Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Türkiyede neden sadece iskoc riti var?  (Okunma sayısı 10698 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 02, 2011, 01:43:56 ÖS
Yanıtla #20
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

2007 yılında ortaya atılmış bir soru...

Sonra bu başlık altında yapılmış tartışmalar...

İşin ilginç yanı da şu ki başlıktaki sorunun yanıtını doğru dürüst veren olmamış. Başka şeylerden söz edilmiş ama ben ssorunun yanıtını göremedim.

Belki de bu sorunun belirgin, kesin, açık seçik bir yanıtı olamayacağı içindir.

Buna karşın, yorum yaparak bir açıklama vermeye çalışayım.

Her şeyden önce bir düzeltme yapayım: Burada "İskoç Riti" denilirken denilmesi istenen aslında herhalde "Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti"; diğer İskoç ritleri konu olmasa gerek.

Bir de şöyle bir kısaltma alalım: EKEİR. (bundan hoşlanmayanlar da var, biliyorum ama benim bireysel tutumum böyle. EKEER demiyorum özellikle çünkü o ikinci E = Ekose oluyor ve kimileri bunu da kullanmakla birlikte, ben Türk dili bakımından ona da karşıyım.)

EKEİR dünya yüzündeki en yaygın rittir. Yurdumuzda sadece o ritin olması buna bağlanabilir. Üstelik bu başlık altında hiç değinilmemiş olan önemli bir tarihsel konu var. Osmanlı Devleti'nde bu ritin ilk yüksek şûrasının kuruluş tarihi 1861'dir. Nitekim günümüzde çalışmalarını sürdüren yüksek şûra ile süprem konsey, asal kuruluş tarihlerini böyle benimsemekte ve bu başka ülkelerdeki EKEİR örgütlerince de onaylanmaktadır.

Ancak bu sözünü ettiğim kurul, çalışmalarını yürütememiş ve kısa bir süre sonra dağılmak zorunda kalmıştır. 1909 yılında Şurayı Aliyi Osmanî'nin yeniden oluşuturuluşuşuna dek bir etkinliği pek görülmemiştir. (Gerçi birtakım kırpık kırpık işlemler var bu arada ama pek de önemli değil.)

Türkiye'deki Masonluğun Tarihi anlatılırken, kimileri, 1909 yılında Maşrık-ı Azam-ı Osmanî'yi yüksek şûranın kurduğunu ileri sürer. Öyle gibi görünüyorsa da aslında değil. Öyle gibi görünmesi, büyük locayı kuranlar arasındaki asıl etkin masonların aynı zamanda yüksek şûra üyesi olmalarından ileri geliyor.

Şayet Türkiye'de simgesel derecelerde çalışan locaların ve onların oluşturduğu büyük locaların bir EKEİR Yüksek Şûrası kanatları altında bulunduğu bir dönemden söz edilecekse, bu ancak 1948-1954 yılları arasını kapsar.

Ancak gerek bundan önce gerekse daha sonra Yüksek Şûra'nın hep büyük loca ve dolayısıyla localar üzerinde bir üstünlük taslaması, belki de yakın geçmişimize dek bir türlü son bulmamıştır. Öyle ki, Türk Masonluğu Tarihi'nde pek ünlü masonlardan biri olan Servet Yesarî'nin 1932 yılındaki bir söylevinde  "Büyük Localar Yüksek Şûraların zadeleridir." diye ettiği bir söz, Türk masonik literatürüne geçmiştir. İşte bu, ritin 33. derecesindeki masonların, Masonluğa genelde bakış açısının bir yönünü gösterir.

