Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Maya Uygarlığı ve Luviler  (Okunma sayısı 3103 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 10, 2012, 01:23:22 ös
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Mu uygarlığının, Atlantis dışındaki en önemli kolonilerinden biri Maya Uygarlığıdır (1). Amerika kıtasındaki Maya kolonisi, Mu ve Atlantis'in varlıkları hakkındaki pekçok bulgunun kaynağını teşkil etmesi açısından önemlidir. Mu'nun ilk kolonilerinden birisi olduğu sanılan Mayalar'ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka'ların, imparatorlarına "Güneşin Oğlu" demeleri, tapınımlarının birer güneş kültü olması tesadüf değildir. Ayrıca, Mısır ve Maya piramitlerinin benzerliği, her iki ülkede bunların törenler için kullanılması ve yeniden doğuş inancının yozlaşmış bir biçimi olan mumyalama işleminin aynılığı, bu iki uygarlığın aynı kökten geldiklerinin ispatıdır. Peru’da güneşe, “Raymi” adı verilmektedir ki, bu deyim ile Ra-Mu’nun benzeşmeleri ortadadır. Aztekler, kendi isimlerinin “Aztlan”dan geldiğini söylemişlerdir. Onların dilinde “Az” su, “tlan” da, ülke anlamına gelmekte ve ikisinin bileşimi, bir adayı tarif etmektedir. Bu anlatımdan, Maya imparatorluğunun halklarının genellikle Mu kökenli olmalarına karşın, Azteklerin, tufan sonrası bu kıtaya gelen Atlantisliler olabileceği anlaşılmaktadır (2).
Halen British Museum’da bulunan Maya yazıtı “Codex Troanus”da, Mu uygarlığının, kitabın yazıldığı tarihten 8060 yıl önce, Zac ayının 13’ünde, 64 milyon nüfusu ile birlikte okyanusa battığı ifade edilmektedir. Bu ifadeden Codexin, MÖ. 2 binlerde yazıldığı anlaşılmaktadır ki, bilimsel olarak da bu doğrulanmıştır. Codex’te, Mu’dan “anavatan” olarak bahsedilmektedir. Maya dilinde “Ma” kelimesi, ‘Ülke’ ya da ‘yeryüzü’ anlamına gelmektedir. Eski bir Havai efsanesinde de, “Anavatanımız, krallar, okyanusun dibinde yatıyor” denilmektedir. Maya kutsal kitabı Popul Vuh’ta (Bir Buket Yaprak), tufan sırasında gökten yapışkan maddeler, ateş ve kül yağdığı, suların kabardığı ve karaların denize göçtüğü yazmaktadır (3).
Amerikalı arkeolog ve yazar Augustus Le Plongeon, Maya uygarlığına ait Xochicalho Piramidinin duvarlarındaki yazıların, Atlantis’in batışını anlattığını iddia etmiştir. Ancak Le Plongeon, 19. yüzyılda yaptığı araştırmalarda Pasifikte batan bir diğer kıta olan Mu’dan haberdar olmaması nedeniyle, batan kıtanın adını yanlış yorumlamıştır. Le Plongeon’a göre, bu kıtaya Mayalar “Mu”, Yunanlılar ise “Atlantis” demektedirler. Çevirisi Le Plongeon’a ait bu kitabenin anlatımının, Platon’un aktardığı bilgilerle uyumlu olduğu belirtilmektedir. Yerliler bu yazıta, Akab-dzip (Kara Yazı) adını vermektedir. Bu yazıya göre Tufan, Zac ayının 13. Chuen (Cuma) günü meydana gelmiş, Atlantis’teki 64 milyon insan bir gecede sulara gömülmüş ve suların yüksekliği, en yüksek dağlara kadar ulaşmıştır. Bu anlatımdan, her iki kıtanın aynı tarihlerde battığı anlamı da çıkarılabilir.  Le Plongeon’a göre, tufan öncesinde Maya ülkesinde ondalık sistem kullanılmaktayken, “Mu Ülkesinin” batmasından sonra, tüm matematik sistemi 13 sayısı baz alınarak, değiştirilmiştir. Ayrıca, 13 sayısının uğursuzluğu inancının altında da, büyük tufan yatmaktadır (4).
