Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Mason Töresi Bakımından REGIUS … 9  (Okunma sayısı 3465 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 27, 2012, 01:39:49 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Bu başlığı unuttuğumuz sanılmasın. İrdelemeyi sürdüreceğiz.

Şimdi sırada üçüncü madde var.

Şu üçüncü maddenin öngörüp yansıttığı,
Üstat almaz yanına hiç bir yeni çırağı,
Veremeyecek olursa sağlam bir güvence,
Onunla yedi yıl kalmak için, dediğimce,
Kazançlı zanaatını öğrenmek üzere;
Yeterli değil bundan daha kısa bir süre
Ne Efendi’nin kazancına, ne de kendinin
Bildiğinizce sonucu geçerli nedenin.


Eh, buyurun ve değerlendirin….

Eski Yükümlülükler’in hiç değiştirilmeden uygulanmakta olduğunu ileri süren mason kuruluşları bu maddeyi ne yaptılar, nereye sakladılar acaba?

Yoksa töresel bakımdan bir simgesel değerlendirmesi mi var bu maddenin?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 27, 2012, 02:02:34 ÖS
Yanıtla #1

Burada benim dikkatimi çeken bir nokta var. Yazıdan anlaşıldığı üzere, locaya alımı bizzat üstatın kendisi yapıyormuş. Acaba günümüzdeki Masonlukta da, locaya alım üstatın bizzat kendisince mi yapılır?

Şu yedi yıla gelince... Operatif Masonlukta, kaç derece var?  Günümüzdeki Masonlukta kaç derece? 7 yıl sonunda varılacak nokta , son derece midir? Eğer son dereceyse, günümüzdeki Masonlukta son derece için geçen süreç nedir?

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Ağustos 27, 2012, 03:17:24 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

sn.adam

Bu yazınızın osmanlıdaki benzeşi ahi ocakları sistem aynı hemen hemen.

şimdi buna göre tek tek yorumlarsak eğer

Üstat almaz yanına hiç bir yeni çırağı,
Veremeyecek olursa sağlam bir güvence,


Üstadın burada yeni bir çırak alması kriteri işleniyor üstadın bakış açısına göre,çırağın durumu verilecek eğitimi alıp alamayacağı üstadın ona faydalı olup olamayacağına üstad yeni çırak alımında kendi değerlendirmeleri ile sonuca ulaşıp karar veriyor.Güvence bu kara sonrası ortaya çıkıyor eğer üstad çırağından emin olursa bu eğitim için değer görürse bu güvenceyi veriyor peki nedir o üstadın vereceği bilgileri çırağına tam geçireceği peki üstad yanılmazmı ya çırak sonrada istediği gibi çıkmazsa gibi bir sürü soru sorulur ama sırası değil pek.


Onunla yedi yıl kalmak için, dediğimce,
Kazançlı zanaatını öğrenmek üzere;

Bu 7 yıl kavramın her şeye benzetebilirsiniz hatta 7 kollu şamdan ilk akla gelendir.Bu benim anladığım sadece ve sadece bir insanın böylesi zorlu bir eğitimden çıkabilmesi yani bu evre için en az 7 sene eğitilmeli.Hakikaten meslek erbabı varsa aranızda bilirler bende bir zamanlar öyle idim hangi işi yaparsan yap bu kadar sene geçiyor pişmek için.Kazançlı zenaat çırak bunu öğrendiğinde çırağın lehine ortaya çıkacak olan durum.


Ne Efendi’nin kazancına, ne de kendinin


Efendinin kazancı ne olabilir,burada bahsi geçen konu maddi kazanç değil bir haz duygusu insan yetiştirme eğitme durumu o yüzden kısa olursa ne üstadın nede çırağın kazancına olur.


Ham ile olgunun hikayesi kısaca anlatılan,hama olgunlaşma süreci anlatılşıyor.

Aslında günümüze uyarlayıp sırf bu konudan size felaket örnekler verebilirim ama tek örnek ile yetineceğim ilginizi çeker inşallah.

