Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kendini Bilen?  (Okunma sayısı 1486 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 18, 2012, 09:29:12 ÖS
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Sevgili Osho,

Sen "kendini―bilen" biri misin? Ve varoluşla ve insanlarla ilişkini nasıl açıklıyorsun?

 

Söylediğin sözcük, ‘kendini―bilen’, doğru değil çünkü idrak etmek her zaman kendinin üstüne çıkmak demektir. Bu yüzden ‘kendini bilmek’ çelişkilidir. Eğer bilirsen, kendin diye bir şey olmadığını anlarsın. Eğer bilmezsen o zaman kendin varsın. Benlik olmak bilmemek, bilmek benlik olmamaktır. Bu yüzden kendimi―bilen biri olduğumu söyleyemem. Sadece şimdi hiç benliğim olmadığımı söyleyebilirim.

 

Bir benliğim vardı―bu sadece kapıya kadardı. Bilme tapınağına girdiğin anda benlik kalmaz, onu artık bulamazsın. O seni kapıya kadar takip eden, hatta sadece takip etmekle kalmayıp sana yapışıp kalan bir gölgedir ama sadece kapıya kadar, o tapınağa giremez. Eğer onu saklamak zorundaysan tapınağa giremezsin. Benlik bir kişinin atması gereken en son şeydir. Bir kişi her şeyi atabilir ama kendini atması öyle imkânsızdır ki! Çünkü kendini bilme çabası, kendini bilme gayreti insanın kendisinin kendisi için bir çabasıdır. Sen diye bir şey olmayacağını idrak ettiğin anda; artık çabalamazsın.

 

Bütün büyük öğreticiler yanıltıcı sözcükler kullanmışlardır. ‘Kendini bilme’ yanlış bir sözdür. Ama “benliği olmayanı bilme” derlerse anlamazsın. Saçma hale gelir. Ama gerçek olan budur―benliği olmayanı bilme. Sadece Buda benliği olmayan anlamında anatta'yı kullanmıştır. Sadece Buda kullanmıştır. Bu yüzden Buda Hindistan’dan uzaklaştırılmıştır. Öylece dışarı atılmıştır ve Budizm, ‘kendini bilme’ sözünü kullanmaya başlamadan köklenememiştir. Çin’de ve Japonya’da Budizm tekrar geri gelmiştir ve ‘ tekrar ‘ kendini bilme’ sözünü kullanmaya başlamışlardır. Buda ‘benliği―olmayanı bilmek’ sözünü kullanmıştır. Ben de ‘benliği olmayanı bilme’ sözünü kullanıyorum. Tek bilişiş budur.

 

Nefsin olmadığı anda evrensel hale gelirsin. Bu büyük bir oyundur. Benliği bilmek şüphesiz ki en büyük en üst derecedeki oyundur. Benlik korunacak bir şey değildir, yok edilecek bir şeydir. O, senin son olasılığına, son bilişine bir engeldir.

 

Bu yüzden, ben ‘kendimi bildim’ diyemem. Ben ‘benliği olmayanı bilen’ biri olduğumu söyleyeceğim ve mümkün olan tek biliş budur. Başka bir biliş yoktur. Kendini bilmeyi savunanların vurgusu bilmekte değil, kendindedir. Benim vurgum bilmekte. Kesinlikle ‘benliği’ inkâr etmemin nedeni de bu.

 

Evrenle ve diğer insanlarla ilişkim ne? İlişki iki insan arasında var olur. Ben ilişkili değilim, ilişki içinde değilim. İlişki her zaman iki şeyin arasında olur. Bu paradoksal görünebilir ama sen her ilişkide ilişkisiz kalırsın. Her ne kadar ilişkili olsan da ilişkisiz kalırsın çünkü ilişki iki şey arasında olur. İki şey her zaman oradadır. Bu yüzden ilişki, sadece ikiliği saklayacak bir görüntüdür. Kendini ilişkili olarak kandırdığın anlarda yine sen varsındır. Tekrar kendine düşmüşsündür ve ilişki yoktur.

