Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ABD'deki Senato Komisyon tutanaklarında Ermeni olayları nasıl anlatılıyor (1)  (Okunma sayısı 1059 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 03, 2015, 02:37:34 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Doğan Avcıoğlu'nun 1969-1971 yıllarında yayınladığı Devrim dergisindeki “Amerika’da Lozan Tartışmaları” başlıklı metinden oluşan yazı dizimize devam ediyoruz.

1915 olayları ile ilgili başlattığımız yazı dizisinde, Devrim dergisinin yayınladığı Amerikan Senato Komisyon tutanaklarında yer alan Ermeni Olayları tartışmalarına yer verdik.

Yazı dizisi Doğan Avcıoğlu’nun 1969’dan 12 Mart 1971 Muhtırasının ertesine kadar haftalık olarak yayınladığı Devrim dergisindeki “Amerika’da Lozan Tartışmaları” başlıklı metinden oluşuyor.

Şimdi kaldığımız yerden, dördüncü bölümle devam ediyoruz:

İNGİLTERE VE FRANSA, BÜYÜK KARA VE DENİZ GÜÇLERİNE RAĞMEN BEŞ MİLYON YABANİ TÜRK’ÜN KARŞISINDA TİTREYİP GERİ ÇEKİLDİLER

Antlaşmanın uluslararası hukuka istinaden mahirane savunmalar -şayet konuşuyor olsaydım göz boyamaları derdim- tamamen Türkiye Cumhuriyeti denen memleketin antlaşma gereklerini yerine getirebilecek kabiliyette modern ve uygar bir memleket olduğu varsayımına dayandırılmıştı. Antlaşma lehine ileri sürülenleri dinlerken sanki sağlam, oturmuş, sorumlu bir devletten bahsedildiğini sanırsınız. Bir an için İsveç’le aramızdaki anlaşmaları tadil etmenin zorunlu olduğunu düşünelim. O zaman uzun bir milli tecrübe, milli namus ve vaatlerini tutma bakımından milli hüsnüniyet tarihi olan insanlarla karşı karşıya gelecektik. Türkiye’de ise bu şartlar mevcut değildir. Memlekette hatta bir monarşi anlamında bile bir milli hükümet yoktur. Bir Temsilciler Meclisi yoktur. Müracaat edilecek ve temsil edilecek kamuoyu yoktur. Örneğin esir şehir İzmir’i talandan ve tahribattan koruyabilecek bir sivil ya da askeri otorite yoktur. Antlaşmanın imzasına yetki veren Türklerin ileride işlerine gelmeyecek bir hükmü yerine getireceklerine dair bir teminat yoktur. Türkler iyi hareket edeceklerine, yabancıları koruyacaklarına ve azınlıkların haklarını tanıyacaklarına dair bir nevi vaatleri yüz yıldan fazla bir zamandan beri yapmaktadırlar ve hiçbirini tutmamışlardır.

Türkiye’deki Amerikalıların itirazları tabiatıyla alışılmışın dışındadır, fakat anormal değildir. Şu anda Çin’de ve Siam’da antlaşmayla sağlanmış imtiyazlarımız mevcuttur. Diplomatik imtiyazlar Japonya’da yıllarca uygulanmış, Japonlar yarım yüzyıllık bir hazırlıktan sonra, modern bir hukuk mahkeme usulü ve yabancıların hayat ve mülkleri konularını ele alabilecek teşkilatlanmış mahkemeler sistemlerine sahip olduklarını bütün dünyaya gösterinceye kadar, geri alınmamıştır. Diplomatik imtiyazlar Türkiye’nin 1930 şartlarına uygundur. Ve 1923’teki şartlarına uygun olmakta devam etmektedir.

