Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: CHARLES BAUDELAİRE VE ŞİİRLERİ  (Okunma sayısı 23876 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 05, 2007, 07:43:26 ös
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

BAUDELAİRE’İN “KISA” HAYATI

 

"Hakiki şair” sınıfından Charles Baudelaire; Françors Baudelaire isimli orta halli bir aileye mensub baba ile, Caroline Archenbaud-Defayis isimli Londra’da doğmuş bir anneden, 9 Nisan 1821’de’de Paris’te Hautefcuille sokağında doğmuştur. Charles Baudelaire’in babası, o altı yaşındayken vefat etmesi üzerine annesi ikinci evliliğini, bir subay olan Jacques Aupick’le yapar.

Üvey babası 1833 yılında ayaklanmayı bastırmak için Lyon’a görevli olarak tayin edildi, Charles Baudelaire’i de, “Lyon Krallık Koleji”ne yatılı öğrenci olarak yerleştirdi; buradaki hayatı, mizacındaki melankoliyi kabartır ki, bunu “Balkon” şiirine de yansıtır.

1838’de ailesiyle Pirene’lere yolculuk yapar; ilk mısralarını burada kaleme alır. Latince şiir yarışmalarında birincilik kazanır. 1839’da okuldan uzaklaştırılır; liseyi dışarıdan bitirir.

20 yaşlarında okuduğu eserlerin ve mizacının tesiriyle felsefe ve din sahasında tefekkür etmektedir; ateist değildir ve “mistizme” kaymaktadır. Annesi, onu tam mânâsıyla desteklemektedir.

Charles Baudelaire’in bu hayatından endişe eden üvey babası -ki, artık Albay olmuştur-, onu Hindistan’a giden bir gemiyle seyehata yollar. O ise Maurice adasında inip, Bourbon adasına gelir; bir aile dostlarının, Adolphe Autard de Bragard’ların yanında misafir olarak kalır. Burada baş şiiri olan “Albatros”u kaleme alır. Bu yolculuğuesnasında yazdığı “Sömürgeli BirKadına” (A une Dame créole) şiirinin ilhamını, evsahibesiden almıştır. O günlerin hatıralarını ise, “İnsan ve Deniz”, “Alıp Götüren Koku”, “Moesta et Errabunda” ve “Yolculuk” şiirlerinde mısralaştırır.

1842 yılında, tiyatro oyuncusu bir aktrist olan Jeanne Duval ile karşılaşır; bu kadın ona “Elem Çiçeklerini” ilham edecektir. Bu sırada o, aşk ve kadın düşüncesi üzerinde yoğunlaşmaktadır; “Füzeler”, “Çıplak Yüreğim” isimli eserlerinde bu düşüncelerini kaleme alır.

1842’nin 9 Nisanında artık “reşid” olduğundan babasından kalan 100 bin franklık mirası almaya hak kazanır. Saint-Lois’ye yerleşir; lüks bir hayat içinde zevk alemlerinde, tam bir bohem olarak mirası harcamaya başlamıştır. Temmuzayında annesi, onun bu hayatından endişe ettiğinden ötürü mahkeme başvurur ve onun “hacir” altına alınmasını ve bir “vasi” tayinini talep eder. 21 Eylül’de mahkeme Neuilly noteri Ancell’i Baudelaire’in vasii olarak tayin eder. Şair, ailesine lanetler yağdırmaktadır.

1848 Paris ihtilâli sırasında; Fransa’nın 1789’dan beri gittikçe artan karmâşıklığı içinde o, barikatlardadır. Öyle ki, halkı, üvey babasının evine doğru bile sürükler öldürtmek için. Salut Public isimli gazetede ihtilali savunan yazıları yayınlanır. Bu sene Poe’dan tercümeler yapar.

1855’de “Elem Çiçekleri-Les Fleurs du Mal”ı ismi altında , “Reuve des deux Mondes” isimli dergide onsekiz şiir neşreder.