Ortalıkta hangi meslek olursa olsun felaket konusunun uzmanı adı usta olan türevler var.Hiç bir mesleki bilgi görgü ve eğiti,m almadan deneyim yaşamadan sadece sezi ve gördükleri ile sonuca giden ya bu iş basit ne var bunda deyip her işe soyunan ama en ufak bir tekniğinden haberi olmadan yapan aynı zamanda üst sınırdan ahkam keserek ustalığını pekiştiren bir toplumun içinde yaşıyoruz.

Ahi ocağı varken zenaat erbabları için bu sıkıntı yoktu çünkü zenaat bilmek yukarıdaki örnekteki gibi oluyordu.Bir usta yetiştirdiği çıraktan ekonomik olarak hizmet süresi içinde kendisi menfaatlenirken çırağada bu süreçte yeterli eğitimi aldırıp onu diğre zenaatkar üstadların önünde bir teste tabi tutup yani yeterliliği hakkında ona göre kalfalık derecesi verilir sonrada usta olması için eğitime başlardı buda aynı ve benzeri süreçler ve işlemler ile devam eder kalfanın usta olması ise daha başka önem arz eder ama konun yeri tam burasımı bilemedim.Üstad yada zenaat deyimi ile usta eğittiğinden maddi olarak bir çıkarım sağlarken bile bunun adil yönlerinide öğretmekten geri durmaz.Buna artık günümüzxde tam olmasada iş ahlakı diyorlar ne kadar tutuyor ise o kadar.

Masonluktada kişinin kişisel inşaası için geçmesi gereken süre olarak tanımlıyorlar ama bu süre hakikaten böylemidir yoksa yıldırım hızı ile bu ayrıntıya dikkat edilmeden sadece kişinin statüsüne bakılıp derece verirlermi bilemem mason olmadığım için.Eğer böyle bir sorun varsa bu kurallar ve anlatıma göre bu payeyi veren mason üstad elinde olmayan bir yetkiyi kullanıp işgüzarlık yapmış olur bana göre.

sanırım sn.adamın dikkat çekmeye çalıştığı nokta burası yanılmadı isem.

saygılar

ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Ağustos 27, 2012, 03:48:09 ÖS
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Çok güzel yorum ve değerlendirmeler... Dahası da gelecektir kuşkusuz.

Benim bu aşamada araya girişim, iki düzeltme gereği duyuşumdan ötürü... İkisi de birer sözcük anlamıyle bağlantılı.

Birincisi, son zamanlarda çok kişinin yaptığı bir yanlış. Düzeltelim. Süre bir başlangıç ile bitiş arasında geçen zamandır; süreç ise bir işin yapılma ya da gerçekleştirilme biçimidir. Buna dikkat edersek iyi olur ama televizyon haber spikerlerinin, gazete muhabirlerinin bile bu yanlıştan kaçınamadığını görüyoruz.

Dolayısıyla, Regius'un bu üçüncü maddesinde, çıraklık sürecinin (prosesinin) asgari süresinden (zaman tutarından) söz ediliyor.

Operatiif Masonlukta elbette önce çıraklık, sonra kalfalık var. Hepsi bu kadar. Spekülatif Masonluktaki üstatlık ise, Operatif Masonluktaki ustalığın karşılığı değil; başka bir şey... Hani Sayın Karahan bir Ahi benzetmesi yapmış ya; işte onun sonrasında yani Osmanlıdaki Loncalarda ustalık vardır bir aşama olarak. Fakat bildiğimce Ahilerde yokmuş; ustalar var ama ustalık aşaması yokmuş. Zaten orada da bir düzeltme gerek: Ahiler bir Selçuklu kurumudur; Osmanlı değil. Ne zaman Osmanlı iyice gelişmiş ve genişlemiş, Ahiler de bir tarikat olma yolunu tutmuş ve niteliğini yitirmişse, bunun üzerine Osmanlı'da Lonca örgütlenmesi oluşturulmuş.

