Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Anadilde eğitim mümkün mü ?.......  (Okunma sayısı 6728 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 03, 2011, 11:46:39 öö
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 304
  • Cinsiyet: Bay

Avrupa Parlementosu ve AB ülkeleri Türkiye’de Kürtlerin, kendi dillerinde konuşmalarına, eğitim yapmalarına ve kültürlerini yaşamalarına izin verilmediğini söylüyorlar. Kürt sorunu diye adlandırılan sorunun çözümlenebilmesi için etnik hak olarak Kürtçe’nin kullanılmasının serbest bırakılmasını istiyorlar. Kürtçe’yi Anadolu’nun Güneydoğusunda ve doğusunda yaşayanların kimliğinin temel unsuru sayıyorlar.”

 Halbuki, “Türkiye-Irak-İran üçgeninde yerleşik bulunan çeşitli etnik toplulukların (Zaza, Goran, Lur, Kelhur, Beluci, Asuri, Dürzi, Feyli, Hawramani, Bahtiyari, vb.) ‘Kürt’ adıyla adlandırılmaları ne kadar yanlış ise, bu toplulukların, dilbilimsel açıdan birbirlerinden farklı dillerine, genel bir ifade ile “Kürtçe” denilmesi de o derece yanlış ve hatalıdır.

 “1597 tarihinde, Bitlis Sancağı Beyi Şeref han tarafından yazılan Şerefname’de, ‘Kürt’ diye nitelendirilen topluluklar, konuştukları dillere göre; Kurmanci, Lor, Kelhur, Goran (Şeref Han, Şerefname, Çev. M. Emin Bozarslan, İst.-1971, s:22) şeklinde tasnif edilmişlerdir.

 “Tasnifi yapılan dillerin her biri de kendi içerisinde çeşitli konuşma gruplarına (lehçe, şive, ağız) ayrılmaktadır.”

 Rojgi denilen Bitlis Kürtlerinin kendi aralarında kullandıkları sözler vardır ki bunları diğer yerlerdeki Kürtler anlayamazlar.

 XVI. asrın meşhur seyyahı Evliya Çelebi, bölgeye ait izlenimlerini aktarırken: “Burada çeşitli (16 farklı) diller konuşulmakta olup bunlar: Zaza, Lulu, Hakkari, Avniki, Mahmudi, Şirvani, Cezrevi, Pesani, Sencari, Hariri, Erdelani, Sorani, Halifi, Cenvani, İmadi ve Roziki lisanlarıdır.” der.

 “Diyarbakırlı Sosyolog Ziya Gökalp de, 20. yüzyılın başlarında bu konuyu irdelerken; Kurmanci, Zaza, Soran, Goran, Lur, Bahtiyari, Kelhur, Feyli, Lek gibi dil/lehçeleri saydıktan sonra, şu değerlendirmeyi yapar:

 “ Kürtçenin birbirinin mensupları tarafından kat’iyyen anlaşılmayan dört muhtelif lisana (Kurmanc, Zaza, Soran, Lur) alem olduğu anlaşılıyor. Bu dört lisanın sahipleri birbirinin dillerini anlamazlar. Dolayısıyle aradaki farklar lehçe farkları değil, lisan farklarıdır. Bu dört dilin herbiri, lisaniyet itibariyle müstakil bir lisandır. Herbiri müteaddid (çeşitli) lehçelerden de mürekkeptir. (Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (Haz. Şevket Beysanoğlu), İst.1992, s.24,25,95,96.)

 “Irak Kürtlerinden Prof. Tevfik Vehbi’nin tasnifi ise; 1. Zaza, 2. Gorani (Hawrani, Zengene, Kakeyi, Bajelan), 3. Lurhi (Mamesani, Kelhori, Feyli, Laki, Baxtiyari), 4. Kurmanci (Bahdinan, Hekari, Asthi, Bohtan, Beyazid), 5. Sorani (Seneyi, Suleymani, Mukri) (Tori, Ferheng, Kurdi-Tırki, İst.-1992, s.6,7.) şeklindedir.