Modern şiirin ilk büyük eseri sayılan, "Les Fleurs du Mal-Elem Çiçekleri", kitap olarak ilk olarak, naşir Poulet-Malassis tarafından 25 Haziran 1857’de Paris'te bin üçyüz adet olarak neşredilir. Kitap, yayınlandığı tarihte, ”ahlâka aykırı“ görülerek Ağustos ayında, edebî eserlerle ilgili dâvâların en ehemmiyetlilerinden birine konu olmuştur. Dava neticesinde, Baudelaire ile neşredenler para cezasına çarptırılmış, “Elem Çiçekleri”nin 299 mısraı, “Takılar, Pek Neşeli Kadına, Lesbos, Lanetlenmiş Kadınlar, Vampirin Değişimleri” isimli şiirleri yasaklanmıştır.

Baudelaire, hususi hayatında tam bir bohemdir; şarap ve afyona da tutkundur. Babasından kalan büyük mirası neredeyse bitirmiştir, annesinden de para almaktadır.

1857’de “Le Pre’sent” isimli dergide “Gece Şiirleri” adı altında altı mensur şiir neşreder. “Artiste” dergisinde Flaubert hakkında bir tetkik makalesi kaleme alır. Kasım ayında da “Le Pre’sent”, Baudelaire’in şiirlerini neşreder.

1858’de POe tercümeleri ile kendi şiirleri neşredilir.

1859 13 Mart’ında “Artist” dergisinde Théophile Gautier üstüne bir tetkik yapması istendi. Bu tetkik makalesi, Victor Hugo’nun, Baudelaire’e “Elem Çiçekleri” üzerine yazdığı bir mektula beraber neşredilir. victor Hugo, mektubunda, yasaklanan kitab için, “‘Elem Çiçekleri’niz yıldızlar gibi parlayıp, ışık ve kıvılcımlar saçıyor” diye yazıyordu. Bu arada beyin hastalığı geçirir. Sağlığı gittikçe kötüleşmektedir. Baudelaire,

1859 5 Nisan’da, felç olan sevgilisi Jeanne Duval’in yanına taşınır.

1860 yılının Mayıs sonunda “Paradis Artificiels-Yalancı Cennetler” isimli kitabı neşredilir.

1861’de “Elem Çiçekleri”nin ikinci baskısı çıkar. Frengilidir; vücûdundaki ağrılar gittikçe şiddetlenmektedir. Ağrılarını dindirmek ve yaşadığı bohem hayatın ürünü olduğu için, tabii ki, şiir de yazabilmek için, afyon ve geyikotu gibi uyuşturucu maddeleri kullanmaktadır.

1864 yılında Le Figaro’da (7-12 Şubat) altı şiir halinde “Le Spleen de Paris”i yayınladı.

1866’da annesine ve yakın dostu Asselineau’ya mektublar yazarak şiddetlenen ağrılarını hakkında tedavi us^üllerini sorar. 15 Mart’ta Saint-Loups kilisesini gezerken inme iner... Annesi onu Paris’e getirtir ve Doktor Duval’in hastahanesinde tedavi başlatılır. Dostları yanındadır.

31 Ağustos 1867 tarihinde ölür. 2 Eylül’de de Montpoernassea’daki aile mezarlığına, nefret ettiği ve Paris ihtilali sırasında öldürtmeye çalıştığı üvey babası General Aupick’in yanına defnedilir.



Aralık 05, 2007, 07:44:33 ös
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

NE DERSİN BU AKŞAM?

(Que Dıras-tue Ce Soir...)

 

Ne dersin bu akşam, sen garip kişi, sen bîçâre,

Ya sen kalbim, sen ki, vaktiyle çiğnendin, ey kalbim.

Ne dersin, en güzel, en iyi, en sevgili yâre,

İlahî bakışıyla nasıl şenlendin ey kalbim?



-Feda olsun gururumuz onu övmek yolunda!

