Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Türkiye nin darbeleri bilinmeyen olayları ve cinayetleri  (Okunma sayısı 5027 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 30, 2008, 06:37:37 ÖS
  • Ziyaretçi

Türkiye'ye yaşatılan en büyük travma:

Türkiye'de demokrasiyi derinden yaralayan 12 Eylül Darbesi, 27. yıl dönümünde yine bellekleri tazeledi. Onlarca kişinin idam edildiği, yüzlerce kişinin öldüğü, binlerce kişinin yaralandığı veya sakat kaldığı, 100 bini aşkın kişinin cezaevine konulduğu 12 Eylül Darbesi, toplumsal yaşamı karanlığa mahkum etti; ülkenin aydın, bilimsel, demokrat ve ilerici hafızasını sıfırladı. Milyonlarca insanın yürek acısı olarak var olmaya devam eden 12 Eylül 1980 darbesi, 27. yılında halen halkların bir arada yaşama hafızasını dinamitleme amacı taşıyor.

Darbenin olgunlaştırılmasına zemin edilen gerekçeler

12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında "ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı'nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği yürüyüş" gösterilse de darbe öncesi birçok ilde geliştirilen katliam ve karanlık olaylar, sol örgütlerin konumları ve PKK önderliğinde kimlik kazanmaya başlayan Kürt sorunu, NATO ve ABD'nin Ortadoğu'ya dönük uzun vadeli politikaları başat rol oynadı.

Ancak ülkede tırmandırılan tüm bu 'sağ-sol' ve 'Alevi-Sünni gerginliği' bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi. 12 Eylül 1980 öncesinde sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri cinayetlere kurban gitti. Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30'a yaklaşıyordu. Toplumsal gerginlik aşamasında başlatılan bireysel cinayet ve faili meçhuller giderek resmi kuruluşlar tarafından kitlesel katliamlara dönüşmeye başladı.
Katliamlar serisi Maraş'la başladı...

Kitlesel katliamların devletin-ırkçı gruplar işbirliğindeki resmi politikalar haline geldiği günlerde meydana gelen en büyük katliam ve başkaldırı Maraş'ta yaşandı. 11-26 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş'ta yaşanan katliamda, resmi açıklamaya göre 111, gayri resmi rakamlara göre bini aşkın kişi ölmüş, 210 ev, 70 işyeri tahrip edilmişti.

Maraş'ta asıl hedef Aleviler oldu

Osmanlı'dan beri sistemin potansiyel tehlike olarak hafızalara kazıdığı Aleviler, 12 Eylül Darbesi öncesinde de yine deyim yerindeyse 'terbiye' edilmek istendi. Zira Maraş olayları sırasında da asıl hedef Aleviler olmuş ve kentte bulunanların yüzde 80'i kenti terk etmek zorunda kaldı. MHP ve MİT işbirliğinde yapıldığı yıllar sonra dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in çekmecesinden çıkacak bir notla kesinleşen Maraş katliamı öncesinde gerici güruhlar tarafından "Alevi'yi öldürenin yeri cennettir" ve "kentimizi komünistlerden arındıralım" gibi söylentilerin yaygınlaştırılması kentin bir mezbahaya dönmesine neden oldu.

Türkeş'in 19 Aralık 1978'de İzmir'de Mussolini'den esinlenerek başlattığı "büyük yürüyüş" açıkça iç savaş ilanı anlamına geliyordu ve devam eden günlerde saldırılar her yerde artacak ve kitlesel kıyımlara dönüşecekti. Dönemin Maraş Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu öncülüğündeki polisin MHP'lilerle birlikte silah kullanmakta sınır tanımadığı olayların ardından birçok kent ve köyde de benzer olayların önü açılmış oldu.

Maraş'ta ikinci hedef PKK

Günlerce üzerinden dumanların eksik olmadığı ve kanın oluk oluk aktığı kentte gerçekleşenlerin asıl hedefi Alevi yurttaşlar olsa da, katliam gerekçeleri arasında kentin Kürtlerden arındırılması ve kuruluşunu ilan etmiş bulunan PKK'ye verilmek istenen bir mesaj niteliği taşımaktaydı.

Bu katliamdan güç alan ve yaşananlardan esinlenen karanlık güçler hemen ardından Adana, Ankara, Elazığ, Bingöl, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Şanlıurfa ve Hatay'da sıkı yönetim ilan edildiği günlerde, 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği benzer katliamda 5 öğrenci ölecek, 31'i ağır 100 öğrenci yaralanacaktı.