 “Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi eski Genel Sekreteri Dr. Şıvan da; Kurmanci, Sorani, Zazaki, Gorani, Hevramani lehçelerini saydıktan sonra, ‘Bunların yanı sıra, büyük aşiretlerin ve vadilerin de kendilerine özgü birtakım şiveleri vardır.’ (Dr. Şıvan, Zmane Kurd/Kürt Dili, İstanbul-1976, s.28,29.) demektedir.

 “Nitekim, yine Kürt orijinli olan Mesud Fani’nin; ‘Kürtçe bir göçebe dili sınırını aşamamış, bunun yanı sıra da, biri diğerinden farklı bir çok lehçe meydana gelmiştir. (Messoud Fany, La Nation Kurde et son Evolution Sociale, Paris 1933, s.85,86; Türkçe Basım: Mesud Fani (Bilgili), Kürtler ve Sosyal Gelişimleri; Ankara 1933, s.44)’ şeklindeki sözlerinin üzerinde de düşünülmesi gerekmektedir.

 “Öte yandan; bazı Kürtçü ideologların politik çıkarlar gereği ‘Kürtçe’ye dahil ettikleri bazı dilleri (Zazaca, Goranice, Lurca, v.s.); V. Minorski, David N. Macenzie, Joyce Blau, Karl Hadank, Oskar Mann, Meyer Benedictsen, Peter Alford Andrews vb. Gibi tanınmış bilim adamlarının yanı sıra, bazı Kürt yazarları da Kürtçe’nin dışında tutmuşlardır.

 “Örneğin; Şeref Han, Kamuran Ali Bedirxan, Ciğerxwin vb. Gibi bazı Kürt tarihçi ve dilcileri, Zaza dilini Kürtçe’den ayırmışlardır. Ayrıca, Zaza orijinli yazar ve araştırmacılar da Zazacanın Kürtçe’den ayrı ve bağımsız bir dil olduğu görüşündedirler.

 “Mesud Fani’nin deyişiyle; ‘bir göçebe dili sınırını aşamamış olan Kürtçe’nin, onlarca lehçe, yüzlerce şive ve ağız farklılığı yansıtan özelliği, onun ‘eğitim dili’ olmasına imkan vermemektedir.

 “Kürt dili için hangi lehçenin temel alınacağı konusu da öteden beri Kürt yazarları arasında tartışma konusu olmuştur. Örneğin, Iraklı Kürtler Soranice’de ısrar ediyorlar. Celadet Bedirxan, kendi dili olan Kurmanci’nin Botan şivesini öneriyor. Kürt tarihçi M. Emin Zeki ise Mukri lehçesinde ısrar ediyor ve şu gerekçeyi sunuyor: ‘Etnografik, filolojik, coğrafik durumlar, tarihi belgeler, rivayetler, toplumsal kanıtlar gösteriyor ki, Sabalah bölgesindeki Mukri Kürtler’nin lehçelerini Kürt dili için temel almamız gerekir (M. Emin Zeki, Kürdistan Tarihi, İstanbul-1977, s. 174).’Başka Kürt yazarları da daha başka lehçeleri öneriyorlar.

 “Bir ‘kabile dili’ özelliğine sahip bulunan ve adına ‘Kürtçe’ denilen ‘Kurmanci’yi öne çıkararak, bunu yazı dili haline getirme gayreti içerisinde bulunan çevrelerin yazdıklarını halk okuyamamakta ve anlayamamaktadır. Çünki, en gelişmiş lehçe olarak kabul edilen Kurmanci bile yazı diline uyarlanamamaktadır. Kurmanci’de karşılığı bulunmayan kelimeler, başka dil ve lehçelerden alınarak dildeki yetersizlik giderilmeye çalışılmaktadır.

 “ ‘Kürtçe’ adı altında birleştirilmek istenen Kurmanci, Sorani, Gorani, Luri, Zazaki vb. Gibi kabile dillerinin eğitim-öğretim dili olamayacağı gerçeğini, Kürt orijinli yazar, eğitimci ve politikacılar da kabul etmektedırler.