 

Örneğin, sözüm ona âşık olduğumuzda, ilişkili gibi görünürüz ama aslında, sadece kendimizi kandırıyoruzdur. İki, iki olarak kalır. Ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, iki, iki olarak kalır. Bir cinsel birleşmede bile ikilik vardır. İkilik sadece bir birlik yanılsaması yaratır. İki ’kendi’ arasında birlik olamaz. Birlik sadece iki ‘benliği olmayan’ arasında olabilir.

 

Bu yüzden bana göre, ben evrensel gerçeklikle ilişkili değilim, hiç değilim. Ve bununla soyutlanmış olduğumu söylemek istemiyorum. İlişki de var olabilecek kimsenin var olmadığını söylemek istiyorum. Evrensel gerçeklik söz konusu olduğunda ben birim ve evrensel gerçeklik de benimle bir.

 

Benim tarafımdan ben birim ama başkalarına göre, onların tarafından ben bir değilim. Onlar ilişkili. Birisi arkadaş olarak ilişkili, birisi düşman olarak ilişkili, birisi kardeş olarak ilişkili, birisi öğrenci olarak ilişkili... Benimle ilişkili olabilirler ama ben onlarla ilişkili değilim. Ve benim içimde bütün olan onları ilişkisiz hale getirmek. Ama onların tarafından hiçbir çaba olamaz. Sadece, ‘benliği olmayanı bilme’ olabilir. Eğer kimsenin öğrenci ve kimsenin guru olmayacağını anlarlarsa, eğer kimsenin kimseyle ilişkili olamayacağını anlarlarsa ancak o zaman benlik düşer ve boşluğun çıplak hale gelir. Ve sana sınırlar çizen bir kıyafet, bir nefis yoktur. Tamamen çıplak olduğunda, Kendin diye bir şey olmadığını anladığında sadece bir boşluk, bir içsel gökyüzü olursun―o zaman bir olursun. Ya da gerçekten ilişkili hale geldiğini söyleyebilirim. Birlik oluştuğunda, kişinin kendisi yoktur.

 

Bana evrenle ve insanlarla nasıl ilişkili olduğumu sordun. Benim için bunlar iki farklı şey değil―evren ve insanlar. Evrensellik pek çok şekilde oluşur, insanlar da bunlardan biridir. Evrensellik o kadar çok şekilde oluşur ki―güneş, yıldızlar, dünya, ağaçlar, hayvanlar ve insanlar. Sadece frekanslar değişir, Tanrısallık aynıdır. Bu yüzden benim için evren ve insanlar iki ayrı şey değildir.

 

Daha önce söylediklerimin hiçbiri düşünceden ortaya çıkmadı. Bu bir gerçek. Ama eğer düşünürsem―ve eğer senin tarafını anlayacaksam düşünmem gerekir―o zaman sen benimle ilişkili olursun çünkü sen varsındır ve sen olduğun sürece, ilişkili olursun. Bu çok zor bir durum yaratır. Günlük ve anlık olarak zor bir durum yaratır.

 

Kendini benimle ilişkili hissedersin. Bana ait olduğunu hissedersin ve daha sonra benim de sana ait olmamı beklemeye başlarsın. Kendini benimle ilişkili hissettiğin için benim de seninle ilişkili olmam gerektiğini beklemeye başlarsın. Bu beklenti nedeniyle sonuçta hüsrana uğramaya mahkûm olduğunu biliyorum. Benliği olan bir insanla hayal kırıklığı kaçınılmazdır ama daha uzun bir zaman alabilir. Ama nefsi olmayan bir insanla birlikteysen küçücük bir zaman aralığı bile sürmez. Her saniye hayal kırıklığı olacaktır çünkü beklentilerin yerine gelmeyecektir. Onları yerine getirecek kimse yoktur.

