Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu  (Okunma sayısı 13157 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 22, 2009, 07:13:14 ös
Yanıtla #10
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Öncelikle " Mu " kayıp kıta değildir.Kayıp kıta denmesinin sebebi batının yanlış çevirisinden kaynaklıdır."Mu " denilen bölge Hazar denizi 5 parça iken ortasına verilen yerin adıdır.Ve Türklerin ilk anayurdudur.Bugün bununla ilgili dipte bulunan isnsan fosilleri yapılan C-14 testleriyle bunu doğrular.Yanlış olan bu bilgilerin ortaya çıkması ile uydurulan batı ve dinler tarihinin çökecek olmasıdır.

Kaynak verebilir misiniz sayın degas?
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Ocak 22, 2009, 07:26:19 ös
Yanıtla #11
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386


Kaynak verebilir misiniz sayın degas?


Kazım Mirşan - Haluk Tarcan , aynı zamanda batıni tarihi izlersen antropolojik olarak sonuca ulaşabilirsin.




Ocak 22, 2009, 07:51:21 ös
Yanıtla #12
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Kazım Mirşan büyük bir araştırmacı ama her teorisini desteklemem mümkün değil. Mesela kendisi "Ötüken Yış" kelimesinin aslında Ötüken Ormanı değil de Ötüken Şehri olduğunu; Ötüken'in eskiden çok büyük ve gelişmiş bir şehir olduğunu ve "yış" kelimesinin "yığışmak" mastarından türemiş ve şehir anlamına geldiğini söylemişti. Bunu söylerken de Orta Asya'da bozkırlarda orman pek olası değil demişti. Oysa Altay kültürü ve Proto-Türkler daha çok orman-yayla kavmidirler ve bu bölgelerde sarı bozkırlardan ziyade yeşil çayırlar ve ormanlar gözükmektedir hala...

Mesela bence bu çok basit bir hataydı. Bir de Kürtler'in Proto-Türklerle akraba olduğunu belirtmesi vardı, o da talihsizdi. İndojen halklar, izole diller gibi kavramlar için biraz geç kalmış birisi bana kalırsa... Eski Avrupa kafası ve Eski Avrupa tarihçiliğiyle hareket ediyor kanaatimce, şahsi fikrim kendisinin metot konusunda başarısız, elde olan bulgularla fikir edinen değil, elde ettiği fikirlerle bulgu yorumlayan; ama çok azimli, istekli ve emek sarf etmiş, her halükarda bir kaynak oluşturmayı başarmış bir insan olduğudur.

Haluk Tarcan da yine hemen hemen aynı şekilde, çok doğru ve güzel tespitleri olmasının yanısıra sansasyonel olmasını sağlayan fikirlerine katılmadığım bir bilim insanıdır.

Ayrıca bu iki şahsın akademik dünyada pek önemli olmadığını ve yanılmıyorsam özellikle Kazım Mirşan'ın bir "doçent, profesör" değil, araştırmacı olduğunu belirtmem gerekir. Eğer yanılıyorsam lütfen düzeltiniz.

Bir de kaynak olarak mümkünse kişi ismi değil de, kitap ismi ya da kitaptan referanslar verebilirseniz daha mutlu olacağım. Çünkü bu teoriyi ilk defa duydum ve gerçekten ilgimi çekti. Hazar Denizi ve çevresi her zaman ilgimi çekmiştir. Vaktiniz varsa, bizimle paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz.

Bu arada batıni tarih derken, hangi zaman diliminden bahsettiğinizi anlamam önemlidir... Çok geniş bir konu, sizin kendi çıkarımlarınızı bizimle paylaşmanız daha iyi olabilir. Batıni tarih konusunda fena sayılmam, muhtemelen birbirimizi anlarız.