Sayın Karahan'a bir kez de şunun için teşekkürler: Selçukludaki Ahi ve Osmanlıdaki Lonca örgütlenmesi, Batı ülkelerindeki benzerlerinden çok daha güzel ve disiplinliymiş anlaşıldığı kadarıyla. Bunun nedeni de neydi bilir misiniz?... Türk ve Osmanlı, Orta Çağda bilim ve kültür bakımından Batı'dan çok daha ileriydi. Onlara bir Rönesans bağışlayacaktı daha ileride. Halk kurumlarının örgütlenerek devletin başına dert olacağı gibi bir tasa, bundan korkarak oluşturulmuş ağır baskı, toplumu sınıflara bölme ve aşağı sınıfları köle sayıp özgürlükten yoksun etme diye Feodalizm'e özgü bir rejim yoktu.   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 27, 2012, 03:52:46 ÖS
Yanıtla #4
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 501
  • Cinsiyet: Bay

Bu bölüm gerçekten ilginç açılımlar getirilebilir. Dünyadaki değişik Masonluk uygulamalarına göre ele alındığında olay daha da ilginçleşebilir.

Yedi yıl... Bildiğim kadarıyla bu günümüz Masonluğunda pek uygulanası bir yöntem ve süre değil. Hele hele ABD'nde uygulandığı üzere Masonluğa giren birinin birkaç yıl içerisinde bırakın kalfalığı EKEİR ( Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti)  gibi otuzüç dereceli bir ritin otuzikinci derecesine gelebilidiğini düşününce, konu daha bir netleşiyor.

Fakat biz bunu Masonluk açısından ve dahası "Mason Töresi" açısından ele alıyoruz değil mi? Yani Regius'u  bir meslek örgütünün eski bir belgesi olarak irdelemiyoruz.

Eğer bu böyle ise yani masonlar için Regius'ta yazanlar sadece o dönem yapı işini üstlenen meslek örgütünün çalışmalarını belirleyen bir çalışma değil de günümüz Masonluğu içinde bağlayıcı ise... Sanırım bunun simgesel değerlendirmesini en iyi yine masonlar yapabilir.

Ben kendi okumalarımdan ve bu forumdan öğrendiklerimi düşündüğümde böyle bir değerlendirme için kendimi yetersiz bulurum.

Fakat iş simgesel değerlendirmeye gelince şunu da merak ederim: Bu konunun neresini simgesel olarak değerlendireceğiz, neresini tam da yazdığı gibi değerlendireceğiz?
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2012, 04:22:24 ÖS Gönderen: enelsır »
enelsır


Ağustos 27, 2012, 04:54:17 ÖS
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Aynı noktalara bakmışız ahi ocağı selçukludan kalma bir kurum bunu biliyorum fakat daha çok osmanlı dönemi akıllarda kaldığından yazmadım.Baktığımız nokta bu ocak o sağlıkoı hali ile devam etse ve diğer benzeş kurumlarada uygulansa imiş hakiki bir rönesans yaşayacakmışız benimde tesbitim budur o yüzden bir çok yorumuma bu ocağı hep dahil ederim.

Çok daha çarpıcı olan açılımınızda feodalizm ile alakalı olan kısmı bu süreçte kim bu feodal kesim peki?

Sınıf gücü olanlarmı?
para gücü olanlarmı?