 

Bu yüzden ben çok sorumsuzum çünkü sorumlu olacak kimse yok. Cevaplar var ama sorumlu olan yok bu yüzden her cevap atomsaldır… Bu birbirini izleyen bir durum olamaz bu yüzden gelecek andan ne bekleyeceğini bilemezsin. Ben bile bilmiyorum. Cevap, her biri kendi içinde tamam, geçmişle veya gelecekle her yönden ilişkisiz, atomsal olacaktır.

 

Ego, bir olaylar, oluşlar ve hatıralar serisidir. Böyledir çünkü sen bir seride var olursun – beni de bir seri olarak düşünmek istersin ama bu zordur. Bu yüzden, er veya geç herkes bana öfkelenecektir çünkü benim cevaplarım atomsaldır, ardıl değildir. Ardıl cevap sorumluluk haline gelir. O zaman güvenebilirsin.

 

Ben çok güvenilmezim. Bana hiçbir zaman güvenemezsin―ben kendime güvenemiyorum. Neler olacağını bilmiyorum. Her olana tamamen açık ve her olanı tamamen kabullenir durumdayım. İlişki temelli düşünemem. Düşünemem, daha çok birlik temelli yaşarım.

 

Bana her yakın olduğunda, bu seninle ilişkili olduğum anlamına gelmez. Seninle bir hale gelirim. Ve sen bu birliği sevgi olarak yorumlarsın. Ama bu birlik sevgi veya nefret değildir, çünkü sevgi diye bilinen şey her an nefrete dönüşebilir. Yakın olabilirsin, uzak olabilirsin; bir arkadaş olabilirsin, bir düşman olabilirsin; hiç fark etmez. Ben söz konusu olduğumda, bana gelebilirsin veya benden uzaklaşabilirsin, hiç fark etmez.

 

İlişki koşulludur; birlik koşulsuzdur. İlişkide her zaman koşullar vardır. Koşullarda bir şey değişir ve ilişki değişir. Her şey, her zaman bir yanardağın üzerindedir. Her ilişki her zaman bocalayan bir durumdadır, her zaman bir ölüm sürecindedir, her zaman değişir. Bu yüzden her ilişki korku yaratır, çünkü her zaman bozulma tehlikesi vardır. Ve ne kadar çok korku varsa o kadar ona yapışırsın ve ne kadar yapışırsan o kadar korku yaratırsın.

 

Ama birlik tamamen bunun zıddıdır. Birlik koşulsuzdur. O, hiçbir koşul, hiçbir beklenti, hiçbir tatmin, hiçbir gelecek sonuç ummadığı için vardır. O, geçmiş tarafından koşullanmış veya geleceğe yönlenmiş değildir. O geçmişle ilişkisiz olan, gelecekle ilişkisiz olan anlık, atomsal bir varoluştur.

 

Böylece evrenle ve de insanlarla birlik hissediyorum ve evren tarafında da aynı his var. Ben onunla bir olarak hissettikçe, evrenden gelen his de birlik hissi. Bir zamanlar bunu hissetmiyordum ama şimdi evrenin her zaman bana karşı aynı his içinde olmuş olduğunu anlıyorum.

 

Birlik her zaman akar, her zaman akmıştır; evren için sonsuz bir bekleyiş olagelmiştir. Şimdi ben bunu evrene karşı hissediyorum; insanlara karşı da hissediyorum. Birisinin bana karşı bu birliği hissettiği anda, o kişi evrenselin bir parçası haline gelir. O, artık bir insan değildir, evrenseldir. Ve bir kere birliği hissettiğinde, bir kişiyle bile olsa, tadı almışsın demektir. Coşkunun tadını anlamışsındır. O zaman bütünün içine atlayabilirsin.

 

Benim etrafımda olan bu. Yaptığımı söylemiyorum―bu benim etrafımda oluyor.