Mayalar için, Yüce Yaratıcının gözle görülebilir tek temsilcisi, mükemmel bir daire olan ve herşeye hayat veren güneştir. Tüm tapınımları güneşe yöneliktir. Güneş, Yüce Ruhun görünen tezahürüdür. Mayalar tarafından, herşeyi var eden Yüce Ruha “Ku” adı verilmiştir. O, “Lahun”dur. Yani, Bir’deki Bütün, her şeyi içeren Bir’dir. Herşey, Ku’nun yüce iradesi ile, Uol’la yaratılmıştır ve eylem, mükemmel bir daire olan kozmik yumurta ile sembolize edilmiştir. Uol, gözle görülür evreni yaratmak için işe, kendisini bir yumurtada kopyalayarak başlamıştır. Bu yumurta artık, hasıl olmuş, vücut bulmuş olarak, Meneh adıyla anılır ve sembolü de, ağızıyla kuyruğunu tutan, böylece mükemmel bir daire meydana getiren yılandır. Bu sembole, Chicken’deki bir tapınağın ön yüzünde rastlanmaktadır. Yerlilerin “Kana” yani, Tanrının evi diye adlandırdıkları bu yapının kapı girişinin üzerinde, Yaratıcının kozmik yumurtası Meneh sembolize edilmiştir. Mısırlıların Yüce İnşaatçı olarak tanımladıkları ve babası Kneph’in ağızından bir yumurta olarak çıkan yaratıcı tanrıları Ptah’ın diğer bir ismi de Meneh’tir.
Hint Brahma öğretisine göre de, Yüce Ruh, tüm evreni kozmik bir yumurtadan ortaya çıkarmıştır. Manava-Dhrama-Sastra kitabında, “Kendi maddesel öz cevherinden evrenin ortaya çıkmasını tasarlayan Yüce Ruh, önce suları meydana getirdi ve oraya üretken bir tohum yükledi. Bu tohum, bin ışıklı bir yıldız gibi ışıldayan bir yumurta oldu. Yüce Varlık, tüm varlıkların atası olan Brahma formunda, bu yumurtada kopyalanmıştı” denilmektedir. Brahmanist inanca göre, tüm varlıklar, böylece ortaya çıkan Brahma ile, tabiatın dişil güçlerinin kişiselleştirilmesi olan Maya’nın birleşmesi sonucu meydana gelmiştir. Brahmanların güneş duasının, “O, tanrıların topyekun kuvveti, göğü, yeri ışıltılı ağıyla kaplar. O, herşeyin ruhudur. Sen kendinden var olansın. Sen en harika ışınsın. Işığını bana da bağışla” şeklinde olmasından, bu inancın kökeninde de Yüce Varlığın sembolü Güneş inancı yatmakta olduğu anlaşılmaktadır (5).
Yucatan'da bulunan ve bir adı da "kutsal sırlar mabedi" olan Uxmal mabedi, burasının, tıpkı Mısır'daki benzerleri gibi inisiasyon törenleri için kullanıldığını göstermektedir. Mabedin içinde, adayların sınandığı ateş odasının bulunması, tufandan sonra yapılan bu mabedin, Mu dini uygulamalarının ilkel bir devamının gerçekleştirildiği mekan olduğunu ortaya koymaktadır.
