Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Semboller  (Okunma sayısı 21783 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 18, 2006, 02:26:15 ÖÖ
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9532
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

Semboller

Sembollerin tüm manevî hayatımızda ne ölçüde rol oynadığını çoğu kez pek bilmeyiz, bunun farkına pek varmayız. Onun için de, Mason olmayan biri, Masonluğun semboller dünyasını kendisine yabancı, hatta garip bile kabul bulabilir. Oysa gündelik yaşamımızdaki sayısız sembolik davranışlar gözden kaçmaktadır. Ne biçim olarak yepyeni, ne de anlam bakımından yeni bulunmuş bir şey olan bu Masonik semboller Masonluğa yeni katılmış kişileri bile yadırgatabilir. Hele bir de kuru mantık çağında yaşadığımızı ve bu çağın kupkuru mantıklı, her türlü gizlemelerden uzak düşüncelerden hoşlandığını, sembolik gereksinmelerin zaman ve düşünüş biçimleriyle değişikliğe uğrayacağını gözönünde tutarsak, Masonluk topluluğu içinde de sembollere verilen değerin bir yandan onu bütünüyle reddetme eğiliminden, onu olduğundan daha önemli görmeye kadar varışını gayet iyi anlayabiliriz.

Bayrak da bir sembol değil mi?

Sembolleri, manevî olan şeyleri algılanabilir biçime getirmek ve yaşamı anlamlı bir biçimde göstermek için bir araç diye açıklamak mümkündür. Bu çok geniş yorumlanmış kavram içinde sembollerin iki özelliği yatmaktadır. Sembol, soyut düşüncelere herkesin anlayacağı bir biçim verebilir. Öte yandan somut nesneleri manevî alana çıkarabilir. Sanat, örneğin inancı, sevgiyi ve umudu; haç, yürek ve gemi çapası sembolleriyle gösterebilir. Öte yandan tüm devlet düzenini özel biçimde renklendirilmiş ve üzerine özel desenler çizilmiş bir parça bez ile sembolize etmekteyiz. Bayrak, sancak dediğimiz bu bez direğe çekilirken, ya da geçit resimlerinde önümüzden geçilirken durmamız, hatta uğrunda ölmemiz bize küçüklüğümüzden beri söylenmiş, bunun sembolik anlamı bize anlatılmaya çalışılmıştır. Yemin ettiğimiz zaman bir elimizi kaldırırız. Oysa bu davranış sırasında, eğer yeminimizi bozarsak Tanrı'nın öcalıcı gücünü çağıracağımızı sembolik olarak canlandırdığımızın farkında bile değilizdir. Bizden çok önce yaşamış kuşakların yaşam tecrübelerini ve bilgece görüşlerini sembolik sözler, atasözleri yoluyla gündelik yaşamımızda sürdürmekteyiz.

"Sembollerin Tarihi" adlı eserin yazarı Max Schlesinger sembolik gereksinmelerin sonsuza dek varolacağını şu sözcüklerle belirtiyor: "Tarih bize sembollere olan isteğin daha fazla ya da daha az olduğu zamanların varlığını göstermekte. Günümüz kültürlerinde semboller gücünden epey şey yitirmişlerdir. Ancak bunların bir takım kökleri hâlâ ayaktadır. Gündelik yaşam bile yeni yeni semboller yaratmaktadır. Kralların tacını ayaklar altında çiğneyen halk yeni bayraklar dalgalandırmaktadır. Bütün sembollerin günün birinde yerini aydınlanmış bir mantığıa bıraktıklarını düşünsek bile, işte özellikle o zaman, insan doğaüstü düzeye kaçmakta, gerçeklerin ve bilimin kendisine veremeyeceği mutlulukları arayıp, bulup, tatmaktadır. İşte bunlar da sembollerle olmaktadır."

Çağlar arasında sağlam bir köprü

Sembollerin en belirgin özelliği, topluluk duygusunu yüceltmeleridir. Semboller, çağlar ile insanlar arasında köprüler kurar. Friedrich Albert Lange'nin dediği gibi, semboller, "insanın vazgeçemeyeceği gerçeğin tamamlayıcısıdır."

Günümüzde Masonların çalıştıkları semboller bilinçli olarak yaratılmıştır. Sayıları, Masonluk sistemine göre değişir, fakat genellikle çok fazladır. Masonluk tarihi içinde bazı semboller zamanla kaybolmuştur ve tarihsel araştırmalarla yeniden ortaya çıkarılmaktadır. Yeni semboller ise zaman zaman ritüellere eklenmektedir. Ancak Masonlukta hiç değişmeyen semboller Süleyman Tapınağı üzerine olanlarıdır.

Masonlukta semboller

Spekülatif Masonluğun başlarındaki sembolizma karmaşası geçtikten sonra geriye herkesin anlayabileceği, kolay kavranabilir semboller kalmıştır. Bir yapıda malzeme, avadanlıklar ve yapıyı gerçekleştiren güçler bulunduğu düşünülürse, Masonluğun sembolleri de son derece açık ve seçik bir görünüşe bürünmektedir. Masonik bir sembol üzerinde düşündüğümüzde aklımıza birçok şey gelir, ama bu düşüncelerimiz hep bir yönde olmaktadır. Bir loca çalışmasında sembollere bol bol değilinir, sözlü ya da yazılı olarak yapılan sembolik açıklamalar ise genellikle hep aynı temanın birbirinden pek farklı olmayan çeşitlemeleridir. İsterse ritüelin türlü yerlerinde şu ya da bu sözcüklerle renklendirilsin, sembollerin kendileri değişmez.

Masonik çalışma, Masonun kendi kendisi üzerinde yorucu ve sabırla yürütmesi gereken bir çabadır. Mason ham taşı, yani kendisini yontarak küp taş haline, yani gerçek bir Mason haline getirmek zorundadır. Ham taşı yontma sembolü aynı zamanda Süleyman Tapınağının, dünyanın ilk taş yapısının inşasını hatırlatır. Bir grup çalışmasının ürünüdür aynı zamanda Süleyman Tapınağı. Böylece "ham taş" demek bile tek tek Masonlara, kendilerine, yakınlarına ve topluluğa olan görevlerini bir anda hatırlayabilmeye yeterlidir. Salt sembol olarak kalmayan, sembolik bir eylem olarak da görülen "kardeşlik zinciri" sadece birbirinin eşi özelliklere sahip halkaların birbirleriyle olan ilişkisini gözler önüne sermekle kalmaz, bu zincirin içinde aynı görüş ve düşünüş biçiminin hiç bir kopukluk olmadan halkadan halkaya geçtiğini de hatırlatır. Bunun için de sadece halkayı meydana getiren topluluk üyelerinin varlıklarını değil, aynı zamanda bu zincirin halkaları olan Masonların arasında hiç bozulmaması gereken bir uyumun da bulunmasını öngörür.

Gönye ve Pergel sembolü

Genellikle Mason olmayanların da Masonluğun simgesi olarak bildikleri gönye ve pergel çok eski kaynaklara kadar gider. Bu birbiri üzerine yerleştirilen avadanlıklar sadece duvarcıların işaretleri değil, aynı zamanda en eski misterlerde bile bulunan ve çok yaygın sembollerdi. Örneğin Dürer'in Melankoli adlı tablosunda da bu sembolleri görmekteyiz. Bugüne kadar açıklaması yapılmayan bu tablodaki gönye ve pergel sembolünün çok eski zamanlardan gelen bir geleneğin devamı olduğu kuşkusuz.