Tabiki statüsü ne olursa olsun osmanlı içinde son dönem rum ve ermeni zenaatkar ve osmanlının her tür işini gören tabakasını bir şekilde para gücü ile yok eden ve kendisine bir statü ortaya çıkaran yahudi tebası rum ve ermenilerin kritik pozisyondaki yerlerine geçince ilk yaptıkları işlerin başında bu anadolu ahi geleneğini kaldırmak olmuştur yüzlerce yıllık geleneği bir günde yıkarsan sonucu korkunç olur ve anadolu insanına bunu yaşattılar.Ortaya  şlu değerlendirmeninde çıkmasını istemem karahan ne yaptı etti işi yine yahudilere bağladı bu söylem ucuz kaçar derdim bu değil ama maalesef bu olay böyle yaşanmış tarihte bende bunu doğal hali ile aktardım.Ahilerin loncaları peki neden kapatıldı? ihtiyacımı karşılamıyordu ihtiyacamı cevap veremiyordu yoksa s.adamında belirttiği üzre osmanlı olur ya akıl ederde bir gün reform yaparsa bu sistemlemi kurgulardı .

bakınız bu sistem bize ne anlatıyor yine göreceksinizki sonuç kısmındanda kapatılış nedenini sanırım bulursunuz

Ahi Prensipleri Bize Neler Söylüyor?

Ahi’lik hakkında yaptığımız araştırmalar; Ahi’liğin bir şed kuşatma töreninden ibaret olmadığını, onun kendi şartlarında bir kalkınma modeli olduğunu göstermektedir[4]. Bu yönüyle günümüzün merkezi idaresine de ışık tutacağı kanaatindeyiz. Diğer taraftan çırak kalfa usta ve nihayet esnaf olarak kendi işini kurması aşamalarının gelişmiş ekonomilerde bilhassa Amerika’da geliştirilerek uygulandığını ve iş hayatının monotonluktan kurtarılarak insanların ümitlerini daima canlı tutarak onlardan daha çok verim aldıklarını görüyoruz. Ahi’liğin iş hayatına getirdiği ahlak prensibleri ile onu bir düzene soktuğunu “halk için azami üretim, nefs için asgari tüketim” prensibiyle arz talep dengesini ahlakın temeline yerleştirdiğini görüyoruz. Bugün bizler ahlak yasaları çıkarmaya çalışıyoruz. Ayıplı mallar hakkında verdiği hükümler tüketici haklarının o tarihte kollandığını kaliteye büyük önem verildiğini göstermektedir. Ayrıca mevcut iktisadi şartların kıskacında tüketim toplumuna dönüşmüş insanlara “ihtiyaçlar ve makuliyet ölçüsünde ifrat ve tefrite kaçmadan asgari tüketim” esasını getirerek onu bu dünyevileşme sarmalından kurtarmaya ilişkin öğütler vermektedir.

Farabi bu sistemi, sınıfların egemenliği değil, zayıfların korunması esasına dayandığını söylüyor. Yine bir başka yazar, ekonominin bir ahlak prensibi olmadan yaşayamayacağını söylüyor.

Kısaca; Ahi’lik Kırşehir’in (ve bu ülkenin) çağlara ışık tutan, daha iyi anlaşılması gereken bir hazinesidir. Değişik bir bakış açısı ile özellikle sosyolojik ve iktisadi açılardan Ahi’liğin yeniden yorumlanması gerekir..

Ahiliğin Meslek Örgütlenmesinin Özellikleri

Ahilik teşkilatı Yiğit, Ahi ve Şeyh olmak üzere üç dereceli bir düzene dayanır. Her kapı da üç alt dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:

