Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Hırıstiyanlığın devlet dini olmasında Aleviliğin etkileri  (Okunma sayısı 6582 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 26, 2011, 08:57:17 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

Kalkedon yayınlarından Erdoğan ÇINAR’ın ALEVİLİĞİN KÖKLERİ Abdal Musanın Sırrı adlı kitabından alınmıştır.


Yeni Devlet, Yeni Din

MS. 323 yılında Roma İmparatorluk tahtına oturan I. Konstantin, mutlak iktidarının önünü kapatan iki büyük güç dağı ile karşı karşıya kaldı. Çok çeşitli siyasi baskı gruplarının yoğun faaliyetlerini sahneye koydukları başkent, Roma Şehri Konstantinen İmparatorluğun tek egemeni olabilmesinin jnündeki ilk engeldi. Konstantin yönünü doğuya çevirerek, fa¬ikıyetlerini Roma şehrinde kümelenmiş siyasi baskı guruplarının etki alanından uzağa, Boğaziçi kıyılarına, İstanbul-a taşıdı, böylece mutlak iktidarının önündeki bu ilk engeli büyük ölçü¬de etkisiz hale getirdi.

Konstantin-in mutlak egemenlik arayışının önündeki kolayca üstesinden gelinemeyecek ikinci büyük engel Kadın Ana kültünün ve Işık inanışının yaşandığı ve yaşatıldığı  devlet için¬de devlet olan Işık misyonlarıydı.

Roma İmparatorluk yönetiminin denetimi ve tasarrufu dı¬şında kalan halk üzerinde mutlak etkili, kutsal güç odakları olan, bu dergâh-devletler İmparatorluk içinde kendi yasaları, kendi kutsal ve dokunulmaz yönetimleri ve kendi toprakları olan bağımsız yapılardı. Üstelik devlet içindeki devletlerin yeminli yurttaşları kendi mürşitlerinin buyruklarını, Roma İmparatoru-nun emirlerinden üstün sayıyorlar, kendi mabetlerinden yayılan ruhani güce sorgusuz sualsiz boyun eğiyorlardı. Der-gâh-devletlerin kendi yeminli yurttaşları üzerindeki yaptırım gücü Roma İmparatorunu kıskandıracak, telaşlandıracak ve hatta korkutacak boyutlardaydı.

I. Konstantin, kendi siyasi iktidarının ve devletin devam¬lılığının önünde en büyük tehlike olarak gördüğü, dergâh-devletlerin Roma İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ortadan kaldınlmasının yolunun Roma İmparatorluğu-nun bir -resmi din-- çevresinde ve bu dinin teokratik esaslarına göre yeniden örgütlenmesi ile mümkün olabileceğini düşünüyordu. İmparatorluk içinde kuşkusuz en saygın olan ve en büyük toplulukları bünyesinde barındıran -resmi din-- olmaya en yakın inanış Ma/Kadın Ana kültü ve Işık inanışı idi. Ancak İmparatorluk yönetimi içinde çok sayıda üst bürokrat ve komutan bu inanışın mensuplarıydılar ve dergâh-devletlerin kutsal idaresine Roma İmparatorluğu-na olduklarından daha fazla bağlıydılar.

Kadın Ana geleneğinin ve Işık inanışının Roma-da -resmi din- olarak kabullenilmesi, Konstantin-in amacına da aykı¬rıydı. Böyle bir girişim, tersine bir sonuç verir, Konstantin-in kendi iktidarına ciddi rakip olarak gördüğü ve gücünü kırmaya çalıştığı geniş bir topluluğun elini kuvvetlendirirdi. Ayrıca, çok soylu ve köklü bir gelenekten gelen, dergâh-devletleri kendi hiyerarşilerinden uzaklaştırıp, imparatorluk kontrolüne almak da pek olası değildi.

Dördüncü yüzyılda Roma topraklarında I. Konstantin-in amacına coşku ile hizmet edecek tek bir dini yapılanma vardı, o da doğum sancılan, çeken Hıristiyan Kilisesiydi. I. Kons-tantin yönünü Hıristiyanlara çevirdi. Orta Çağ-ın bu önemsiz dini cemaatinin mensupları da I. Konstantin-in amaçlarına koşulsuz ve gönüllü teslim oldular. Hatta bu teslimiyetten heye¬can bile duydular. Roma İmparatoru-nun onlara uzattığı el Orta Çağ-ın bu soluk-silik topluluğu için beklenmedik bir süpriz oldu. Genel kanaatlerin aksine Hıristiyanlık ezilmiş yoksul ke¬simin dini inancı olarak da ortaya çıkmamıştı. Düzene muha¬lif ya da eşitlikçi bir hareket de değildi. Bu sebeptendir ki; Hıristiyan dogması İznik Konsili-ne kadar, homojen ve düzen¬li yaygınlaşma ve geniş kitlelerce benimsenme olanağına kavuşamamış ve hiçbir zaman genel kabul görmemişti. I. Konstantin ile ittifak Hıristiyanlara bulunmaz bir fırsat yarattı. Devletin güdümünde ve korumasında serpilme ve büyüme imkânı¬na kavuştular.

