendirmeyen müziği neden dinleyeyim ki?" derim ve bu işi kaliteli bir elbiseye sahip olma imkânı bulunanların gidip ucuz taklitleri satın almalarına benzetirim.
Resmî orkestralarımızın tını ve eserin ruhunu yansıtma bakımından geride kalmalarının en başta gelen sebebi bu işin hâlâ devlet memurluğu zihniyeti ile yapılması ve klasik müziğin hissiyatını bir türlü kavrayamamış olmamızdır. Bunda, klasik müziğin bir dönemde zorla sevdirilmeye çalışılmış olmasının da etkisi vardır.
Ama, geçen Cuma gecesi Tekfen Filarmoni Orkestrası'nı Batı'nın gerçek bir orkestrasının konserine gitmişcesine zevkle dinledim. Gayet güzeldi, zira orkestrada çok sayıda yabancı müzisyen vardı, yani "kendi müziklerini" yapıyorlardı.

TÜRK BEŞLERİ'NİN YAŞITI
Konserden sonra "Böyle güzel, zevkle dinlenen ve dünya çapında bilinen eserler bizde neden bestelenmedi?" diye düşündüm...
Çaykovski ile aslen Gürcü olan Borodin'i bir tarafa bırakalım, zira her ikisi de 19. yüzyılda yaşamışlardı ve ayrı bir gelenekten geliyorlardı. Tatar asilzadesi RahmanîMırza'nın soyundan olan Rahmaninov'u da saymayalım, zira ailesi sonraları tamamen Ruslaşmıştı ve yaptığı müzik, yetiştiği kültürün müziği idi.
Peki ama ya Haçaturyan?
"Spartakus" ile "Gayane" balelerinin ve dünyanın en tanınmış melodilerinden olan "Kılıç Dansı"nın bestecisi Aram Haçaturyan'ın eserlerini bizim kompozitörlerimiz ile mukayeseye kalktığımızda ne düşüneceğiz?
Haçaturyan 1903 doğumludur, yani bizde bir çevrenin yere-göğe koyamadığı ama eserleri 70 küsur seneden buyana dünya çapında hâlâ takdir görememiş ve tanınmamış olan "Türk Beşleri"nin yaşıtıdır. Tiflisli gayet fakir bir Ermeni ailenin çocuğudur, müzik tahsiline geç başlamıştır ama sadece "Kılıç Dansı" bile, artık dünyanın en meşhur ezgilerindendir ve bilgisayar oyunlarına kadar girmiştir.

HATAYI NEREDE YAPTIK?
Türkiye'nin "Musiki İnkılâbı"nın üzerinden bu kadar uzun seneler geçtikten sonra, hiçbir zaman ciddî şekilde kabul görmemiş birkaç bestecisini bir çevrede kendi kendine reklam etmeyi bir tarafa bırakıp dünya çapında kompozitör çıkartamamış olmasının sebebini artık açıkça tartışması gerekiyor.
Eksiklik nerede ve kimde? 1930'larda ekonomisini tahıl ihraç ederek ayakta tutmaya çalışan Türkiye o zamanların bütçesinde önemli bir yer tutan "Musiki İnkılâbı" yatırımını yanlış kişilere ve yanlış politikalara mı yaptı? Başarısızlıkta memleketin geleneksel müziklerine dudak bükmenin tesiri oldu mu? Sadece "mecburî hizmet" gereği eser veren besteciler yetiştirmekten niçin bir türlü kurtulamadık?
Ve, en önemlisi: Halk, bu müziği neden bir türlü benimsemedi?



Orkestra Şefi ve Besteci Dr. Fazlı Orhun Orhon, Habertürk yazarı Murat Bardakçı’nın Cumhuriyet dönemi Türk bestecileri ile ilgili yaptığı suçlamalarla ilgili yazısı üzerine bir mektup yazdı.

Orhun Orhon’un, Murat Bardakçı’ya yazdığı mektup şöyle:

“26 Kasım tarihli yazınızla ilgili birkaç görüş belirtmek istemekteyim,

Türk Devrimi'nin anlamsızlaştırılmaya çalışıldığı bu dönemde, dünya çapında eser verememiş, tanımamış Türk Besteciler ithamı ile; iflas etmiş müzik okullarımız ve değersiz bir sanat hayatımız olduğundan bahsetmişsiniz. Zannederim daha sonra da sıra tiyatroya gelecek. Bu durumu kabul etmeyecek olmamızı da bir tür putperestlikle özdeşleştirmişsiniz.
Sizin de bildiğiniz gibi Batı Stili'nde eser verme geleneği tam da övgüyle bahsettiğiniz 19 yy. İstanbul'unda bir hayli fazladır. Vaktinizi fazla almadan hatırlatmak isterim ki Lizst'in resitali, Donizetti Paşa fenomeni, kurulan bandoların sokaklarda Verdi'nin en popüler opera temalarını çalmaları, pek çok opera ve operetin Fransa ve İtalya'dan hemen sonra Pera'da küçük kadrolar ile sahnelenmeleri devrimden çok önce gerçekleşmiştir.
Daha da önemlisi örneğin V. Mehmet gibi pek çok sultanın da Batı anlayışında eserler vermiş olmasıdır. Dikran Çuhacıyan ve Edgar Manas gibi bestecilerinde varlığı ve kanto geleneği de cabası. Dolayısı ile bu tür müzik anlayışının Kentsoylu (burjuva) kültürünün İstanbul'a oturmaya başlaması; Avrupa'nın ekonomik sisteminin Osmalı'nın başkentine girmesi ile yakın ilgisi var. Bu dönemde Anadolu Halkı'nın İstanbul'dan kaç yüzyıl geride kaldığı ortada. Nihayetinde orası Avrupa sayılan Konstantiniye değil üstelik Kanuni'den beri sömürülecek bir yığın olan "Etrak-ı bi idrak" ın anayurdu. Zannederim üstü kapalı olarak anıştırdığınız, günümüzde Kemalizme karşı haklı! tepki gösteren ve neo liberal atağa maşa ettiğiniz Anadolu Halkı da bu. Bir toprak ağasının malı ya da vergi vereceği, askere alınacağı zaman hatırlanan Anadolulu. Türkçe bile konuşamayan veziri-azamlarca horlanan, cahil bırakılan, bir şeyhe, şıha bağlı koyun sürüsü. Bu nitelendirmeyi özellikle yazdım zira "arabesk" dediğimiz kültür de aynı cehaletten geliyor.

CUMHURİYET'İN GETİRDİĞİ KÜLTÜR

1920 ile başlayan devrimler tüm halk şairleri, ozanları neredeyse Osmanlı Otoriteleri'nce kovalanan, mezhep yüzünden değersiz görülen koca bir halka kimlik ve özgüven kazandırma çabası değil de nedir? Bunlardan önce Müslüman Anadolu halkı değişen dünya düzeninin ne kadar farkında, ne kadar okur yazar, ne kadar kendi kaderine hakimdir? Ne kadarı tüccar? Ne kadarı denizci? Ne kadarı divan şairi? Ne kadarı ebru sanatçısıdır? Bizden şüpheyle bakmamızı istediğiniz devrimlerin değerini ortadan kaldırınca geriye kalan "etrak-ı bi idrak" lıktan başka neye sığınacağız? Hoşgörülü Osmanlı safsatasına mı? İstanbul'daki mutlu azınlıktan ve Anadolu'daki gayri-müslüman topluluklardan başka ticaret, birey bilinci ve konumuzla da ilgili olarak çağcıl sanat ve bilim anlayışına sahip kaç tane dünyaca bilinen Anadolu İnsanı biliyorsunuz?
En azından bu devrimler, yine kendi alanımla ilgili olarak; Anadolu İnsanı'nı Ulvi Cemal Erkin'e, Adnan Saygun'a, Suna Kan'a, İdil Biret'e, Gürer Aykal'a ve en nihayetinde Fazıl Say'a çevirmiştir. Üstelik maddi olanaklarına bakmaksızın. Hemen hemen 1960 sonrası tüm başbakanlarımız da böyledir. Bu devrimler sayesinde Ispartalı bir çoban, Cumhurbaşkanı olabilmiştir. Ne yazık ki bundan sonra herhangi bir başka Anadolu Köylüsü'nün bu şansı kalmamaktadır. Zira bu devrimler 1950'den beri ve daha de süratle 12 Eylül 1980'den sonra sulandırılmaktadır.

