Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: GOTİK MİMARİ  (Okunma sayısı 29414 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 05, 2008, 11:37:29 ÖÖ
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

GOTİK NEDİR?

Gotik sözcüğü, herkeste genellikle güzel çağrışımlar uyandırır: katedraller, kiliseler, sivri kuleler, eski tarz bir dekorasyon. Oysa, bu sözcüğü ilk kez kullanan Rönesans dönemi İtalyan sanatçıları için Gotik terimi oldukça değişik bir anlam taşımış ve klâsik biçimlere karşı çıkan Kuzeyli barbarların, özellikle Cermen kökenli halkların kültürünü simgeleyen bir sözcük olarak geçerlik bulmuştur.

   Gotik sözcüğü ilk önceleri Rönesans olgusunun dışında kalan tüm barbar kültürü ifade etmek için kullanılmıştı. Ancak sonradan, bu kültür daha iyi anlaşılıp, takdir edilmeye başlanınca daha dar bir anlamda, yalnızca mimari bir biçimi belirtmek amacıyla kullanılır oldu. Daha yakın dönemlerde ise, halk dilindeki anlamıyla, tümüyle dinsel yapılarla, özellikle katedraller ile bağdaştırılan bir terim haline geldi. “New English Dictionary” (Yeni İngilizce Sözlük) Gotik sözcüğü için şu tanımı vermektedir:

   “Batı Avrupa’da XII. yüz yıldan XVI. yüz yıla kadar yaygın olan mimari stil için kullanılan terim. Stilin temel özelliği sivri kemerlerdir. Aynı zamanda mimari ayrıntılarda ve süslemede de uygulanmıştır”.

   Aslında bu tanım yeterince kesin değildir. Mimarlık tarihi uzmanlarından bir çoğu, Gotik stilin temel özelliğinin sivri kemerler olduğunu kabul etmeyip, farklı kuramlar ileri sürebilirler. Ayrıca, Gotik stili yalnızca mimarlığa özgü olarak kullanmak da pek doğru değildir. Zira Gotik yalnız yapılar için değil; mobilyalar, giysiler, süslemeler, hatta mutfak aletleri ve davranış biçimleri için bile geçerli bir kavramdı. Ne var ki, günümüzde kilise yapılarının dışında Gotik stilden geriye hemen hiç bir şey kalmamıştır.

   Konunun uzmanları, örneğin “Medieval Art” (Orta Çağ Sanatı) isimli eserinde Lethaby, Gotik stili tüm Orta Çağ sanatı ile özdeş tutmakta, üstelik renkli cam süslemelerini, el yazmalarını, şiirleri bile Gotik kapsamına sokmaktadır. Uzmanlar, XIX. yüz yılda De Caumont önderliğindeki arkeologlar tarafından Gotik sözcüğünün dar anlamda (yalnız mimarlık için) kullanılmaya başlandığını belirtmektedirler. Arthur Kingsley Porter, “Medieval Architecture” (Orta Çağ Mimarisi) adlı yapıtında Gotik sözcüğünün, Rönesans döneminde tüm Orta Çağ yapıları için uygulanan genel bir terim olduğunu, ancak XIX. yüz yılda De Caumont ve diğer arkeologlarca sivri kemerli yapıları “Romanesk” denilen yuvarlak kemerli yapılardan ayırabilmek için kullanılmaya başlandığını söylemektedir. Öte yandan, bazı yazarlar Gotik sözcüğünü kullanmaktan özellikle kaçınmışlardır. Örneğin Rickman “İngiliz Mimarisi”, Britton da “Hıristiyan Mimarisi” terimlerini tercih etmiţlerdir. “History of Freemasonry” (Masonluğun Tarihi) adlı kitabında Albert G. Mackey “Gotik Mimari, tam anlamıyla Masonluğun mimarisidir” demektedir.

   Gotik ortaya çıkana dek Batı Avrupa’daki tüm yapı biçimlerinin temelini oluşturan “Romanesk” mimarlık oldukça basit bir ilkeye bağlıydı ve özünü eski bazilika inşaatlarından almıştı. Bu ilke, dört duvar üzerine oturtulan düz bir çatıdan ibaretti. Eğer çatı kubbeli ya da çıkıntılı olursa, yan ağırlıkları taşımaları için duvarların kalınlaştırılması gerekliydi. Bu nedenle, geniş iç mekânlar gerektiren büyük yapılarda duvarlar fazlasıyla kalın yapılıyordu. Duvarların yeterince sağlam olması için ise pencerelerin pek küçük olmaları gerekiyordu. Sonuç olarak, Romanesk yapılar bodur ve hantal görünümlü, iç mekânları karanlık ve hüzünlü yapılardı.