Lozan Antlaşması uygar ve Batı hukuk geleneklerini bilen milletlerle bile yürütülmesi güç bir antlaşmadır. Antlaşma, azınlıklar için teminat ihtiva etmektedir, fakat dinini değiştiren bir Türk için dini özgürlük vaadine rastlanmamaktadır. Gerçekten böyle bir hükme ihtiyaç vardır, çünkü yüz yıllık misyoner çalışması sonunda aydın, sorumluluk duygusuna sahip olup Hıristiyanlığı kabul eden Türk erkeği sayısı 100’ü bulmamıştır. Türkiye’deki Amerikan okulları başarılı iş görmüşlerdir, fakat Türk öğrencilerin sayısı yirmide birden ve mezunların adedi ellide birden fazla olmamıştır. Anlaşma imtiyaz düşünceleriyle doludur. Yani, ticari ve sair teşebbüslerin ifa yetkisi özel imtiyazlarla sağlanmaktadır. Türk tarihi ise, Türkiye’de sorumlu bir hükümet olmadığı için yolsuzluk kaynağı olan ve giderek imtiyaz sahiplerini zarara uğrattığından bela olmuş olan yabancı imtiyazlarla örülüdür. İmtiyazlar eninde sonunda Ölü Deniz meyveleri olmuştur.

Burada hiçbir dil değişikliğinin yok edemeyeceği bir güçlükle karşılaşıyoruz. Antlaşmayı imzalayan Avrupa devletleri, özellikle Büyük Britanya ve Fransa, böyle yapmakla kendi mesleklerine sırtını çevirmişlerdir. Türkler cani bir millettir. Erkek olsun kadın olsun, Türk kamu liderlerinin ya da önemli bir Türk grubunun, bizim birliğimizi büyük ve zengin yapan devletlerimizinkine benzer kendi kendini idare sistemini istemekten başka bir kusuru olmayan Ermenilerin kasti katliamına karşı çıktıklarına dair bir emare mevcut değildir. Bazı kesimlerde Ermenilere karşı bir gaddarlık yapıldığını inkar etmek moda olmuştur. Ermenilerin 1896’da başlayan ve henüz bitmeyen zalimce katliamları, tıpkı 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra cereyan eden olaylar gibi, delillerle tamamen tespit edilmiştir. Paris Konferansı’nda Avrupa hükümetleri, Ermenilerin Türklerin kontrolü altında bırakılmayacağını kabul etmişlerdir. Türkler o kadar gönülsüz imzaladıkları, sonra da o kadar kurumla fırlatıp attıkları -ki kendilerine zarar gelmeyeceklerine güvendikleri anda Avrupa Lozan Antlaşması’nı da fırlatıp atacaklardır- 1920 Sevr Antlaşması bile Ermenilerin lehindeydi. Biri dünyanın en büyük askeri kuvveti, öteki dünyanın en büyük deniz kuvveti olan İngiltere ile Fransa’nın cephelerini değiştirmelerine sebep olan nedir? Sadece, şayet isteklerini reddederlerse, Türklerin Mezopotamya’da İngiliz, Suriye’de Fransız topraklarına saldıracağı korkusu, doğuya yaklaşma hareketlerini kollayan böyle bir siyasetle bizim hiçbir ortak noktamız yoktur. Türkler bizi, Sovyet Rusya kadar bile anayasa kuruluşuna sahip olmayan kendi kendine kurulmuş despot bir hükümetin arzularına boyun eğmeye zorlamak için ne varlıklarımıza, ne seyahat yollarımıza dokunmakla tehdit edebilir. İngiltere ve Fransa, yüz milyon halkına, bütün kara ve deniz güçlerine rağmen beş milyon yabani Türk’ün karşısında titreyip geri çekilmiştir. Allah’a şükür ki, biz Amerikalılar Asya diplomasisinin karışıklığı içinde değiliz. Allah’a şükür ki, menfi bir antlaşmayı kabul etmek için hiçbir mecburiyetimiz yok. Bu antlaşma bizim hiçbir işimize yaramaz. Albert Bushmell Hart (Alkışlar).

Başkan: Alkışlarınızdan Büyükelçi Gerard’ın duygulu okuyuşunu takdir ettiğinizi, fakat Prof. Hart’ın kendisi burada olsaydı daha da memnun olacağınızı anlıyorum.