Yiğit, Yamak, Çırak, Kalfa, Usta, Ahi, Halife, Şeyh, Şeyh-ül Meşayıh
Bu sistemin en temel özelliği bir hiyeraşi yaratarak sosyal bir sevgi saygı düzeni oluşturarak kamu düzenini ta buradan sağlamaktır denilebilir. Birimler arasındaki bilgi, tecrübe ve zamana dayanan geçişkenliğin kişide oluşturduğu sıcak umut, ileride oluşacak iş güvencesinin yarattığı gelecek hakkındaki güven ortamı ve bağımsız ve sahiplenerek çalışmanın verdiği güven ve verimlilik. Bunlar, onun sisteme hem itaat etmesini ve bunu mutluluk duyarak yapmasını sağlıyordu. İşte ekonomik sistemlerin başaramadığı, birinin paylaşım diye tutturup üretimi ihmal ettiği, diğerinin üretim ve refah deyip paylaşmayı unuttuğu eksiklik ve haksızlıkları Ahi’lik çoktan aşmış, hem üretimi ve hem de paylaşımı hem fiat ve ücretin içine gizlemiş ve kanaatle asgari tüketim diyerek tasarrufu sağlamış ve bu artanı dağıttırarak onun yerine diğerinin harcamasına imkan vermiş ve sonuçta aynı para harcanmış ve ekonomiye dönmüştür. Bir farkla ki, fiattaki ucuzluk ve adalet ile parasal yardımlaşma ve halkın birbirini eşit görmesiyle, fakirdeki kin ve haset duygusu ile zengindeki hırs duygusunu törpülenmiş ve sosyal barış önce adalet sonra iyilik temeline oturmuştur. Adaletin iyilikten önce olması çok önemlidir. Ünlü bir ahlak yazarı olan Frenkama “Etik” adlı eserinde önce iyilik sonra adalet diyor. Ona şunu sormak lazım. Siz benim ücretimi tam ödemezseniz sizin yapacağınız iyilik bu haksızlık karşısında ne anlam ifade eder? Kuran da önce adalet sonra iyilik diyor. İşte bu sıralamayı rehber edinirseniz, bu, sizi çalıştırdığınız işçinin ücretini tam ödemeye ve sonrasında da onun daraldığında ona yardım etmeye götürebilir. Buradaki bütün incelik, diğerini eşit görmede yatmaktadır. Kölelik de “yediğinden yedir, giydiğinden giydir” emrinin gösterdiği “onu da eşit gör” emri ile eritilmiştir. Diğerini eşit görmeme, ikinci sınıf vatandaş ve toplumlar ihdas etme, benim gibi düşünmeyen tehdittir algılaması, tek tip insan yetiştirmeye kalkan toplum mühendisliği 20. yüzyılın hastalığıdır. Yeni anayasa taleplerinin altında yatan saik nedir?


ELİNİ, SOFRANI, KAPINI, AÇIK TUT; BELİNİ, DİLİNİ, GÖZÜNÜ, BAĞLI TUT

Diğer taraftan “Toplumsal sorumluluk, hizmette mükemmellik, Dürüstlük ve doğruluk, ortak yaşama” prensipleriyle, örgütlenme modeli, bugüne bile ışık tutmaktadır. Almanya’ya onların çıraklık eğitimini incelemeye giden Bakanımıza söyledikleri şey: Siz Kırşehir’e gidin, biz de oradan aldık” demeleri ne acıdır.

İktisadi olarak “nefs için asgari tüketim, halk için azami üretim” prensibi de bir arz talep dengesini ifade ettiği ve insanı dünyevileşmeden korumayı amaçladığı söylenebilir. Bu emrin ya da sloganın inceliği şudur: kanaat et, ihtiyacını ifrat ve tefrite kaçmadan, reklamlarla şartlanmadan, bir ihtiyaç ve makuliyet ölçüsünde belirle ve kalanını dağıt. Sürekli yatırıma ne fert olarak izin var ne de işletme olarak. Önce adil ol hak dağıt. Sonra hayır yap biraz da başkası harcasın. Sonuçta bütün para ekonomiye yine dönmüştür fakat fakirler de nefes almış ve hırs, kin garaz ve haset kalkmıştır. İşte şimdi barış ve huzur olabilir, insanlar makulü bulmuşlardır ve o insanları yönetmek de artık kolaylaşmıştır.

En meşhur sloganlardan biri de: “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir” sloganıdır. Akılla; ilim ve mesleki bilgiyi, araştırmayı, sualle deşelemeyi, Aristo’nun maddeci aklıyla değil, İslam’ın fıtri aklıyla her şeyi sorgulamayı anlayabiliriz. “Bizi geçenin bizden olması” ise kırıcı ve öldürücü olmayan bir rekabeti ve ileri geçeni hazmettiğini göstermesi ilginçtir.