Hıristiyanlığın Roma împaratorluğu-nun resmi ve zorun¬lu dini olarak kabulü, I. Konstantinen İmparatorluk topraklan üzerinde dini, sosyal ve siyasi iktidarı tek başına elinde top¬lama arzusundan doğdu ve tamamen politik bir karardı. Amaç -dergâh-devletlerin halk üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak, büyük güç odaklan durumundaki bu merkezlerin varlıklanna son vermekti. Kutsal ve dokunulmaz olan dergâh-devlet-ler, Anadolu-da inancı, sosyal ve ekonomik yaşamı kontrol al¬tında tutuyorlardı. Ahali bu kutsal merkezlere sınırsız bir bağ¬lılık içindeydi. I. Konstantin kutsal mabetler etrafında toplan¬mış, İmparatorluğun kontrolü dışındaki geniş topluluklan dağıt¬mayı ve kutsal otoriteyi elinde tutan, ahali üzerinde geniş yap-tınm olanaklanna sahip mürşitlerin gücünü kendisine bir sığınma evi arayan silik Hıristiyan topluluğunu bir araç olarak kullanarak kırmayı hedefledi.

Roma İmparatoru I. Konstantinen kendisi bile Hıristiyanlığa asla inanmadı ve Hıristiyan olmayı hiçbir zaman kabul et¬medi. Prof. Georg Ostrogorsky -Bizans Devleti TarihV adlı ça¬lışmasında "... dogma ve esaslar bakımından Hıristiyan kilise¬sinin temelini atan ekümenik konsillerden ilkinin İznik-te toplanması (325) olmuştur" dedikten sonra şöyle devam eder: "Konsili toplantıya çağıran ve müzakereleri idare eden imparator, burada alınan kararlar üzerinde de en geniş şekilde etkili oldu. Kiliseye mensup olmamakla beraber -bilindiği gibi ancak ölüm yatağında vaftiz edilmiştir- Kilise -nin fiili başkanı idi:

Kesin olarak I. Konstantin için siyasi emeller ön plandaydı. O, devletin kontrolünde bir dini tekel yaratmak sureti ile İmparatorluk sınırlan içindeki kutsal ve dokunulmaz güç odaklarını etkisiz hale getirebilmeyi istiyordu. Samimi değildi. Hıristiyanlığın hamiliğini üstlendi ancak Hıristiyan inanışını be¬nimsemedi. Hıristiyanlığı kendi siyasi iktidannı pekiştirmek ve devletin geleceğini emniyet altına alabilmek için bir basamak olarak kullandı. I. Konstantin tüm yaşamı boyunca Hıristiyan olmayı reddetti. O bir -Işık- inanışı mensubuydu. Georg Ost-rogorsky I. Konstantinen inancını şu sözlerle naklediyor;

"Onun putperest inanç adetlerine de yardımdan vazgeçmediği, hatta bizzat bu adetlerden bazılarına sadık kaldığı malumdur ve özellikle güneş (ışık) kültüne ısrarla bağlı bulunduğu vakası kolayca tevil edilecek bir husus değildir."

Tüm ömrü boyunca Işık inanışına sıkı sıkıya bağlı kalan I. Konstantin, ancak ölüm döşeğinde bilincini kaybettikten sonra fanatik Hıristiyan papazlan tarafından alelacele vaftiz edildi. I. Konstantin hiçbir güç odağının ortak olmadığı mutlak iktida¬nnı inşa etmek isterken, temellerini attığı Doğu Roma İmparatorluğu-nun da bir bakıma çöküşüne zemin hazırlamış oldu.

Roma İmparatorluğu İznik Konsiline kadar, İmparatorluk sınırlan içinde manevi yaşamın özgürlüğüne saygı duyarak top¬raklarının bütünlüğünü korumaya çalışmıştı. I. Konstantin İznik Konsili-ni toplayarak bu hassas dengeyi bozdu.

İmparator I. Konstantin-in -yeni devlete yeni bir din- slo¬ganı ile başlattığı talihsiz girişim, Doğu Roma İmparatorluğu-nu sonu gelmeyen büyük bir yerel direnişle karşı karşıya bıraktı. Devletin otoritesi ve gücü, resmi dinin dayatılması ile halk katında ortaya çıkan tepkileri karşılamaya yetmedi. Dergâh-devletlerin İznik-ten tebliğ edilen -resmi dine karşı dirençleri hiçbir zaman kınlamadı.

I. Konstantin bir -devlet dini- vücuda getirerek büyük ölçekli bir -dergâh-devlef kurmayı arzuladı. Hiçbir şey onun he¬deflediği gibi yürümedi. Onun ektiği tohumlar üzerinden Hıris¬tiyanlık yeşerdi ve Anadoluyu kana buladı. Türkler Anadolu-nun kapılanna Anadolu halkı ile Hıristiyanlık arasındaki kanlı çarpışmalar sürerken dayandılar. Doğu Roma İmparator-luğu-nu yıkıp tarih sahnesinin dışına atan Türk-Alevi ittifakı oldu.
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ocak 26, 2011, 09:01:19 öö
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