En derin saygılarımla...
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Ocak 22, 2009, 08:43:56 ös
Yanıtla #13

Bu tur tartismalari ozlemisim.
Spes mea in Deo est


Ocak 22, 2009, 10:12:31 ös
Yanıtla #14
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386

Kazım Mirşan büyük bir araştırmacı ama her teorisini desteklemem mümkün değil. Mesela kendisi "Ötüken Yış" kelimesinin aslında Ötüken Ormanı değil de Ötüken Şehri olduğunu; Ötüken'in eskiden çok büyük ve gelişmiş bir şehir olduğunu ve "yış" kelimesinin "yığışmak" mastarından türemiş ve şehir anlamına geldiğini söylemişti. Bunu söylerken de Orta Asya'da bozkırlarda orman pek olası değil demişti. Oysa Altay kültürü ve Proto-Türkler daha çok orman-yayla kavmidirler ve bu bölgelerde sarı bozkırlardan ziyade yeşil çayırlar ve ormanlar gözükmektedir hala...


   Öncelikle Türkler sadece göçebe bir topluluk değil.Göçebe olanları var yerleşik olanları var.Bozkır kültürü ile ilgili sosyolojik olarak bir çok madde sayılabilir bunlardan en önemlisi Türklerde bulunan ilk komünal yaşam tarzı ve bozkır yaşamını destekleyen At kanı içmeleri en büyük delillerden biridir.Bu fazla dile getirilmesede bozkır ortamında aç ve susuz kalan bir insan için en ideal beslenme atın boynunun kesilerek içilmesidir.
  Bu konuyla ilgili bir çok akademik çalışma mevcut.Kazım Hocanın yanı sıra bir çok Türkologta ; bunlardan dünyaca önemlileri Rasyoni ve Barthold' da orhun yazıtlarında şehir anlamında " Balık " kelimesine ve beşbalık-beş şehir adlarına raslamıştır.
  Bu konu oldukça uzun olmasına karşın , Kazım mirşan ve haluk tarcanın öne sürmüş olduğu tüm argümanların somut kanıtları kitaplarında mevcuttur.

Mesela bence bu çok basit bir hataydı. Bir de Kürtler'in Proto-Türklerle akraba olduğunu belirtmesi vardı, o da talihsizdi. İndojen halklar, izole diller gibi kavramlar için biraz geç kalmış birisi bana kalırsa...

Bunu bende iddia ediyorum, iddiada etmiyorum tüm tarihsel verileri belirtiyorum. Burdaki hassas çizgi kürt kelimesinin, şuanki kürtlerle uzaktan yakından alakası olmadığıdır.Kazım hocanın bahsettiği kürtler asyadan dağıldıktan sonra farisi ve araplar tarafından asimile edilerek tarih sahnesinden ssilinmişlerdir.Yani şuan kendine kürt diyenlerin , gerçek kürtlerle uzaktan yakından alakası yoktur.Bu iki çizgiyi ayıramazsak teoriyi anlamakta zorlanırız,
Bu konunun birde bölgesel olarak jeopolitik açılımı var tabi, 1850 lerden beri rusyanın bölgede emperyal kürt kartını kullanması ve Dincilerin kendilerine tarih oluştura bilmek için Türk soyunu belirli koldan başlatması hep ideolojik yaklaşımlar.Su anki kürt denilen topluluk farisilerin araplarla birleşen bir kolu olup, asyatik kürtleri asimi,le ederek kültürlerinin bir kısmını almışlardır.

Ayrıca bu iki şahsın akademik dünyada pek önemli olmadığını ve yanılmıyorsam özellikle Kazım Mirşan'ın bir "doçent, profesör" değil, araştırmacı olduğunu belirtmem gerekir. Eğer yanılıyorsam lütfen düzeltiniz.