BAŞARISIZ SAYILAN BESTECİLER

Cumhuriyet Devrimlerine vurulan ilk darbe sanırım toprak reformuna vurulan darbedir. Böylece Anadolu Köylüsü'nün kendi bekaası için çalışan, doğal çıkarı için demokrasiyi ve eşitliği savunan bireyler olması engellenmiş; aksine şeyhin, ağanın elindeki oyuncaklar, kaderci, silik insanlar olmaları sağlanmıştır. İşte Cumhuriyet tarihinin ilk arabesk karşı darbesi tam da budur. Hemen akabinde ikinci darbe de gelir ve köy enstitüleri kapatılır. Köyün içine girip, tek tek herkesi eğiten, bilinçlendiren bu kurumlar vaktin Amerikancı, neo-liberal anlayışına göre komünist yuvasıdır ne de olsa. Sizin de bildiğiniz gibi bu dönemde CHP içinde ve sonrasında DP olarak harket eden faktörlerin hemen hemen hepsi toprak ağalarıdır. Böylece kültürel açıdan da darbe alır çağcıl Anadolu Bireyi'ni yaratma çabası. Üstelik demokratik, bilimsel davranabilen, hukuka saygı gösteren özetle kentsoylu kültürün tabana inmesi de engellenmiştir. Yine horlanmıştır yani Anadolulu. İşte şehire, o kültüre karşı olan düşmanca tavır yine canlanır, Osmanlı'dan hatıra kalan. Giderek de büyüyecektir bu tepki zamanla 1950'den sonraki başarısız iç politikalar ile.
Başarısız saydığınız besteciler işte bu dönemlerde yaşamışlardır tüm devrimcilikleri ile. Örneğin Hasan Ferit Alnar bir kanun sanatçısıdır ve bu saz için bir konçerto da yazmıştır Viyana'da seslendirilen. Tüm Türk Beşleri halk türkülerini çok seslendirmişlerdir. Rus Bestecileri gibi. Saygun, Yunus Emre'yi dünyaya tanıtmıştır üstelik 1958'de Stokowski tarafından Birleşmiş Milletler'de seslendirilmiştir. Viyana, Berlin, Vatikan ve Budapeşte'deki seslendirilmelerinden başka. Stokowski bir de bu eseri o dönemde Aya İrini'de kaydetmek istemiştir Decca firmasını kendi getirip, ücret talep etmeden. Ne yazık ki 1958'in bürokratı üstünü örtmüştür bu talebin üstünü bir bahaneyle. Yine aynı bestecinin tüm senfonileri Staatsphilharmonie Rheinland-Pfalz'ca Ari Rasilainen yönetiminde kaydedilmiştir ve halen dünyanın her yerinde seslendirilmektedir giderek artan oranlarda. Bunun sebebi ise "Peer" Müzik Yayınevi'nin; Saygun'un eserlerini basıp yayınlama hakkını almış olmasıdır. Ne yazık ki bizim yapmadığımızı yine başkası yapıyor.

ZORLA ÇALDIRILAN ESERLER

Yazınızda devlet zorlaması ile Türk Eserleri'nin her fırsatta zorla çalındığını ve insanlara dinletildiğini iddia etmişsiniz. Keşke dediğiniz gibi olsa. Orkestra programlarına bakın, hatta bir iki isim hariç şeflerin ve solistlerin repertuvarlarına bakın ve ne yazık ki konservatuvarların eğitim planlarına bakın, onlar bile bu işin önemini anlamış değiller. Bir orkestra şefi olarak hemen söylemeliyim ki tüm izleyiciler en çok kendi toprağının insanının yaratılarına ilgi gösteriyor çünkü ulusal gurur ve cesaretimizi arttırıyor. Tarih bilincimizi, ortaklık anlayışımızı arttırıyor. Muammer Sun'un Kurtuluş Filmi Müzikleri'ni dinlediniz mi hiç bir topluluk içinde? ya da Cemal Reşit Rey'in Onuncu Yıl Marşı'nı? Ferit Tüzün'ün halk müziğimiz ile yoğurduğu Esintileri'ni? Erkin'in keman konçertosunu? Sadece klasik bestecilik okulumuz değil, sonraki dönem modern bestecilerimiz de ilgiyle takip edildi ve ediliyor dünyada. İlhan Usmanbaş, Bülent Arel buna en güzel örnekler.
Erkin'in eserlerinin daha ancak şimdi basılacak olamsı ile ilgili alaycı bir tavır sergilemişsiniz. Bilir misiniz tüm bu bestecilerin eserleri niye az seslendirilir dünyada? Çünkü tüm notalar el yazısıdır hala; suyunun suyu fotokopidir. Devlet sandığınızın aksine çoğunu basmamıştır bile. Pek çoğunun orjinalleri bile paramparçadır, yerlerdedir. Çoğu dinleyicisine bile ulaşamamıştır. Niçin böyledir? Çünkü Anadolu'nun kimliğini bulması, yüksek sanat ürünleri çıkarması kimsenin işine gelmez. Besteciler Birliğimiz bile daha ancak yeni kuruldu. Bu eserlerin hakkını soracak birlik Niçin? Çünkü 1950'lerden beri birlik demek komünist demek. O sebeple birlik hissimiz düşük bizim.
Diğer taraftan da sizin gibi kentsoylu insanlar merak etmediler hiç bizim durumumuzu hangi sanatçı hangi eser yansıtır diye? (Örneğin Şostakoviç'in eserlerinde Stalin Rusyası'nı duyarsınız rahatlıkla. Saygun'da da o itelenen Anadolu'yu, fukaralığını, iç huzursuzluğunu onun.) Çünkü eğitiminizden kaldırılmıştır tiyatro, müzik, ebru ya da hat sanatı merakı. hatta eğitiminizden ana diliniz bile kaldırılmıştır. Böylece üniversite yani evrensel fikirler köyünün kendi toplumu ile bağı kesilmiştir. Yüksek öğrenim hakkı bile 2-3 saatlik sınava bağlıdır. Dersanelere et yığını gibi atılır küçücük çocuklar bile. Kaldı ki ne zaman konsere, tiyatroya gitsin hobileri olsun. En sonunda da müzik eğitimi de kaldırılır okullardan. Ne gerek var dersanede geçirilecek bir saat daha varken. Hiç düşündünüz mü niçin klasik batı ve türk müziği konservatuvarları ayrıdır? Daha çok kutuba bölmek için bizi. Bölünelimki o sentezi yaratamayalım. Bir araya gelemeyelim ki göremeyelim. Örneğin Erkin'in keman konçertosunda Kürdi makamı olduğunu, çünkü bölünmemiz lazım bizim batıcı, doğucu, kürdi olarak. Asla gurur duyamamalı Anadolulu gerçek potansiyeli ile fark edememeli onu.