HIRİSTİYANLIĞIN ALEVİLİKTEN ALDIKLARI

Hıristiyan dogması 325 yılında İznik şehrinde biçimlen-dirilirken, dergâh-devletlerin geçiş süreci içinde yerel halk üze¬rinde etkili olabilecekleri ve yeni dinin yerli halk tarafından reddini sağlamak için yoğun çaba gösterecekleri tahmin ediliyordu. Bu nedenle İznik Konsili-nde yeni dinin biçimsel ilkeleri ve rituelleri  yeniden düzenlenirken Alevi/Işık inanışının baskın formları kullanılarak Hıristiyanlığın Anadolu-da karşılaşabileceği olası direnç olabilecek en alt düzeye indirilmeye çalışıldı. Yeni dine halkın kolaylıkla kabul edebileceği, kendile¬rine yabancı gelmeyen, eskiyi anımsatan, çekici bir dış görü¬nüş verilmeye özellikle dikkat edildi. I. Konstantin-in çabalarıyla -Yeni İsa Dini- Anadolu Işık inanışının motifleri ile donatılarak adeta yeniden yaratıldı. Ma Ana, Mary Ana (Meryem Ana) oldu. Alevi Ayin-i Cem-in on iki hizmetlisi, İsa-nın on iki havarisi ile yer değiştirdi. Alevilikte evren-dünya-insan birlikteliğinin ifadesi olan üçlü teslis Kutsal Ruh-Meryem-İsa adlan ile Hıristiyanlaştı. Bugün bile Anadolu-da hemen her Alevi köyünde kutlanan yumurta bayramı, Hıristiyanların pas¬kalyasına dönüştürüldü. Aleviliğe ait -Düşkünlük- kurumu Hıristiyanlık tarafından -Aforoz- adı altında kopyalandı. Hıristiyanlığın ayrılmaz parçası ve temeli olan Yeni Yıl Kutlamaları, Noel Baba, İsa-nın çarmıhı, İsa-nın yaşamı ve gösterdiği mucizelerin tamamı Alevi kökenlidir. Hıristiyanlık, kilise ruhbanları tarafından ısrarla özgün bir din olarak sunulsa da, aşağıda detaylı olarak anlatılacağı üzere Hıristiyanlık pek çok yönü ile Alevilikten uyarlanmış sentetik bir din olarak ortaya çıkmıştır.

Yeni Yıl-Noel Baba

Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl ve Muş illerinin kırsal kesiminde, uygulaması çok azalmış olmakla birlikte, unutulmadan günümüze kadar gelmiş bir Alevi geleneği vardır ki adına -Khal Gagan denir. -Khal Gagan-- Dersim dilinde, eski yılın uğurlanması ve yeni gelen yılın kutlanması anlamına gelen eski bir terimdir. -Khal Gagan- kutlamaları Aralık ayının son haftasında, -Khal Khelk- adı verilen, ak saçlı, aksakallı, gün yüzlü bir ihtiyar adamın, köy çocuklarıyla beraber kapı kapı dolaşarak çocuklar için hediye toplaması ile başlar, yeni yılın ilk gününde -kurulan- bir Ayın-i Cem ile sona erer.
Erken Hıristiyanlar başlangıçta bu köklü Alevi geleneğini şiddetle eleştirdiler ve bu ağır eleştirilerini bugüne kadar sürüp gelen o ağır -mum söndü- iftirası ile donattılar.

"... Ocak ayının birinci gününde kutlama adını verdikleri bir toplantı için bir araya gelen, ancak akşama kadar içki içtikten sonra ışıkları kapatıp yaşa, cinsiyete ve akrabalık derecesine bakmadan birbirine girip seks alemi yapanlara lanet olsun.

Ancak yerli halk, ağır iftira ve yoğun baskılar altında bile geleneğinden ayrılmadı. Bu beklenmedik direnç üzerine Hıristiyan kilisesi, önceleri karşı oldukları bu kutlamaları sahiplenerek, içselleştirdiler, kültürlerinin ve inançlarının ayrılmaz parçası haline getirdiler.

Binlerce yıllık Alevi geleneği Hıristiyanlaştırılırken -Khal Khelk- Noel Baba (St. Nikoleus) oldu. Alevilerin lKhal Gagan- kutlamalarının sonunda eski yılı uğurlayıp, yeni yıla merhaba dedikleri gece de Hıristiyanların yeni yıl kutlaması ile özdeş-leşerek, Hıristiyan geleneği içinde kurumlaştı.

Erken Hıristiyanlığın yazılı belgelerinde açıkça belirtildiği üzere, Alevi yeni yıl karşılamaları Hıristiyanlarca önceleri yasaklanmış ve lanetlenmiştir. Bu da Alevi yeni yıl geleneğinin Hıristiyanlarca sonradan kopya edilip kendilerine mal edildiği nin ve Alevi -Khal Khelk-in Hıristiyanların Noel Babası-ndan çok daha kadim olduğunun, tartışmasız açık bir kanıtıdır.

İsa: Çalınmış Bir Yaşamın Üzerinde Kurgulanmış Peygamber

Hıristiyan Kilisesi uydurma bir öykünün eşliğinde kutsal dörtlüyü kendisine mâl etmekle de yetinmedi. Birinci yüzyılın başında Niğde-Kemerhisar-da doğmuş ve aynı yüzyılın sonları¬na doğru Hakk-a yürümüş, yaşadığı çağda gizli Hermetik öğretinin en büyük ustası sayılmış Apollonius adlı mürşidin yaşamını çalarak yarattığı peygamber figürünün üzerine monte etti.