Dünyaya değer, emreden sesindeki tatlılık.

Meleklerin kokusu var o lâtîf vücûdunda;

O gözler bize esvab giydirir sâfi ışık.



İsterse geceleyin ıssızlık içinde olsun,

İsterse sokakta kalabalık içinde olsun,

O hayâl havada rakseden bir meş’ale her dem!



Bazen de konuşur: "- Ben güzelim, emrediyorum,

Hatırım için yalnız güzel sevmeni istiyorum;

Baş koruyan meleğim ben, İlham perisi, Meryem!"



Aralık 05, 2007, 07:45:46 ös
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

KENDİ DİLİYLE BAUDELAIRE

 

Baudelaire’in karmaşık, çarpıntılı, “spleen” hâlindeki hayatını ve sanat anlayışını, şairin kendi diliyle yazdıklarından, vermek daha uygun olur.

 

• "Güzel ve Kötü":

«-Benim güzelimin tanımını buldum. Bu güzel, yakıcı, hazin, anlaşılmayı zamana bırakan, biraz kapalı bir şey. Fikirlerimi bir kadın yüzünü örnek alarak açıklayayım.

Cazibeli, güzel, aynı zamanda ve karmaşık bir biçimde, hem cinsî arzu hem hüzün uyandıran bir baştır bu. Melankoli, bıkkınlık, hatta doyumsuzluk fikrini içeren veya tam tersine, bir fikri, yani, yoksunluktan ve ümitsizlikten doğar gibi ters akan bir acıyla birleşmiş bir yakıcılığı, bir yaşama arzusunu içeren baş.

Güzelin başka nitelikleri de var: Esrar ve hasret gibi...

Yüz ne kadar melankolik olursa o kadar çekicidir, o kadar kışkırtıcıdır. Ama baş, öte yandan, yakıcı ve hazin birşeyler, ruhî ihtiyaçlar, bastırılmış arzular -homurdanan ve kullanılmamış bir güç fikrini- bazen intikamcı bir duygusuzluk fikrini, bazen de -ki, bu güzelliğin en ilginç niteliklerinden biridir- esrarı ve son olarak da Mutsuzluk’u içerecektir. Güzellik, Kıvanç ile bağdaşamaz gibi birşey ileri sürmüyorum, ama diyorum ki; Kıvanç, onun en bayağı süslerinden biri, Melankoli ise muhteşem sevgilisidir. Öyle ki, bilmem beynim büyük bir ayna mı, içinde Mutsuzluk olmayan bir güzellik tipi aklımın köşesinden bile geçmez. Bu fkirlere inanmış -başkalarına göre bu fikirlere saplanıp kalmış- olan ben, kısaca, Miltonvari, en canlı güzellik tip Şeytan’dır demekten kendimi alıkoyamam.» ("Des Journeaux Intimes. (Şairin “günlükleri”) Füzeler XXII bölümü)

 



Aralık 05, 2007, 07:56:20 ös
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

ŞEN ÖLÜ    :D
(Le Mort Joyeux)

 

Kendim bir çukur kazmak istiyorum bir yanda,

Sümüklü böcek dolu cıvık bir toprakta ki,

Yayıp rahatça kocamış kemiklerimi,

Uyuyayım, denizde balık gibi, nisyânda



Vasiyetten de nefret ederim, mezardan da;

Âlemden gözyaşı dilenmekten daha iyi,

Kargaları çağırıp emdirmek iliklerimi,

İğrenç gövdemin her ucundan, yaşarken daha!



Bakın, önünüzde hür ve memnûn bir ölü var;

Ey kurtlar! Kulaksız ve gözsüz kara yoldaşlar,

Filozof hovardalar çürüntüler âlemi!



Haydi, keder etmeden gezin şu harâbemi,

Ve deyin bana, var mı daha başka işkence,

Bu kart ve ölüler içinde ölü cesede!