MÜZİK DEVRİMİ İFLAS ETMEMİŞTİR

Peki bunun yerine ne koymak lazım, kimsenin sorgulamaması için olan biteni? Psiko-seksüel, abartıcı, öznelci pop ve arabesk anlayış. Özetle biz şehirli olmayacağız çünkü aykırı. Onun yerine henüz üç yaşındaki kardeşimizden sevgilimizi kıskanacağız. Sevdiğimiz kadını ya da kendimizi doğrayacağız. Kent kültürüne sen mi beni yoksa ben mi seni diye küfredeceğiz? Kültür elçilerimizi pop starlar yapacağız öyle ki bu hiçbirşeyden haberdar olmayan insanlar Orta Asya'dan beri gelen kültür birikimimizi temsil edecekler. Yüzyıl sonraya Türk Müzik Mirası deyince herhalde ritim ile havaya çiğ köfte atılması ya da klarnetin içine dolar sıkıştırma kalacak zannederim. Sizin iddia ettiğiniz gibi Türk Müzik Devrimi iflas etmemiştir yanlış uygulamaları durmadan gösterilerek(yasaklar şüphesiz çok ciddi hatalardır ve arabesk kültürün oluşumunda doğrudan etkileri vardır); zayıflaştırılmakta ve klasik türk musikisinden, batı stilinde eser veren bestecilere kadar bu toprağın kozmopolit mirası ötekileştirilerek aslında Cumhuriyet'in birleştiriciliği ve dolayısı ile kendisi hedef alınmaktadır.
Bu konulara dikkatinizi çekmemin amacı ise bütün bunları sizin bilmediğinizi ya da görmediğinizi varsaymak değil; sadece biz "iflas eden" devrimin çocuklarının hala Anadolu Aydınlanması için çalıştığımızı ve sandığınız kadar az, bölünmüş ya da cahil olmadığımızı bilmenizi istememdir.

Tüm saygılarımla,

Dr. Fazlı Orhun ORHON
Orkestra Şefi
Besteci”


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
3435 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 24, 2007, 03:21:08 ÖS
Gönderen: Sebnem
73 Yanıt
39842 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 23, 2010, 07:43:40 ÖÖ
Gönderen: ADAM
20 Yanıt
11783 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 19, 2015, 09:32:52 ÖS
Gönderen: _SplendouR_
0 Yanıt
3268 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 19, 2011, 10:12:11 ÖS
Gönderen: sundance
0 Yanıt
1923 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2011, 02:35:49 ÖS
Gönderen: ARCHITECT
11 Yanıt
4820 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 10, 2016, 08:35:45 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
766 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2014, 08:21:05 ÖÖ
Gönderen: edebiyat_ogr
18 Yanıt
3593 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 19, 2015, 10:22:02 ÖS
Gönderen: Samuray
41 Yanıt
12977 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 02, 2015, 10:08:13 ÖS
Gönderen: karahan
17 Yanıt
6576 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2015, 04:21:56 ÖS
Gönderen: ARARAT