Antik çağın en önemli mürşidi Apollonius MS. 1 yılın¬da, bugün Niğde il sınırları içinde kalan Kemerhisar-da dünyaya geldi. Helenlerin Tyana olarak adlandırdıkları bu şehre Hititler Tuwana diyorlardı. Şehrin kurucuları ve yerlileri olan Luviler-in dilinde şehrin adı -Tumana- olarak telaffuz ediliyor¬du. Tumana sözcüğü Luvi dilinde -Yüce Ma Halkının Ülkesi- anlamına gelmektedir. (Bilge Umar bu sözcüğün anlamını -Yüce Ana Tanrıça Halkının Ülkesi- olarak açıklamıştır) Eski kaynaklar Apollonius-un bir Luvi soylusu olduğunu, Tuana-nın en köklü ailelerinden birinden geldiğini ve Tuana şehrinin Apollonius-un ataları tarafından kurulduğunu ifade etmektedirler.

Apollonius ilk çocukluk yıllarını Kemerhisar-da geçirdi. On dört yaşına geldiğinde ailesi tarafından eğitim için Tarsus-a gönderildi. Apollonius, Tarsus yıllarından sonra ailesinin de izni ile uzun seyahatlerine başladı. Apollonius-un ilk durağı Aegea oldu, daha sonra Atina, Babil, Revalpindi, Keşmir, Batı Tibet ve Mısır-ı içine alan uzun gezileri onun tüm ömrünü doldurdu.

Apollonius, James Churchward-in on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde iki buçuk yıl kalarak, başrahibin yardımı ile Nakaal Tabletleri-ni okuduğu Batı Tibet-te on üç yıl geçirdi.

Hermes-in ülkesi Mısır-da, ünlü İskenderiye Kütüphanesi-nde uzun yıllar çalıştı. Burada Serapis Mabedinde ve Nil Nehrinin yukarılarında Tebes ve Karnak mabetlerinde öğrencilere dersler verdi, onlara Hermes-in gizli sırlarını aktardı.

Apollonius Keşmir seyahati sırasında Ninova-da Damis adında bir genç ile karşılaştı. Damis, Apollonius-a bağlandı ve o tarihten sonra onun yanından hiç ayrılmadı, tüm gezilerine eşlik etti. Damis, Apollonius-a refakat ettiği gezilerde, yaşananları, Apollonius-un gerçekleştirdiği olayları ve söylediği sözleri, düzenli olarak kaydetti. Damis-in günlüğü, aslında yakın tanık¬lık ile kayda alınmış bir -Apollonius biyografisi- idi. Damis-in günlüğü MS. 210 yılında Roma İmparatoru Severus ve Kraliçe Julia Domna-nın istekleri ile dönemin ünlü tarihçisi Philost¬ratus tarafından derlenerek kitap haline getirildi ve çoğaltıldı.

Philostratus-un -Tyana-lı Apollonius-un Hayatı-Life of Apollonius of Tyana- adını verdiği kitabını aslından okuyanlar, eğer İncil-i de okumuşlarsa şu ikilemle karşı karşıya kalıyor¬lardı; ya Philostratus-un kitabı İncil-den kopya edilmişti, ya da İncil Philostratus-un kitabından aşırılmış alıntılardan ibaretti.

Ortada bir gerçek vardı, ilk İnciller Philostratus-un kita¬bının çoğaltılmasının üzerinden yüz yıl kadar bir zaman geç¬tikten sonra ortaya çıkmışlardı. Philostratus-un kitabının kayna¬ğı olan Damis-in günlüğü ise ilk İnciRerin ortaya çıkışından üç yüzyıl önce yazılmıştı. Zaten Hıristiyan Kilisesi-nin dışında kimse İncillerin  İsa ve/veya havarileri tarafından yazıldığına inanmıyordu. Faust bu gerçeği şu cümle ile dile getirmişti.

"Herkes bilirki İnciller İsa ve/veya havarileri tarafından değil, onların zamanından çok sonra kimliği bilinmeyen kişiler tarafından yazıldı."

Aynı zaman diliminde yaşamış Apollonius ve İsa karşılaştırıldıklarında akıllar çok daha fazla karışıyordu. Hıristiyan Kilisesi-nin kabullerine göre İsa, İmparator Ağustos döneminde yaşamıştı. Ağustos-un iktidar yıllarında Roma İmparatorluğu edebi akımlarda altın çağını yaşadı. Ağustos döneminde ortaya çıkan ve sayısız eserlere imza atan çok sayıda düşünür, şair, hatip, eleştirmen ve gezginlerden hiçbiri tek bir defa olsun İsa-¬dan bahsetmemişlerdi. Hz. İsa tarihi bir kişilik olarak MS. I. ve II. yüzyılların tarihçilerinin eserlerinin hiçbirinde yer almadığı gibi, İsa-nın kendisi de geriye yazılı bir eser bırakmamıştı.

Öte yandan Apollonius, sonradan Roma İmparatoru Had-rian tarafından koruma altına alınmış çok sayıda felsefi eserin müellifiydi. Apollonius, İmparator Ağustos döneminin en üstün siması, en yüce bilgesiydi. Kralların, imparatorların kendisi ile dostluk ve arkadaşlık etmek için birbirleri ile yarıştıkları, adı¬na mabetler inşa edilmiş büyük bir mürşit idi. İmparator Vespasia-nın danışmanıydı. İmparator ve düşünür Marcus Aurelius, felsefi gelişimini Apollonius-a borçlu olduğunu ifade etmişti.

İznik Konsili-nin toplandığı yıla kadar, Apollonius IV. yüzyıl Anadolusu-nun en saygın kişisiydi. Anadolu-da onun adına atfedilmiş dergâhlar vardı, büstleri Anadolu-nun dört bir yanını süslüyor, kitapları elden ele dolaşıyordu.