 

Sana birlik tadını vermek için seni yakınıma çağıracağım ve bunu bir saniye bile gerçekleştirebilirsen, bir daha asla aynı olamazsın. Bu çok sabır isteyen bir çabadır―çok bilinmez, tahmin edilemez. Bu anın ne zaman yakın olduğunu kimse söyleyemez. Bazen zihnin öyle uyumludur ki birliği hissedebilirsin. Meditasyonun üstünde durma sebebim bu, çünkü meditasyon zihni öyle bir zirveye ayarlar ki buradan birliğe atlayabilirsin.

 

Benim için meditasyon zihni birliğe ayarlamak, zihni birliğe açmak demektir. Bu, sadece meditasyonun senin ötene geçtiğinde olur. Başka türlü olamaz. Eğer senin altındaysa―onu sen yapıyorsan, onu kontrol eden sensen―oluşamaz çünkü sen hastalıksındır. Bu yüzden ben seni, belirli sınırların ötesinde senin olmadığın bir meditasyona ikna ediyorum. Meditasyon senin yönetimini ele alacaktır. Yavaş yavaş itileceksin. Tabii ki meditasyonu başlatacaksın çünkü başka yolu yoktur. Başlamak zorundasın ama meditasyonu sen bitirmeyeceksin. Başlayacaksın ama bitirmeyeceksin. Arada, bir yerde olay olacak. Meditasyon seni tutacak. Atılacaksın ve meditasyon gelecek. Sonra evrene ayarlanacaksın. Sonra bir olacaksın.

 

İlişki değil birlik önemlidir. İlişki sansara’dır, dünyadır ve ilişki nedeniyle tekrar tekrar doğmak zorunda kalırsın. Ama bir kere birliği tanıdığında artık ölüm yoktur, ölüm yoktur. O zaman senden başka kimse yoktur. Hepsi içindedir. Evrensel olmuşsundur. Birlik geldiğinde birey gitmelidir. Tanrısallık gelmeden önce ego gitmelidir.

 

Ego bütün ilişkilerin kaynağıdır. Dünya ilişkidir. Tanrı bir ilişki değildir, Tanrısallık bir ilişki değildir. Tanrısallık bencillik değildir. Bu, onunla bir olamazsın demektir. Bu yüzden bir bhakta, bir sofu asla evrensele ulaşamaz çünkü o ilişki temelli düşünür―Baba Tanrı, sevgili Tanrı, sevilen Tanrı’. İlişki temelli düşünür. Kendisi ve diğeri diye düşünmeye devam eder. Hiçbir zaman egonun üstüne çıkamaz. Bu çok incelikli bir şeydir çünkü sofu her zaman teslim olmaya çalışıyordur. Sofunun yolu teslimiyet yoludur. Teslim olmaya çalışmaktadır ama birine.

 

Eğer birine teslim olmaya çalışırsan, diğeri oradır. Ve sen yoksan, diğeri var olamaz; böylece gölgelerde var olmaya devam edersin. Kendini unutursun ama unutmak teslim olmak demek değildir. Tanrısallığı o kadar çok hatırlıyorsundur ki kendini hatırlayamıyorsundur ama arka da sen varsındır, gölgelerde var olmaya devam edersin. Başka türlü, Tanrı diğeri olarak var olamaz.

 

Bu yüzden var olduğu şekliyle sofunun yolu, seni insan deneyimini aşana, evrensele, bire götüremez. Benim için, esas olan birine teslim olmak değildir, esas olan kendini teslim etmektir―birinin ayaklarına değil, sadece kendini teslim etmek. Eğer benlik yoksa bir olmuşsun demektir.