Nitekim 1930 yılında Azim adlı bir loca, o tarihte Türkiye Büyük Maşrıkı'nın bu adı taşıması nedeniyle yani niteliği bakımından bir "büyük loca" değil de "büyük doğu" olması gerekçesiyle, rit değiştirip Fransız Riti'ne geçmek istediğinde kızılca kıyamet kopmuştur. Burada o tarihsel olayın ayrıntılarına girmek gerekmez ama demek oluyor ki o tarihlerde Türk Masonluğu tepeden tırnağa bir bakıma Fransız Maonluğu'nu izlemekte oluşuna karşın, Fransız Riti'nin kendi çatısı altında oluşmasına hiç de sıcak bakmamıştır.

Bu tutumun daha sonra da devam ettiği açıkça ortada... Ancak şu Türkiye'deki ünlü 1965 olayları sırasında, bu olayların başrol oyuncularından biri olan Enver Necdet Egeran'ın (şimdi ezbere yazdığım için tarihini anımsamıyorum, doğrusu gidip sırf bunun için kitap karıştırmak da istemiyorum.) Büyük Loca ile Yüksek Şûra sıkı bir çatışma içinde girdiğinde ve Yüksek Şûra'nın tüm gücüyle bir baskı uygulamaya kalkıştığı sırada "Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti'nin içinde olmaktansa hiç mason olmamayı yeğlerim." tarzında (tıpatıp böyle değil ama bu anlama gelen) bir sözü var. Bu da Türk mason literatürüne geçmiştir.

Bir de 20. yüzyılın sonlarına doğru görülmüş bir olay var. Şayet Türkiye'deki Masonluğun tarihçesini çok ayrıntılı olarak yazmak gerekirse, bu olaya değinilmeden geçilemez. (Gerektiğince ve açıkça değinilmiş olup olmadığını bilmiyorum.)

1970 yılında HKEMBL'nın İngiltere Birleşik Büyk Locası tarafından tanınmasıyla birlikte Türk Masonluğu'nun bir kanadının Anglosakson Masonluğu kapsamında yer aldığını biliyoruz. Buraya kadar bir sorun yok. Bir kanat o kapsamda yer alır, bir diğeri liberal cepheyi yeğler; her ikisinin birden oluşu yurdumuzun yararına. Ancak HKEMBL'nın ileri gelen üyelerinden kimileri bu kadarıyla yetinmemişti. Büyük Loca'nın İngiltere Birleşik Büyük Locası'nın benimesdiği sisteme tam uyum göstermesi eğilimindeydiler. Bunu "ksmen İngiliz Masonluğu Sistemi'nin uygulanması" olarak da niteleyebiliriz. Bu bağlamdaki en önemli bölüm, doğrudan Büyük Loca'ya bağlı olması tarzında o sistemin "Royal Arch" aşamasının da simgesel derecelere eklenmesidir. Bunun için de hayli yaygın ve düzenli bir tanıtım (propaganda) çalışmasına girişmişlerdi.

İşte bu girişim, 1999 yılında HKEMBL çerçevesinde bir çalkantıya yol açtı. Şayet bu gerçekleşirse Yüksek Şûra'nın yönetimi altında çalışan önemli bir bölüm derecenin, öncelikle yetkinleşme ya da olgunlaşma atölyesi denilen bölümün ve ardından bundan biraz daha fazlasının kaldırılması kaçınılmaz olacaktı. Aslına bakarsanız zorunlu değil ama sayısal bakımdan büyük bir zayıflama yaratırdı çünkü Türkiye'de o kadar çok mason yok. Nitekim İngiltere'de EKEİR'nin çalışmaları bu nedenle 18. dereceden başlar. Bunun benzeri bir uygulama 19. yüzyılın ilk yarısında Fransa'da da görülmüştü.  Kuşkusuz bu girişimin sonrası da beklenirdi: Bir yandan İngiliz Masonluğu Sistemi'ndeki "Yan Dereceler" uygulamasının diğer yandan usul usul ABD'ndeki York Riti'nin devreye sokulması...

Ne sakıncası var?... Gerek o yan derecelerden birçoğıunun gerekse York Riti'nin ileri aşamalarının "Hıristiyanca" olması dışında, tüm bu sistemlerde ayrı ayrı çalışacak yeterli sayıda mason yok; olamıyor; yakın gelecekte olmasını da beklemeyelim boşuna.