Malatya'da iç savaş

Darbenin olgunlaştırılmaya çalışıldığı süreçte Maraş'ta istediği sonucu aldıktan sonra kendi adına önemli bir başarıya imza atan derin ilişkiler ağı ikinci hedef olarak yine alevi ve Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Malatya'ya yönünü çevirir.

Sol görüşün hakim olduğu, Ermeni, Alevi, Kürt, Türk ve daha bir çok kesimin bir arada yaşadığı kenti karıştırmak darbenin hazırlanması için önemli bir merkez konumundaydı. Zira böyle bir ortamda, Ankara-Emek PTT'sinden Hamit Fendoğlu adına bir koli gönderilir. Koli, Kasım Önadım adıyla gönderilmiştir. Kasım Önadım, Hamit Fendoğlu'nun çok sevdiği bir arkadaşı, dostudur. Koli, Malatya PTT'sine gelir; Fendoğlu 14 Nisan 1978'de koliyi aldırtır. İşlerin yoğunluğu nedeniyle koli birkaç gün belediyede kalır. 17 Nisan günü akşamı Fendoğlu koliyi arabasıyla evine götürür.

Paketi evinde açması üzerine büyük bir patlama yaşanır ve Fendoğlu'nun, gelini ve iki torunuyla birlikte ölmesine neden olur. 17-22 Nisan günlerinde Malatya adeta bir iç savaş yaşanır, 3 lise öğrencisi demiryolunda ölü bulunur, Töb-Der ve CHP binaları tahrip edilir.

Fendoğlu'nun ölümüyle başlayan olaylar adeta bir istilaya dönüşür. Sağ görüşlü binlerce kişinin bir araya gelmesiyle kentte bir yağma yakma başlar. Mahalle ve semtleri tek tek dolaşan on binlerce kişi işyeri, ev ve önlerine gelen her şeyi yakıp yıkar.

Olayların soruşturmasında, "Türk Yıldırım Komandoları" ile "Esir Türkleri Kurtarma Ordusu" adıyla iki gizli örgüt ortaya çıkarılmıştır. Soruşturmayı yürüten yetkililerin açıklamalarına göre; "Ülkü Ocaklarının, lise öğrencilerinin eline az tesirli patlayıcı maddeler vererek ülkücülere ait yerlere attırdıkları, suçu sol örgütlere yükleyerek eyleme geçtikleri" saptanır. Yine olayları yatıştırmaya çalışan birçok tanıdık kişi de çılgın kalabalık tarafından yaralanır ve kimisi öldürülür.

Ekonomik ve sosyal yaşamın tamamen felç edildiği kentte bu günlerden itibaren yoğun bir Alevi ve solcuların başlar. Malatya'da 1974 ile 80 yılları arasında yaşanan benzer olaylarda toplam 106 kişi ölür ve binlercesi yaralanır ya da gözaltına alınır. Fendoğlu'na gönderilen bombalı paketin birçok benzeri de yine doğu ve Güney Doğu illerindeki birçok tanınmış kişi kurum yöneticisine gönderilerek karışıklık derinleştirilmeye çalışılır.

Benzer olaylar farklı kesimlerde, Doğanşehir, Iğdır, Demirci, Isparta ve Şanlıurfa'da yaşanacaktı. 8-10 Ağustos 1978'de Tepecik otobüsü ve Balgat katliamı (3 ve 5 ölü), 3-4 Eylül 1978'de Sivas olayları (9 ölü), 8 Ekim 1978 Bahçelievler katliamı (TİP'li 7 gencin boğularak öldürülmesi) ile devam eder.

Katliamın üçüncü adresi: Çorum

Malatya, Maraş ve irili ufaklı birçok katliam ve ölümlerle ülkeyi bir 'korku cumhuriyeti' haline getirenlere göz yuman ve en büyük desteği sağlayan siyasal iktidar ve ordu, yaşananların hiçbirine güvenlik önlemi alıp olayları engellemezken, darbenin olgunlaşmasında 3. basamak olarak seçilen yer ise yine Alevilerin ve demokratların yoğunlukta olduğu Çorum olur.