İznik Konsili-nde Hıristiyanlığın, Roma İmparatorlu-ğu-nun resmi dini olarak kabul edilmesinden sonra, İmparator¬luk sınırları içinde Apollonius-un izlerini silme girişimi başla¬tıldı. Onun adına yükseltilmiş mabetler yıkıldı, kitapları yakıldı, büstleri parçalandı.

Çeşitli dillerde Apollonius-u ve onun çalınmış yaşamını konu alan üç yüze yakın kitap yayınlandı. Türk dilinde Apol¬lonius hakkında kaleme alınmış tek metnin müellifi Aytunç Altındal şunları yazıyor;

"MS. 325 yılında Konstantin tarafından toplanan İznik Konsili-nde Apollonius-un tüm kitaplarının yok edilmesine, büstlerinin kırılmasına, mabetlerinin yıkılmasına yol açan kararlar alınmıştı--

"Şu kesindir ki Tyana-lı Apollonius -Hayatı çalınan adam- olmuştur. Nedense onunla ilgili her ne varsa bunlar İsa-ya atfedilmiştir... Bunun nedeni de Konstantin-in -Yeni Devlet, Yeni Din- kurmak amacıyla topladığı 1. Ekümenik İznik Konsili ile, daha sonra imparator olan I. Theodosius-un (381-389) verdiği emirlerle Apollonius adının tarihten sildiril-miş olmasıdır."

"Öyle anlaşılıyorki İsa da Apollonius da gerçekte kilise babalarının elinde oyuncak olmuşlar, biri hiç aklından geçir¬mediği halde tanrı yapılmış, diğeri ise yüzyıllarca unutturulmuştur.

"Günümüzde İsa Mesih-in -Sevgi- olduğu ve bu nedenle hem üstün bir dinin (Hıristiyanlık) kurucusu hem de üstün bir sevginin Tanrısı olduğu yazılmakta ve İsa bu sözlerle onu tanımayanlara sunulmaktadır. Oysa -Sevginin tüm evrendeki tek ölümsüzlük- olduğunu birinci yüzyılda her gittiği yerde defa¬larca anlatıp, insanları sevgide birleşmeye davet etmiş olan sa¬nal değil gerçek kişi Kemerhisar-lı Apollonius-tur" }

Altındal-ın da doğru bir biçimde ifade ettiği gibi Apollonius her gittiği yerde -sevgi dini-ni yaydı ve -sevgi dini-nden başka bir dine de inanmadı.

Apollonius-tan binlerce yıl sonra, bir Alevi ozanı onun düşüncelerini kendi lirik cümleleri ile şu dizelerle ifade etti;

Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız.

Hüdai-yem Hûda-mız var
Dost elinde bademiz var
Muhabetten gıdamız var
 Ölüm ölür biz ölmeyiz.

Aşık Hüdai
Apolonius-dan günümüze ulaşan çok sayıda veciz söz içinde biri vardır ki anlam itibari ile bize son derece tanıdık gelir;

"I all that has been, and is and shall be, and my veil no mortal has withdrawn"

Bu söz bizlere tanıdık gelir çünkü; Aleviliğin ünlü oza¬nı ve büyük mürşidi Yunus Emre-nin aynı anlamı içeren di¬zeleri hep kulaklarımızdadır,

Evvel benim, ahir benim
Canlara can olan benim
Yunus Emre


Bu alıntıları orjinal şekliyle eklemiş olmam,yazarın aleviliğin kökenleriyle ilgili yapmış olduğu özgün yoruma tamamıyla katıldığım şeklinde anlaşılmamalıdır.

Bilindiği gibi,kızılbaş aleviliği hırıstiyanlığın ifşasından çok sonraları ortaya çıkmış bir akımdır.Ancak,aleviliğin etkilendiği inançların kaynağını sorguladığımızda hırıstiyanlıktan binlerce yıl önce varolan kültlere dokunabiliriz.Bunları gözardı ederek"Aleviliğin hırıstiyanlık üzerinde doğrudan etkisi olduğunu savunmak"zannımca, ironik olur.


Saygılarımla
« Son Düzenleme: Ocak 26, 2011, 09:19:50 öö Gönderen: ceycet »
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ağustos 29, 2011, 07:48:06 öö
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 95
  • Cinsiyet: Bay
    • makrada personel site