Bundan sonraki konuşmacımız Yakın Doğu’dan kısa bir süre önce gelmiştir. Sanırım perşembe günü geldi. İstanbul’dan gelirken Paris’te ya da diğer uğraklarda ne kadar oyalandığını bilemeyeceğim. Belki kendisi söyler. Fakat bildiğim kadar, kendisi dünyanın o bölgesinden en son gelen gözlemcilerden biridir. Yakın Doğu Kolejleri Amerikalı Direktörü Dr. Albert Staub size on dakika hitap edecek. Dr. Staub’u takdim etmekten şeref duyarım (Alkışlar).

ANKARA’DAKİ LİDERLER, HALKIN SEVİYESİNİ YÜKSELTEBİLİRLERSE, İŞTE O ZAMAN GERÇEKTEN MODERN BİR MUCİZE YARATACAKLARDIR

Dr. Staub: Sayın Başkan, bayanlar, baylar; birkaç görüşten ibaret olan konuşmamı yazılı olarak hazırlamış olmamdan dolayı beni mazur göreceğinizi ümit ederim. Vakit kazanmak için böyle yaptım. Geçenlerde İsviçre’de, Türklerle Müttefiklerin Barış Antlaşması’nı müzakere ettikleri salonda çay içerken, dönüşümde ilk kamuoyu önüne çıkışımın Lozan Antlaşması’yla ilgili olabileceği hatırıma gelmemişti.

Bu konuda kamuoyunda, hatta kendilerini dış siyasete adamış olanlar arasında, bu kadar çeşitli görüşün bulunması çok şaşılacak bir şey değildir. Yakın Doğu’da şartlar gerçekten çok karışıktır. Ancak, harp sonrası antlaşmalarımızın onaylanması konusunun memleketi münazara cemiyetleri haline getirmiş olması ve bundan dolayı dünyanın barış ve istikrarına yapıcı katkıda bulunmamızın engellenmesi esef edilecek bir durumdur.

Bana tartışmalarımızla milletimizin kafasındaki karışıklığı arttırıyoruz gibi geliyor. Bu konu düşünülürken aklımıza harpten önce ve sonraki Osmanlı İmparatorluğu değil, bugünkü Türk Cumhuriyetini getirmeliyiz. Türklerin demokrasiye katkıda bulunduğunu iddia edemem, fakat Yakın Doğu’da bu kadar kısa zamanda yer alan köklü değişikliklerin beni çok etkilediğini ifade edebilirim. Kısa bir süre önce gördüğüm Türkiye, dört yıl önce ziyaret ettiğim ülkeden esas olarak çok farklıdır. Çok önemli tarih yapılmıştır ve aklı başında hiç kimse bunun sosyal ve ekonomik gelişme doğurduğunu inkar edemez.