Tekris töreni de bir sembol

Sembolik davranışlar bir yandan tanışma işareti olarak önemlidir. Öte yandan ise bunlar inisiyasyonu, yani eriştirmeyi gerçekleştirirler. İster en ilkel toplumlarda bir gencin yetişkinler arasına alınma, eriştirme töreni olsun, isterse Masonluk gibi yüce düşünüşlerin ışığı altında kurulmuş bir topluluğa alınma (tekris) sırasında olsun, bu davranışların anlamı genellikle aynıdır. Yeni topluluğa alınma, daha yüksek bir düzeye çıkarılma olarak görüldüğüne göre, bu bir arındırma, ya da yeniden hayata döndürme, uyandırma seremonisi olarak kabul edilmektedir. Eriştirme seremonileri arasındaki benzerlikler insanı çeşitli kültler arasında yakın bağlar bulunduğu görüşüne yöneltebilir. Hatta bu nedenle bir çırağın bütün Masonik yaşamı boyunca yanlış düşünceler içinde kalabildiği görülmektedir. Biçimsel benzerlikler her zaman organik bir ilişkinin varlığını yansıtmayabilir. Bu bakımdan salt biçimsel benzerliklere bakarak Masonluk ile benzer sembollere sahip başka topluluklar arasında akrabalık bağları aramak hatalı bir davranış olur.

Semboller Masonluğun özellikle iç yapısı için çok önemlidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi Masonik rite mensup olursa olsun, her Mason ,insanlık mabedinin yapımı konusunda aynı şeyi düşünmekte, bundan aynı şeyi anlamaktadır.

Aynı doğrultuda düşünmeyi aşılar

Semboller Masonluk gibi, aynı amaca yönelik çok sayıda kişiden oluşan topluluklar için vazgeçilmez bir şey olan, aynı biçimde düşünmeyi de aşılar. Salt mantıksal açıdan baktığımızda semboller gayeye ulaşmak için çok gerekli bir araçtır. En ilkel meyhane arkadaşlığında bile zamanla bu grubu birarada tutan bazı ortak alışkanlıklar belirir. Günümüzde milyonlarca insanı aynı çatı altında, aynı ülkü uğruna toplayan Masonluk sembolsüz olamaz. Eğer Masonlukta semboller ortadan kalkarsa, üç asırdır ayakta duran bu yüce kuruluşun çökmesi işten bile değildir.

Ritüellerle kaynaşmış olan sembollerin tek tek kişilere neler söyleyebildiği ancak bir ölçüde açıklanabilir. Bu etkinin derinliğine bir etki olduğu, Masonik törenlerin genellikle dinsel kutsama törenleri ile karıştırılmasından bell olmaktadır. Törenlerde söylenen sözlerin, müziğin, toplantıların ciddî havasının bazı kişilere dinsel törenleri anımsatması doğaldır. "Eski Yükümler"de bütün iyi ve ahlâklı kişilerin üzerinde görüş birliğine vardıkları bir dinden söz edilse bile, bu Masonluğun dinsel bir kuruluş olduğu anlamına gelmez. Çünkü İ"nsanlık Mabedi" sembolü, daha iyi bir öbür dünyanın simgesi değildir. Bu, üzerinde insanların yaşadıkları dünyada Masonları çalışmaya çağırır.

Günümüz Masonları için semboller, binlerce yıldır söylene söylene belki de bıkkınlık getirmiş olan ahlâk yasalarına dayanır ve ahlâklı biçimde davranmayı telkin eder. Ancak dış dünyada geçirdiğimiz her gün, bizim bu ahlâklı bir dünya özlememizin gerçekleşmesi için ne kadar yol katetmemizin gerekli olduğunu göstermektedir. Mason için gaye sadece ahlâk yasalarını bilmek ve öğrenmek değil, bunu, yüce mesleğinin amacına ulaşması için, her fırsatta uygulamaktır.
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Ağustos 21, 2008, 02:05:14 ÖS
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

XVI. Louis'in karisi, Kraliçe Marie Antoinette, kizkardesi Marie-Christine'e Masonlukla ilgili yazdigi mektubunda, Masonlarin çalismalarindan endise etmenin yersiz oldugunu, Tanriya inandiklarini ve amaçlarinin topluma yardim etmek oldugunu ifade ettikten sonra, "Herseye ragmen, yardim yapilmak istendiginde bu kadar merasime gerek olmadigini saniyorum; ancak kisileri seçtikleri yöntemlerde serbest birakmaliyiz; yeter ki iyilik yapilsin, ötesi önemli degil," diyordu. Bu soru hâlâ zaman zaman soruluyor.

Hür Masonluk Ortaçag'da kurulup günümüze kadar gelebilen ve hala güncelligini koruyabilen tek cemiyettir; bunu da herhalde degismeyen insanlik ilkelerine ve de ritüeline borçludur. Inisyatik bir cemiyet olan Hür Masonluk tasçi ve duvarci loncalarinin spekülatif devamidir ve zamaninin Ahî loncalarinda da benzerleri olan ritüellerini, çaga uydurarak muhafaza etmistir. Beraberce uygulanan ritüel, ögretilerinin yaninda, heyecan ve düsünce birligi içinde beraberlik ve güven duygularini hissettirerek, kisinin bir gruba ait oldugunu simgeler ve kardeslik bagini pekistirir. Inisyatik olmayan cemiyetlerde de kabul ve terfi törenleri, doktorlarin, doçentlerin, profesörlerin unvanlarini kazanmalari, yeni seçilen milletvekillerinin, askerlerin yemin törenleri, hukukçularin siniflarina göre cübbe giymeleri, protokoller olaylar hep ritüel ögeleri içerir.

Masonluk bir ahlak sistemi

Hür Masonluk, bir tarife göre, alegoriler perdesi ardina gizlenmis ve sembollerle ifade olunan bir ahlâk sistemidir. Ortak degerleri paylasan, alegori ve sembolizmanin felsefelerini anlayabilen kardesler için Masonik ritüeller derin bir anlam tasirken, olaya yabanci olanlara gülünç dahi gelebilir. Bunu kinamamak gerekir. Fizik bilmeyene quantum mekanigi, matematik bilmeyenlere diferansiyel denklemler de bir anlam tasimaz.

Hür Masonlukta, dünyevî sikintilar içinde olan Kardesin, isinin ve modern kentin sikintili trafiginin stresinden kurtulmasi, ritüelin kendisinin baska bir dünyaya tasimasi ile olur. Ritüel sembol ve alegorilerle ögretir, kisiyi düsünmeye sevk eder.