Mayalar, dikilitaşlar ve onların geliştirilmiş modeli olan piramitleri, görünmeyen Tanrının yasalarının sembolü olarak görüyorlardı. Yapıtlarında kullanılan üçgen kemerler için de aynı kutsallık söz konusuydu. Maya inancında üçgen, Tanrının erkek ve dişil vasıfları ile, bunların bileşiminden doğan evreni sembolize etmektedir. Ufuk Dairesini, sonsuz evrenin amblemi olarak kabul ettiler. Yüce Tanrı kavramını da, daire içine yerleştirilebilecek en kusursuz ve basit şekil olan eşkenar üçgen ile sembolleştirdiler. Yukarı bakan üçgen ateşi, aşağı bakan üçgen suyu tumsil ediyordu. Bunların birleşmesiyle, tüm varlıklar meydana gelmişti. İçiçe geçmiş ters üçgenler, yaratıcı Tanrının bir diğer suretiydi. Kaldeliler de yaratıcıyı, eşkenar üçgenle tanımlamışlardı. Işık saçan bir üçgen içinde Tanrının herşeyi gören gözü, Kaldelilerin kozmik diyagramını oluşturuyordu. Kalti, Maya dilinde, çitle çevrilmiş alan demektir. Kalde kelimesinin kökeninin de, yerleşim birimlerinin etrafının çitlerle ya da duvarlarla çevrilmesinden geldiği düşünülebilir (6).
Maya rahipleri, öğretileriyle ilgili sırları, mabetlerinin gizli bölmelerinde saklar, bu sırları sadece kendi çocuklarına ya da seçilmiş bazı prenslere emanet ederlerdi. Aynı sistem Mısır ve Babil’de de görülmektedir. Maya başrahibinin unvanı, Manek Maya ya da Hakmak idi ve Kamil İnsan anlamına geliyordu. Babil kelimesinin etimolojisi “Ba” ve “Bel” bileşik kelimelerine dayanmaktadır. Kadim Maya dilinde bu kelimeler, Yol ve Ata anlamına gelmektedir ve bileşimi, ‘Uzaktan gelen atalarımızın şehri” olarak tanımlanabilir. Kalde başrahiplerinin unvanları, “Rabmak”tır. Bu kelimenin anlamı da, tıpkı Mayalıların Hakmak’ı gibi, Kamil İnsan demektir (7). “Hak” ve “Rab”, Yüce Tanrının isimleri olarak semavi dinlerde varlığını sürdürmektedir.
“Göksel Baba” tapınımı, dinlerdeki ortak olgulardan birisidir. Hint Vedalarında, Göksel Babanın adı “Dyaus Pitar”, Eski Yunanda, sonradan Zeus olarak değişen “Zue Pater”, Roma’da, “Jupitar”, aynı anlamı taşımaktadır (8). Naacal tabletlerinde de, Tanrıdan “Gökteki Babamız” diye bahsedilmektedir. Nitekim, öğretisini bu kadim dini esas alarak yayan İsa da Tanrıdan, “Gökteki Babamız” olarak bahsetmektedir. Churchward, İsa’nın öğretisi ile, Osiris’in öğretisinin kelimesi kelimesine aynı olduğunu, her ikisinin de Mu’nun kutsal metinlerinden faydalanmış olduklarını ifade etmektedir.