Geleceğin tarihçileri bu ani gelişme dönemine hayretle bakacaklardır. Türk milliyetçileri çok kısa bir zamanda, başka milletlerin yüzlerce yılda başardıklarını başarmışlardır. Durumu dikkatle inceleyenler milli birlik için büyük bir mücadele verilmekte olduğunu görmek zorundadır. Hiç şüphesiz birçok hata işlenmiştir. Fakat bunlar, bu kadar muazzam toplumsal ve siyasal değişimlerin tabii sonucudur. Bu hataların gelişme icabı zorluklardan doğduğunu gözden uzak tutmamalıyız. Yakın Doğu’yu durgun ve gerici olmakla rahatça kınardık, oysa şimdi orada önemli değişiklikler o kadar hızla cereyan etmektedir ki, ne olduğunu tamamen anlamamız mümkün değildir. Kanaatimce, Dünya Savaşı’nın bir sonucu olarak Yakın Doğu ülkeleri, bizden öğrendikleri kendi kaderini tayin yolundaki ilkeyi uygulama arzusuyla büyük atılışlar içindedir ve Türkiye’de olanlar sadece genel bir gelişmenin bir parçasıdır. Örnek vermek amacıyla ulaştırma sorununa değineceğim. Ulaştırma sorununun troley otobüsleri, dar enli demiryolu vs. gibi aşamalarını tek tek geçmek yerine, Yakın Doğu insanları kendilerini birden otomobile adapte etmişlerdir. Beyrut’ta çoğu Amerikan yapısı 2 bin otomobilin kayıtlı olduğunu öğrenmek beni hayrete düşürdü. Şam’a trenle gitmek ya da Filistin’de trenle seyahat etmek artık halkı tatmin etmemektedir. Halk otomobili tercih etmektedir. Otomobil trenle başarıyla rekabet etmektedir. Filistin Demiryolu İdaresi ücretleri yarı yarıya indirmiş ve otomobil trafiğini azaltmak amacıyla hükümet benzine yüksek ithal vergisi koymuş, ama başarı sağlanamamıştır. Beyrut’tan Bağdat’a Buick marka bir arabayla rahatça iki günde gidebilirsiniz. Oysa aynı seyahat 17 saatte yapılabilmiştir. Şu anda çölü kat eden kimse bahsetmezken, herkes konforlu olması için özel surette teçhiz edilmiş otomobil konvoylarından bahsetmektedir. Yüzyıllardan beri hayatları nazariyatta boğulmuş bu insanlar Batı’yı taklit etme azimleri içinde artık pratik olmaya başlamıştır ve onlara karşı bir politika izlemek yerine onlara yardımcı olacak şekilde sempati göstermemizin tam zamanıdır.

Ankara’daki Türk liderlerin ellerinde çok güç bir görev vardır. Halk topluluğunu kendi Cumhuriyet Hükümeti için tasavvur ettikleri seviyeye getirmeyi başarırlarsa, modern bir mucize yaratmış olacaklardır. Hükümranlık haklarına bu kadar saygı duyan bizler onların kendilerini geliştirmek amaçlarına güven duyarsak başarı şanslarını arttırırız.

“ABD ÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRENCİLERİ ARASINDA İSMET PAŞA’NIN BİR KARDEŞİNİN DE BULUNDUĞUNU İFTİHARLA SÖYLEYEBİLİRİM” DİYORDU MR. STAUB

Bir güvenlik oyu ve Amerikan milletinin şu anda ifade edeceği başarı ümidi, ihtiyaç duyulan ilhamı teşkil edebilir. Onlara hakaret etmek, onlardan katiller diye bahsetmekle muhakkak ki yapıcı hiçbir şey elde edilemez (Alkışlar). Daha iyi bir Türkiye, bütün dünya için bahtiyarlık olacaktır. Bunu muhakkak herkes kabul eder. Türkleri halihazır reform hareketlerinde teşvik etmek, kaderleri uzun yıllardan beri onlarınkine karışmış olan insanlara yardım etmenin en iyi yolu olacaktır.

Ben antlaşmanın onayı konusunu o kadar merak etmiyorum. Benim savunmam bunun çok ötesine gitmektedir. Amerika savaşa girmekle savunmasını yapmış olduğu büyük ilkeleri Doğu’da yerleştirmek fırsatını henüz tamamen kaybetmiş değildir. Şartlar Türkiye’de, Suriye’de, Filistin’de Mısır’da, Mezopotamya’da hatta İran’da birbirine benzemektedir. Havada yeni bir milliyetçilik dalgası hissedilmektedir. Bu vatanperver bir harekettir. Eski gelenekler bir kenara itilmektedir. Dünya Savaşı yüzyıllardan beri sağlam duran engelleri yıkmıştır. Bu insanlar Batı’dan yardım beklemektedir. Buna karşı bizim tutumumuz ne olacaktır?