Inisyatik ritüelin ögeleri:

Adayin harici dünya ile olan baglarini gevsetip yok eden hareket, söz ve efektler;
Mitlerle yüklü bir drama ile adayin yeni bir kutsal dünyaya girmesi;
Duvarci ustasinin aletlerinin takdimi ile adayin bu kutsal dünyaya kabul edildiginin tescili;
Adayin Mason olarak topluma nasil faydali olabileceginin ve Landmarklarin (Masonlugun ananevi temel ilkeleri) anlatimi;
Adayin yemin etmesi;
Bundan sonra sonsuza dek tekris edilmis olmanin niteligini tasiyacak yeni kardesin dünyada mevcut yoksulluk ve acilar hatirlatilarak, harici dünyaya dönüsünü saglayacak geçisin uygulanmasi.
Ritüelin çatisi:

Mâbet tabir edilen mekânin tahsis edilmis olmasi;
Is'ad edilmis görevlilerin töreni yürütmeleri;
Haricilerle henüz törenin uygulandigi dereceyi kazanmamis kardeslerin uzaklastirilmalari;
Adayin ölümü ile yeniden dogusunun, baska bir deyimle karanliklardan kurtularak, Nur'a kavusmasinin sahnelenmesi;
Adaya yolculuklar yaptirilarak sinanmasi;
Etkileyici bir yeminin edilmesi;
Adaya kazandigi yeni kisiligin simgelerinin, yani, önlük, beyaz eldiven ve tasçi - duvarci isçilerin kullandiklari avadanliklarin takdim edilmesi;
Isaret ve kelimelerin verilmesi;
Locanin kapanis töreni;
Kardes sofrasinda gayri resmi tarzda adayin kutlanmasi, aday konusturularak sikilganliginin giderilmesi, entelektüel, edebî, ve de mizahî konusmalarla çalismalarin sonuçlandirilmasi.
Sembollerin tüm manevî hayatimizda ne ölçüde rol oynadigini çogu kez pek bilmeyiz, bunun farkina pek varmayiz. Onun için de, Mason olmayan biri, Masonlugun semboller dünyasini kendisine yabanci, hatta garip bile kabul bulabilir. Oysa gündelik yasamimizdaki sayisiz sembolik davranislar gözden kaçmaktadir. Ne biçim olarak yepyeni, ne de anlam bakimindan yeni bulunmus bir sey olan bu Masonik semboller Masonluga yeni katilmis kisileri bile yadirgatabilir. Hele bir de kuru mantik çaginda yasadigimizi ve bu çagin kupkuru mantikli, her türlü gizlemelerden uzak düsüncelerden hoslandigini, sembolik gereksinmelerin zaman ve düsünüs biçimleriyle degisiklige ugrayacagini gözönünde tutarsak, Masonluk toplulugu içinde de sembollere verilen degerin bir yandan onu bütünüyle reddetme egiliminden, onu oldugundan daha önemli görmeye kadar varisini gayet iyi anlayabiliriz.

Bayrak da bir sembol degil mi?

Sembolleri, manevî olan seyleri algilanabilir biçime getirmek ve yasami anlamli bir biçimde göstermek için bir araç diye açiklamak mümkündür. Bu çok genis yorumlanmis kavram içinde sembollerin iki özelligi yatmaktadir. Sembol, soyut düsüncelere herkesin anlayacagi bir biçim verebilir. Öte yandan somut nesneleri manevî alana çikarabilir. Sanat, örnegin inanci, sevgiyi ve umudu; haç, yürek ve gemi çapasi sembolleriyle gösterebilir. Öte yandan tüm devlet düzenini özel biçimde renklendirilmis ve üzerine özel desenler çizilmis bir parça bez ile sembolize etmekteyiz. Bayrak, sancak dedigimiz bu bez direge çekilirken, ya da geçit resimlerinde önümüzden geçilirken durmamiz, hatta ugrunda ölmemiz bize küçüklügümüzden beri söylenmis, bunun sembolik anlami bize anlatilmaya çalisilmistir. Yemin ettigimiz zaman bir elimizi kaldiririz. Oysa bu davranis sirasinda, eger yeminimizi bozarsak Tanri'nin öcalici gücünü çagiracagimizi sembolik olarak canlandirdigimizin farkinda bile degilizdir. Bizden çok önce yasamis kusaklarin yasam tecrübelerini ve bilgece görüslerini sembolik sözler, atasözleri yoluyla gündelik yasamimizda sürdürmekteyiz.

"Sembollerin Tarihi" adli eserin yazari Max Schlesinger sembolik gereksinmelerin sonsuza dek varolacagini su sözcüklerle belirtiyor: "Tarih bize sembollere olan istegin daha fazla ya da daha az oldugu zamanlarin varligini göstermekte. Günümüz kültürlerinde semboller gücünden epey sey yitirmislerdir. Ancak bunlarin bir takim kökleri hâlâ ayaktadir. Gündelik yasam bile yeni yeni semboller yaratmaktadir. Krallarin tacini ayaklar altinda çigneyen halk yeni bayraklar dalgalandirmaktadir. Bütün sembollerin günün birinde yerini aydinlanmis bir mantigia biraktiklarini düsünsek bile, iste özellikle o zaman, insan dogaüstü düzeye kaçmakta, gerçeklerin ve bilimin kendisine veremeyecegi mutluluklari arayip, bulup, tatmaktadir. Iste bunlar da sembollerle olmaktadir."

Çaglar arasinda saglam bir köprü

Sembollerin en belirgin özelligi, topluluk duygusunu yüceltmeleridir. Semboller, çaglar ile insanlar arasinda köprüler kurar. Friedrich Albert Lange'nin dedigi gibi, semboller, "insanin vazgeçemeyecegi gerçegin tamamlayicisidir."

Günümüzde Masonlarin çalistiklari semboller bilinçli olarak yaratilmistir. Sayilari, Masonluk sistemine göre degisir, fakat genellikle çok fazladir. Masonluk tarihi içinde bazi semboller zamanla kaybolmustur ve tarihsel arastirmalarla yeniden ortaya çikarilmaktadir. Yeni semboller ise zaman zaman ritüellere eklenmektedir. Ancak Masonlukta hiç degismeyen semboller Süleyman Tapinagi üzerine olanlaridir.

Masonlukta semboller

Spekülatif Masonlugun baslarindaki sembolizma karmasasi geçtikten sonra geriye herkesin anlayabilecegi, kolay kavranabilir semboller kalmistir. Bir yapida malzeme, avadanliklar ve yapiyi gerçeklestiren güçler bulundugu düsünülürse, Masonlugun sembolleri de son derece açik ve seçik bir görünüse bürünmektedir. Masonik bir sembol üzerinde düsündügümüzde aklimiza birçok sey gelir, ama bu düsüncelerimiz hep bir yönde olmaktadir. Bir loca çalismasinda sembollere bol bol degilinir, sözlü ya da yazili olarak yapilan sembolik açiklamalar ise genellikle hep ayni temanin birbirinden pek farkli olmayan çesitlemeleridir. Isterse ritüelin türlü yerlerinde su ya da bu sözcüklerle renklendirilsin, sembollerin kendileri degismez.

Masonik çalisma, Masonun kendi kendisi üzerinde yorucu ve sabirla yürütmesi gereken bir çabadir. Mason ham tasi, yani kendisini yontarak küp tas haline, yani gerçek bir Mason haline getirmek zorundadir. Ham tasi yontma sembolü ayni zamanda Süleyman Tapinaginin, dünyanin ilk tas yapisinin insasini hatirlatir. Bir grup çalismasinin ürünüdür ayni zamanda Süleyman Tapinagi. Böylece "ham tas" demek bile tek tek Masonlara, kendilerine, yakinlarina ve topluluga olan görevlerini bir anda hatirlayabilmeye yeterlidir. Salt sembol olarak kalmayan, sembolik bir eylem olarak da görülen "kardeslik zinciri" sadece birbirinin esi özelliklere sahip halkalarin birbirleriyle olan iliskisini gözler önüne sermekle kalmaz, bu zincirin içinde ayni görüs ve düsünüs biçiminin hiç bir kopukluk olmadan halkadan halkaya geçtigini de hatirlatir. Bunun için de sadece halkayi meydana getiren topluluk üyelerinin varliklarini degil, ayni zamanda bu zincirin halkalari olan Masonlarin arasinda hiç bozulmamasi gereken bir uyumun da bulunmasini öngörür.

