Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: HADIMLAR – 2 (SON)  (Okunma sayısı 4525 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 07, 2009, 09:12:39 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



Operasyon Sistemi

Bir erkeği hadım etmenin birkaç yolu vardı.

Hem penisi hem testisleri “tıraş” edilebilir ya da yalnızca testisleri alınabilirdi. Kimi zaman, -çok genç erkek çocuklar söz konusu olduğunda- testisler doğrudan ezilerek, bükülerek ya da sıkıştırılarak meni bezlerine kalıcı hasar verilirdi. Kimi zaman yalnızca penis alınarak testisler ve üreme gücü bırakılır ama bu gücü kullanma yolu tıkanmış olurdu.

Operasyon ve sağlık koşulları arasında, yöresel olarak büyük farklar vardı; elbette buna bağlı olarak ölüm oranlarında da...

17. yüzyılda, Batı’nın başlıca tümüyle tıraş edilmiş hadım kaynağı olan Yukarı Nil’de, hadım edilen dört erkekten yalnızca birinin yaşama şansı bulunmaktaydı.

Roma’da iki aşırı uç vardı. Kybele’nin çömez rahipleri, dies sanguinis yani “kan günü” kendilerini törenle iğdiş ederdi. Gerçi Latin kaynakları bu tören konusunda açık değildir ama Suriye’de saptanmış olan kurallar uyarınca yapılmış olması olasıdır.

Rahipler ve çömezler, sürekli müzik ve şarkı eşliğinde kendilerini tapınak önünde kesip doğrardı. Ardından, dinsel heyecan doruk noktasına ulaştığında, çömez giysilerini çıkarıp atar, tören kılıcını kapar ve tek bir darbeyle kendini hadım ederdi.

Birkaç yüzyıl sonra, Romalılar yeni bir yöntem geliştirdi. Hadım etme işleminde özel bir mengene kullanmaya başladılar. Penisin zarar görmemesi için oval bir halkadan testis torbası, testisler ise mengenenin kollarından geçiriliyordu. Dişli uçlar testis torbasını bedene bağlayan deri kıvrımlarını kesiyordu. Testis torbası ile testisleri kesip atmak için tek bir bıçak darbesi yetiyor, kesik uçlar ya dikiliyor ya da dağlanıyordu.

Bu yöntem, ölüm oranını önemli ölçüde azaltmış olsa gerek... Görünüşe bakılırsa, günümüzdeki vazektomi (erkeğin hayalarında tohum kanallarının bir tıbbi operasyon ile bağlanması işlemi) uygulamasından daha tehlikeli değildi ama elbette çok daha acı vericiydi. Ölüme ise, daha çok penisin çıkarıldığı operasyonlarda rastlanıyordu.

Hadımların aile mücevherlerine -Çinlilerin deyişiyle, “değerli” şeylerine- ne yaptıkları, psikolojiye ilgi çekici bir ışık tutar.

20. yüzyılın ünlü Fransız yazarlarından Paul Valery, Büyük Fransız Devrimi’nin tarihçilerinin zamanlarını birbirlerine kesik kafalar atarak geçirdiklerini söylemişti ama Kybele’nin Suriyeli tapınanları daha iyisini yapardı. Ellerinde üreme organlarıyla sokaklarda bitap düşene kadar koşar, sonra da organlarını en yakın evin penceresinden içeri fırlatırlardı.

Roma vatandaşlarının bu uygulamaya karşı çıkıp çıkmadığı kayıtlara geçmemiş ama görünüşe bakılırsa Roma’da Kybele rahipleri daha ağırbaşlı bir tutum benimseyerek, bir tür bereket ayini yapıp “değerli” şeylerini toprağa gömmüşler.