Şu dediğim son olaya Yüksek Şûra resmen hiç karışmadı. Akıllıca... Bilgece... Masonca... 1965 yılındaki olayların benzerlerinin yaşanmasını istemezlerdi. Üstelik o zamanlar yürürlükte olan ve yanlış yorumlanmış bir konkordato da yok. İyi ki de yoktu... Ancak bu demek değil ki,33. dereceden başlayarak yüksek dereceli masonlar bu girişime karşı hiç ses çıkarmadı. Bireysel olarak bu projeye karşı koydular ve sonunda o girişim gerçekleştirilemedi. Yeniden göreve aday olan En Muhterem Büyük Üstat Tunç Timurkan seçilemedi; o kadar.

İşte durum böyle olunca ortaya şöyle bir görüntü çıkıyor: Ritin yüksek derecelerinde olan, dolayısıyla hatırı sayılan masonlar ülkede bir başka ritin daha kurulmasına göz açtırmıyor. Bunun olabilmesi için birtakım masonların çok uzun sürecek bir eyleme girişmeleri, sırf bir başka rit kurabilmek amacıyla kendi localarındaki diğer birçok kardeşle bile aralarının bozulmasını göze almaları, yıllarca bu amaç uğuruna sabırla, direşmeyle uğraşmaları gerekiyor.

Değer mi?... Bence hayır. Ötesi bir başka rit ile getirilebilecek pek bir şey olduğu söylenemez.

Kaldı ki EKEİR'nin diğer ritlerden hayli farklı çok önemli bir üstünlüğü, bir avantajı var. O da ritin dünya çapında bir merkezi otoriter organının bulunmaması ve yasaları uyarınca da her yüksek şûra ya da yüksek konseyin, ritin öğretisel kapsamını kendi bulunduğu ülkenini koşullarına, kültürüne ve töresine uygun bir biçimde düzenleyebilmesi. Diğer mason ritlerinin hiçbirinde böyle bir esneklik yok. Nitekim bu nedenle de gerek Yüksek Şûra gerekse Süprem Konsey tarafından Türkiye'deki yüksek derecelerde uygulanmakta olan ritüeller, diğer hiçbir ülkedeki ritüeller ile tıpatıp aynı değil. Bu durum ritin diğer ülkelerdeki uygulamaları için de geçerli.

Böyle olunca Tütrkiye'de bir başka rite ne gerek var?

Buna karşın, Türkiye'de ileride bir başka rit kurulabilir. Öyle bir oluşum beklenebilir. Ancak onu şimdilik konu dışı bırakarak bu zaten hayli uzun tutmuş olan açıklamalarıma son veriyorum.

« Son Düzenleme: Şubat 02, 2011, 02:10:18 ÖS Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
43 Yanıt
35368 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 22, 2013, 11:26:30 ÖS
Gönderen: VARLIK
2 Yanıt
3496 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 30, 2008, 10:26:28 ÖÖ
Gönderen: DeTuMu
14 Yanıt
9667 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 25, 2012, 12:45:33 ÖS
Gönderen: BULGARIA
5 Yanıt
5856 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2010, 04:49:26 ÖS
Gönderen: ceycet
13 Yanıt
14112 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 18, 2012, 09:15:33 ÖS
Gönderen: akcanmd
7 Yanıt
3348 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 21, 2018, 01:14:25 ÖÖ
Gönderen: Venus
2 Yanıt
2301 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 30, 2013, 01:28:29 ÖS
Gönderen: 418
3 Yanıt
1743 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 31, 2014, 02:13:40 ÖS
Gönderen: ruzber
7 Yanıt
3248 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 25, 2014, 07:05:30 ÖS
Gönderen: ADAM
16 Yanıt
5065 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 09, 2015, 07:31:02 ÖS
Gönderen: ADAM