Bir talimat şöyledir: “bir derici dışarıdan (İstanbul’dan) gelip yüksek paha ile deri almasın” şeklindedir. Bu emir Anadolu’daki küçük sermayenin korunması anlamına gelmektedir. Bugün süper marketlerin sokaklara kadar kurulduğunu düşünürseniz esnafın köküne kibrit suyu döküldüğünü söylemenizde mahsur yok. Halbuki Belediyelerin tek yapacağı şey 200 araçlık bir park yeri şartı getirilebilseydi, onlar otomatik olarak şehir dışına çıkmak zorunda kalır ve küçük esnaf da yaşatılabilirdi.

Talimatlardan biri reklam yasağı ile ilgilidir. Dükkan sahibinin sattığı bir malın cinsi, kalitesi, özelliği gibi tanıtım bilgisinin dışında övgü anlamında bir ifadesi kesinlikle yasaktır. Bu yasak hatta bir müşterinin diğer müşteriye “ben beğendim” diye övmesinin de yasaklanmasına da şamildir. Günümüzde insanın, kapitalizmin, “pawlov’un köpeklere yaptığı “şartlı refleks” gibi TV reklamlarıyla şartlandırılarak tüketime, hatta borçlandırılarak “Al, tüketici kredisi al, bonus al” diye sokaklarda kurulan standlarda ayağına kadar gittiği, sürekli tüketimin köleleri haline getirilerek israfa yönlendirildiği düşünülürse, Ahiliğin insanı, tüketiciyi nasıl koruduğu daha iyi anlaşılacaktır. Borçla tüketim oltasına takılan ve sanki alış-veriş yaparken devlete sormuş gibi “ben kart mağduruyum” diye ağıtlar düzen kurbanlar mahalleyi bilinen şekilde ayağa kaldırmaktadır.

Kalitesiz mal üretene ya da hile yapana verilen cezaların ortak niteliği teşhir ifade eden bir ceza olmasıdır. Örneğin süte su katan birisi su kuyusuna ayaklarından bağlanıp baş aşağı sarkıtılmıştır. Suç işleyenler bir hafta veya bir ay işinden ve toplumdan uzaklaştırılıyor. Bu ağır bir ceza. Toplumda artık yaşayamaz. Bu cezanın bilinmesi ya da görülmesi son derece caydırıcı olacaktır. Bu günkü dükkan kapama cezası da aynı anlama gelebilir.

Ücretler

İşçi ve memur kesiminin emeğinin ücreti, kendisine ve bakmakla yükümlü olduğu eşi ve çocuklarına yetecek ölçüde belirlenecek bir ücretten ibarettir. Bu ücretin kapsamı şu hadisle belirlenmiştir: “Bir kimse bizim işimize tayin olunursa, evi yoksa ev edinsin, bekârsa evlenebilsin, hizmetçisi yoksa hizmetçi ve biniti yoksa binit edinsin. Kim bunlardan fazlasını isterse, o ya hıyanet eder veya hırsız olur.”[5] demiştir. Burada emeği ile geçimini sağlayan kesimin makul bir süre içinde ulaşmaları amaçlanan hayat standardına dikkat çekilmiştir. Bunlar medeni bir yaşayışın gerekleri olup; gerçekleşmeleri iş ve mesleğin özelliğine ve toplumdaki örfe göre olur.

Emevi Halifesi Ömer b. Abdilaziz’in (ö.101/720) işçi ve memurlara hitaben söylediği şu sözler de yukarıdaki hadisin uygulaması gibidir: “Herkesin barınacağı bir evi, hizmetçisi, düşmana karşı yararlanacağı bir atı ve ev için de gerekli eşyası olmalıdır. Bu imkânlara sahip olmayan kimse borçlu (gârim) sayılır ve zekât fonundan desteklenir.”[6]

Osmanlı zanaatkar toplumunda ücretler bu bakış açısının da tesiriyle adaletten ve paylaşım ağırlıklı bir düşünceden dolayı yüksekti. Örneğin bir medresede okutan hoca 8 akçe, yazı (hat) öğreten 14 akçe, okutanın yardımcısı 4 akçe alırdı. Bu yüksekliğin, emek kapitalizasyonunun güçlenmesinde en önemli etken olduğu söylenebilir.