Çinli bir hadım ise, aksine, yitirdiği şeyden ayrılmaya pek isteksizdi ve “değerli” şeyine dişi çekilmiş bir çocuğun dişine davrandığı gibi davranır, zamanı geldiğinde sahibiyle birlikte tabuta konabilsin diye hava geçirmeyecek bir şekilde kapatılmış olarak yüksek bir rafta saklardı. Çinli hadımın bunu yapması için başka nedenler de vardı. 19. yüzyıl sonlarında bile, terfi edebilmek için salamuraya yatırılmış “değerli” şeyini incelenmesi için baş hadıma sunarak, niteliğini kanıtlaması gerekiyordu. Şayet zamanında önlem almayıp onu bıçakçılara bıraktıysa, geri almak için yüksek bir ücret ödemek zorundaydı. Gerçi, kimi zaman bir arkadaşından bir takım ödünç alabilir ya da kiralama yoluna da gidebilirdi ama böyle bir işin ne ölçüde etik olacağı, vicdanına kalırdı.

Yaygın bir düşünce olarak hadım, tiksindirici, fesat kişilikli biridir. Sesi ince, etleri sarkıktır. Tatlıya, parlak renklere ve güçlü ritimlere düşkündür. Açgözlü, zâlim ve kinci bir yaratılışı vardır. İğdiş edilmişlik durumu, önceden eğilimli ise, bu tür özellikleri coşturmuş olabilir.

Böyle düşünülür ama Bizans örneklerine bakılırsa, gönüllü olarak -en azından zorlama olmadan- hadım edilmiş erkeklerde bu gibi özellikler görünmüyor. Bir hadımın, kendisini önce sakat bırakıp sonra da bu sakatlığı için küçümseyen bir sisteme kin tutmaya hakkı olsa gerek.

Harem hadımları arkalarında anılarını bırakmamış ama vahşi bir tarzda hadım edilmiş yetişkin bir erkeğin acısı, tarihin iki ünlü hadımının, Han Sarayı’nın M.Ö. 2. yüzyıldaki büyük tarihçisi Ssuma-Çien’in yazılarında yankılanır. Ssuma-Çien, imparatoru yanıltmaya kalkışma suçu nedeniyle “ipekböceği evi”ne (Çin’de, hanedanlık döneminde sarayın kadınlara ayrılmış ve yalnızca hadımların girebildiği bir tür harem bölümü) yollanmıştı. Olaydan sekiz yıl sonra da şunları yazmıştı:

“Sersemlik ve kaybolmuşluk içinde oturuyorum, nereye gittiğimi bilmeden... Bu utancı her düşündüğümde ter sırtımdaki giysileri ıslatıyor. Ben yalnızca, kadınların dairelerini koruyan bir köle olabilirim. Dağların en uzak derinliklerinde saklanayım daha iyi... Bunun yerine elimden geleni yapıyor, bana lâyık görülen her tür muameleye katlanıyor ve böylece alçalışımı tamamlıyorum.”


Hadım Kişiliği

12. yüzyılın ünlü Fransız düşünürlerinden Petrus Abelardus, sevgilisi Heloise’in amcası tarafından acımasızca hadım edilince, önce «Sakatlığımın acısını utancım ve alçaltılışımdan daha az hissettim.» demiş, sonraları olayı tanrısal yazgı ile bağdaştırma yolunu tutmuştu. On iki yıl sonra sevgilisine şunları yazmıştı:

“Tanrı’nın bize gösterdiği merhameti ve günahkârlığımızı sevecenlikte ortadan kaldırışındaki bilgeliği unutmayalım. Öyle ki, bedenimin tek bir yerindeki tamamen haklı bir yarayla iki ruhu iyileştirebildi... İlâhi lütuf, en yakışıksız uygulamalarından ötürü ‘edep yerleri’ olarak adlandırılan ve kendilerine ait düzgün bir adları olmayan o rezil uzuvlarımdan beni yoksun bırakmaktan çok bunları temizleyerek, mükemmel bir saflığı korumak için iğrenç bir kusuru ortadan kaldırmaktan başka ne yaptı?.. Şükranlarımda bana katıl, hem suçta hem de tanrısal kayrada eşim yapılan sen.” (Kaynak: “The Letters of Abelard and Heloise”)