 “Bölgenin coğrafi şartları, konuşma çeşitlerini birbirlerinden büyük farklılıklar gösteren bir biçimde kesin sınırlarla ayırıştır. Öyle ki, bazı yörelerde, bir köyde konuşulan diyalekt ile komşu köyde konuşulan diyalekt arasında bile anlaşılırlığın olmadığı görülmüştür. Her bir konuşma çeşidi, fonetik ve morfolojik bakımdan ancak kendi içlerinde ortak noktalar ihtiva eden diyalektler grubudur. Herbir diyalektin, bir bölgede veya komşu bölgelerde çok dar bir alanda kendi içinde anlaşılırlığı söz konusudur.

 “Tabii ki dili anlaşılmaz hale getiren bu duruma halk da tepki göstermektedir. Bunun da ötesinde asıl sorun, Kurmanci’nin diğer dil veya lehçeleri (Zazaki, Gorani, Luri, Sorani, Bahtiyari, Feyli, Leki, Kelhuri, Mukri, Şexbızıni, vb.) konuşanlara dayatılmasında yaşanmakta, bölgedeki diğer dilleri/lehçeleri konuşanlar, Kurmanci konuşup yazmaya zorlanmaktadır.

 Oysa “gerçek dil, kullanıma hazır geniş bir kelime hazinesi olan yazılı-eğitim dilidir.

 “Kelime hazinesi çoğunlukla başka bir dile ait ise, cümle teşkili ve ifade şekli başka bir dilden alınmışsa, morfoloji sistemi dengesizse, kendine ait ve dilin özelliklerini koruyan bir alfabesi yoksa, edebiyat ve eğitim düzeyine geçememişse, konuşulduğu yöreye göre değişiklikler arzediyor ve o belirli yörede sınırlı kalıyorsa, bu, ilkel anlaşma dillerinden birini tanımlıyor demektir. Bu iletişim şekilleri, sadece vernaküler olup, eğitim ve kültür dili olamazlar. (Prof. Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlı, Kürt Uygarlığı ve Ağızları hakkında Düşünceler, Ankara, 1991, s.20-21.) ‘Kürtçe buna en güzel örnektir.

 “İstanbul’da kurulan Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti (1908) ve Kürdistan Teali Cemiyeti (1918) ile Lübnan’da teşkil edilen Hoybun Cemiyeti’nin (1927) kurucuları arasında yer alan Diyarbakır/Erganili Dr. Mehmet Şükrü Sekban, 1933’te yayınlanan kitabında; Irak’ta Kürtçe konuşulan Süleymaniye ve diğer bazı kentlerde, Kürtçe eğitim yapılmasına rağmen hiçbir olumlu neticenin alınmadığını, çünki Kürtçenin en temel ihtiyaçlara bile kafi gelmeyen bir dil olduğunu ve bununla kültürde ilerleme sağlanamayacağını (Dr. Mehmet Şükrü Sekban, ...Türkçe basım: Kürt Sorunu, İstanbul 1970, s.24-25.) belirtmiştir.

 “Fransa/Strasbourg Üniversitesi’nde dilbilimi profesörü olan Japon asıllı Goichi Kojima, 1970-1986 yılları arasında Türkiye’ye hemen her yıl yapmış olduğu seyahat ve incelemelerinden edindiği izlemimlerini anlattığı kitabında;

 “ ‘Kürtçenin bir dil değil, ancak bir diyalektler topluluğu olduğunu, Kurmançca ve Zazacanın gramatik özellikleri ve kökeni itibariyle büyük farklılıklar gösterdiğini ve pek çok alt diyalekte ayrıldığını, dolayısıyle bölge insanının tamamının birbiriyle anlaşmasını sağlayabilecek ortak iletişim yaratma özelliğinden yoksun olduğunu, Türkiye’de 3 grup Zazaca, 5 grup Kurmançca konuşulduğunu, bunların birbirlerini hiçbirşekilde anlamadıklarını, aslında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da her 40-50km’de yeni bir ‘Kürtçe’ oluştuğunu, tüm bu dillerin yazılı şekli olmadığı gibi, edebiyat ve kültür dili düzeyine de ulaşmadıklarını, bu nedenle eğitimde, ‘Kürtçe’lerden birini seçip öteki gruplara dayatmanın ne pratik ne de insan haklarına uygun bir iş olamayacağını’ (Prof. Dr. Goichi Kojima, Türkiye’nin Bir Başka Vechesi, Japonya 1991, 200 s.) ifade etmiştir.”