   Öncelikle Ortodosksin Bilime (Üniversite ) inanmayan bir kişiyim, çünkü ortodoksin bilim bir ayağı kilise üstünde oturan batı tipi standart nsan yaratma çabasında olan işine geldini gizleyen işine geldiğini bilim diye insanoğluna veren küresel elitlerin onaylamadığı hiç birşeyin bilim kabul edilmediği, lonca sisteminden başka bir şey değildir.
  Gerek Kazım hoca gerekse Haluk bey üniversite mezunudur fakat araştırma konusunda Ortodoksin eğitimleri yoktur, zaten olsa ne olacak, Prof çantası taşıyacak amerikan ve ingiliz menseili kitapları Türkçeleştirecekler.Bunu hiç yapmasınlar daha iyi.

Bir de kaynak olarak mümkünse kişi ismi değil de, kitap ismi ya da kitaptan referanslar verebilirseniz daha mutlu olacağım. Çünkü bu teoriyi ilk defa duydum ve gerçekten ilgimi çekti. Hazar Denizi ve çevresi her zaman ilgimi çekmiştir. Vaktiniz varsa, bizimle paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz.

Haluk Tarcanın kitabında harita olarak bulabilirsiniz.

Bu arada batıni tarih derken, hangi zaman diliminden bahsettiğinizi anlamam önemlidir... Çok geniş bir konu, sizin kendi çıkarımlarınızı bizimle paylaşmanız daha iyi olabilir. Batıni tarih konusunda fena sayılmam, muhtemelen birbirimizi anlarız.


Uygur-Maya ;

degas.


Ocak 22, 2009, 10:43:15 ös
Yanıtla #15
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Lux_e_Tenebris, öncelikle benim de forumda bu tarz tartışmaları çok özlemiş bulunduğumu belirtmek isterim =)

Sayın degas, ilk paragrafınıza karşı çıkacak bir şey söylemedim zaten. Orta Asya göçebeliği esasen belli sınırlar içerisinde var olan göçebeliktir yani aslında "biraz Kerülen'de duralım, sıkıldık Onon kıyısına gidelim"cilik değildir, bu konuda zaten tüm Türkologlar da aynı fikirdedir. Aksi olsaydı Türk ve Proto-Türk kavimlerde bu kadar kutsallaştırılmış bir vatan kavramı bulunmazdı.

Yine aynı şekilde "balık" kelimesine ve Türkler'in şehircilik geleneğine bir şey söylemedim. Sayın Mirşan'ın "yış" kelimesine bakışının yanlış olduğunu söyledim.

Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan'ın eksik ya da modern tarihin gerisinde kaldıkları nokta esasen modern teorileri takip etmeyişleridir dedim. Eleştirim bu yöndedir. Türk kelimesini fazla cömertçe kullanıyorlar, oysa bu kültür alanı için kullanılacak kelime bu olmamalıdır. Örneğin Pazırık'da kurganlardan çıkan pek çok eşya, Altayik değil İrani bir dil konuşan İskitler'e aitken Sn. Mirşan ve Tarcan zaman zaman bu konularla ilgili de çelişkili ya da sansasyonel olan açıklamaları tercih ediyorlar. Orta Asya'nın çok eskiden beri insanoğluna ev olduğu bilinen bir gerçektir. Ama eğer Hint-Avrupalı Toharlar'ın, Wusunlar'ın eserlerini "Türk mumyası, Türk piramidi" olarak tanıtmaya çalışıyorlarsa bu işte bir yanlışlık var demektir. Hatta şöyle ki Sn. Mirşan ve Tarcan'ın bazı teorilerinin dayandığı zamanlarda Türk adı bile bilinmemektedir. Tu-jue, Tu-kiu isimlerinin ortaya çıkışı M.Ö. 200'lü yıllara dayanıyor.

Kendilerinin Turukku ve Turska (Etrüsk teorisi) kavramlarına bakış açısı da tartışmalıdır. Kabul edenlere sözüm olmaz fakat beni tatmin edecek kadar kanıt yok diyebilirim.