 


Aralık 05, 2007, 08:16:56 ös
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

• "Şer, Maraz ve Şuur”

« Edebî tartışmalarda yıllardır sanatta, güzel, iyi, yararlı ve aktöre (halk arasında yerleşmiş gelenek, örf, adet/S.O.) gibi büyük ve korkunç sözcüklerle karşılaşırız. Ne kargaşa!.. Felsefî bilgelik eksikliği yüzünden herkes bayrağın bir yarısını kendine alıp, öteki yarısının hiçbir değeri olmadığını söylüyor...

Yazık ki, benzer yanılgıları birbirine zıt bir iki okulda da, burjuva ve sosyalist okulunda da görüyoruz. Misyoner ateşiyle tutuşarak “toplumu aktörel bakımdan yükseltelim!” diye haykırıp duruyorlar. Tabiî olarak, biri burjuva aktöresinden, diğeri sosyalist aktöreden sözediyor. Böylece sanat da artık bir propaganda âleti halini alıyor.

Sanat yararlı mıdır?.. Evet!... Niçin yararlıdır?.. Sanat olduğu için... Zararlı sanat da var mıdır?... Hayat koşullarını rahatsız eden sanat zararlı sanattır...

Hayâsızlık ayartıcıdır; o halde onu ayartıcı bir biçimde betimlemek gerekir. Hayâsızlık kendisiyle birlikte, kendine has aktörel hastalıklar ve acılar da yaratıyormuş... O halde onları da betimlemek gerekirmiş... Bir eserde kötülük, suç her zaman cezalandırılır, erdem, her zaman ödüllendirilir mi?.. Hayır!... Ama yazdığınız roman, yazdığınız tiyotro oyunu iyi ise, kimsede tabiatın kanunlarını çiğneme arzusu uyandırmaz. İyi bir sanat yapmanın ilk zorunlu şartı, eksiksiz bir bütünlüğe inançtır. Bahse girerim ki, güzel’in bütün şartlarını yerine getirdiği halde, zararlı olabilen tek bir eser gösteremezler...

Yıllarca Berquin’in adını söyleyerek kulağımda davul çalan bir dostum vardı. Tam bir yazarmış, sevimliymiş, iyiymiş, insanların yüreğine su serpiyormuş, iyi şeyler yazıyormuş, bu yüzden de büyük bir yazarmış! İster mutlu bir olay, ister mutsuzluk deyin, çocukluğumda yalnızca yetişkinlere yönelik eserler okuduğum için bu yazarı bilmiyordum. Kafamın yine bu pek moda, sanatta aktöre meselesiyle allak bullak edildiği günlerde, rastlantı sonucu elime Berquin’in bir eseri geçti. Dikkatimi ilk çeken şey, kitaptaki çocukların büyük adamlar ve kitaplar gibi konuşmaları ve babalarına, annelerine, aile büyüklerine aktöre dersi vermeleri oldu... Kendi kendime, “düzmece sanat işte bu!” dedim... Okumayı sürdürdükçe gördüm ki, akıllılık, usluluk tatlıyla ödüllendiriliyor, yaramazlık, verilen cezalarla gülünç duruma düşürülüyordu. Uslu durursan, tatlı ve şeker veririm; işte bu aktörenin temeli!... Başarının şartı, kesinkes erdemli olmak... “Berquin yoksa Hıristiyan değil mi?”, dedim kendi kendime... Ve hükmümü, kararımı hemen verdim, “zararlı sanat dedikleri işte bu sanat!..” Zira, Berquin’in öğrencisi, yetişkinler dünyasına girdiğinde kararını verecek: Erdem başarının şartıysa, o halde başarı da kesinkes erdemin şartıdır. Öğretmeninden aldığı öğütlerin de yardımıyla erdemin hanında oturduğunu sanarak erdemsizliğin hanına kapağı atacak!» (1851 tarihli, "Tiyatro Oyunları ve Dürüst Romanlar isimli makalesinden.)