Gerek Ssuma Çien gerek Petrus Abelardus entelektüel kişilerdi ve ikisi de ilk acı ve tiksinti darbesinden sonra, zihnin özel sığınağına kaçabilmişti. Ancak harem hadımları toplumsal ilişkiler ağına takılıp kalmıştı; kaçış yolları yoktu. Kendileriyle aynı acıyı çekenler için neler hissetmiş olurlarsa olsunlar, diğerlerine karşı son derecede duyarlıydılar. Kimi zaman aşırı derecede sevecen, daha sıklıkla ise içe kapanık ve düşmanca davranışlar sergiliyorlardı. “Tam bir erkek” olarak kalacak olsalardı, bu esir hadımların nerelere geleceğini bilmek olanaksız…

Sultanın haremini korumakla görevli olanlar, bunun yerine herhalde kabilenin sığırlarını koruma görevini üstlenecekti.

Yetenekli birer yönetici olanlar, köy şefliğine gelebilirdi.

Şurası kesin ki, iğdiş edilmeleri, zeki hadımları, şayet kendi hallerine bırakılsalardı olabileceklerinden çok daha etkin birer memur haline getirdi. Çünkü uğraştıkları insanlara merhamet borçları yoktu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda “kızlar ağası” denen baş siyah hadım, dış dünyaya karşı tek savunusu olan soğuk ve hesapçı bir tutkusu olmaksızın, herhalde, tüm en çok korkulan ve en çok rüşvet verilen görevli olamazdı. Zeki ve bir o kadar da tutkulu olması sayesinde günün ya da gecenin her saatinde sultanın yanına gitmesine izin verilen yegâne kişiydi. Camilerin dinî bağışlarının denetçisi, baltacıların komutanı, en üst sınıftan bir paşa ve elbette haremin baş yöneticisi olmuştu. Zengin olmasına zengindi ama bir o kadar da nefret topluyordu. Ölüm sırası kendisine geldiğinde, son acıyla iktidarsızlığının hatırlatıcısıyla karşılaşacak, tüm malları yasa gereği sultana kalacaktı.


Hadımların egemenliği efendilerinin egemenliği kadar yani 20. yüzyılın başlarına dek sürdü. 19. yüzyıl sonlarında Arabistan, Mısır ve Osmanlı’ya yılda en az sekiz bin hadım ithal edildiğinin hesaplanmış olmasına karşın, Osmanlı tarihi ve özellikle Harem ile bağlantılı yapıtlarıyla ünlü N. M. Penzer, 1930’lara gelindiğinde tüm Türkiye’de “bu tuhaf varlıklar”dan yalnızca yaşlanmış birkaçının izlerini bulabilmiş ve kendisine «Bunlar son kalanlardır.» denmişti.





ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 07, 2009, 12:43:13 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1668

Sultanın haremini korumakla görevli olanlar, bunun yerine herhalde kabilenin sığırlarını koruma görevini üstlenecekti.

Yetenekli birer yönetici olanlar, köy şefliğine gelebilirdi.

Şurası kesin ki, iğdiş edilmeleri, zeki hadımları, şayet kendi hallerine bırakılsalardı olabileceklerinden çok daha etkin birer memur haline getirdi. Çünkü uğraştıkları insanlara merhamet borçları yoktu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda “kızlar ağası” denen baş siyah hadım, dış dünyaya karşı tek savunusu olan soğuk ve hesapçı bir tutkusu olmaksızın, herhalde, tüm en çok korkulan ve en çok rüşvet verilen görevli olamazdı. Zeki ve bir o kadar da tutkulu olması sayesinde günün ya da gecenin her saatinde sultanın yanına gitmesine izin verilen yegâne kişiydi. Camilerin dinî bağışlarının denetçisi, baltacıların komutanı, en üst sınıftan bir paşa ve elbette haremin baş yöneticisi olmuştu. Zengin olmasına zengindi ama bir o kadar da nefret topluyordu. Ölüm sırası kendisine geldiğinde, son acıyla iktidarsızlığının hatırlatıcısıyla karşılaşacak, tüm malları yasa gereği sultana kalacaktı.