Kürt kelimesi konusunda da haklı olduğunuz yanlar var. Kürt kelimesi ilk olarak yanılmıyorsam Macarlar'ın boylarından biri olarak geçer tarihte ve yine Eleğeş Yazıtı'nda kendisine yer bulduğu söyleniyor. "Ben Kürt İlhanı Alp Urungu" olarak başladığı söylenen bu yazıtın da bildiğiniz gibi tercümesi tartışmalıdır. Eski Türkçe'de "körtle" kelimesinin varlığı ve eski alfabenin okunuşuyla ilgili problemler bu hususun da ispatını zorda bırakıyor malesef. Fakat şöyle bir durum var ki nasıl ki esasen kendilerine Adighe diyen gurup tüm dünya tarafından "Çerkes, Tscherkess, Circassian" gibi isimlerle biliniyor ama bu isim kendi dil gruplarına ait değilse, Kürt kelimesi de bu şekildedir.

Esasen Kurmanji, "Manj (Mecusi rahibi) evlatları" anlamına gelebilir ve Kürtler daha çok kendilerini bu isimle anarlar. Yıllar içinde yabancılar tarafından kendilerine konulan "Kürd, Kürt, Kurd, Qord" ismi de şu an Kürtçe dediğimiz dilin içine dahil olur. Yani bu durum Kürtler'in Türkleşmesi değil, bir grubun genel olarak bilinen isminin yabancılar tarafından konulması durumudur. Mesela Deutsch-Alman-German, Adighe-Çerkes-Circassian gibi...

Bence bilimsel metotlar konusunda biraz katı davranıyorsunuz. Elbette ki bilim yeniliklere açık olmalı, sorgulayıcı olmalıdır fakat bu Üniversite Bilimi kesinlikle bağlı ve bağımlıdır anlamına gelmez. Üniversite öğrenimi teknik açıdan bence çok önemlidir. Kişiye kattığı çok önemli özellikler vardır. Ben sizin aksinize akademik kariyeri bulunmayan, akademik çevrelerce "olumlu ya da olumsuz" değerlendirilmeye tabi tutulmayan çalışmalarla çok ilgilenmiyorum. Kişi hayatındaki bu dönemi yaşayıp ardından kendisine bir yol seçebilir, saygımız sonsuz. Fakat akademik olarak, metotsal olarak kendisini geliştirmeden alternatif üretmeye çalışmak benim gözümde sağlıksız bir çalışma olacaktır.

Amerikan ve İngiliz menşeili kitap diye bir şeye pek inanmam. Tarih yazıcılığında bir Angloamerikan - Fransız ve Alman ekollerine inanırım fakat her akademisyen kendi içinde değerlendirilmelidir. Joseph Von Hammer örneğin Alman bir tarih yazarıydı fakat kendisi tarafsızdan öte adeta bir Osmanlı-Türk dostuydu... Bu durum kişiden kişiye değişir, ülkeden ülkeye değil kanımca.

Bir de ben Uygur-Maya bağlantısını pek kurabilen birisi değilim tabi, bunu da ifade etmem gerekir. Ama batıni tarihin neresinde duruyor sizin görüşünüze göre, birazcık daha açabilirseniz sevinirim. Benim aklıma batıni tarih denildiğinde Roma'da ki Mithra, İsis kültleri; Paflikyanlar, Tondrakyanlar, Bogomiller, Bosna Kilisesi, Yezidilik, Alevilik, Druidik inançlar vs. geliyor daha çok...
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Ocak 22, 2009, 11:40:42 ös
Yanıtla #16
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386

Sayın Veritas ;