Brahman rahipleri, “Neferit” adı verilen kutsal tabletlere göre dinlerini oluşturduklarını ve bu tabletlerin yazıldığı “Hanferit” dilinin, dünyanın en eski dili olduğunu söylemektedirler. İngiliz araştırmacı W. Robertson, 1794’te kaleme aldığı Hint tarihi çalışmasında, Brahmanların bu dili ve dini Nagalardan öğrendiklerini yazmaktadır (9).  Nagaların, Mu İmparatorluğunun Hindistan kolu olduğu, Churchward tarafından kaydedilmektedir. Naacal öğretileri, yine Hindistan vasıtasıyla, Yukarı Mısır’a ve Mezopotamya’ya ulaşmıştır. Her iki uygarlığın kurucuları Nagalardır. Curchward’a göre, Musa’nın taş tabletleri de, Mu dili ve yazısıyla kaleme alınmış Naga metinlerinin kopyasıdır. Churchward, Musa’nın öğretisi ile ilgili olarak, “Musa’nın dinsel yasalarını, Toth’un öğrettiği şekliyle, saf  Osiris dinine dayandırdığına şüphe yoktur. Ölüm sonrası ruhun hesap verdiği Osiris Mabedinde, ruha, fiziksel yaşamı ile ilgili sorulan, 42 soruyu sembolize eden tanrı figürü bulunmaktadır. Musa, bu 42 soruyu 10 emire çevirerek, halkının anlayacağı hale getirmiştir. Musa’nın en büyük farkı, bu emirlerin ölülere değil, hayattakilere uygulanmasının sağlanmasıdır. On emirin ihtiva ettikleri, Mu’nun kutsal metinlerinde de yer almaktadır. Tek farkı, onların soru tarzında olmasıdır” demektedir (10).
Naga öğretileriyle Osiris dini, aynı kökene dayanmaktadır. Mısır’ın birleşmesi sonucu her iki din birbirine karışmış ve tek bir öğretiye doğru evrilmiştir. Musa’nın yazıları, kısmen Naga, kısmen de Mısır dilinde kaleme alınmıştır. Babil sürgünü sırasında Ezra, Babil’de kullanılan Naga dilini öğrenmiştir ancak Mısır’ın kutsal hiyeroglif yazımının gerçek anlamlarını kavrayamaması nedeniyle, Tevrat’ın yazımı sırasında birçok hata ortaya çıkmıştır.



LUVİLER
Atlantis’teki, Osiris dini rahiplerine Mason dendiğini, daha önce ifade etmiştik. Tufan sonrasında, “Mason” kelimesinin bilinen ilk kullanımına, M.Ö. 7 binli yıllarda Batı Anadolu’da rastlanmaktadır. M.Ö. 2 binli yıllarda Anadolu’da güçlü bir devlet kuran Hititliler aracılığıyla günümüze ulaşan ve Hititçe’den farklı, sembolik bir dille yazılmış olan kil tabletlere göre, Batı Anadolu kıyılarının en eski yerleşimcileri, kendilerine “Luvi” adını veren ve günümüzden 9 bin yıl önce yaşamış bir topluluktur. “Lu-Vi” kelimesi, bu halkın dilinde, “Işığın İnsanları” anlamına gelmektedir. Luvi yazıtları ile Miken yazıtlarındaki resim ve sembollerin birbirine çok benzeş oldukları tespit edilmiştir. Luvice, Hint-Avrupa dil grubundandır. Luvilerin tapındığı ana tanrıçanın adı, “Ma”dır. Ma, Anadolu’da varlığı bilinen en eski ana tanrıçadır (11).
James Churchward, “Mu”nun Çocukları” adlı kitabında, Mu’dan çıkarak dünyaya dağılan insanların doğuya giden kolunun, ilk önce Maya uygarlığını ve Maya İmparatorluğunu kurduklarını, buradan Atlantis’e geçtiklerini ve Atlantis üzerinden de, Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıklarını ifade etmektedir. Ege denizi adalarına yerleşen Maya-Atlantis kolonicileri, anavatanlarına duydukları sevgiyi, okyanusun öbür tarafına taşıdılar ve başta Hermes olmak üzere tüm tanrıların annesi ve Atlas’ın kızı “Maia”yı (Ma) ana tanrıça yaptılar. Maia’nın tanrıçalığı uzun yüzyıllar boyu yaşamış ve batılı dillerdeki Mayıs ayına da, adını vermiştir. Halen Hristiyan dünyasında kutlanmakta olan ve Meryem Anaya uyarlanan Mayıs festivalleri, Maia inancından kaynaklanmaktadır (12).