Seçilen 3. adreste de durum gerginliği zirveye çıkarmanın ve sonuç alıcılığın tüm koşulları mevcuttur. Öyle ki MHP ve MSP'nin dışarıda desteklediği Süleyman Demirel'in azınlık hükümeti, ırkçı-şeriatçı örgütleri korumuş, eylemlerine göz yumulmuştur. Ayrıca yansız görevini sürdüren Çorum Emniyet Müdürü Hasan Uyar görevinden alınarak, yerine Tunceli'de bir çok olaya adı karışan Nail Bozkurt, Milli Eğitim Müdürlüğü'ne MHP'nin militanı olarak tanınan Fethi Katar getirilmiştir. Yine sağ görüşlü ve taraflı (AP iktidarında İçişleri Bakanlığı yapmış, zehir hafiye diye tanınan Faruk SUKAN'ın bacanağı) Rafet ÜÇELLİ'de Çorum valiliğine atanmıştır. Demokrat olarak bilinen 40'a yakın polis memuru tel emriyle başka illere ataması yapıldı. Bir çok okul yöneticisi ve demokrat öğretmenin, memurun sürgünü ve yer değişimi yapıldı. MHP'lilere ruhsatlı silah verilmeye başlandı. Buna karşın, Çorum emniyetinde görevli sağcı ve ırkçı bilinen bir çok polisin başka illere ataması çıkarılmışken, ilişkileri kesilmeden Çorum'da görevlerinin sürdürdüler.

Bu değişim ve çalışmalar sürdürülürken; ülkücü örgütler halkı tahrik etmek için çalışmalarını sürdürüyorlardı. Çorum'da 19 Mayıs "Gençlik ve Spor Bayramı" kutlama hazırlıkları sırasında ülkücüler, bayram töreninde kızların kıyafetlerini gerekçe göstererek halkı tahrik etmek amacıyla bir bildiri dağıtır.

Ülkücülerin 'CİHAD' bildirisinden 9-10 gün sonra Ankara'da MHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak 27 Mayıs 1980 günü belirsiz kişilerce vurularak öldürüldü. Türkiye genelinde saldırı, tahrip ve cinayetler başlatıldı, günlerce devam etti. Özellikle Alevi-Sünnilerin, Türk-Kürtlerin iç içe yaşadığı kentlerde saldırı ve cinayetler halka yönetildi. Görülüyor ki, bu saldırı, cinayet ve katliamlar, duygusal bir tepkinin sonucu değil; perde arkası güçlerin ve planladığı, yönlendirdiği eylemlerdir.

Çorum katliamı, Gün Sazak'ın ölümü gerekçe gösterilerek başlatılmıştır. 28 Mayıs Çarşamba günü, Çorum'un en işlek caddesinde ve çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan sağcı gruplar (ülkücüler) elleri havada kurt işareti yaparak "Kanımız aksa da zafer İslâm'ın", "Kana kan, intikam" sloganlarıyla yürüyüşe geçmişlerdir. Yürüyüş korteji, kısa süre sonra saldırıya dönüşür. Cadde üzerinde bulunan solculara ait işyerleri tahrip edilmeye, yakılmaya başlanır. Yürüyüş kortejinin çevresinde görevli polislerin müdahalesi görülmez ve seyirciler.

28 Mayıs günü başlatılan ilk eylem noktalanır. Sağcı gruplar ve MHP İl Yöneticileri toplanarak ilk günün eyleminin değerlendirmesini yapıyor, yeni saldırı hazırlıklarını planlıyorlardı. Ankara'dan Gün Sazak'ın cenaze törenine katılanlar (çevre ile ve ilçelerden) Çorum'a gelmeye başlar. Ayrıca bazı yabancı turizm şirketleri de Çorum dışından MHP'li militanları Çorum'a taşıyorlardı. 29 Mayıs günü başlatılacak ve günlerce sürecek saldırıların planı, saldırı yapılacak semtler ve görevli olacakların listesi hazırlanır.

Toplumsal olaydır müdahale edemeyiz

29 Mayıs günü Çorum'un işçisi, memuru, esnafı; öğrencisi ve halkı, günlük işlerini yürütmek için işlerlerine gitmeye hazırlanırken dışarı çıktıklarında, cadde ve sokakların saldırganlarca işgal edildiğini, "Kana kan, intikam" sloganlarıyla saldırılarını sürdürdüklerine tanık olurlar. Saldırganlar ise rastladıkların dövüyor ve esir alıyorlardı. Solcu ve Alevilere ait işlerleri yağmalanıyor, tahrip ediliyor ve yakıyorlardı. Saldırıya uğrayanların, güvenlik güçlerine başvurduklarına "Toplumsal olaydır, müdahale edemeyiz" yanıtını alıyorlardı.