   Gotik mimarlar, iç mekânlarda yeterli genişliği sağlayan sivri ve yüksek kemerler kullanarak, Romanesk yapıların uygunsuz koşullarından kurtulma çaresini bulmuşlardı. Üstelik kemerli payandalar kullanarak yan ağırlıkları desteklemesini de biliyorlardı. Bu sayede, duvarların üzerindeki büyük yük azaltılmış oluyordu. Açılan büyük pencereler ve kullanılan renkli camlar iç mekânların tatsız karanlığını ve hüznünü yok ediyordu. Zamanla, yapıyı oluşturan çeşitli öğeler; kemerler, payandalar, sütunlar ve duvarlar, tıpkı bir makinenin gerekli parçaları gibi, bütün halinde uyumlu bir sistem biçimine dönüştü. Yapının çeşitli öğelerini uyumlu bir biçimde örgütleyen bu bütüncül sistem Gotik stilin özünü ve Romanesk stilden ayrılmasını sağlayan ana niteliğini oluşturdu. Kemerler, payandalar, sütunlar gibi teknik özellikler stili belirlemede ikinci plana düştü.

   Violet-le-Duc’ün ünlü Gotik tanımına göre; “tümüyle Romanesk stilden ayrı evrimleşmiş olan Gotik stilin ayırt edici özelliği, yapının tüm karakter ve görkeminin titizlikle örgütlenmiş ve içtenlikle uygulanmış bir sisteme bağlı olmasındadır”.

   Moore’un tanımlamasına göre; “Gotik mimari kısaca, payandalar ve ayaklar tarafından taşınan bağımsız bir kemerler ağı ile bunların üzerine oturtulmuş bir çatının oluşturduğu bir yapı sistemidir. Yapının tüm dengesi, ağırlık ve karşı-ağırlıklar sayesinde sağlanmıştır. Tüm sistem, mimari koşullara ve sanatsal formlara uygun, konularını doğadan alan yontularla bezenmiţtir. Gotik, dinsel inanç ile esinlenmiş, ulusal ya da yöresel tutkularla uyarılmış laik zanaatkârların ürünü olan yaygın bir kilise mimarisidir”.

   Moore, Gotik’in anahtarını payandalarda bulur. Diğer uzmanlar farklı kuramlar sunarlar. Porter’a göre temel nitelik kemerli çatıdır. Phillips sivri kemerlerin tüm sistemin özü olduğunu ileri sürer. Gould için, en üstün değer taş çatılardadır. Oysa Lethaby, Gotik stilin özünü bu tür teknik özelliklerden çok, yapının genel Orta Çağ karakterinde bulmaktadır.


Duomo di Milano . Dünyanın en büyük gotik kathedrali. 1386 da başlayan inşaat 500 yılda tamamlanmıştır.


Ağustos 05, 2008, 11:53:09 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

GOTİK ve İLK MASONLAR

Gotik stilin doğduğu dönemde mimarlık da dahil olmak üzere tüm sanatlar manastır tarikatlerinin denetimi altındaydı ve ancak büyük katedrallerin yapımı sırasında mimarlık laiklerin denetimine geçti. Doğrudan inşaat işlerinde çalışanlar hakkında tarihsel kayıtların çok az sayıda olması, hemen her zaman kiliseye bağlı kişiler tarafından tutulan dönemin kroniklerinde, laik yapı ustalarından söz etmeye tenezzül edilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yapı ustaları, dönemlerindeki tüm diğer zanaat mensupları gibi, lonca benzeri meslek örgütlerinde (Guilds) toplanmışlardı. Meslek örgütleri, zaman ve mekân bakımından birbirlerinden çok farklı yapıda olmalarına karşın, yine de ortak bazı nitelikler göstermekteydiler. Her örgüt kendi toplumu içinde, ilgili mesleğin ticari tekelini elinde tutan yerleşik bir düzene ve mensuplarını bağlayan yasalara sahipti. Bir meslek örgütü bir başka meslek örgütü üzerinde herhangi bir denetim yetkisi kullanamazdı. Tüm bu meslek örgütlerinin ortak olarak uygulamak zorunda oldukları; çırakların eğitimi, hammadde sağlanması ve satış koşulları gibi konular hakkında belirli kuralları vardı.