Miken uygarlığı, Ege’ye ulaşan Atlantis sömürgecilerinin öğretilerine dayanarak kurulmuştur. Bu insanların bir kolu, Aşağı Mısır kolonisini kurarken, bir diğer kolu da, Girit adasında “Miken” kolonisini oluşturmuş ve Batı Anadolu kıyılarına yerleşmiştir. İşte Luvi’ler, Batı Anadolu’ya yerleşen bu Maya-Atlantis insanlarıdır. Aynı halkın bir başka kolu da Fenikelilerdir. Fenikeliler kendilerine “Carou halkı” demekteydi. Fenike adının, eski Yunancada kırmızı anlamına gelen “phoiniks”den türetildiği, bu tanımın da, derilerinin rengi nedeniyle yapıldığı sanılmakta. Fenikeliler, kızıl tenli bir ırktı. Maya dillerinde “Ma” kelimesi, daha önce ifade edildiği üzere, ilk gelinen ülkeye bir atıftır. Mısır’a batıdan gelen yerleşimcilerin, Nil kıyısındaki bu yeni ülkeye verdikleri isim “Maui” idi. “Ma” kelimesi Mısırca’da da, ‘Batı’ ve ‘Yer’ anlamına gelmektedir (13). Ana tanrıça “Ma”, Pasifik’e gömülmüş olan Mu kıtasını ve Atlantik’e gömülmüş olan Atlantis kıtasını sembolize etmektedir. Luvicede “Mara”, deniz anlamına gelmektedir ve halen kullanılmakta olan Marmara adı, Ana Tanrıça Ma’nın denizi anlamındadır. Luviler, geldikleri uygarlığa işaret edercesine, yerleştikleri bölgedeki en yüksek dağa, halen aynı isimle tanınan “Maya” dağı adını vermişlerdir. En önemli eril tanrıları, Apollon’dur. Bir Anadolu Tanrısı olan ve sonradan Yunan tanrılar panteonuna katılan Apollon, “Işığın Tanrısı” olarak bilinir ve sembolü de “Güneş”tir. Batı Anadolu’daki en eski yerleşim birimlerinden birisi olan Pitane’de bulunan bakır paraların üzerinde, ortasında bir nokta bulunan, beş köşeli yıldız sembolü vardır (14).
Yeniden doğuşa inanan Luvilerde en gelişmiş meslek, yapı işçiliğidir. Bilinen en eski duvar örme tekniği onlara aittir. Suda yüzen tuğlaları, çok ünlüdür. Taştan çatı kurma tekniğini bölgede ilk onlar uygulamış, bu teknik ileride, çembersel kemere evrilmiştir. Yerleşim yerlerinin etrafına bilinen ilk duvarları çekenler onlardır. Ana Tanrıçaya ait Evleri yapan, yine onlardır.

Ma kelimesi, batı dillerine “matter-anne” olarak geçmiştir. Oğul anlamına gelen “Son”, daha önce ifade edildiği gibi, aynı dillerde halen kullanılmaktadır. Ma rahipleri ile, Ma için tapınaklar inşa eden taşçı ustalarının adı, tıpkı Atlantis’te olduğu gibi, “Ma-son”dur. Mason, Ma’nın, yani ana tanrıçanın çocuklarıdır. Ma, öğretinin ilk doğduğu ana kıtaları temsil ettiğine göre, Masonlara, Mu’nun ve Atlantis’in çocukları, ya da bir diğer deyişle, öğreti doğrultusunda, “güneşin-ışığın çocukları” demek de, doğru olacaktır. Işığın çocukları deyimi, günümüz Masonlarının, halen kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir deyimdir. Masonların kendilerini tanımlamaları için kullandıkları bir diğer ifade olan, “Dul Kadının Çocukları” deyiminin bilinen ilk kaynağının da, Luviler olduğu görülmektedir. Ana tanrıça Ma’nın kocası tanrı Atti’nin, bir ölümlü kadınla ilişki kurması üzerine, ikili şiddetli bir kavgaya tutuşur. Atti, eşinin kıskançlık krizinden kurtulabilmek için, kendi erkeklik organını keser ve kan kaybından ölür. Ma’nın çocukları Masonlar artık, dul kadının çocuklarıdır. Atti, bir akarsu kenarına gömülür ve gömüldüğü noktadan, ulu bir çam ağacı yükselir. Bu ağaç, yeniden doğuşun bir sembolü olarak görülür. Ma rahipleri her yıl, yeniden doğuş için tanrı Atti’ye adak olarak, rahipliğe yeni kabul edilenlerin erkeklik organlarının ucunu keser, toprağa gömer ve akar suya girerek, kendilerini arındırırlar. Diğer bir deyişle, sünnet ve vaftiz uygulamalarının da, Luvilere kadar dayandığı görülmektedir (15). Luvi uygarlığı, Miken uygarlığı ile birlikte, günümüz batı dünyasını şekillendirmede en önemli rollerden birisini oynayan Antik Yunan uygarlığının beşiği gibidir.