 “Japon asıllı büyük dilci Kojima...Türkçeyi aksansız konuşuyor. Ayrıca 25 civarında dili şarkılarıyla, masallarıyla biliyor. Üç ayda bir dil öğrenebiliyor.

 “Türkiye’deki diller konusunda yazdığı 11.9.1986 tarihli raporun bir nüshası bende de var. Kendisi o zaman Lyon Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi. Tanıştığı dönemim Lyon Başkonsolosu Büyükelçi Özcan Davas’a bu raporu vermiş.

 “Yıllar süren bir çalışmadan sonra 1985 yılına gelindiğinde Kojima, Türkiye’nin yaklaşık yüzde 80’inde konuşulan dilleri ve diyalektleri 56 olarak saptamıştı.

 “Dolaşmadığı yüzde 20’lik bölümde de aynı oranda dil olması halinde ülkede 70-71 civarında dil olabileceğini iddia ediyordu.

 “Kojima’nın bulgularına göre Kürtçe diye tek bir dilden söz etmek doğru değil. Olsa olsa Kürtçeler grubu var. Bu grubun içinde sayılan Zazaca ve Kirmançi iki ayrı dil. Yani zazaca Kürtçenin bir kolu değil. Zazaca ve Kirmançi gruplarının temel kelime hazineleri karşılaştırıldığında ortak hiçbir kelime yok.

 “Ayrıca Zazaca kendi içinde üç, Kirmançi beş alt gruba ayrılıyor. Bu alt gruplara mensup olanlar da kendi aralarında adeta tümüyle farklı diller konuşuyorlarmış gibi anlaşamıyorlar.

 “Kojima aslında her 40 ila 50 kilometrede yeni bir Kirmançi oluştuğunu, bu nedenle sözgelimi Kirmançi’nin 50 çeşidinin türediğini, bölgenin dağlık olmasının buna yol açmış olabileceğini söylüyor.

 “Paris’teki Kürdoloji Enstitüsü’nün Zazaca yazılı metinleriyle Kirmançi’nin gerçekten tek yazılı türü olan Süleymaniye Kirmançi’siyle yazılmış metinleri Anadolu’da kime okuduysa anlamamış.

 “Raporunda Kirmançi diyelektlerinin yeterli kelimeye sahip yazı dilleri olmadıklarından eğitime de elverişli olmadıklarını yazıyor. Bunlardan bir eğitim dili yaratmak için bir Kirmançiyi seçip yoğun biçimde Türkçe kelimelerle doldurduktan sonra, adeta yabancı bir dil gibi diğer Kirmançi bölgelerine dayatarak öğretmek gerekeceğini vurguluyor.”

 “Kojima’nın raporunda dendiği gibi, Kirmançi ve Zazaca iki ayrı dil grubuysa, Zazaca ve Kürtçe değilse, Kirmançi kendi içinde birbirleriyle anlaşamayan beş alt gruba, her alt grup da kendi içlerinde hiç veya tam anlaşamayan sayısız gruplara ayrılıyorsa, bunların hiçbiri yazılı eğitim dili değilse ve Türkiye’de böyle 70 civarında dil varsa, bu bulguların ‘Kürt sorunu’ üzerinde çok önemli etkileri olacağı açıktır.

 “Nitekim Kojima’nın Le Monde’a 30 Kasım tarihli mektubu, Türkiye’de toplumun Türkler ve Kürtler olmak üzere ikiye ayrılamayacağını, zira böyle oluşturulan Türk ve Kürt grupların altında çok sayıda birbiriyle anlaşamayan dil ve diyalekt bulunduğunu teyit ediyor.

“Sorun, Kojima’nın işaret ettiği gibi, Kirmançi diyalektlerinin neredeyse sayısız parçaya bölünmüş olması ve temel kelime hazinesinin yetersiz bulunması dolayısıyle, dilbilim açısından yarattığı olağanüstü güçlüklerden kaynaklanııyor.”