  Kazım Mirşan ve Haluk tarcan 'ın iddiası ki, sonuna kadar benimde net ortamında savunduğum konudur , tarih sannesinde Türkler medeniyetin dağıtıcısıdır.fakat ortodoksin batı bilimi bunu saklamak için elinden geleni yapar.Bunun en basit örneği Çin topraklarıdır ki , asla ve asla incelenmesi yasaktır.Bu yasak sadece Çin toprakları içinde geçerli değildir, aynı zamanda Mısır topraklarını amerikanın atamadığı hiç bir arkeolog ve bilim adamı inceleyemez, Mısır kültür bakanını amerika onaylar ve yanına amerikalı arkeolog yerleştirerek ısrarla Piramitlerin Firavun mezarı olduğu vurgusunu yapar.Aynı durum son 50 yıldır verilmeyen Mohenjo-dora tabletleri için geçerlidir.
  Burda asıl problemimiz dünya düşünce ve bilim sisteminin batı tipi pozitivist denilen kendi yarattıkları dünya düzlemine ters düşmesinden kaynaklanır kii, Türk tarihinin saklanmasında ,üstünün örtülmesinin altında bu yatar,

Nedir batı tipi dünya anlayışı ,

Türkler barbardır,
Firavunlar kötüdür,
2 Ramses Kızıl denizde diz çökmüştür.

   Tüm bu yaklaşımlar yahudilerin kendilerine uydurma tarih yazmasının sonucudur. Ve ortodoksin bunu aşamaz.Aşmasıda mümkün değildir.Bilim denilen oldu, küresel güçlerin yaptığı bağışlar sonrasında yazılan makale ve yazılardan ibarettir. Dikkat edilirse National Geo. adlı sözde bilim kanalı bile insanoğlunu bir çizgide tutmak için yayın yapar.Bu bilim kanalının arkasında kimlerin olduğuna bakıldığında olay zaten çözülür.
 
  Judeo/Hristiyan dünya anlayışı ve uydurma tarihi yıkılmadan ne bilim bilimdir nede tarih tarih.Hepsi düzmece ve yalandır.Somut kanıtlar sürekli saklanır.

  Yukarıda kazım hocaya itiraz etmiş olduğunuz nokta aslında Batıni tarihin birebir kendisidir.Burda olayı iyi analiz yapmak gerekmektedir.Kazım hoca hiç bir zaman iskitler , Etrüskler veya başka bir ülke için yüzde yüz Türk demez, sadece Türkler tarafından kurulduğunu söyler, Tıpkı Romada olduğu gibi. Türkler medeniyetin dağıtıcısıdır. Mohenjo-dora verildiği zaman zaten ortodoksin bilimin kaçacak hiçbir yeri kalmayacaktır.Fakat kazı alanı ingilizlerin elindedir ve sürekli bilgiyi vermekten kaçınmaktalar.
   Dediğim gibi Kürt kelimesini 2 aşamalı ele alabiliriz, asyatik dağ Türkleri veya şuanki farislerin araplarla birleşen aşiretleri.

  Bilim kousunda suan bir çok bilim adamı amerikada kürsülerini ,bilimi bir çizgide tutup insanoğlunun asıl gerçeğini gizlediği için , bırakmıştır.Bilimi belirli metod anlayışı içerisinde tutmak aklın yolu birdir görüşü ile nerden giderseniz gidin çıkışı aynı yer olacaktır mantığıdır ve siyasidir.Bilim ; din ve felsefe gibi insanoğlunu yönetmemeli bağımsız olmalıdır ki, bu ortodoks yapılarla asla sağlanamaz.

  Batını tarih derken ; Mu ve Osiris kültünün ilk çıkışı yani ;

  Türk kozmolojisi izlerseniz bu şemayı birebir doğrulayacaksınız.






Ocak 29, 2009, 06:04:05 öö
Yanıtla #17

Türklerin Eski Mısır uygarlığını kurduğunu anlatan kitaplar da var. Yazarın Ord. olduğu durumlarda dahi (Mısır tarihi / Ord.Yusuf Ziya Özer.TTK yayınları.) kitap bize gerçekleri söyleyemeyebilir. Eskiçağ ve tarih öncesi döneme ilişkin eserlerin çoğunda hatalar ya da eksikler olabiliyor. Lütfen bunlarıda göz önünde bulunduralım.


Ocak 29, 2009, 12:00:01 ös
Yanıtla #18
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Sayın degas, özür dilerim attığınız mesajı görmemişim.