 

alıntı cihangirgener

Kaynakça:
1- Santesson Hans Stephan- Batık Ülke Mu Uygarlığı- RM Yayınları- İstanbul 1989- Sf. 95
2- Hope Murry- Atlantis, Efsane mi Gerçek mi?- AD Kitapçılık- İstanbul-1994- Sf. 19
3- Hope M- İe.- Sf. 54
4- August Le Plonge- Mısırlıların Kökeni- Ege Meta Yay.- İstanbul- Sf. 72
5- August L.P.- İe.- Sf. 180
6- August L.P.- İe.- Sf. 91
7- August L.P.- İe.- Sf. 58
8- Churchward James- The Sacred Symbols of MU (MU'nun Kutsal Sembolleri) Londra, 1933. Sf. 29
9- Churchward J.- İe.- Sf. 33
10- Churchward J.- İe.- Sf. 96
11- Umar Bilge- Türkiye’deki Tarihsel Adlar- İnkılap Yay.- İstanbul 1999- Sf. 530
12- August L.P.- İe.- Sf. 85
13- August L.P.- İe.- Sf. 147
14- Taşkın Sefa- Mysia Işık İnsanları- Sel Yayıncılık- İstanbul 1997- Sf. 72
15- Taşkın S.- İe.- Sf. 91
 
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Aralık 29, 2012, 01:20:12 öö
Yanıtla #1
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 214
  • Cinsiyet: Bay

Ölüm sonrası ruhun hesap verdiği Osiris Mabedinde, ruha, fiziksel yaşamı ile ilgili sorulan, 42 soruyu sembolize eden tanrı figürü bulunmaktadır. Musa, bu 42 soruyu 10 emire çevirerek, halkının anlayacağı hale getirmiştir. Musa’nın en büyük farkı, bu emirlerin ölülere değil, hayattakilere uygulanmasının sağlanmasıdır.



Konu için teşekkür ederim sayın Karahan
Ölümden sonra ruh'a sorulan 42 soruya nasıl ulaşabiliriz  ?
Yaşarken öğrenmenin faydası vardır diye düşünüyorum :)
Saygılarımla
« Son Düzenleme: Aralık 29, 2012, 01:24:31 öö Gönderen: Dor »
"Bu ıssız dağları, şükranlarını dile getirmeksizin terk edemezsin"


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
5 Yanıt
4670 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2011, 02:30:50 öö
Gönderen: smyrnali
5 Yanıt
7319 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 05:50:59 ös
Gönderen: Mozart
2 Yanıt
3945 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2011, 09:01:06 öö
Gönderen: Waldow
1 Yanıt
3074 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 03, 2011, 03:36:46 öö
Gönderen: moonlight
0 Yanıt
13696 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 02, 2011, 11:35:37 ös
Gönderen: AQUA
12 Yanıt
8511 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 05, 2012, 01:38:55 ös
Gönderen: yazbenide