“1996 Mart ayında Başbakan Mesut Yılmaz’ın Iğdır’da yaptığı konuşmadaki açılımından sonra, Kojima’yı Türkiye’ye, Dışişleri Bakanlığı’na davet ettim ve kendisine beş Kirmançi alt grubu için ortaokullarda haftada bir kaç saat okutulacak seçimlik ders kitapları hazırlayıp hazırlayamayacağını sordum. Gülerek buna imkan olmadığını, zira her alt grubun altında da çok sayıda birbiriyle anlaşamayan diyelektler bulunduğunu söyledi.”

“Bütün bu açıklamalar çerçevesinde söylenebilecek husus şudur: Herşeyden önce, onlarca dil/lehçe/diyalekt ile yüzlerce şive ve ağzı ‘Kürtçe’ adı altında toplamak, bilimsel gerçeklere aykırıdır. Bununla birlikte, Kürt politik çevrelerince öne çıkarılmak istenen ‘Kurmanci’ dilinin, eğitim-öğretim için yetersizliğinin yanı sıra, diğer dil/lehçe/diyalekt ve şiveleri konuşanların da bu dilden (Kurmanci) eğitime tabi tutulmak istenmesi, eğitim dili yaratmak adına yapılan bir zorlamadan ibarettir ve aynı zamanda bölgede diğer dil ve lehçeleri ‘konuşan’ geniş kitleleri de yok sayan antidemokratik bir yaklaşımdır.”

Sonunda, bu gerçeği kavrayanlarda biri olan mezkur “Dr. Şükrü Mehmet Sekban, 1881’de Ergani’de doğmuştur. 1903 yılında Yüzbaşı rütbesi ile Askeri Tıbbiye’den mezun olmuştur.

“...Emperyalist devletlerin el altından destekledikleri Kürtçülük akımı ülkemizde başlamıştı. Kürtçü çevrelerle temas kuran Dr. Sekban, 1908 İkinci Meşrutiyeti’nden sonra kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında bulunmuş, Kürtçülük davasının bir numaralı savunucularından olmuştur.

 “Dr. Sekban, ayrıca 1912’de kurulan Kürt Üniversite Öğrencileri Derneği olan Hevi Cemiyeti’nin Kurucularından olmuş, bu cemiyeti yönetmiştir. Daha sonraki yıllarda, mayıs 1918’de Seyid Abdülkadir’in başkanlığında kurulan Kürt Teali Cemiyeti’nde de yönetim kurulu üyesi olarak bulunmuştur. Dr. Sekban, Seyid Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan ve cemiyetin diğer üyeleriyle birlikte yabancı elçiliklere gitmiş, muhtariyet için muhtıralar vermiştir..18 Aralık 1923 tarihinde Beyrutta ve yine bu sıralarda Kahire’de yayınlanan iki mektubu ile de Kürtlere muhtariyet verilmesini ve Kürtçe’nin resmi dil olmasını savunmuştur.

“Hoybun Komitesi’nin başkanlığını da yapan Dr. Sekban, Cemiyet-i Akvam’a Kürtler hakkında bir mektup göndermiştir.

 “Ancak, derin araştırmalar sonucunda gerçeği gören Dr. Şükrü Mehmet Sekban, 1933 yılında Paris’te Fransızca olarak “La Question Kurde” (Kürt Meselesi) adlı kitabını yazmıştır...1960 yılında, İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.

 “Araştırmasında, Kürtlerin Türk olduklarını ilmi delilleriyle ortaya koyan Dr.Sekban, ayrıca Kürtçe’nin eğitim için yeterli bir dil olmadığını ve Irak’ta Kürtçe eğitim yapıldığı halde hiçbir sonuç alınamadığını da kaydetmektedir.

 “Ömrünü, emperyalist devletlerin çıkardıkları mesele uğruna harcamış, ancak, aklının ve vicdanının sesine kulak vererek, hiçbir tesire kapılmadan yaptığı derin araştırmalar sonunda hakikati görmüş bir ilim adamı olarak, Dr. Sekban’ın Araştırması, hepimize rehber olmalıdır.”

 Eğitim dili gerçeği ve Kütçe konusunu yakın tarihten bir tesbitle noktalayalım:

 (Muş eski milletvekili Gıyasettin Emre’nin, Menderesle ilgili hatıralarından bir bölümünün özeti

 “Menderes’in Kürtçe konusundaki tavrı:

 “Günümüzden tam 40 yıl önce...Başbakan Adnan Menderes, ilk defa ziyaret ettiği Muş’ta görülmemiş bir kalabalık tarafından karşılanıyor ve tren istasyonu yanında kurulan kürsüde, çok heyecanlı, coşturucu bir konuşma yapıyor.