Gönye ve Pergel sembolü

Genellikle Mason olmayanlarin da Masonlugun simgesi olarak bildikleri gönye ve pergel çok eski kaynaklara kadar gider. Bu birbiri üzerine yerlestirilen avadanliklar sadece duvarcilarin isaretleri degil, ayni zamanda en eski misterlerde bile bulunan ve çok yaygin sembollerdi. Örnegin Dürer'in Melankoli adli tablosunda da bu sembolleri görmekteyiz. Bugüne kadar açiklamasi yapilmayan bu tablodaki gönye ve pergel sembolünün çok eski zamanlardan gelen bir gelenegin devami oldugu kuskusuz.

Tekris töreni de bir sembol

Sembolik davranislar bir yandan tanisma isareti olarak önemlidir. Öte yandan ise bunlar inisiyasyonu, yani eristirmeyi gerçeklestirirler. Ister en ilkel toplumlarda bir gencin yetiskinler arasina alinma, eristirme töreni olsun, isterse Masonluk gibi yüce düsünüslerin isigi altinda kurulmus bir topluluga alinma (tekris) sirasinda olsun, bu davranislarin anlami genellikle aynidir. Yeni topluluga alinma, daha yüksek bir düzeye çikarilma olarak görüldügüne göre, bu bir arindirma, ya da yeniden hayata döndürme, uyandirma seremonisi olarak kabul edilmektedir. Eristirme seremonileri arasindaki benzerlikler insani çesitli kültler arasinda yakin baglar bulundugu görüsüne yöneltebilir. Hatta bu nedenle bir çiragin bütün Masonik yasami boyunca yanlis düsünceler içinde kalabildigi görülmektedir. Biçimsel benzerlikler her zaman organik bir iliskinin varligini yansitmayabilir. Bu bakimdan salt biçimsel benzerliklere bakarak Masonluk ile benzer sembollere sahip baska topluluklar arasinda akrabalik baglari aramak hatali bir davranis olur.

Semboller Masonlugun özellikle iç yapisi için çok önemlidir. Dünyanin neresinde olursa olsun, hangi Masonik rite mensup olursa olsun, her Mason ,insanlik mabedinin yapimi konusunda ayni seyi düsünmekte, bundan ayni seyi anlamaktadir.

Ayni dogrultuda düsünmeyi asilar

Semboller Masonluk gibi, ayni amaca yönelik çok sayida kisiden olusan topluluklar için vazgeçilmez bir sey olan, ayni biçimde düsünmeyi de asilar. Salt mantiksal açidan baktigimizda semboller gayeye ulasmak için çok gerekli bir araçtir. En ilkel meyhane arkadasliginda bile zamanla bu grubu birarada tutan bazi ortak aliskanliklar belirir. Günümüzde milyonlarca insani ayni çati altinda, ayni ülkü ugruna toplayan Masonluk sembolsüz olamaz. Eger Masonlukta semboller ortadan kalkarsa, üç asirdir ayakta duran bu yüce kurulusun çökmesi isten bile degildir.

Ritüellerle kaynasmis olan sembollerin tek tek kisilere neler söyleyebildigi ancak bir ölçüde açiklanabilir. Bu etkinin derinligine bir etki oldugu, Masonik törenlerin genellikle dinsel kutsama törenleri ile karistirilmasindan bell olmaktadir. Törenlerde söylenen sözlerin, müzigin, toplantilarin ciddî havasinin bazi kisilere dinsel törenleri animsatmasi dogaldir. "Eski Yükümler"de bütün iyi ve ahlâkli kisilerin üzerinde görüs birligine vardiklari bir dinden söz edilse bile, bu Masonlugun dinsel bir kurulus oldugu anlamina gelmez. Çünkü I"nsanlik Mabedi" sembolü, daha iyi bir öbür dünyanin simgesi degildir. Bu, üzerinde insanlarin yasadiklari dünyada Masonlari çalismaya çagirir.

Günümüz Masonlari için semboller, binlerce yildir söylene söylene belki de bikkinlik getirmis olan ahlâk yasalarina dayanir ve ahlâkli biçimde davranmayi telkin eder. Ancak dis dünyada geçirdigimiz her gün, bizim bu ahlâkli bir dünya özlememizin gerçeklesmesi için ne kadar yol katetmemizin gerekli oldugunu göstermektedir. Mason için gaye sadece ahlâk yasalarini bilmek ve ögrenmek degil, bunu, yüce mesleginin amacina ulasmasi için, her firsatta uygulamaktir.


Eylül 12, 2008, 03:26:18 ÖS
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Sayın Mason;
    Şimdi İstanbul'da Deniz Müzesi'nde Barbaros Hayrettin'in bir bayrağı var, bayrağın üzerinde pergel, pergelin açı uçlarının tam ortasında Davut Yıldızı var, işte acaba, eleştiriler biraz da bilgisizlikten kaynaklanıyor galiba. Safranbolu Evleri; kapılarında bereket simgesi Davut Yıldızı var, bu evler nereden baksanız üç yüz yıllık, bu atalarla bağdaştırıldığında simgelerin değeri anlaşılacaktır, bu örnekler çoğaltılabilir, saygılarımla..


Eylül 28, 2008, 05:45:20 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

Paylaşım için teşekkür ediyorum. Gerçekten çok faydalı oldu.. Bunları okumak ve sonrasında masonlukla ilgili yanlış bilgilere kapılanları uyarmak için çok güzel bilgiler..


Eylül 28, 2008, 08:58:57 ÖS
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

Acaba bu başlık altında Masonluğun sembollerinden bir kaç örnek koyabilir misiniz? Mesela Süleyman'ın Tapınağı ile ilgili bir kaç tane olabilir.

Saygılarımla.


Kasım 18, 2010, 12:30:11 ÖS
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu yazıların foruma giriş tarihi 2008 yılının Eylül ayı sonunda…

Aradan iki yıldan çok zaman geçmiş. Çok mu eskiye gitmiş oldum.

Belki ama bence zararı yok. Bugüne dek okumamış olanların okuması gerekenler var bu başlık altında. Hatta bence benim yazımı okumadan önce onları okuyun. Onları okuyun ki, benim diyeceklerim de bir anlam kazansın.

Ben biraz Türkçeci olduğu için, dilimizde anlaşılır ve yaygın kullanımı olan sözcükler varsa, diğer dillerden dönüştürme sözcükleri kullanmamayı yeğliyorum. Bu başlık da öyle. Sembol sözcüğü yerine “simge” sözcüğünü de kullanabiliriz; hiçbir anlam farkı yok.

Bu başlık altında yazacak çok şey olduğu için bunları parçalara ayıracağım.

Önce genelinden, en başından başlayayım.

BİRİNCİ PARÇA

Masonlukta kullanılan simgelerin Masonluğu iyi bilmeyenlerce yadırgandığı çok doğru… Aslında yadırganan bu simgelerin kendileri ya da Masonlukta kullanılmakta oluşu da değil; kişi güncel yaşamında birçok simge ile iç içe, karşı karşıya ama simgeciliği (sembolizmi) pek iyi bilmeyip değerlendiremediği için, karşılaştığı farklı bir simge üzerine alabora oluyor. Bir tür savunma içtepisiyle, bunları saçma sapan olarak nitelendiriyor.

Bakın bu bağlamda size ilginç bir örnek vereceğim. Masonluktan değil, tümüyle başka bir alandan. Bu alan Trafik.