Sizinle Judeo-Hıristiyan tarih yazıcılığının yanlış etkileri konusunda hemfikirim. Bu tarih yazıcılığı aynı şekilde İslam'ı da son derece etkilemiştir. Örneğin bir Aşıkpaşazade Tarihi'ni okuduğumuzda karşımıza Oğuz Han'ın neslinin Nuh oğlu Yafes olduğu gibi bir iddia çıkıyorsa bu da yine Judeo-Hıristiyan tarih yazıcılığı sebebiyledir. Fakat en nihayetinde örneğin bir Selevkoslar dönemi Orta Doğu'sunu da yine aynı kaynak sayesinde öğreniyoruz. Babil Sürgünü'yle ilgili de en güvenilebilecek kaynaklar arasındadır. Ama mesela bir Musa ve Firavun hikayesi böyle değil. Zaten herkes II. Ramses dese de Musa zamanı firavununun kim olduğu bilinen bir şey değildir hala... Hatta bir Mısırlı değil de Hyksos krallar sülalesinden birisi olduğu bile iddialar arasında. Açıkçası ben zaten kaynak olarak bunlara başvuran yazarları kendime referans olarak almam. Ama Avrupa'da da kendisine Judeo-Hıristiyan tarihçiliği kaynak olarak almayan akademisyenler büyük yer tutar.

Gösterdiğiniz şema için teşekkür ederim. Sanırım yine hermetics.org'da görmüştüm daha önce bu şemayı. Yalnız şu var ki Mu ve Atlantis bölgeleri somut kanıtlarla keşfedilmiş bölgeler değiller. Bu somut kanıtlardan kastım Mu'nun Pasifik'te, Atlantis'in Atlantik'te olduğunu gösteren haritanın üzerine kurulu olan teoridir. Mesela sizin bahsettiğiniz Hazar Denizi teorisini henüz incelemedim.

Haliyle henüz Mu-Atlantis, kesinleşmemişken; bu batıni tarihi kabul etmek de biraz zor olacaktır benim için. Bu konular üzerine araştırma yapanların ise kaç tanesi gerçekten Naacal dili, Maya-Olmek dilleri, Uygurca, Tibet'in yerli dilleri, Sanskritçe, Tamilce gibi dillerin bir kaçına vakıf ki? Bu sebeplerden sizin bu bağlantılara inananlardan olmanıza saygı duyuyorum fakat ben teorilerin eksik olduğunu düşünüyorum.

Bir de Türkler'in medeniyet taşıyıcısı olmalarına dair teorilere de inanmıyorum. Bu teoriler daha çok "orada göçebe Hint-Avrupalılar vardı, Türkler geldi, onları organize etti, kralları oldu" gibi argümanlara dayanıyor. Oysa Gök Türk Devleti'nin kurulmasına kadar örneğin bir Maveraünnehir bölgesinde konuşulan dil bile Sogdca'dır. Bence esas kültürle ilgili övünülmesi gereken bir şey varsa, Türk dili ve organize devlet yapısının 100 sene gibi kısa bir süre içerisinde bölgedeki gelişmiş yerli kültürü asimile etmeyi başarması ve Sogdiyana olarak anılan bölgenin Türkestan olarak anılmaya başlamasıdır.

Ama bölgede Türkçe'ye dair bir iz yokken, Türkler'in belli bir andropolojik yapısı da bulunmazken ve ortak göçebe kültürünün doğal getirisi olarak bulunan benzerlikleri "bakın bunların da yönetici kastı Türk'müş" demek bana inandırıcı gelmiyor.
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Ocak 29, 2009, 01:01:28 ös
Yanıtla #19
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386


Gösterdiğiniz şema için teşekkür ederim. Sanırım yine hermetics.org'da görmüştüm daha önce bu şemayı. Yalnız şu var ki Mu ve Atlantis bölgeleri somut kanıtlarla keşfedilmiş bölgeler değiller. Bu somut kanıtlardan kastım Mu'nun Pasifik'te, Atlantis'in Atlantik'te olduğunu gösteren haritanın üzerine kurulu olan teoridir. Mesela sizin bahsettiğiniz Hazar Denizi teorisini henüz incelemedim.