   Sanatlarındaki özellikler nedeniyle, katedral yapımını üstlenen meslek örgütleri bir çok önemli konuda diğer meslek örgütlerinden oldukça farklı bir duruma yükselmişlerdi. Bu farklılık, katedral yapımı ile uğraşanların içinde bulundukları çalışma koşullarının doğal bir sonucu idi. Kentlerin bir katedrale sahip olma lüksünü göze almaları sık rastlanan bir durum değildi ve bu yüzden katedral yapımında çalışanların her zaman iş bulmaları olanaklı olmazdı. Üstelik, pek alışılmadık meslekî gizleri öğrenme ve elde tutmayı gerektiren bu sanat oldukça zordu. Zamanla katedral yapım sanatının eşsizliğini anlayan yetkililer, bu meslek mensuplarına bazı özel ayrıcalıklar ve bağışıklıklar tanıdılar; örneğin bir kentten diğerine özgürce dolaşabilmek hakkını verdiler. Bu ayrıcalık, kendi kent sınırları dışında iş görmesine izin verilmeyen yerleşik meslek örgütleri ile gezgin katedral yapımcılarını ayıran en önemli nitelik oldu.




Ağustos 05, 2008, 04:02:30 ÖS
Yanıtla #2
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 919
  • Cinsiyet: Bay

Sn SkullG
Harika bir giriş olmuş. Herşeyden evvel paylaşım için teşekkürler.

Alıntı
... Ayrıca, Gotik stili yalnızca mimarlığa özgü olarak kullanmak da pek doğru değildir. Zira Gotik yalnız yapılar için değil; mobilyalar, giysiler, süslemeler, hatta mutfak aletleri ve davranış biçimleri için bile geçerli bir kavramdı. Ne var ki, günümüzde kilise yapılarının dışında Gotik stilden geriye hemen hiç bir şey kalmamıştır.


Mimarlık için tanımlanan üslupların nerdeyse tamamı esasen sanatın ve edebiyatın her alanında uygulanan ve özünde aynı felsefeyi barındıran eylemlerdir. Dolayısıyla Gotik içinde aynı durum sözkonsudur.  Mimarlıkta inanılmaz büyük ölçekte, son derece görkemli, süslemeli mimari elemanların belirli matematiksel düzende kullanışını görürken,  edebiyatta da seçilen ifadelerde benzeri karmaşalar, dolambaçlar, süslemeler tercih edilmiştir. Resim içinde aynı şeyi söylemek mümkündür. Zira kathedrallerin vitray camlarında çok da net görülmektedir bu durum.

Alıntı
  Violet-le-Duc’ün ünlü Gotik tanımına göre; “tümüyle Romanesk stilden ayrı evrimleşmiş olan Gotik stilin ayırt edici özelliği, yapının tüm karakter ve görkeminin titizlikle örgütlenmiş ve içtenlikle uygulanmış bir sisteme bağlı olmasındadır”.


Bence tüm üslüplar bir öncekinden feyz alıp bir sonrakinin altlığını oluşturmuştur. Çünkü özellikle mimarlık çok uzun yıllar, yüzyıllar hatta “amprik”- tecrübeye dayalı bir bilim olmuştur. Tabi matematik fizik vs dalların yardımı ile tasarımlar değişmiştir ama özünde hep tecrübe yatmıştır.

Böyle bir durum olunca özellikle romensk ve gotik gibi birbirinden ayrılamaz iki parça (mütemmim cüz) birbirinin devamı hatta evrimidir. Evet romanesk daha hantal, daha detaysız daha kaba bir mimaridir ancak gotik de kullanılan bilgilerin tecrübelerin oluşması bu dönemde gerçekleşmiştir.
Yüksek ayaklar üzerine oturan kemer veya çapraz tonozlar ciddi yatay kuvvet yarattığı için binanın (kilise / katedrallerin) yan cephelerine o meşhur UÇAN PAYANDA'lar (Flying Buttress) inşa edilmiştir. Bu elemanlara duyulan ihtiyaç Romensk dönemde inşa edilmiş yapıların deforme olması hatta yıkılması ile anlaşılmıştır. Aynı durum kaburgalı tonoz (ribbed vault)kullanımı içinde geçerlidir. Sivri kemerler içinde, taş çatı içinde.
Tabiki gotik’in romensk dahil tüm diğer evrelerden bağımsız sadece kendine has bir çizgisi vardır ki buda bence işçiliktir. Taş, metal, cam işçiliği olabilecek en son aşamaya gelmiştir bu dönemde. Her mimari eleman ince bir işçilikle tek tek tüm ayrıntılarına kadar işlenmiş bir kompozisyon yaratılmıştır. Bu kompozisyonlar daha çok katolik hristiyan inancından sahnelerdir. O kadar benimsenmiştir ki her cm her m bu detaycılık anlayışı ile süslenmiştir.

İşte tüm bu durum o çağın olması gerekenleridir. Yoksa o dönemin taş ustaları veya mimarları yaptıklarının adının gotik olduğunun dahi farkında değildirler. Olması gereken olmuş, sanatsal birikimler ortaya dökülmüş ve gotik veya romensk adları sonradan gelmiştir.