 

Benlik, tohumlar yaratmaya devam edebilir, aldatma yaratmaya devam edebilir. Ve en büyük ve en kesin aldanış sofu ve Tanrı’nınkidir―dini bir aldanış. Dini olan bir aldanış tehlikelidir çünkü onu inkâr bile edemezsin. Onu inkâr etmek bile suçluluk yaratır. Tanrısallığa karşı şahsiyeti inkâr ederek suçlu hissedersin ama Tanrısallık için şahsiyet senin kendinin izdüşümüdür. Benlik olmadığında Tanrı için benlik yoktur. Bütün varoluş kendini düşünmeyen hale gelmiştir. Ve bütün varoluş kendini düşünmeyen hale geldiğinde, sen de onunla birsindir.

 

Kendini düşünmemek yoldur.

Kendini düşünmemek gerçek ibadettir.

Kendini düşünmemek asıl teslimiyettir.

 

Bu yüzden sorun hep kendinledir. Kurtuluşu, moksha’yı düşünsek bile kendimizden özgürlüğü değil, kendimizin özgürlüğünü düşünürüz. O zaman özgür olacağımı düşünürüz. Ama o zaman özgür olamayız―moksha kendimizin özgürlüğü değil, kendimizden özgürlüktür. Bu yüzden ben bir kendisizlikte, bir akışta, bir kendini düşünmeme sürecinde var oluyorum. Ben de kendim değilim, başka kimse de kendi değil.

 

Örneğin, dalgalar denizdedir ama her dalga kendini okyanustan ayrı olarak yanlış algılar. Ayrı gibi görünmektedir. Kendini kandırabilir―Etrafta o kadar çok dalga vardır ve hepsi o kadar farklı görünmektedir ki. Benim dalgam yüksektir ve senin ki alçaktır veya benim dalgam alçaktır ve seninki yüksektir. Nasıl aynı olabilir ki? Ve dalgalar suyun dibine bakamaz. Sadece yüzeyi bilirler. Senin dalgan ölüyor ve benim dalgam genç ve yükseliyor. Senin dalgan kıyıya ulaştı ve benimki uzak. İkisinin aynı olduğunu nasıl düşünebilirim? Ama yine de öyle düşünsek de, düşünmesek de biz aynıyız.

 

Bu yüzden “ben” olarak bilinen dalga bir ego değil; o, benlik değil. Bu dalga, okyanusun dalga olduğunu anlamıştır. Dalga sadece bir yüzey olayıdır. Yüzey bir görüntüdür, yüzey bir harekettir.” Ben” diye adlandırdığım bu dalga dalgasızlığın, dalgasız okyanusun gerçek olduğunu düşünmez. Senin dalgan bile farklı değildir.

 

Her şeyi birleştireni anladım. Sen buna kendini bilme diyebilirsin, ben demeyeceğim. Ben ona benliği olmayanı bilme diyeceğim çünkü bu bütün bilişlerin özüdür. Bu, benliksizliktir. Ne demek istediğimi anladığını düşünüyorum.

 

Bütün söylediklerim demek istediklerim olmayabilir ve demek istediklerim söylediklerim olmayabilir ama her zaman derine bak. Her zaman söylenmeyen ama işaret edileni dinle. Söylenemeyen ama gösterilen, işaret edilen şeyler vardır. Derin ve yüksek derecede olan şeyler sadece gösterilebilir asla söylenemez. Ve ben söylenemeyen şeyleri söylüyorum. Bu yüzden benim sözcüklerimi düşünme. Her zaman sözcükleri anlamsız olarak görüp at, sonra da kelimesiz anlama, sessiz anlama doğru derine in. O, her zaman sözcüklerin ardındadır.

 

Sözcükler her zaman ölüdür, anlamsa her zaman canlı. İnsan sözcüklere açık olabilir ama insan hiçbir zaman akılsal anlayış yoluyla açık olamaz. Sadece aklınla değil bütün varlığınla açık olabilirsin. Akıl bazen yanlış anladığı için değil―akıl her zaman yanlış anlar. Akıl bazen yanlış yaptığından değil―akıl yanlışlıktır. Her zaman yanlışlık yapar.