Aralık 05, 2007, 08:18:08 ös
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

DÜŞMAN

(L‘ennemi)

 

Gençliğim bir karanlık fırtına oldu,

Birkaç yerinde parlak güneşler açan;

Öyle harab çıktım ki bu fırtınadan,

Bahçemde kızarmış tektük meyve kaldı.



İşte, fikirlerin gözüne ulaştım,

Suyun mezarlar gibi çukur açtığı,

Sel basmış toprakları durmayıp gayrı,

Kürekler, tırmıklarla onarmam lazım.



Boy atacak mı esrarlı gıdayı bulup

Hayal ettiğim yeni çicekler aceb?

Bir kumsal gibi yıkanmış topraklardan?



-Ey acı! Ey acı! Zaman ömrü yiyor.

Ve kalbimizi kemiren sinsi düşman

Kaybettiğimiz kanla şişip büyüyor!



Aralık 05, 2007, 08:32:57 ös
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

"Sanat’ta Elem ve Kötülük"

İyi, aktörel araştırmaların temeli ve amacıdır. Güzel ise, zevkin tek tutkusu, tek amacıdır... Bir başka sakar düşünce daha var, yedi canlı bir yanılgı... Bu safsatanın üç de yapışık kardeşi var: Tutku, gerçek ve aktöre...

Şiirin amacının şunu veya bunu öğretmek olduğunu düşünen bir yığın insan var. Şiir, gelenek ve görenekleri yetkinleştirmeliymiş, şuuru güçlendirmeliymiş, kısaca yararlı olanı göstermeliymiş. Kişi kendine eğilme, ruhunu sorgulamak, çoşkulu hatıralarını yadetmek istesin, yeter, o zaman şiir’in şiirden başka amacı olmadığını görürüz.

Sözüme kulak verilsin, şiir, gelenek ve görenekleri soylulaştırmaz, demiyorum; son amacının, hedefinin, insanları bayağı çıkarlar üzerine yükseltmek olduğunu yoksaymıyorum. Söylemek istediğim şu: Eğer şairin tek amacı aktöreyi izlemek ve savunmak olursa o zaman eserinin şiirsel gücü de zayıflamış olur. Hatta denebilir ki, böyle durumda ortaya çıkan eser de kötüdür. (...)

Umumi yanılgıda açıklanması çok kolay bir karışıklık var. Falan şiir güzelmiş ve temiz duyguları dile getiriyormuş. İyi ama Güzel olmasının sebebi, temiz duyguları dile getirmesi değil ki!.. Falanca şiir de güzelmiş ama temiz duyguları dile getirmiyormuş; iyi de, Güzel’liği, temiz duyguları dile getirmemesinden doğmuyor ki; daha açıkcası,güzel olan dürüst olmayandan daha dürüst değil ki!..» (Théophile Gautier ve Auguste Barbier üzerine yazdığı makalelerden.)

«- Her insanın, aynı anda iki dileği var; biri Tanrı’ya dönük, diğeri Şeytan’a.Tanrı’an yardım umma veya tinsellik derece derece yükselme arzusudur. Şeytandan medet ummak veya hayvanlık iniş kıvancıdır. Kadınlara karşı duyulan aşk ve hayvanlarla, köpeklerle, kedilerle falan içden konuşma, Şeytan işi olsa gerek. Bu iki aşktan türeyen kıvançlar, bu ki aşkın tabiatına uygundur. Pisi pisim, minik kedim, arslanım, minik maymnum, koca maymun,gidi boğa, hüzünlü sıpam!.. Dilde yinelenip durulan bu tür kaprisli sözler,sevgiliye çoğu zaman hayvan adlarının takılması,aşktaki şeytan yanın tanığıdır. Şeytan da hayvan biçiminde değil mi? “Cazotte’un devesi, deve, iblis ve kadın...»