Haliyle henüz Mu-Atlantis, kesinleşmemişken; bu batıni tarihi kabul etmek de biraz zor olacaktır benim için. Bu konular üzerine araştırma yapanların ise kaç tanesi gerçekten Naacal dili, Maya-Olmek dilleri, Uygurca, Tibet'in yerli dilleri, Sanskritçe, Tamilce gibi dillerin bir kaçına vakıf ki? Bu sebeplerden sizin bu bağlantılara inananlardan olmanıza saygı duyuyorum fakat ben teorilerin eksik olduğunu düşünüyorum.



Sayın Veritas, dil takip ederek bu işi çözemezsiniz , kozmogoni ve antropoloji ile sonuca ulaşabilirsiniz.Bu konu saklanan ve araştırılmasına izin verilmeyen bir konudur. Çin toprakları amerika tarafından arkeolojiye açtırılmamaktadır, Eğer ki maya-aztek ve diğerlerini görmek isterseniz Emel Ersin'in Türk kozmolojisi ve maya-aztek kültürünü yanyana kursan şemaya aynen ulaşırsın.Yukarıdaki şema üzerine ciltler dolusu kitap yazılacak bir konudur.Mu  ile ilgili kazım mirşan ve haluk tarcan kitaplarını almalısın , 2 araştırmacı bu bilgileri kafalarından türetmemiş dünya üzerindeki bağımsız bilim adamlarının çalışmalarını kronoloji haline getirmişlerdir. Ve tüm yazılarda somut kanıt ve C 14 testlerini göreceksin.

Batı biliminin bir ayağı kilsedir.Eğer  ki gerçek Türk tarihi ortaya çıkarsa , Uydurma semavi dinlerin hepsi yıkılacaktır.Dünya üzerinde bu endişe olduğu için üniversitelere bu bilgiler sokulmaz.Aynı zamanda Hindistan bölgesiyle ilgili Forbidden Archeology temin edebilirsen zaten tüm düşüncelerin değişecek bu dünyanın koca bir yalan olduğunu göreceksin.Büyük tufan sonrasında br çok bilgi ve medeniyet yok olmuştur haliyle dil üzerinden bir yerlere gitmeye çalışmanız fazla doğruya yaklaştırmaz, fakat Kazım hocenın kitaplarında dil üzerinede çalışmalar vardır, ilginizi çekecektir.

Yukarıda ki şema teori değil dünyanın asıl gerçeğidir, antropoji bunun en somut kanıtıdır.Aynı zamanda Türk kafatası yapısını ve farklı medeniyetlerdeki farklı kafataslarını incelemenizi öneriyorum.Nihayetinde bunlar üstü hemen kapatılan konular.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
30 Yanıt
17077 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 03, 2014, 05:09:49 ös
Gönderen: hypatia
7 Yanıt
8507 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 25, 2010, 12:46:58 öö
Gönderen: Ozan Erturk
2 Yanıt
2499 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2008, 12:48:08 ös
Gönderen: amurdad
37 Yanıt
21206 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 23, 2009, 08:45:36 ös
Gönderen: mosilats
6 Yanıt
4287 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2011, 01:56:06 öö
Gönderen: khanjar
2 Yanıt
3775 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2011, 09:01:06 öö
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
6690 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2011, 11:15:27 ös
Gönderen: AQUA
1 Yanıt
2509 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2014, 06:07:49 ös
Gönderen: KAM
8 Yanıt
2611 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2013, 10:53:37 ös
Gönderen: karahan
7 Yanıt
3543 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 04, 2014, 09:36:03 öö
Gönderen: ADAM