Trafik işaretlerinin oluşturulmasında simgecilikten büyük ölçüde yararlanılmıştır ve bu yararlanma da günün gereksinmeleri uyarınca sürmektedir. Hatta trafik işaretlerinin büyük çoğunluğunun simgelerden oluştuğunu bile söyleyebiliriz. Avrupa standartlarına göre üç temel trafik işareti biçimi vardır: Üçgen, yuvarlak ve kare ya da dikdörtgen. (bunların dışında birkaç istisna da var aslında; DUR işaretinin sekizgen oluşu gibi.) Üçgen biçiminde bir işaret bir tehlikeyi ya da dikkat edilmesi gereken bir olguyu yansıtır. Yuvarlak olanı mutlaka bir yasak ya da kısıtlama durumunu belirtir. Kare ya da dikdörtgen olanları ise sürücü ve yayalara bilgi vermek amacını taşır.

ABD ve diğer bazı ülkelerde bu bağlamdaki simgecilik farklı uygulanıyor. Neden? Çünkü temel kültür öğeleri farklı. Dolayısıyla herhangi bir simgenin, ilgili toplum ya da topluluktaki kültür ile yakın bağlantısı olduğu söylenebilir.

Avrupa kültürüne özgü trafik işaretlerinden birini örnek almak istiyorum: Kırmızı kenarlı bir üçgen. Ortasında sıçrayan bir geyik resmi… Bunun anlamı: “Dikkat! Önünüze vahşi hayvan çıkabilir.”

Bu Avrupa’da böyle. Çünkü özellikle ormanlık bölgelerde çok geyik vardır ve bunlar sık sık karayolunun üzerinden geçer. Diğer tek tük hayvan için farklı bir figüre gerek yok.

Türkiye’deki trafik işaretleri 1950’li yıllar öncesinde ABD standartlarını izliyordu. 1960’lı yıllarda (belki biraz daha önce; kesin tarihini bilmiyorum) Avrupa standartlarının kullanılmasına geçildi. Dolayısıyla şu içinde geyik yer alan trafik işareti de yurdumuzdaki trafik işaretleri standartları kapsamına girdi. Kullanıldı da. Günümüzde bile kullanımı sürüyor; yer yer görebilirsiniz ama bir sorun var. Halkımız bu işareti anlamadı. Ne anlama geldiğini bilemedi. Çünkü Türkiye’deki karayolları boyunca geyik gibi hızlı hareket eden vahşi hayvan ender görülür. Buna karşılık sık olan nedir? Sığır. Koyun ve keçiler de var elbette ama çobanlar onları çok daha iyi ve rahat güdebiliyor ve yol üzerine çıksalar bile trafik için genellikle ağır hareket eden bir sığır kadar büyük tehlike oluşturmuyorlar.

Tehlike elbette hem sürücü hem hayvan için.

Dolayısıyla Türkiye’de içinde geyik yerine sığır resmi bulunan bir trafik işareti oluşturuldu. Görmüşsünüzdür. Ancak Avrupa’da göremezsiniz bunu çünkü bu bizim kırsal kesim halkımızın yaşam tarzına özgü bir simge…

Karayolları kırsal kesimde zaman zaman köylerin içinden geçer. Oralarda ise bir başka sorun var: Yol üzerinde koşuşan kümes hayvanları… Bunun için de bir başka simgeye gerek duyuldu. Tavuklar, ördekler, kazlar için ayrı ayrı bir figür düşünülemezdi. Hepsi bir horoz figürüyle simgelendi. Bu simgeleme de bizim kırsal kesim yaşam tarzımıza özgü. Batı ülkelerinde göremezsiniz. Oralarda kümes hayvanları köy yollarında dolaşmadıkları için mi acaba?

Neden simge?... Çünkü bu kavramı kısaca ve çok kolay, hızlı algılamaya elverişli bir biçimde yansıtır. Ancak bu algılamanın gerçekleşebilmesi için, kavramlar ve insanların düşünme biçimlerinin birbirine pek yakın olması gerekir.

Sözünü etmiş olduğum şu trafik işaretleri kimilerinin zihninde hemen ve sözcüklerle anlatılabileceğinden çok daha hızlı bir algılama yaratırken, kimilerinin indinde hiçbir anlam taşımayabilir. Ancak, -okuma yazma bilmeyenleri bir yana bırakalım- sözcüklerle yapılan bir anlatımda kullanılan dili bilmeyen bir kişi o iletiyi anlayamazken, aynı anlatım simgelerle yapıldığında hemen kavrar. Bu da simgenin tam evrensel olamasa bile birbirinden farklı çok daha fazla kültürde aynı anlamı taşıyabildiğini gösterir. Nitekim birtakım mimikler ve el kol işaretleri vardır ki, bunlar hemen her kültürde aynı anlama gelen bir simgesel dilin yansımalarıdır.

Dolayısıyla, masonların düşündüğü gibi düşünmeyen, Masonluktaki kavramlara yabancı olan bir kişi, bu kurumdaki simgeleri anlayamıyor. Anlayabilmesi ve değerlendirebilmesi için mason olması gerekmez ama ya ezoterik öğreti sistemi üzerinde çok geniş bilgisinin bulunması ya da genel olarak simgeciliği derinlemesine incelemiş olması gerekir.

İşte bu nedenle, özellikle Masonluğa karşıt (antimasonik) çevrelerde Masonlukta kullanılan simgeler de ortaya konulup, bunlar alaya alınır. Böylece Masonluk küçümsenir.

Peki, madem küçümsenecek bir şeydir Masonluk, niçin bu kadar uğraşıyorlar?

Aslında hiç de küçümsenecek bir şey olmadığı için.

Şayet Masonluk ile uğraşılacak, Masonluk ile savaşıma girişilecek ise, böyle basit ve banal bir tarz yerine, önce Masonluğu iyice inceleyip bilgi edinmek, sonra çok daha akıllıca bir yöntemle eleştiri yöneltmek gerekir. Masonluğun eleştirilebilecek o kadar çok yönü var ki… Ancak konu simgeler ve simgecilik olunca, işte o zaman eleştirmek biraz zor. Çünkü bu kez hem Masonluğu bilmek gerek hem simgeciliği.

Ben Masonluğu eleştirecek olsam, başka şeyler söylerdim. Örneğin şöyle derdim:

Masonluk ezoterik yöntemi izliyor ve günümüzde de öyle olduğunu ileri sürüyor. Nitekim çalışmaları da buna uygun. Ancak söylemlerine ve ritüellerine bakılacak olursa, bunların kapsamında bol bol lâf var. Dosdoğru ve sözlük anlamları çerçevesinde edilen lâflar. Oysa sözler donuyor; zamanla geçerliği, yürürlüğü yitiriliyor. Oysa Masonluk bir yandan da çağdaş bir kurum olma iddiasında. Eskiden kalma geleneklere aşırı ölçüde bağlı olan ya da öyle olduklarını ileri süren mason kuruluşları bile böyle. Bu durumda dün edilmiş olan bir lâf, bugün geçerliliğini yitirmeye başlıyor ve olasıdır ki yarın tümüyle geçersiz hatta belki anlamsız olacak. Nitekim bu nedenle de mason ritüellerinde geçerliliğini çoktan yitirmiş, günümüzde artık yenilmez yutulmaz birçok anlatım da var. Oysa bu anlatımlar zamanında Masonluğun ezoterik niteliğinin gereğine uyarak simgeleştirilseydi, günümüzde de geçerli olmayı sürdürebilir ve yarına kalabilirlerdi; yeni ve geçerli kavramları da simgelemekte oldukları için. Nitekim Masonlukta bundan yüzyıllarca önce kullanılmış olan simgelerin bugün de kullanımı sürüyor ve bunlar çağımızın gereklerine ve koşullarına uyan yorumlarla değerlendirilebiliyor. Şayet öyle bir değerlendirme yapılamazsa, o simge ölmek üzere. Şimdi yeni simgelere gereksinme var.