Öbür ülkelerin hepsi Türklerin din ile devleti ayırma denemesini derin bir ilgi ile izlemektedir. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler bir milli birlik programı altında birbirlerine yaklaşmaktadır. Türkiye, Müslüman komşularına örnek olmaktadır. Bu komşuların Türkiye’ye giriştiği teşebbüste başarı dilemeleri beni şaşırtmadı. Eski Halifenin sekreteri bile geçenlerde İsviçre’de kendisine Majestenin memleketten çıkarılması hakkında ne hissettiğini sorduğumda, “Ankara’daki liderlerin vatanseverlikle hareket ettiklerine inanıyoruz. Onların getirdikleri reformlara büyük ihtiyaç vardı, fakat bunlar yavaş yavaş da gerçekleştirilebilirdi. Şayet programlarını başarıyla uygulayabilirlerse, bütün dünya onları başardıkları büyük işlerden dolayı takdir edecektir” dedi.

Acaba, Lozan Antlaşması konusunda Amerikan kamuoyuna şekil verme sorumluluğunu üzerine almış olanların, Yakın Doğu’daki üç Amerikan Koleji’nin dünyanın o bölgesinde demokratik ideallerin tanıtılması yolundaki büyük çabalarını incelemelerini istemek çok mu olur? Altmış yıldan beri Türklerin misafiriyiz. İstanbul’daki kolejlerimiz kapılarını hiçbir milletin öğrencilerine kapatmamıştır. Bu kolejler en az yirmi milletin temsil edildiği daimi sulh konferansları gibi ayakta durmuştur. Türklerin savaşlar ya da siyasi karışıklıklar yüzünden kapılarımızı bir gün bile kapatmaya zorlamamış olması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Çeşitli milletlerin arasında mücadele devam ettiği sıralarda bile biz, uluslararası bir kurum olarak yaşamaya devam ettik.

İstanbul’daki iki kurumumuzdaki öğrencilerin aralarında İsmet Paşa’nın kardeşinin de bulunduğunu iftiharla söyleyebilirim. 900’e yakın öğrencimizle bugün hala ayaktayız ve alışılmış çalışmamızı yürütüyoruz. Biz politikayla ilgili değiliz. İşimiz eğitimdir. Eskiden olduğu gibi iktidardaki hükümetin yönetmeliklerine uyuyoruz. Türkler bize inanıyor, biz de onlara inanıyoruz. Çünkü insanlığa inanıyoruz ve Yakın Doğu’daki mevcudiyetimizin tek amacı oradaki ırkların kendilerine yardım etmelerine yardımcı olmaktır.

Başkan: Bundan sonraki konuşmacımız, Yakın Doğu’daki bir misyonerin oğlu olan ve Yakın Doğu’da doğup büyümüş, Columbia Üniversitesi Arkeoloji Profesörü A.D.F. Hamlin’dir. On beş dakika konuşacak olan Prof. Hamlin’i ilgiyle dinleyeceğinizden eminim.

Prof. Hamlin: Sayın Başkan ve arkadaşlar, karşınızda büyük bir isteksizlikle bulunuyorum. Robert Kolej’de tahsil görmüş bir kimse olarak, güzel konuşan Robert Kolej temsilcisinin ve antlaşmanın onaylanması lehinde konuşan, Columbia Üniversitesi’ndeki meslek arkadaşım olan daha önceki konuşmacının tamamen karşısında yer almak zorundayım.

Antlaşmanın onaylanmasına birçok nedenle karşıyım. Bunların hepsini uzun uzun anlatarak zamanınızı almayacağım. Bence esas olan bir iki nokta vardır. Evvela Dışişleri Bakanlığı’nın birkaç ay önce açıkladığı ve Times gazetesinde “Günlük Tarih” bölümünde yayınlanan antlaşma özetini gözden geçirince gördüm ki, Birleşik Devletler, görüşmeler esnasında vazgeçmesi istenenlere karşılık Türk Hükümetinden bir tek “quid pro quo” bile elde edememiştir. Bizden diplomatik dokunulmazlığın koruyuculuğundan, yani doksan yıldan beri Türklerle barış içinde yaşamamızı sağlayan kapitülasyonlardan vazgeçmemiz istenmiştir. Ne gerekçeyle istenmiştir biliyor musunuz? Türk mahkemelerinden adil karar alacağımız gerekçesiyle. Acaba Türk mahkemeleri ne zaman adalet dağıtmıştır ve bundan böyle adalet dağıtacağı hakkında dünyaya herhangi bir umut verebilmiş midir (Alkışlar).