 “Onun ardından, Meclis Başkanı Refik Koraltan halka hitap etmektedir. Birdenbire vali, emniyet müdürü, koruma görevlileri ve polisler paniğe kapılıyor. Çünkü, Menderes ortadan kaybolmuştur. Neden sonra, kan-ter içindeki koşuşturmalar noktalanıyor ve herkes rahat bir nefes alıyor. Menderes, miting alanında hayli uzak bir bostanın çadırı altında, bir vatandaşla sohbet ederken bulunmuştur.

 “O sırada, bostan sahibi vatandaş, radyo yayınlarını ve Menderes’in konuşmalarını anlayamadıklarından yakınmaktadır. Çünki 7-8 kişilik ailesinde, kendisinden başka Türkçe bilen yoktur. Çevredeki tablo da o durumdadır. Kısacası adam Kürtçe yayın istemektedir.

 “Menderes, Kürtçe’nin 4 lehçesi (Kurmançi, Gorani, Sorani, Dımıli) olduğunu, bu ayrı lehçeleri konuşanların birbirlerini zaten anlamadıklarını izah eder. “Müşterek bir diliniz yok mu?” sorusuna “Türkçe” cevabını alınca da: ‘O halde, müşterek dili bir yaygınlaştıralım, herkes öğrensin. Bunun için okullar açalım, böylece birbirimizle rahatça konuşuruz. Dolayısiyle, çocuklarınızın Türkçeyi öğrenmesi daha iyi olacaktır.’ der. Ve vatandaşı ikna eder.

 “Kürtçe eğitim, Kürtçe televizyon tartışmaları günümüzde oldukça yaygın. Önüne gelen, aklına estiği şeyi söylüyor.

 “Aynı konuda, 40 yıl önceki sorumlu devlet adamının yaklaşımı işte böyleydi. (Yeni Asya, 5 Ağustos)”

Yani rahmetli Menderes, ta o zamanlarda bile, vatanın birlik ve dirliğini ancak Dil Bayrağımız olan Türkçe’nin sayesinde ve gölgesinde mümkün görüyor.


IŞIK ve SEVGİ ile KALIN.......
Işık, sadece ışık ama daha fazla ışık.......


Haziran 03, 2011, 01:57:04 ös
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Sayın oasis,

 Vatanını (tek tip) seven birinin kaygılarıyla foruma taşıdığınız konuya okuyunca  bir ödül töreninde  Yaşar Kemal'in yaptığı konuşma aklıma geliverdi.

Konuşmayı birden fazla kaynak göstererek alıntılıyorum.
Neden birden fazla kaynak mı?  Onuda siz anlayın artık.



“BUGÜNKÜ EĞİTİMLE BARIŞ OLMAZ”

Bir takım düşünceleri her zaman söylemenin mümkün olmadığını, yine de her fırsatta düşüncelerini tekrarlayacağını ifade eden Kemal, köy enstitülerinin önemine değinerek, mevcut eğitim sistemini “bu okullar zulüm okuludur” sözleriyle eleştirdi. Kemal şöyle konuştu:

“Biz cumhuriyet çağının sanatçıları, romancılar, şairler, ressamlar önce kendi kültürümüze, dilimize dönmeyi öğrendik. Tercüme bürosunun çevirdiği Dünya klasikleriyle yetiştik. Halkevlerinin, köy enstitülerinin kuruluşlarına yardım ettik. Köy enstitüleri ki gelecekte dünyamızı gerçek insanına kavuşturacak bir eğitim düzenidir. Şimdi bugünkü yeryüzünün eğitim düzeni düzen değil. Böyle bir pedagoji olmaması gerek dünyada. Pedagoji hiçbir şekilde yenileşmemiş. İnsanların kafasına koyuyorlar bir takım bilgileri onlar da unutup gidiyorlar. Bugünkü eğitimle barış da olamaz. Mesela Hiroşima’ya bombayı atanların hepsi aşağı yukarı, onu imzalayan ABD devlet Başkanı, on binlerce, milyonlarca adamı öldüreceğini düşünen insan da bu okullardan gelmiştir. Bu okullar zülüm okuludur. Dünyanın bütün gazetelerinde aşağı yukarı bunları yazdım.”