Saldırganlar Çorum'un caddelerini, sokaklarını, meydanlarını işgal etmekle yetinmemişlerdir, Çorum'la komşu il, ilçe ve köylerle bağlantılı tüm yolları da işgal etmişlerdi. Araçlar durduruluyor, kimlik kontrolü yapılıyor, solcu ve Alevi olanları alıp işkence ediyorlardı. Sağırların, körlerin bile görebilecekleri bu hazırlıkların devlet tarafından görülmemesi olanaklı değildir. Ama önlem alınmamıştır.

Saldırganların büyük bir kolu solcuların, Alevilerin yoğunlukta olduğu Milönü Mahallesi'ne yönelirler. Saldırının haberini alan Milönü halkı, yollarda barikat kurarak saldırıya karşı savunma direnişine girişirler. Başka bir kol, Kuruköprü, Üçevler, Sigorta ve Mutluevler semtine yönelirler. Bu semtlerde oturan solcu ve Alevilerin, saldırıdan habersiz ve savunma önlemlerini alamamışlardır. Mevcut güvenlik güçleri ise, bir bölümü yansız kalırken, bazı polislerde saldırganlara yardımcı oldukları saptanır. Bu semtte çok sayıda sol görüşlü kişilerde kurşunla ağır yaralanmışlardır.

Kentin adeta esir alındığı eylemler sonrasında 57 kişi öldürülmüş, yüzlerce kişi yaralanmış binlerce kişi gözaltına alınıp tutuklanmış, 300'ün üzerinde ev ve işyeri tahrip edilmişti.

Bilanço ağır oldu

Malatya, Maraş ve Çorum olayları dışında Demirel'in azınlık hükümeti döneminde, 27 Ekim 1979'da İstanbul'da Bayrampaşa Devrim Mahallesi'nde gece bir kahvehaneyi basan üç kişi, 6 kişiyi öldürmüş ve 6 kişiyi yaralamıştı. 20 Kasım 1979'da Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay (İstanbul) öldürülecek, 28 Kasım 1979 akşamı Kayseri'de solcuların gittiği kahve silahlı kişiler tarafından taranacak ve 5 kişi ölecek; Gaziantep'te kahveye ateş açılacak, 2 kişi ölecek; Kilis'te lokanta kurşunlanacak, biri CHP'li 3 kişi ölecek; Yenimahalle'de bir eve bomba atılacak, 2 kişi ölecekti. İstanbul Zeytinburnu'nda kahveye baskın yapanlar 2 kişiyi kurşuna dizecek; Hatay Kırıkhan'da bir ev yakılacak, çoğu çocuk 8 kişi ölecek; 7 Aralık 1979'da Cavit Orhan Tütengil vurulacak; 16 Aralık'ta Beşiktaş'ta, üniversite öğrencilerinin gittikleri kahvenin altına konan bombanın patlaması sonucu 5 kişi ölecekti.

1979'un son ayında 71'i sol, 56'sı sağ görüşlü olmak üzere toplam 195 kişi yaşamını yitirmişti. Bunların 9'u çocuk, 44'ü siyasi görüşü belli olmayan kişilerdi. Sıkıyönetim altında geçen 1979 yılı içinde, 484'ü sol, 406'sı sağ görüşlü bin 360 kişi ölmüştü. 1980 Ocak ayında 178, Şubat'ta 224 kişi öldürüldü. Ocak'ta 13, Şubat'ta 18, Mart'ta 17, Nisan'da 38, Mayıs'ta 24 ve Haziran'da 34 güvenlik görevlisi öldürülmüştü. 11 Nisan 1980'de Ümit Kaftancıoğlu, 23 Nisan'da Tarsus katliamı (10 ölü), 23 Mayıs 1980'de Dr. Sevinç Özgüner öldürülecekti.

Darbenin bir nedeni de NATO

Süleyman Demirel IMF'nin buyruklarına uymadığı için, NATO'nun, Türkiye'de bir askeri darbe planladığının Execuvite Intelligence Review'in raporunda yer alması ise Türkiye'de bir darbenin NATO tarafından da tetiklendiğinin belirgin bir göstergesi olarak kayıtlara düşer.