 

Bu yüzden söylenen şeylere karşı olumlu ol. Anlamaya çalışma, senin içinde derine gitmesine izin ver. Ona hassas, açık ol. Yüreğinde derine gitmesine izin ver. Ona akılsal sınırlar koyma. Sonra bütün varlığının katılımıyla bileceksin. Anlayamayabilirsin ama bileceksin. Ve anlamak yeterli değildir, bilmek gerekir. Bazen anlarsın veya anladığını zannedersin ve böylece bilmeye bir engel yaratırsın. Akıl anlar; varlık bilir. Akıl sadece bir parçadır, gerçek olan senin varlığındır.

 

Bildiğinde kanınla bilirsin, kemiklerinle bilirsin, kalp atışlarınla bilirsin. Ama anlarsan yalnızca o kadar da derin olmayan zihin mekanizmasıyla anlarsın. O sadece hayatta kalmak, ilişkide olmak için gerekli ama birliğe ve ruhsal ölüm ve dirilişe engel hale gelebilen bir alettir. Sadece hayatta kalmak için doğal bir araçtır. En yüksek gerçekliği ortaya çıkarma amacında değildir. Gizli sırları bilme amacında değildir―ve sırlar gizlidir.

 

Bu yüzden söylediklerim hakkında düşünme. Eve git ve uyu. Sadece içine gitmesine izin ver, sızmasına izin ver. Kendini koruma; açık ol. Bütün korunmalar bilmeye karşıdır. Ve sadece senin en iç varlığına ulaştığında bilinir ve gerçekten anlaşılır. Shradda, imanla söylenmek istenen budur. İnanç anlamında değildir. İnanç akılsaldır. Kişi aklıyla inanabilir, aklıyla inanmayabilir―ikisi de akılsaldır. İman kesinlikle akılsal değildir. O, tamamen mistik katılımdır. Gizli sırlarla bir olmaktır. O, bir atlayıştır.

 

Bütün söylediklerimde hiçbir teoriyle ilgili değilim, hiçbir felsefeyle ilgili değilim. Bir şey söylediğimde bu sadece seni söylenemeye götürmek içindir. Ve sözcükleri kullandığımda onları sadece seni sessizliğe yöneltmek için kullanıyorum. Ve bir şey iddia ettiğimde, bu iddia edilemeyeni işaret etmek içindir. Benim ifadem gerçekten bir şey ifade etmek için değildir, ifade edilemeyeni işaret etmek içindir.

 

Olumlu ol çünkü sadece olumluluk açıklık olabilir. Bütün söylediklerimin içine düşmesine izin ver ve bırak çiçeklensin. Çiçek geldiğinde söylenen ama söylenemeyeni bileceksin. Söylenen ama hâlâ söylenmeden kalanı bileceksin.

 osho
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
10 Yanıt
6868 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 13, 2011, 02:47:55 ÖS
Gönderen: ceycet
5 Yanıt
4380 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 17, 2018, 01:31:05 ÖS
Gönderen: Mandıra Filozofu
0 Yanıt
2110 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2011, 02:17:18 ÖS
Gönderen: karahan
Bu nedir bilen var mı?

Başlatan bilGe Genel

4 Yanıt
2518 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 19, 2011, 01:22:06 ÖÖ
Gönderen: Barbaros
13 Yanıt
6525 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 18, 2013, 11:22:35 ÖS
Gönderen: Makbenah
0 Yanıt
2843 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 07, 2012, 10:40:20 ÖÖ
Gönderen: symbol
0 Yanıt
3500 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 18, 2012, 02:46:42 ÖS
Gönderen: Ares
11 Yanıt
6848 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 27, 2013, 01:15:31 ÖÖ
Gönderen: Melina
0 Yanıt
1151 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 01, 2013, 03:19:12 ÖÖ
Gönderen: Ares
7 Yanıt
6343 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 18, 2015, 07:59:51 ÖS
Gönderen: karahan