Sn ADAM,

Osmanli'daki hadim'in , sakat olmasina ragmen tutkulu olmasi nasil oluyor? Sultanin her gece yanina girebildigine gore bu hadimlar homoseksuel miydi ?Yoksa buradaki sultandan maksat, padisahin esi midir? Gunun ve gecenin istedigi her saati Sultan'in yanina girmesine izin verilen  bu hadimin, Sultan'a olan gorevi tam olarak nedir de odasina girmektedir?

Bir de diyorsunuz ki, "Ölüm sırası kendisine geldiğinde, son acıyla iktidarsızlığının hatırlatıcısıyla karşılaşacak..."

Hadimlar kendi ecelleriyle mi oluyorlardi yoksa sistem tarafindan katlediliyorlar miydi?

Ornegin Osmanli'nin tam olarak hangi padisah doneminde hadimlar vardi ?Osmanli'da Hadimligi anlatan tavsiye edebileceginiz objektif bir tarih kitabi var midir?

 
« Son Düzenleme: Aralık 07, 2009, 12:47:22 ÖS Gönderen: Isis »


Aralık 07, 2009, 03:27:07 ÖS
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Isis'e yanıt:

Elbette orada sultandan söz ederken, padişahın karısından söz ettim. Olay haremde...

Hadımların homoseksüel olup olmadıklarını bilemeyiz. Olanlar da vardı olmayanlar da demek belki daha doğru, belki kaçamak bir yanıt olur. Ancak iğdiş edilmiş bir kişinin bundan böyle pasif homoseksüelliğe daha yakın olduğunu düşünürüm. Aslında buna psikiyatr olan bir kişinin yanıt vermesi daha doğru.

Şu ölüm sırasının kendisine geldiğindeki anımsamayla bağlantılı olarak biraz edebiyat parçalamak istemişim. Orasını geçin.

Eceliyle ölen hadımlar da vardı katledilenler de... Bu konuda bir şeyler okumuştum kalınca bir tarih kitabında ama şimdi anımsayamıyorum. Benim asıl konum Helenler... Osmanlı bu işe rastlantısal olarak girdi. Asıl vurgulamak istediğin ama becerememiş olduğumu anladığım nokta şu:

Batı dünyası, Türkleri ve Osmanlıları hem kötülemiş, hep ön yargılarla onların toplumlarına birtakım yanlışlıklar, olumsuzluklar yakıştırmıştır. Bunlardan biri de sarayda çalıştırılan hadımlar konusudur. Batı dünyasında birtakım erkekleri hadım ederek hareme sokmanın bir Türk-Osmanlı yöntemi olduğu ileri sürülür. Oysa bu ne Osmanlılara ve Türklere özgüdür. Türkleri bir yana bırakalım, Osmanlılar bunu Bizans'tan, Bizans'tae Helenlerden almıştır; o Batı uygarlıklarının hayran olduğu Helenlerden.

Osmanlı Devleti'ndeki hadımyların bir kurum olarak incelenmesi doğrusu benim ilgi alanımda değil.

Sevgiler.


 





 

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
5579 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 09, 2017, 03:41:44 ÖS
Gönderen: Etimolog
0 Yanıt
2228 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 15, 2009, 01:33:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1807 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2009, 11:23:56 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
2593 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2009, 07:57:12 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
2454 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 08:26:37 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3845 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2018, 12:50:21 ÖS
Gönderen: Mandıra Filozofu
0 Yanıt
6466 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 11:00:38 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4795 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 24, 2009, 11:55:12 ÖS
Gönderen: ozak1977
0 Yanıt
1835 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 17, 2010, 08:25:01 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1983 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 18, 2010, 08:32:43 ÖÖ
Gönderen: ADAM