Halihazır rejimde ve halen düşünülebilecek herhangi bir Türk rejiminde, Türk mahkemelerinde adalet bir değiş-tokuş ve satış konusu olacaktır. Kur’an kanununa göre Türk mahkemeleri Müslüman yeminine karşı Hıristiyan yeminini tanımamaktadır. Ve bizden Amerikalıların doksan yıldır Türkiye’de faydalandıkları hukuki korumayı teslim etmemiz istenmekte ve karşılığında hiçbir şey verilmemektedir!

Antlaşmanın onaylanmasına, ikinci olarak, antlaşmanın eğitim kuruluşlarımızın özgürlüğü, hatta ticari haklarımızın korunacağı hakkında bir tek uygulanabilir garanti getirmemiş olmasından dolayı karşıyım. Antlaşmanın öne sürdükleri tamamen hayali şeylerdir. Eğitim sistemi ayrıca mütalaa edilmek üzere bırakılmıştır, fakat hali hazır Türk Hükümetinin Amerikalılara ve Amerikan kurumlarına neler yaptıklarını haberlerden öğrenmiş bulunuyoruz. Bunlar, başında 20. yüzyılın Baş Katilinin bulunduğu büyük reform hükümetinin Amerikan hakları konusunda ne ruhta ve davranışta olacağının delilidir. Bu hükümet YWCA’ye ve YMCA’ye müdahale etmiştir. Ve antlaşmayı desteklemek ve savunmak amacıyla bize “bu iki kuruluşun haklarına sadece iki hafta müdahale edilmiştir” denmektedir.

Antlaşma müzakerelerinden beri İsmet’in Cemiyet-i Akvam delegesine, “Ermeniler için o kadar üzülmelerine gerek yok, çünkü Türkiye’de Ermeni kalmadı” şeklindeki müstehzi cevabını hepimiz duyduk. İmzalanmış bulunan antlaşmalar karşısında böyle konuşabilmek!

İşte bu şimdiki Türk Hükümetinin antlaşmaya karşı tutumunun bir delilidir.

Acaba bu hükümet ne kadar kalacaktır? Hiç kimse bilemez, fakat durumu iyice inceleyen herkes, halihazır rejimi devirmek için güçlerin İsviçre’de, Asya’da toplanmakta olduğunu gayet iyi bilmektedir. Ortada, Türkiye’nin talepleri karşılanmadığı takdirde bütün İslam dünyasının düşmanlığının kazanılacağına dair üstü kapalı bir tehdide dayanarak iktidara gelmiş bir rejim vardır. Görüyoruz ki, beş altı milyonluk bir millet Müslüman dini liderlerini devirerek gerek Mısır gerekse Hindistan Müslümanlarını kendilerinden soğutmaktadır. (Devamı gelecek)

M Ayhan Kara

Odatv.com

Devam edecek

karahan
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
Triteral Komisyon

Başlatan Ittihatci Diger Konular

2 Yanıt
2402 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 21, 2007, 02:26:34 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
4 Yanıt
2573 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 23, 2008, 10:28:00 ÖS
Gönderen: Anatolic
34 Yanıt
15909 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 30, 2012, 01:13:45 ÖS
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
2632 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 27, 2009, 01:04:58 ÖS
Gönderen: asoraman
6 Yanıt
9898 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2014, 05:25:32 ÖS
Gönderen: Pilot
1 Yanıt
2788 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 16, 2009, 11:13:32 ÖÖ
Gönderen: karahan
2 Yanıt
8749 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 06:51:37 ÖS
Gönderen: popperist
0 Yanıt
2451 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2014, 11:58:51 ÖS
Gönderen: MysticMind
0 Yanıt
1097 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 03, 2015, 02:41:24 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1008 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 03, 2015, 02:47:07 ÖS
Gönderen: karahan