Ne yazık ki bazı mason kuruluşları bu olanağı yıkıp atıyor. Bu da Masonluktaki simgelere belirgin, değişmez, değiştirilemez anlamlar vermeleri biçiminde gerçekleşiyor. İşte o zaman simge yine ölüyor, daha doğrusu simgeliğini yitiriyor ve onun yerine bir “amblem” konmuş oluyor. Ancak elbette bu tutumu öyle olan mason kuruluşlarının sorumluluğu; öyle yapmayanlar da var. Öyle yapanlar ise Masonluğu eskittiklerinin, yıprattıklarının, çağın gerisinde kalmaya tutsak ettiklerinin ya farkında değiller ya da umursamıyorlar.

Bir simge, ona ancak geçerliliği süren bir anlam verilebildiği sürece yaşar. Bu nedenle Masonluğun eskiden kullanılmakta olup, günümüzden çok daha önceki tarihlerde terk edilmiş, artık görülemeyen simgeleri de vardır. Çağımızdaki mason kuruluşlarının en büyük noksanlarından biri ise, terk edilmiş olanları terk etmekle kalıp, şimdi geçerli olan kavramları yeni simgelerle anlatmaya girişmemeleri.

Örneğin Masonluğun simgelerinin çoğunu 18. yüzyıl öncesinin geleneksel inşaatçılık mesleği ve zanaatından aldığını biliyoruz, değil mi? Bunlardan birçoğu günümüzde de bazı kavramları anlatmak ve yansıtmak bakımından kullanılıyor; hem de çok etkili bir biçimde. Ancak az önce belirtmiş olduğum üzere terk edilmiş olanları da yok değil. O günlerden bugünlere bina inşaatı tekniğinde çok büyük değişmeler baş gösterdi. Eskiden olmayan birtakım yeni yapı elemanları ve öğeleri var; eski yöntemlerin çoğu terk edilmiş durumda. Beri yanda az önce belirttiğim gibi Masonlukta karşılığında bir simgesi olmadığı için lâfla anlatılmakta olan kavramlar yer alıyor. Acaba bunlar çağdaş yapı elemanları ve yöntemleri ile simgelenemez mi?

Yapılsa ne iyi olurdu. Masonluk kendisini yenilerdi. Nitekim öyle simgeler var ki, bunlar günümüzdeki Masonluk doğmadan önce de birçok ezoterik kurumda kullanılıyordu. Demek onlar çok daha everensel ve uzun yaşamlı olarak tasarlanmış. Masonlukta bina inşaatı öğelerinden alınmayan simgeler de yok değil; bunlar ötekilerden biraz daha başarılı süreklilik bakımından.

Başta dediğim gibi, bu başlık altında yazılmış olanlarla bağlantılı olmak üzere söylenebilecek o kadar çok şey var ki, şimdilik burada durup sonra devam etmek istiyorum. Bu arada belki başka katılımcıların da diyecekleri olabilir.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 19, 2010, 10:42:05 ÖÖ
Yanıtla #6
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


İKİNCİ PARÇA


Bu başlık altında yazılmış olanlara ilişkin birtakım eleştirilere girişsem mi yoksa hiçbir şey demeden geçsem mi diye düşündüm.

Korkarım geçip gidemeyeceğim. Hepsine değilse de bazı noktalara değineyim.

Burada Masonluktaki en önemli simgelerden biri olan “hamtaş” kavramı üzerinde duruluyor. Buna hiçbir diyeceğim yok; bu kavram mason olmayanlara da yansıtılmalı. Çünkü bu kavram ve onu izleyen “hamtaşın yontulması” simgesel deyişi, Masonluğun asal felsefesini yansıtıyor.

Ancak burada bir noksanlık var: “Hamtaş” sadece bir kavram mıdır yoksa Masonlukta somut bir simge olarak da kullanılır mı?... Ya hamtaşın yontulması? Eğer somut bir simge olarak da kullanılıyorsa, nasıl bir şeydir?... Çünkü Masonluğun diğer simgelerinden birçoğunu somut çizimler biçimde görebiliyoruz ama hamtaş öyle pek ortalıklarda yok. Masonluktaki simgelerin birçoğunu şöyle bir tablo gibi bir araya getirmiş olan düzenlemelere bakacak olursak, hepsinde değil ama bazılarında şöyle kenarda köşede kalmış bir biçimde görebiliriz; o da gelişigüzel bir bakışta hemen değil, çok odaklanacak olursak. Bu kadar önemli bir simgenin niçin böyle kenarda köşede bırakılmış olduğunu çözebilmiş değilim.

Masonların kimi anlatımlarında hamtaşın ocaktan çıkarıldığı gibi olduğu belirtilir. Yanlış! Öyle olsaydı, madem hamtaş bir masonu simgeliyor, o zaman Masonluğa alınacak kişilerde hiçbir nitelik aranmazdı. Demek ki somut biçimi bakımından hamtaş aslında aşağı yukarın bir küp biçimi verilmiş ama eğri büğrü, yüzeyleri kabaca kesilmiş, pürüzlü bir taş. İşte şu “eğri büğrülük”, özellikle “pürüz” de Masonlukta kullanılmakta olan simgesel terimler. Bunlar, her bakımdan noksanlıkları, yanılgıları, yanlışları simgeliyor. Hamtaşın yontulması simgesel deyişi de işte bunların giderilmesi için yapılan çalışmanın karşılığı oluyor.

Buraya kadar iyi… Ancak yazıda gerçek bir masonun, -ben genellikle o kavramı belirtirken gerçek mason sözcüğü yerine tırnak içine alarak “mason” demeyi yeğliyorum- küptaş ile simgelendiği belirtiliyor. Bu simgenin nasıl bir şey olduğunu somut bir biçim olarak ortaya koymak zor değil; geometrik bakımdan tam bir küp.

Ancak yazıda bir de masonun onu tam bir küptaş haline getirmek zorunda olduğu belirtiliyor.

Eyvah!... Zorunluluktan söz ettiniz miydi özgürlük yok olup gitti. Masonluktaki tolerans ve anlayış nerede kaldı?

Tamam, bir masonun hamtaşını yontarak onu küptaş haline getirmek üzere çaba göstermesi gerektiğini kabullenelim. Fakat çaba gösterme gerekliliği başka, bunu yapmaya zorunlu oluş başka.  Ben bu noktada Sayın MASON’un benim dediğimi söylemek istediğini, burada “zorunluluk” kavramının yanlışlıkla kullanılmış olduğunu benimsiyorum; öyle olmalı.

Ardından, ham taşı yontma sembolünün aynı zamanda Süleyman Tapınağının, dünyanın ilk taş yapısının inşasını hatırlattığı bunun bir grup çalışmasının ürünü olduğu belirtiliyor.

Şimdi Sayın MASON kusura bakmasın ama yapmayın demek geliyor içimden. Bir kere o varsayımsal Süleyman Tapınağı dünyanın ilk taş yapısı değildir. Yapılmış olup olmadığı bile belli değildir; bilimsel kanıtı yoktur ama onu bir yana bıraksak bile o tapınağın yapım tarihi M.Ö. 10. yüzyıl ortaları ki ondan çok daha önce yapılmış taş yapılar saymakla bitmez. Bu Masonlukta öyle kabul ediliyorsa, ona bir diyeceğim olamaz elbette ama öyle bir şey olduğunu da sanmıyorum. Zaten Süleyman Tapınağı’nın günümüzdeki Masonluğa bir simge olarak alınmasının gerekçesi de bambaşka. (Burada ona girmeyelim.)