“EDEBİYATIM DEĞİL, NAMUSUM UMRUMDA”-

Batıda gizemle düşüncenin hızla yok olduğunu yerlerini akla ve gerçekçiliğe dayadıklarını söyleyenlerin olduğunu belirten Kemal, “Buna inanmam zor. Benim maceralarım insanın gizemine varmak içindi. Düş gücüne gelince; o gün de bugün de sonsuz düşler kuruyorum. Düş gücünü yitiren insanın hiçbir umudu kalmaz. Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden biridir” dedi.

20. yüzyılın insanlığın belki de en acılı yüzyılı olduğunu kaydeden Kemal şunları dedi:

“Milyonlarca insan, çoğunluğu da genç bu yüzyılda öldürüldü. 20. yüzyılda çıkan üç savaşın adı da Dünya Savaşıydı ve bu savaşı Avrupalılar çıkardı. Haa suçluyor musun? Elbette suçlayacağım. Herkesin suçlaması lazım. Avrupa uygarlığın memleketleri olacak. Ama bu Avrupa 3 defa savaş çıkardı. En korkuncu da 3. savaştı, soğuk savaştı. Korkunçtur o. İnsanı yozlaştırdı, edebiyatı yozlaştırdı sanatı yozlaştırdı. 19. yüzyıldan kalanlar büyük insanlardı. Tolstoy mesela 19. yüzyılın büyük insanıydı. Biz onun değerini hala bilemiyoruz. Büyük yazarların değerini bilecek durumda değiliz. Savaş, adı ne olursa olsun bir yıkımdır ölümdür. İnsanlığı öldürür. Bugün milyonlarca insan açlıktan, bakımsızlıktan ölüyor. Rakamlar var Birleşmiş Milletler’de. Onu söyleyemiyorum çünkü çok uzun sürer bu. Ama devam edemeyecek böyle. Ya insanlık yok olacak ya bugünkü sistem devam edemeyecek. Ne halt ederlerse etsinler? Başlarına bela olacak böyle bir şey. Bugün çok kötü günler yaşıyor insanlık. Bundan sonra kesinlikle olacak bunlar. Bir Türk yazar da bunları söyledi diyecekler. Edebiyatım umurumda değil namusum umurumda.”

“DÜNYA TÜKENİYOR, BU BİR FELAKETTİR”

Kemal, insanların, hafsalalarının alamayacağı kadar değiştiğini, başka türlü insan olduklarını söyleyerek, “Bile bile kendilerini öldürüyorlar. Bugün dünya tükeniyor. Birçok hayvan, ağaç, börtü, böceğin soyu tükendi. Bu bir felakettir. İnsanın sonunun geleceğini söyleyen bir şeydir. Yazık olur bu dünyaya insanların sonu gelirse, gelmemeli. Bugün dünya barışa susamıştır. Tekrar ediyorum Türkiye en çok barışa susamıştır. Küçük savaş diyorlar, savaşın küçüğü olmaz. Bir insanın bile bir insanı öldürmesi savaştır” dedi.



ANADOLUDA YAŞAYAN HER HALK ANA DİLDE EĞİTİM ALACAK”

Dünyanın hala on binlerce çiçekli bir kültür bahçesi olduğuna dikkat çeken Kemal, tek kültürlük anlayışını sert bir dille eleştirdi. Kemal şöyle konuştu:

“Her kültürün bir rengi, bir kokusu vardır. Dünyamızın bir çiçeğinin koparılması, bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Bu insanları insanlıktan çıkaran bir durumdur. Tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık, tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuştur. Eşek gibi bugünkü dünyamin arkasından gitsinler, rezil olacaklar. Çocukları, torunları, tarihlerler bunları rezil edecekler. Adam gibi durmasınlar öyle... Dünyayı düzeltmenin yolu yalnız gerçek bir demokrasiden geçer. İnsan hakları bildirgesine durmadan harfler ekleniyor. Demokrasi gittikçe değişiyor, dönüşüyor. Demokrasilerde her şey gittikçe saydamlaşacak, yeni anlamlar kazanacak. Anadolu coğrafyası çok kültürlü ve çok büyük bir toprak olduğundan dünya kültürüne kaynaklık etmiştir. Bu çok ilginçtir. Anadolu’nun zengin kültür birikime sırtımız dayayınca, dünya kültürüne katkımız olacaktır. Anadolu’da yaşayan her halk kendi ana dilini kullanacak. Kendi ana dilinde eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek. Biz çok kültürlü toprak olduğumuzun farkına varacağız, çıkarımızın yasakta değil, özgürlükte olduğunu bilincine varacağız.”



Kaynaklar:
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=767336&title=yasar-kemal-cikarimiz-yasakta-degil-ozgurlukte&haberSayfa=95
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=10509304
http://bianet.org/bianet/toplum/111255-yasar-kemal-cumhurbaskanligi-odulunu-aldi
http://www.medyatava.com/haber.asp?id=48977
« Son Düzenleme: Haziran 03, 2011, 02:16:21 ös Gönderen: V_for_Vendetta »


Haziran 04, 2011, 01:28:43 öö
Yanıtla #2

asıl önemli olan,
 ana dilde eğitim yerine, dünya dili olan ingilizce yi mümkün olduğu kadar yaygınlaştırıp daha ileri düzeyde  ve  daha profösyönel öğrenmek ve öğretmektir. çünkü tek geçerli dil artık ingilizcedir
sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Haziran 05, 2011, 10:34:49 ös
Yanıtla #3
  • Seyirci
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647
  • Cinsiyet: Bay

Sayın V_for_Vendetta,
Dünyayı düzeltmenin yolu demokrasiden geçer diyen birisi varsa, onu her fikriyle kaldırın çöpe atın. Sbebi için sitede bir arama yaparsanız demokrasinin ne olduğu hakkındaki yazıları görebilirsiniz. Demokrasi aptalların hüküm sürdüüğü bir sistemdir. Ancak bu gün için en iyisidir. Komünizmin geleceği dönemlere kadar da demokrasi ile idare edileceğiz.
Ancak şu var ki, dünya kartellerinin kölesi olduğunuzu görmüyorsanız. Çok dilde eğitimi savunursunuz.
Birde şu sıkıntı var. Yapılacaksa hepsi birden yapılmalı, sadece kürtçe getirilemez yoksa kargaşa olur. Bu sebeple boşnakça, lazca, ermenice, rumca, gürcüce, tatarca, arnavutça ve 50-60 tane kadar dilde eğitim başlamalı. Ondan sonra biz birbirimizi anlayamıyoruz derseniz. Hak etmişsiniz demektir.

Sayın sahnesarsan, ingilizce gibi berbat bir dili niye istediğinizi bilmiyorum, üstelik dünya da en çok konuşulan bir dilde değildir. Daha önce sayın popperist'te böyle bir iddia da bulunmuştu, vazgeçti. Yazdıklarıma bakarsanız sevinirim.

Saygılarımla...
Bir yere ait olmayı hiç istemedim. Ya kendim olurum yada başkalarının arkamdan övgüleri ile ölmüş olurum.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
6472 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2007, 01:09:35 ös
Gönderen: Ittihatci
2 Yanıt
2308 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 15, 2007, 03:33:41 öö
Gönderen: Supeluta
0 Yanıt
1540 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2007, 12:09:53 öö
Gönderen: shemuel
41 Yanıt
17256 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 03, 2010, 01:19:48 ös
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1834 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2008, 04:54:55 ös
Gönderen: bugfree
39 Yanıt
16258 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 27, 2015, 12:32:33 ös
Gönderen: ARARAT
0 Yanıt
2123 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 08, 2009, 03:34:41 ös
Gönderen: degas
15 Yanıt
15001 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 15, 2011, 10:48:07 ös
Gönderen: Zagzagel
0 Yanıt
1047 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 06, 2015, 12:37:20 öö
Gönderen: Ömercan
14 Yanıt
5980 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 12, 2015, 07:27:20 öö
Gönderen: ADAM