HIRİSTİYANLIĞIN ALEVİLİKTEN ALDIKLARI

Hıristiyan dogması 325 yılında İznik şehrinde biçimlen-dirilirken, dergâh-devletlerin geçiş süreci içinde yerel halk üze¬rinde etkili olabilecekleri ve yeni dinin yerli halk tarafından reddini sağlamak için yoğun çaba gösterecekleri tahmin ediliyordu. Bu nedenle İznik Konsili-nde yeni dinin biçimsel ilkeleri ve rituelleri  yeniden düzenlenirken Alevi/Işık inanışının baskın formları kullanılarak Hıristiyanlığın Anadolu-da karşılaşabileceği olası direnç olabilecek en alt düzeye indirilmeye çalışıldı. Yeni dine halkın kolaylıkla kabul edebileceği, kendile¬rine yabancı gelmeyen, eskiyi anımsatan, çekici bir dış görü¬nüş verilmeye özellikle dikkat edildi. I. Konstantin-in çabalarıyla -Yeni İsa Dini- Anadolu Işık inanışının motifleri ile donatılarak adeta yeniden yaratıldı. Ma Ana, Mary Ana (Meryem Ana) oldu. Alevi Ayin-i Cem-in on iki hizmetlisi, İsa-nın on iki havarisi ile yer değiştirdi. Alevilikte evren-dünya-insan birlikteliğinin ifadesi olan üçlü teslis Kutsal Ruh-Meryem-İsa adlan ile Hıristiyanlaştı. Bugün bile Anadolu-da hemen her Alevi köyünde kutlanan yumurta bayramı, Hıristiyanların pas¬kalyasına dönüştürüldü. Aleviliğe ait -Düşkünlük- kurumu Hıristiyanlık tarafından -Aforoz- adı altında kopyalandı. Hıristiyanlığın ayrılmaz parçası ve temeli olan Yeni Yıl Kutlamaları, Noel Baba, İsa-nın çarmıhı, İsa-nın yaşamı ve gösterdiği mucizelerin tamamı Alevi kökenlidir. Hıristiyanlık, kilise ruhbanları tarafından ısrarla özgün bir din olarak sunulsa da, aşağıda detaylı olarak anlatılacağı üzere Hıristiyanlık pek çok yönü ile Alevilikten uyarlanmış sentetik bir din olarak ortaya çıkmıştır.

Yeni Yıl-Noel Baba

Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl ve Muş illerinin kırsal kesiminde, uygulaması çok azalmış olmakla birlikte, unutulmadan günümüze kadar gelmiş bir Alevi geleneği vardır ki adına -Khal Gagan denir. -Khal Gagan-- Dersim dilinde, eski yılın uğurlanması ve yeni gelen yılın kutlanması anlamına gelen eski bir terimdir. -Khal Gagan- kutlamaları Aralık ayının son haftasında, -Khal Khelk- adı verilen, ak saçlı, aksakallı, gün yüzlü bir ihtiyar adamın, köy çocuklarıyla beraber kapı kapı dolaşarak çocuklar için hediye toplaması ile başlar, yeni yılın ilk gününde -kurulan- bir Ayın-i Cem ile sona erer.
Erken Hıristiyanlar başlangıçta bu köklü Alevi geleneğini şiddetle eleştirdiler ve bu ağır eleştirilerini bugüne kadar sürüp gelen o ağır -mum söndü- iftirası ile donattılar.

"... Ocak ayının birinci gününde kutlama adını verdikleri bir toplantı için bir araya gelen, ancak akşama kadar içki içtikten sonra ışıkları kapatıp yaşa, cinsiyete ve akrabalık derecesine bakmadan birbirine girip seks alemi yapanlara lanet olsun.

Ancak yerli halk, ağır iftira ve yoğun baskılar altında bile geleneğinden ayrılmadı. Bu beklenmedik direnç üzerine Hıristiyan kilisesi, önceleri karşı oldukları bu kutlamaları sahiplenerek, içselleştirdiler, kültürlerinin ve inançlarının ayrılmaz parçası haline getirdiler.

Binlerce yıllık Alevi geleneği Hıristiyanlaştırılırken -Khal Khelk- Noel Baba (St. Nikoleus) oldu. Alevilerin lKhal Gagan- kutlamalarının sonunda eski yılı uğurlayıp, yeni yıla merhaba dedikleri gece de Hıristiyanların yeni yıl kutlaması ile özdeş-leşerek, Hıristiyan geleneği içinde kurumlaştı.

Erken Hıristiyanlığın yazılı belgelerinde açıkça belirtildiği üzere, Alevi yeni yıl karşılamaları Hıristiyanlarca önceleri yasaklanmış ve lanetlenmiştir. Bu da Alevi yeni yıl geleneğinin Hıristiyanlarca sonradan kopya edilip kendilerine mal edildiği nin ve Alevi -Khal Khelk-in Hıristiyanların Noel Babası-ndan çok daha kadim olduğunun, tartışmasız açık bir kanıtıdır.

İsa: Çalınmış Bir Yaşamın Üzerinde Kurgulanmış Peygamber

Hıristiyan Kilisesi uydurma bir öykünün eşliğinde kutsal dörtlüyü kendisine mâl etmekle de yetinmedi. Birinci yüzyılın başında Niğde-Kemerhisar-da doğmuş ve aynı yüzyılın sonları¬na doğru Hakk-a yürümüş, yaşadığı çağda gizli Hermetik öğretinin en büyük ustası sayılmış Apollonius adlı mürşidin yaşamını çalarak yarattığı peygamber figürünün üzerine monte etti.

Antik çağın en önemli mürşidi Apollonius MS. 1 yılın¬da, bugün Niğde il sınırları içinde kalan Kemerhisar-da dünyaya geldi. Helenlerin Tyana olarak adlandırdıkları bu şehre Hititler Tuwana diyorlardı. Şehrin kurucuları ve yerlileri olan Luviler-in dilinde şehrin adı -Tumana- olarak telaffuz ediliyor¬du. Tumana sözcüğü Luvi dilinde -Yüce Ma Halkının Ülkesi- anlamına gelmektedir. (Bilge Umar bu sözcüğün anlamını -Yüce Ana Tanrıça Halkının Ülkesi- olarak açıklamıştır) Eski kaynaklar Apollonius-un bir Luvi soylusu olduğunu, Tuana-nın en köklü ailelerinden birinden geldiğini ve Tuana şehrinin Apollonius-un ataları tarafından kurulduğunu ifade etmektedirler.