Bir simge olarak alınan Süleyman Tapınağı’nın yapımı olayının bir grup çalışması ürünü yaratmaya yönelik olduğunu benimseyelim. Hatta bunu daha açık bir şekilde şöyle dile getirelim: Masonlukta bireysel çalışmalarla yetinilmez, localarda eşgüdüm içinde paylaşımlı toplu çalışmalar da yapılır. Hatta loca çalışmalarından elde edilen ham madde (bu da benim uydurduğum bir simgesel terim) toplumda yararlı bir ürün elde edilmek üzere değerlendirilip kullanılır. Ancak bu çalışma ile hamtaşın yontulması simgesel deyişini sakın birbirine karıştırmayalım. Çünkü hamtaşın yontulması bireysel bir işlemdir. Gerçi bunu nasıl yapacağını bilemeyen ya da becerisi yetmeyen bir masona ondan daha bilgili ve deneyimli masonlar yardımcı olur, yok ve yöntem gösterir ama her mason kendi hamtaşını kendisi yontar ve buna başka hiç kimse karışamaz.

Bunun hemen ardından Sayın MASON bir de “kardeşlik zinciri”, kimilerinin deyişiyle “bağlılık zinciri” olarak anılan bir diğer simgenin açıklamasına girmiş. Ben o anlatımı yeterli buldum; üzerinde ek görüş belirtmeyeceğim.

Ancak bundan hemen sonra iş gönye ve pergel konusuna geliyor ki, işte onun üzerinde durmadan edilemez.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 20, 2010, 08:36:23 ÖÖ
Yanıtla #7
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



ÜÇÜNCÜ PARÇA

Gönye ve pergelin gerek ayrı ayrı gerekse bir araya getirilmiş olan bir simge niteliğiyle kullanılışının tarihin hangi dönemlerine ve hangi çevrenin kültürüne dek uzandığını doğrusu bilmiyorum. Bu konuda hiçbir araştırma yapmadım. Forumun genç üyelerinden merak edenler bir araştırıp, bulgularını bizimle paylaşsa ne iyi olur.

Masonluktaki gönye ve pergel konusunda benim diyeceğim başka… Her biri ayrı ayrı bir simge olduğuna göre, bir arada kullanıldıklarında bir bileşik simge oluşturuyorlar. Bileşik simgenin anlamı da elbette farklı olabilir.

Bu bağlamda önce dikkat edilmesi gereken iki nokta var.

Birincisi, Masonluktaki bu bileşik simge kapsamında yer alan pergelin, bildiğimiz çizim pergeli olmayıp, ölçü pergeli oluşu. Korkarım günümüzde artık pergel takımı diye bir şey pek kullanılmıyor. Bende hâlâ öğrencilik dönemimden kalma bir takım var: Antika. O takımda iki pergel var; hem bir ucuna kurşun kalem içi bağlananı (çizim için) hem iki ucu da sivri olanı (ölçü için). Her ikisi Masonlukta da var ama gönye ve pergel bir arada olduğunda söz konusu olan ikincisi.

İkinci nokta gönye ile ilgili: Bende eskiden kalma iki gönye de var; hem biliyor musunuz, öyle plastik falan değil, ahşap.  Bunlardan biri 45 diğere 30-60 derece gönyesi. Elbette hipotenüsleri de var ama öyle bir simgeye Masonlukta pek rastlanmıyor; o zaman üçgen söz konusu oluyor; bu bağlamda elbette dik kenar üçgen. Masonlukta ise tek başına kullanılan gönyenin bir kolunun 3, diğerinin 4 birim uzunluğunda olduğunu görüyoruz. Bu da çok önemli bir simge ama bu başlıkta konu dışı. Pergel ile birlikte kullanılan gönyenin iki kolu birbirine eşit.

Bu bileşik simge oluşturulurken simetriye de önem verilmiş. Bu seçim bile başlı başına bir simgesel anlatımı yansıtıyor.

Mason kuruluşlarının gönye ile pergelin yerleştirilmesi konusunda tam bir uyum içinde olmadığını da izliyorum. Kiminde gönye üstte, kiminde pergel. İç içe geçmiş olanı pek ender. Ancak her ikisinin de ayrı birer simge olduğunu düşününce, -örneğin gönyenin maddi, pergelin manevi değerleri simgelediği benimsenebilir belki- bileşik simgede hangisi üstte duruyorsa onun ötekinden daha önemli ya da ötekine üstün olduğu gibi bir yorum yapılabileceği kanısındayım.

Bu işi tarihçesine bakacak olursak…

Bu bileşik simgenin Masonluğa eski geleneksel inşaatçılık mesleği ve zanaatından alınma olduğu belli. Ancak acaba o kadar mı? 17. yüzyılda Avrupa’da başka meslek kuruluşlarının da bu düzenlemeyi kendi örgütlerinin bir amblemi olarak kullandıklarını görüyoruz. O zaman bunu salt masonluğa özgü olarak düşünmek yanlış.

Fakat sonradan bir amblem biçimini almış olan gönye ve pergel düzenlemesinin ortasına bir de G harfi yerleştirilmiş. İşte bu tümüyle Spekülatif Masonluk olarak da anılan günümüzün Masonluğuna özgü; başka bir kurumda yok.

Sonra da elbette o G harfinin ne anlama geldiği üzerinde yapılmış bir dolu yorum hatta spekülasyon var. Hele spekülasyonlar öyle ileri gidiyor ki, kimilerine göre aslında o G harfi değil, bir şekil; daire çizilirken bütünlenemeyip, ucu içeriye dönerek bırakılıyor. Bu doğruysa, elbette o da bir simge. Ben katılmıyorum o ayrı. Yunan Masonluğu’nda Gama, İsrail Masonluğu’nda Gimel harfi kullanılıyor. Latin alfabesinin kullanılmadığı bir başka ülkede kendi harflerinden biri kullanılıyor mu, orasını bilemiyorum; araştırmadım. Dolayısıyla işte meraklı gençler için bir araştırma konusu daha.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 21, 2010, 07:48:50 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


DÖRDÜNCÜ PARÇA


Anlatımlarının bir sonraki aşamasında Sayın MASON “tekris” konusuna girmiş.

Anlatımlarına pek bir diyeceğim yok ama kullandığı kavramlara diyeceğim var.

Her şeyden önce Türk Masonluğu’nda “tekris” sözcüğü, yer yer Batı dillerinden dönüştürülerek alınma “inisyasyon” sözcüğü ile eş anlama gelmek üzere kullanılıyor. Bence bu yanlış.

Burada “tekris” sözcüğünün etimolojisine girmek istemiyorum. Ancak ezoterik kurumlardaki inisyasyon sözcüğünün sadece bu kuruma ilk girişi nitelemek üzere kullanılmadığını, bu işlemin çok uzun bir süreç olduğunu hatta kimileri için yaşam boyu sürdüğünü belirtmek istiyorum.

Dolayısıyla Masonluktaki tekris, Masonluğa giriş töreni ile eş anlamlı değildir. Şayet ona “birinci derece tekrisi” denilecek olursa doğru sayılabilir. Bir masonun tekrisi, onunla bitmez; onun ardından ikinci, üçüncü vb. tekrisleri gelir. Simgesel Masonluk açısından üçüncüsü sondur. Bunu Simgesel Masonlukta son saymayan İngiliz Masonluğu Sistemi ayrı; o ise 1813 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın kuruluşuyla birlikte yerleştirilmiş. (Bunun nedenlerine girersek konuyu çok dağıtırız.)