Bir çırağın ya da kalfanın ustasını terketmesi halinde onu hiç kimse işe almazdı, alamazdı.


Ya ahilik en ağır darbeyi nasıl yemiş işte gelmek istediğim noktada burası osmanlının yıkılışındaki en ağır darbelerden birisi bana göre



Osmanlı’nın Hammadde İhraç Edip, Mamul Mal Almaya Başlaması Esnafı Bitirdi

18. yüzyılda Batı’nın sanayi devrimiyle seri ve ucuz imalat dönemi başlayınca merkezi idarenin gümrük anlaşmalarıyla hammadde ihraç edip ucuz mamul mal ithal etmeye başlaması, hammadde fiatlarını artırdı ve pahalı hale getirdi. Bu ihraçla mamul mal ithalatı yapması da ithal mallarını artırınca hem maliyet artmış ve hem de satış zorlaşmış oldu. Böyle bir kıskaçta el işçiliği ve küçük atölye imalatına dayalı ekonomi hammadde fiatının artması nedeniyle hem hammadde bulamadı ve hem de pahalı olduğundan satın alıp kullanamadı. Ucuza gelen ithal malla rekabet şansı kalmayınca esnaf çöktü. Verilen kapitülasyonlar Osmanlı’yı açık Pazar haline getirdi.

Yeniçerilerin esnaflık yapmaya başlayarak  devlet gücü ile mafya vari zorbalıklar yapması, rüşvet ve benzeri kötü işlere yönelmesi, ahi esnafın satış imkanlarının kalmayarak memurluğa geçmelerine yol açtı. Köyden gelen göçlerde eklenince, eğitim de zorlaştı ve ahlaki bozulma da iktisadi çöküşün yanında aldı başını gitti. Ahi liderlerinin seçiminin devletin  onayına bağlanması da özgürlüğü zedeledi. Bu bozulma XV. Yüzyılda gayri müslimlerin de katıldığı Loncalara (Esnaf – Sanatkar Odalar Birliği)ne dönüşmeyle sonuçlandı. Yerel hürriyetler yerini merkeziyetçiliğe bıraktı. Devlet yetkilerinin artırılması rüşvet ortamını artırdı ve bozulma artarak devam etti. Tanzimatla serbest ticarete yönelinmesi ticaret imkanlarının yabancıların eline geçmesine yol açtı ve gedikler de kaldırıldı. Cumhuriyet döneminde de bir türlü istenen başarı elde edilemedi ve 1925,1943,1964,1972 de değişik kanunlar çıkarılarak yapılandırma çalışmaları yürütüldü ve Halk Bankası ve Bağ-Kur’un kurulmasıyla sosyal ve mali destek sağlanmaya çalışıldı ve bugüne gelindi.


Peki bu ihraç ürünleri bu ülkeye sokan kim ve hangi amaçla yapıldı.Biliyorlardıki zengin olma hayaline dayanmayan bu sistem bu yolla kolayca bitirilirdi.Osmanlının kapitalist ürünlerle tanışması ahi loncalarının sonu oldu.


şimdilik bu kadar ama konumuz ahilik değil bunun farkında olarak benzeştirdiğim masonluğun böyle ucube bir sonu olmaz örneğimin böyle bir anlamıda yok.