Sovyetler Birliği üzerinde uçacak U-2 casus uçaklarının Türkiye'de konuşlandırılması istemine, Ecevit'in de, Demirel'in de olumlu yanıt vermemesi ve benzer nedenler dolayısıyla da planlanmıştı bir askeri darbe.

Askere göre darbenin nedeni ülkede artan anarşi

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, 12 Eylül 1980 günü yönetime el koyan orduya göre ise darbenin gerekçesi ülkede artan sağ-sol örgütler arasındaki çatışmalı durumun önlenemez hale gelmesi, sokaklarda artan anarşinin ülkeyi sonu belirsiz bir yere sürüklemesi ve ülkenin her türlü iç ve dış tehdide açık hale getirilmesiydi.

Darbenin nedeni her ne olursa olsun sonuç itibariyle herkesin üzerinde mutabık olduğu tek gerçek ise, ülkenin demokrasi tarihine çok ağır bir darbe vurulması, milyonlarca insanın olumsuz etkilenmesi, ülkenin aydınlık yüzünün ortadan kaldırılması ve sonuçları on yılları bulan bir toplumsal hafızasızlığın hala sürüyor olması oldu.

not :( yazı alıntıdır kelime veya harf yanlışlıkları varsa kusura bakmayın fazla düzeltmeye  ugraşmadım.)
« Son Düzenleme: Nisan 30, 2008, 06:42:24 ÖS Gönderen: Don Corleone »


Mayıs 08, 2008, 03:15:14 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1668

Danıştay Başkanı Çörtoğlu, darbeyi öven Danıştay Başsavcısı Çölaşan’ın sözlerini incelemeye dahi gerek görmemesi herkesi şaşırttı.

DANIŞTAY Başkanı Sumru Çörtoğlu, ‘1960 ihtilali aslında bir devrimdir’ diyen Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan hakkındaki suç duyurusuyla ilgili olarak, ‘kanunda suç sayılan koşulların oluşmadığını’ savundu. Tansel Çölaşan’ın Ankara Barosu’nun 8 Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşma, Mazlum-Der tarafından yargıya taşınmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı vererek, Mazlum-Der’in şikayet dilekçesini gerekli incelemenin yapılması için 18 Mart’ta Danıştay Başkanlığı’na göndermişti.

DARBEYE VİZE

DANIŞTAY Başkanı Sumru Çörtoğlu, söz konusu dilekçeyi inceledikten sonra Çölaşan ile ilgili herhangi bir inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verdi. Mazlum-Der Genel Başkanı Emrullah Beytar, konuyla ilgili star’a yaptığı açıklamada, ‘Bu karar darbe ve darbe yapmaya bir vizedir’ dedi. Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliğinde şunları söylemişti: 27 Mayıs’ı ihtilal olarak görmek hata olur. 1960 ihtilali aslında bir devrimdir.’

İncelemeye gerek yokmuş

SUMRU Çörtoğlu, kararla ilgili Mazlum-Der’e şu yazıyı yazdı: ‘Şikayet dilekçesinin işleme konulabilmesi ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nda öngörülen ceza soruşturması ve disiplin kovuşturması sürecinin başlatılabilmesi için bu Kanunda aranılan koşulların varlığı söz konusu değildir.’

STAR


Mayıs 09, 2008, 11:21:44 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

sayın Kirlangic gene ortalıkta birşeyler dönüyor gerçi bunlara türkiye çok alışık.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
5 Yanıt
5159 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2013, 01:46:15 ÖS
Gönderen: Samuray
5 Yanıt
5691 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 17, 2007, 04:56:44 ÖÖ
Gönderen: ElmasMehmet
0 Yanıt
2676 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 01, 2007, 02:23:45 ÖS
Gönderen: Supeluta
4 Yanıt
4069 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 05, 2012, 02:43:02 ÖÖ
Gönderen: Anilcanballi
1 Yanıt
3108 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2008, 09:28:03 ÖS
Gönderen: LuckyEye2
78 Yanıt
28068 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 28, 2008, 04:09:23 ÖS
Gönderen: shemuel
3 Yanıt
4085 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 23, 2009, 01:42:06 ÖS
Gönderen: ceycet
2 Yanıt
4237 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 06, 2009, 01:10:46 ÖS
Gönderen: baris
0 Yanıt
2313 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 23, 2011, 12:35:48 ÖÖ
Gönderen: Thoth
14 Yanıt
9325 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2015, 01:16:15 ÖS
Gönderen: ADAM