Apollonius ilk çocukluk yıllarını Kemerhisar-da geçirdi. On dört yaşına geldiğinde ailesi tarafından eğitim için Tarsus-a gönderildi. Apollonius, Tarsus yıllarından sonra ailesinin de izni ile uzun seyahatlerine başladı. Apollonius-un ilk durağı Aegea oldu, daha sonra Atina, Babil, Revalpindi, Keşmir, Batı Tibet ve Mısır-ı içine alan uzun gezileri onun tüm ömrünü doldurdu.

Apollonius, James Churchward-in on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde iki buçuk yıl kalarak, başrahibin yardımı ile Nakaal Tabletleri-ni okuduğu Batı Tibet-te on üç yıl geçirdi.

Hermes-in ülkesi Mısır-da, ünlü İskenderiye Kütüphanesi-nde uzun yıllar çalıştı. Burada Serapis Mabedinde ve Nil Nehrinin yukarılarında Tebes ve Karnak mabetlerinde öğrencilere dersler verdi, onlara Hermes-in gizli sırlarını aktardı.

Apollonius Keşmir seyahati sırasında Ninova-da Damis adında bir genç ile karşılaştı. Damis, Apollonius-a bağlandı ve o tarihten sonra onun yanından hiç ayrılmadı, tüm gezilerine eşlik etti. Damis, Apollonius-a refakat ettiği gezilerde, yaşananları, Apollonius-un gerçekleştirdiği olayları ve söylediği sözleri, düzenli olarak kaydetti. Damis-in günlüğü, aslında yakın tanık¬lık ile kayda alınmış bir -Apollonius biyografisi- idi. Damis-in günlüğü MS. 210 yılında Roma İmparatoru Severus ve Kraliçe Julia Domna-nın istekleri ile dönemin ünlü tarihçisi Philost¬ratus tarafından derlenerek kitap haline getirildi ve çoğaltıldı.

Philostratus-un -Tyana-lı Apollonius-un Hayatı-Life of Apollonius of Tyana- adını verdiği kitabını aslından okuyanlar, eğer İncil-i de okumuşlarsa şu ikilemle karşı karşıya kalıyor¬lardı; ya Philostratus-un kitabı İncil-den kopya edilmişti, ya da İncil Philostratus-un kitabından aşırılmış alıntılardan ibaretti.

Ortada bir gerçek vardı, ilk İnciller Philostratus-un kita¬bının çoğaltılmasının üzerinden yüz yıl kadar bir zaman geç¬tikten sonra ortaya çıkmışlardı. Philostratus-un kitabının kayna¬ğı olan Damis-in günlüğü ise ilk İnciRerin ortaya çıkışından üç yüzyıl önce yazılmıştı. Zaten Hıristiyan Kilisesi-nin dışında kimse İncillerin  İsa ve/veya havarileri tarafından yazıldığına inanmıyordu. Faust bu gerçeği şu cümle ile dile getirmişti.

"Herkes bilirki İnciller İsa ve/veya havarileri tarafından değil, onların zamanından çok sonra kimliği bilinmeyen kişiler tarafından yazıldı."

Aynı zaman diliminde yaşamış Apollonius ve İsa karşılaştırıldıklarında akıllar çok daha fazla karışıyordu. Hıristiyan Kilisesi-nin kabullerine göre İsa, İmparator Ağustos döneminde yaşamıştı. Ağustos-un iktidar yıllarında Roma İmparatorluğu edebi akımlarda altın çağını yaşadı. Ağustos döneminde ortaya çıkan ve sayısız eserlere imza atan çok sayıda düşünür, şair, hatip, eleştirmen ve gezginlerden hiçbiri tek bir defa olsun İsa-¬dan bahsetmemişlerdi. Hz. İsa tarihi bir kişilik olarak MS. I. ve II. yüzyılların tarihçilerinin eserlerinin hiçbirinde yer almadığı gibi, İsa-nın kendisi de geriye yazılı bir eser bırakmamıştı.

Öte yandan Apollonius, sonradan Roma İmparatoru Had-rian tarafından koruma altına alınmış çok sayıda felsefi eserin müellifiydi. Apollonius, İmparator Ağustos döneminin en üstün siması, en yüce bilgesiydi. Kralların, imparatorların kendisi ile dostluk ve arkadaşlık etmek için birbirleri ile yarıştıkları, adı¬na mabetler inşa edilmiş büyük bir mürşit idi. İmparator Vespasia-nın danışmanıydı. İmparator ve düşünür Marcus Aurelius, felsefi gelişimini Apollonius-a borçlu olduğunu ifade etmişti.

İznik Konsili-nin toplandığı yıla kadar, Apollonius IV. yüzyıl Anadolusu-nun en saygın kişisiydi. Anadolu-da onun adına atfedilmiş dergâhlar vardı, büstleri Anadolu-nun dört bir yanını süslüyor, kitapları elden ele dolaşıyordu.

İznik Konsili-nde Hıristiyanlığın, Roma İmparatorlu-ğu-nun resmi dini olarak kabul edilmesinden sonra, İmparator¬luk sınırları içinde Apollonius-un izlerini silme girişimi başla¬tıldı. Onun adına yükseltilmiş mabetler yıkıldı, kitapları yakıldı, büstleri parçalandı.