Aslında buradan çıkan tek bir sonuç var her ne iş yapıyorsan en mükemmeli ve kusursuzunu yap.Hakkaniyete dayalı toplum refahını öne alan uygulamalar ancak toplum düşmanları tarafından yok edilirler.Böylesi toplum düşmanları herhangi bir toplumu değil sadece kendisini düşünür.Bu konu bu forumda en çok su götüren konulardan biri eğer sadece merak ve bilgi üzerine tartışılırsa anlayarak ve işi sulandırmadan konu dışına çıkmadan yakın örnekler verilerek konuya bakılırsa.

Sizce böyle bir sistem olmuş olsa bu toplumda feodalizm olurmu?
yada tersten sorayım feodalizmin düşmanı bir sistemmidir?

saygılar
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Ağustos 27, 2012, 05:19:09 ÖS
Yanıtla #6
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Önceki olmuştu ama bu olmadı...

Sayın Karahan'ın Ahiler ile bağlantılı bu konuyu bir başka başlık altında açmasını dilerdim. Ne yazık ki bu ayrıntıların bizim Regius'un 3. maddesi ile hiçbir ilgisi, bağlantısı yok. (Ayrıca bu anlatımda çok yanlış var; Ahi Loncası gibi ki yok böyle bir şey ya da Feodalizmi Osmanlı'ya mal etmek gibi ki o da olamaz. Yorumlara bir şey denemez; onlar tartışılabilir ama bilgi yanlışlık içermemeli. Bilgide yanlışlık olursa, yoruma güvenilemez.)

Konumuz Regius'un 3. maddesi ve bunun günümüzün Masonluğunda töresel bir şekilde dğerlendirilip değerlendirilemeyeceği.
Başka bir şey değil.

Bu bağlamda özellikle Sayın enelsır'ın parmak bastığı noktaya dikkat etmeli: Konuyu somut olarak bir karşılaştırma iine mi alacağız yoksa simesel bir değerlendirme mi yapacağız?

Öte yandan şayet Sayın Karahan Ahiler ile bağlantılı bir başlık açarsa, ben seve seve izlerim; belki katılırım da...  Mithat Gürata ile İlhan Tarus'un bu konuda ayrı ayrı olmak üzere kaynakça sayılabilecek birer araştırma kitabı bulunduğunu, her ikisinin de çok değerli bilgiler içerdiğini belirtmek isterim.

Sevgilerle.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 27, 2012, 05:26:07 ÖS
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Bende belirttim zaten pek konu dışına taşmak istemediğimi.Masonluk ile her ne kadar benzerliği olsada  ahilik temel olarak önce bir devlet yapısı içinde ahlaka dayalı bir ekonomik sistem ile bu sisteme değer katacak ahlaklı insan yetiştirmek benim anladığım temel anlamı bu.Masonlukta ise işin ekonomik boyutuda iddiasıda yok burda ayrışıyorlar sadece ahlaki yönde benzerlikleri kalıyor.

Konuyu regiusun anlattığı şekilde yada simgesel hali ilemi değerlendireceğiz bu sorunun muhatabı masonlar tabiki en has cevap onlardan gelir.

Ama nacizane işin özü regius ise

 ve bunun günümüzde sadece simgesel anlamı kalmış ise yani işi boşaltılmış gibimi algılamalıyım.

 
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
5 Yanıt
4231 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 14, 2012, 10:09:14 ÖS
Gönderen: NOSAM33
5 Yanıt
3256 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2012, 08:06:54 ÖÖ
Gönderen: ADAM
9 Yanıt
6517 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2014, 08:08:46 ÖÖ
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2020 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 11, 2012, 11:14:31 ÖÖ
Gönderen: ADAM
14 Yanıt
5615 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 17, 2012, 02:50:10 ÖÖ
Gönderen: neumann
0 Yanıt
1589 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 17, 2012, 06:59:11 ÖS
Gönderen: ADAM
5 Yanıt
2795 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2012, 10:23:40 ÖS
Gönderen: neumann
3 Yanıt
1875 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2012, 05:42:53 ÖS
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
3366 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 06, 2012, 07:54:21 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
2109 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 07, 2012, 03:45:59 ÖS
Gönderen: peacewings