Bu dönemin temel özelliklerini bende aynı bina (Duomo di Milano) üzerinden göstermek isterim.


UÇAN PAYANDA   -  FLYING BUTTRESS


KABURGALI TONOZ    - RIBBED VAULT


SİVRİ KEMER   -  POINTED ARCH


SUSLEMELI KULELER - ORNAMENTED TOWER


TAS CATI KAPLAMASI


APSISE BAKIS


APSIS CATISI
« Son Düzenleme: Ağustos 05, 2008, 04:06:45 ÖS Gönderen: Bra »
stilus absentis...


Ağustos 05, 2008, 04:46:20 ÖS
Yanıtla #3
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Size katılıyorum Sn. Bra, Gotik ile Romanesk arasındaki farklılığı su sekilde ifade edebilir miyiz?

Gotik mimarinin romanesk döneme göre iki yeni özelliği vardır. bunlar kaburgali tonoz sistemi ve dıştan yapıyı destekleyen payanda kemerleri... Romanesk dönemde kullanılan yuvarlak kemerler yerine Gotik dönemde sivri kemerler kullanılmış, bunun sonucuda  kemere binen yükün yanlara doğru zorlaması azalmıştır. Ağırlık sivri kemerlerle sütun ve ayaklada olduğu için duvar bir taşıyıcı öge olmaktan çıkmıştır. bunun sonucunda da geniş pencereler ve vitraylarla hem içerisinin daha iyi aydılatılması sağlanmış hem de vitraylar sayesinde değişik bir dinsel hava katılmıştır Katedrallere. 


Paris Notre-Dame Katedrali'nin kuzey ve güney "gül pencereleri" bu noktaya güzel bir örnek oluşturuyor galiba;






Reims Katedrali de Gotik mimarideki ön cephenin anıtsal görünümüne güzel bir örnek



iç görünümü de vitrayların işlevi açısından önemli


elbetteki es geçilmemesi gereken en güzel örneklerden birisi de Chartres Katedrali ve onun vitraylarıdır.







Ağustos 05, 2008, 05:04:23 ÖS
Yanıtla #4
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 919
  • Cinsiyet: Bay

Alıntı
Ağırlık sivri kemerlerle sütun ve ayaklada olduğu için duvar bir taşıyıcı öge olmaktan çıkmıştır. bunun sonucunda da geniş pencereler ve vitraylarla hem içerisinin daha iyi aydılatılması sağlanmış hem de vitraylar sayesinde değişik bir dinsel hava katılmıştır Katedrallere.

Katılıyorum Sayın Skullg.
Hatta CLERESTORY denilen TEPE PENCERESI olarak çevirebileceğim mimari elemanlar da duvarların -bahsettiğiniz gibi- taşıyıcılıklarının azaltılmasıyla  ortaya çıkmış ve dini mimaride önemli bir unsur olmuştur.
stilus absentis...


Ağustos 05, 2008, 05:38:52 ÖS
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi



Ağustos 05, 2008, 05:55:48 ÖS
Yanıtla #6
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 919
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Mabool yazmamış bunedenle yapıyı tanıtmak istedim.
Colombia - Ipiales'de bulunan" Santuario de las Lajas" veya "Las Lajas Katedrali" dir.
20yy başında inşa edilmiş Neo-Gotik bir yapıdır.
Kullanılan taşın cinsi, boyutları, yapım tekniği ve renklerden Gotik üslubun farklı tekniklerle  yeniden harmanlanmış hali olduğunu söylemek mümkündür.
Saygılarımla




stilus absentis...


Ağustos 05, 2008, 07:03:36 ÖS
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Gotik kelimesi aklımda hiç güzel şeyler çağrıştırmıyor. Gotik yapılar ben de şeytanı çağrıştırıyor.
''Kızıl elmada buluşalım''


Ağustos 05, 2008, 07:32:20 ÖS
Yanıtla #8
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 919
  • Cinsiyet: Bay

Gotik kelimesi aklımda hiç güzel şeyler çağrıştırmıyor. Gotik yapılar ben de şeytanı çağrıştırıyor.

İlginç neredeyse tümüyle Dini bir mimari olmasına rağmen, İncilde ki birçok olay dramatize edilirken size şeytanı çağrıştırmasını anlayamadım.
Çörtenlerde (yağmur suyunun aktığı konsol) genelde Green Man ve diğer incil bazlı şeytani varlıklar kullanılır.Aklınızda onlar kalmış olabilir.
stilus absentis...


Ağustos 05, 2008, 08:33:09 ÖS
Yanıtla #9
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 181
  • Cinsiyet: Bay

Green man... insanların ender dostlarından. .