Aralık 05, 2007, 08:33:49 ös
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

 “Ruh hali"

«- Durumumu sana açmak için ne zaman kalemi elime alsam, seni kahretmekten, zayıf düşmüş bedenini incitmekten korkuyorum. Her an canıma kıydım, kıyacağım, bundan hiç kuşkun olmasın. Beni çok, çok sevdiğini biliyorum; aklın kör ama yüce bir karakterin var! Canıma kıymam sana saçma geliyor değil mi. “Demek yaşlı anneni, yapayalnız bırakmayı düşünebiliyorsun”, diyeceksin. Buna doğrudan hakkım olmasa da otuz yıla yakın bir süreden beri çektiğm acılar bağışlanmama yeter. “Allah korkusu da yok mu?”, diyeceksin. Görünmez bir dış varlığın kaderimle ilgilendiğine inanmayı ne kadar isterdim (bu konuda nasıl içtenolduğumu benden iyi kimse bilemez); buna inanmak için ne yapsam bilmiyorum ki?

Ben senin yanında hep yaşayan bir varlıktım; yalnızca benimdin artık. Hem putum, hem arkadaşımdın. Çok çok gerilerde kalmış yıllardan tutkuyla sözetmeme belki şaşacaksın. Ben bile şaşıyorum. Belki de ölümü bir kez daha arzulamamdan, geçmişin, eski vakaların aklımda lif lif çözülmesinden kaynaklanıyor bu.

Daha sonra, bilirsin, kocan, (annesinin ikinci eşi olan subaydan bahsediyor. S.O.) ne acımasız bir eitim seçti benim için; kırk yaşındayım ve hala o kolej yıllarını ve üvey babamın oluşturduğu korkuyu acıylahatırlıyorum. Yine de onu sevmiştim, zaten bugün ona hak verecek olgunluktayım. Hasılı sakat tutumunu ısrarla sürdürmüştü. Bu meseleyi geçelim; zira, gözlerindeki yaşları görür gibiyim. Sonunda kurtuldum ama tümüyle terkedildim.» (6 Mayıs 1861 tarihli annesine yazdığı mektubdan...)

 



Aralık 05, 2007, 08:40:34 ös
Yanıtla #8
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

İÇE KAPANIŞ

(Recueillement)

 

Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;

Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;

Siyah örtülere sardı şehri karanlık;

Kimine huzur iner gökten kimine gâm.



Bırak şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,

Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte,

Toplasın acı meyvesini nedâmetin.

Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle



Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler

Eski zaman esvablarıyla eğilmişler;

Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan.



Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi

Ve uzun bir kefen gibi Doğu'yu saran,

Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

 

 



Aralık 05, 2007, 08:41:08 ös
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

İNSAN VE DENİZ

(L‘homme et La Mer)

 

Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;

Deniz aynandır senin, kendini seyredersin

Bakarken alıp giden dalgaların ardından,

Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.



Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;

Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin

Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,

O azgın, o vahşi haykırışında denizin.



Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.

Kimse bilmez ey ruh, uçurumlarını senin;

Sırlarınız daima, daima içinizde;

Ey deniz! Nerede senin o iç hazinelerin?



Ama işte yine de binlerce yıldan beri

Cenkleşir durursun, duymadan acı keder;

Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,

Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!



 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
3187 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 07, 2008, 10:50:18 ös
Gönderen: bilmeliyimgalilei
1 Yanıt
2733 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 08, 2010, 12:20:58 öö
Gönderen: Isis
0 Yanıt
1999 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 30, 2011, 12:03:14 ös
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
2221 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 31, 2011, 08:28:37 ös
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
1501 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2011, 10:13:55 öö
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
1932 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 22, 2011, 08:50:29 öö
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
994 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 19, 2015, 12:11:30 öö
Gönderen: Risus
0 Yanıt
798 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 20, 2015, 05:00:27 öö
Gönderen: Risus
0 Yanıt
786 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 20, 2015, 05:06:57 öö
Gönderen: Risus
0 Yanıt
1127 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 26, 2015, 01:08:21 öö
Gönderen: MEDUSA