Çeşitli dillerde Apollonius-u ve onun çalınmış yaşamını konu alan üç yüze yakın kitap yayınlandı. Türk dilinde Apol¬lonius hakkında kaleme alınmış tek metnin müellifi Aytunç Altındal şunları yazıyor;

"MS. 325 yılında Konstantin tarafından toplanan İznik Konsili-nde Apollonius-un tüm kitaplarının yok edilmesine, büstlerinin kırılmasına, mabetlerinin yıkılmasına yol açan kararlar alınmıştı--

"Şu kesindir ki Tyana-lı Apollonius -Hayatı çalınan adam- olmuştur. Nedense onunla ilgili her ne varsa bunlar İsa-ya atfedilmiştir... Bunun nedeni de Konstantin-in -Yeni Devlet, Yeni Din- kurmak amacıyla topladığı 1. Ekümenik İznik Konsili ile, daha sonra imparator olan I. Theodosius-un (381-389) verdiği emirlerle Apollonius adının tarihten sildiril-miş olmasıdır."

"Öyle anlaşılıyorki İsa da Apollonius da gerçekte kilise babalarının elinde oyuncak olmuşlar, biri hiç aklından geçir¬mediği halde tanrı yapılmış, diğeri ise yüzyıllarca unutturulmuştur.

"Günümüzde İsa Mesih-in -Sevgi- olduğu ve bu nedenle hem üstün bir dinin (Hıristiyanlık) kurucusu hem de üstün bir sevginin Tanrısı olduğu yazılmakta ve İsa bu sözlerle onu tanımayanlara sunulmaktadır. Oysa -Sevginin tüm evrendeki tek ölümsüzlük- olduğunu birinci yüzyılda her gittiği yerde defa¬larca anlatıp, insanları sevgide birleşmeye davet etmiş olan sa¬nal değil gerçek kişi Kemerhisar-lı Apollonius-tur" }

Altındal-ın da doğru bir biçimde ifade ettiği gibi Apollonius her gittiği yerde -sevgi dini-ni yaydı ve -sevgi dini-nden başka bir dine de inanmadı.

Apollonius-tan binlerce yıl sonra, bir Alevi ozanı onun düşüncelerini kendi lirik cümleleri ile şu dizelerle ifade etti;

Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız.

Hüdai-yem Hûda-mız var
Dost elinde bademiz var
Muhabetten gıdamız var
 Ölüm ölür biz ölmeyiz.

Aşık Hüdai
Apolonius-dan günümüze ulaşan çok sayıda veciz söz içinde biri vardır ki anlam itibari ile bize son derece tanıdık gelir;

"I all that has been, and is and shall be, and my veil no mortal has withdrawn"

Bu söz bizlere tanıdık gelir çünkü; Aleviliğin ünlü oza¬nı ve büyük mürşidi Yunus Emre-nin aynı anlamı içeren di¬zeleri hep kulaklarımızdadır,

Evvel benim, ahir benim
Canlara can olan benim
Yunus Emre


Bu alıntıları orjinal şekliyle eklemiş olmam,yazarın aleviliğin kökenleriyle ilgili yapmış olduğu özgün yoruma tamamıyla katıldığım şeklinde anlaşılmamalıdır.

Bilindiği gibi,kızılbaş aleviliği hırıstiyanlığın ifşasından çok sonraları ortaya çıkmış bir akımdır.Ancak,aleviliğin etkilendiği inançların kaynağını sorguladığımızda hırıstiyanlıktan binlerce yıl önce varolan kültlere dokunabiliriz.Bunları gözardı ederek"Aleviliğin hırıstiyanlık üzerinde doğrudan etkisi olduğunu savunmak"zannımca, ironik olur.


Saygılarımla


her hangi bir gelenek baska bir toplum tarafindan dogru olarak nesiller boyunca uygulanmis, takib edilmis sahib cikmis ve benimsemis ise o gelenek artik onundur. ilk kuran gelistiren zaman ile sahib cikmamis ve arkasini donmus ise hak idda edemez yada bunu kanitlayacak elinde bir sey kalmamistir. Gelenekler kultur degeridir ona deger veren ve yasatan sahibidir. Hırıstiyanlığın devlet dini olmasında Aleviliğin etkileri bence yoktur

saygilarimla
greetings and happiness


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
4172 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2015, 08:04:51 ös
Gönderen: GOASISG
1 Yanıt
3561 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 19, 2007, 09:07:11 ös
Gönderen: sun
0 Yanıt
1809 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 19, 2008, 01:24:27 öö
Gönderen: blossom
Uzay Dini (Raelian)

Başlatan blossom « 1 2 ... 5 6 » Diger Inanclar

53 Yanıt
27764 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2010, 12:31:45 öö
Gönderen: Escalation
0 Yanıt
2600 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 22, 2008, 11:57:41 öö
Gönderen: bugfree
4 Yanıt
4205 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 26, 2008, 12:08:54 ös
Gönderen: Kaan
1 Yanıt
3530 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 19, 2008, 06:15:04 ös
Gönderen: Kaan
2 Yanıt
3983 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2011, 09:01:06 öö
Gönderen: Waldow
23 Yanıt
20302 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 22, 2016, 11:43:43 ös
Gönderen: mytch
9 Yanıt
5666 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2016, 03:58:11 ös
Gönderen: hyperbolic metamaterial