Sayın MASON bir de aynı sözcüğü “eriştirme” ile de özdeşleştiriyor. Bu da yanlış. Şayet yanılmıyorsam benim yanılgım düzeltilsin.  Türk Masonluğu’nda “eriştirme” sözcüğü sadece Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nda kullanılır. Bunun kullanımına hangi tarihte başlanmış olduğunu kesinlikle bilmiyorum ama sanırım 1980’li yıllarda olsa gerek; HKEMBL İngiliz masonluğu’na giderek daha çok benzemeye yöneldiğinde. Zaten o sıralarda ortaya bir de “Hürmasonluk” diye Türk diline uymayan bir bitişik terim çıkarıldı. Nedeni de bunun İngilizce’deki karşılığı “Freemasonry” tarzında yazılıyor ya; işte o.  İngilizce’de ya da diğer Batı dillerinde öyle çünkü o dillerde “Masonry” ya da benzeri bir sözcüğün bir başka anlamı var; bizim dilimizde ise yok. Dolayısıyla ne Hürmasonluk  demek gerekli ne de Özgürmasonluk. Bir tek Masonluk demek yeter.

Lâfı dağıttım; eriştirme konusuna geleyim.

İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın kuruluşu sırasında ülkenin çeşitli yerlerinde değişik localarda birçok birbirinden farklı ritüel uygulanmaktaydı. Bir de bu birleşme öncesinde iki ayrı büyük loca olduğunu anımsarsak, ritüel farklılıkları daha da büyük boyutlara ulaşıyordu. Yeni oluşum, kimseyi kırmamak ve dağılmaya yol açmamak uğruna bu gibi farklılıkları sineye çekiyordu ama bu arada herkesin benimseyeceği bir ortak ritüel oluşumu da gündemdeydi. Bu amaçla Emulation Lodge of Improvement adı altında yeni bir özel loca kuruldu. Bu locada büyük locanın benimseyeceği bir ritüel oluşturuldu ve buna da Emulation Ritual denildi. Sonradan bu locanın adını bir kurul (komite) aldı. Ritüelin neresi nasıl değişecekse bu bağlamda o kurul yetkili kılındı. Localara bu ritüelin uygulanması hararetle önerildi ama bir zorunluluk getirilmedi. Çünkü getirilecek olsa, kendine göre bir başka ritüeli uygulayan locaların kopup, kendi aralarında birleşerek bir başka büyük loca kurmaları, İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın en korkulu rüyası. Nitekim yakın geçmişimizde İngiltere’de böyle bir diğer büyük loca kuruldu ama onun tutumunun daha çağdaş ve daha ilerici olacağı beklenirken bunun tam tersinin olduğu izlendi. O kurulmuş olan yeni büyük locanın adı “Regular Grand Lodge of England”. Bundan anlaşıldığına göre, onların benimseyişine göre İngiltere Birleşik Büyük Locası artık düzensiz;  Türkiye’de kullanılan bir diğer terim uyarınca “gayri muntazam.”

Şu işlere e bakın… Bunların evrensel nitelikli olması gereken Masonluk ile nasıl bağdaştırılabildiğini anlamak olanaklı değil.

İşte Türkiye’de Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası olabildiğince İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın tutum paraleline girmeye yönlendirilirken, o “emulation” sözcüğünün dilimizdeki karşılığı olmak üzere “eriştirme” diye bir sözcük icat edildi. Ancak bu sözcük İngiltere’deki gibi değil, farklı bir anlamda kullanılır oldu.

Bu arada kimilerinin merak ettiği bir nokta olabilir diye şunu da eklemek isterim:

Türk Masonluğu’nda hiçbir zaman ve hiçbir büyük locada bir başka ülkedeki mason kuruluşunun kullanmakta olduğu bir ritüelin Türkçeye çevrilmesiyle oluşturulmuş bir ritüel kullanılmamıştır. Türk Masonluğu’nda kullanılmış olan tüm ritüeller, bizim yerel kültür ve anlayışımıza uyarlanmıştır. Benzerlikleri olduğu kadar farklılıkları da vardır. Nitekim her ne kadar Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası 1970 yılında İngiltere Birleşik büyük Locası’nca düzenli olarak tanınmış ve bu amaçla bundan önce uygulanmakta olan ritüeller üzerinde birtakım değişiklikler yapılmışsa da, dahası her ne kadar sonradan bir de emulation karşılığı olmak üzere eriştirme teriminin bile kullanılmasına girişilmişse de, bu büyük locanın uygulamakta olduğu ritüeller hiçbir zaman Eriştirme Ritüeli’nin aynısının tıpkısı olmamıştır.

Burada ele almış olduğum konu ana başlık olan sembollerin ötesine geçti. Bambaşka şeyler anlattım. Anca bilgi edinmek isteyenler için zararı da olmasa gerek.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 22, 2010, 11:29:53 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



BEŞİNCİ PARÇA


Bu yazının devamında şu noktaya takıldım:

Sayın MASON bir ara şöyle bir söz etmiş: “Eski Yükümler’de bütün iyi ve ahlâklı kişilerin üzerinde görüş birliğine vardıkları bir dinden söz edilse bile, bu Masonluğun dinsel bir kuruluş olduğu anlamına gelmez.”

Tamam, öyledir kuşkusuz ama “Eski Yükümlülükler” denilen şeylerin neresinde böyle bir söz geçiyor; ben bunu bulamadım. Zaten Masonluğun eski yükümlülükleri diye neden söz edilmekte olduğu bile pek belli değil.

Şimdi burada olay kişiyi eleştirmek gibi görünebilirse de, hayır… Burada masonlardan birçoğunun ister istemez kapılmış ve kapılmakta oldukları bir yanlışı düzeltmek istiyorum sadece. Böyle bir söz Masonluğun 1723 tarihli anayasasının 1. Yükümlülük bölümünün sonunda geçmektedir. Masonluğun ilk doğuşunda ortaya konmuş olan bu anayasa ise “Eski Yükümlülükler” olarak anılamaz. Şu halde benim yaptığım düzeltme şundan ibarettir: "Eski Yükümler"de….. yerine “Masonluğun 1723 tarihli Anayasası”nda… gelmeli.

Gerisine katılıyorum.

Bundan sonra ise Sayın bugfree’nin açıklamaları geliyor. Bu üyemiz de forumda aylardan beri hiç görünmüyor. Böyle olunca acaba anlatmış olduklarının kapsamında yer alan ve bana göre yanlış olanları düzeltmek acaba ne denli doğru olur? Zaten bunların öyle çok sayıda ve pek de önemli olmadığını düşünerek, bu başlık altında yazmış olduklarıma  burada son veriyorum.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
Semboller

Başlatan MASON « 1 2 3 » Ezoterizm

21 Yanıt
15899 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 11, 2009, 07:09:01 ÖS
Gönderen: ADAM
55 Yanıt
47166 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 12, 2009, 07:09:54 ÖS
Gönderen: hewal73
17 Yanıt
20182 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 05, 2009, 02:56:12 ÖS
Gönderen: ADAM
57 Yanıt
24421 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 31, 2010, 03:21:37 ÖÖ
Gönderen: Belial
5 Yanıt
6427 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 14, 2008, 08:59:21 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
8 Yanıt
10647 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2008, 02:06:13 ÖÖ
Gönderen: Fraternis
12 Yanıt
21929 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 17, 2011, 08:04:42 ÖS
Gönderen: AMON RA
2 Yanıt
7589 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 16, 2010, 12:54:34 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6039 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2011, 11:43:04 ÖS
Gönderen: AQUA