Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ANDERSON ÖYKÜSÜ - 1  (Okunma sayısı 2375 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 15, 2009, 02:14:53 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



İki bölümden oluşan bu çalışmanın aslını foruma İngilizce olarak yazmıştım. İkinci bölümün sonunda da Türkçe bir soru sormuştum, acaba Türkçesini de yazsam mı diye... Yanıt veren olmadı. Düşündüm; herkes İngilizce bilmez; oysa bunu okumak isteyenler olabilir. Oturup Türkçesini de yazayım dedim. Hem İngilizcesinden daha da kolay oldu. (Tam bir çeviri sayılmaz.) Umarım yararı da olur. Anlatılardan bir bölümü önceki yazılamla da örtüşüyor gibi ama aslında konu ANDERSON. 



GİRİŞ


1717 yılında Londra’da (eski kentte) ve o tarihlerde bitişik bir kasaba niteliğini taşıyan Westminster’de çalışmakta olan dört locanın bir araya gelerek kendilerine topluca Londra Büyük Locası adını vermişlerdi.

Öncelikle James Anderson üzerinde odaklanacak olan bu öykünün anlatılma amacına bağlı olarak, bizi ne o locaların geçmişi ne de Büyük loca biçimindeki bir yeni örgütün asıl kuruluş gerekçesi pek ilgilendiriyor.

Çağdaş Masonluğun bu ilk örgütü, 1725 yılında adını İngiltere Büyük Locası olarak değiştirdi.

Londra Büyük Locası, Masonluğa yüzyıllardan beri süregelmiş geleneksel biçimine oranla hayli farklı bir örgütlenme tarzı getirmişti. Her şeyden önce, locaların bağımsızlığı kaldırılıyor, bir “merkezî otorite” kuruluyordu. Henüz öyle deniyor olmasa bile, Spekülâtif Masonluğun sonraki terminolojisi uyarınca, “obediyans” kavramı ortaya çıkarılmıştı.

Bu işlem, yurt çapında bir genel toplantı çağrısı yapılmadan, diğer locaların görüşü göz önüne alınmadan uygulanmaktaydı. Kaldı ki, kendisine “büyük loca” adını veren bu kuruluş meslek ile ilgisi olmayan birtakım amaçlar güdüyordu. İlkeleri kendi kafasına göre değiştiriyordu. Salt operatif niteliğini sürdüren localar böyle bir değişikliği ne anlıyor ne de uygun buluyordu.

Nitekim İngiltere’nin diğer bölgelerindeki localardan birçoğu, böyle bir örgütlenmeye karşı çıktı. Bu kuruluşun, Masonluğun yüzyıllar boyunca korunmuş olan eski geleneklerine uymadığını ileri sürdü. Hatta “Londra Büyük Locası” adını alıp bir masonik kurum olduğunu ileri süren bu kuruluşu, mesleğin ve sanatın saygınlığını lekelemekle suçladı. Bu kurumun kapatılması için krala yakın çevrelere başvuruda bulunuldu.

Acaba buna tarihteki ilk antimasonik etkinlik denilebilir mi?

Londra Büyük Locası’nı kuran kişilerle birlikte perde arkasında kalarak onları destekleyenlerin amaçları göz önüne alınırsa, mesleklerinin varlığını korumaya çalışan locaların tavrını haklı görebiliriz. Büyük locayı kuranlar arasında kimileri bu işin ardında ne olup bittiğinin farkında değildi ama elbette birçoğu bunu pek iyi biliyordu. Artık ok yaydan çıkmıştı ve neye mal olursa olsun bundan böyle spekülatif nitelikli yeni bir mason örgütü operatif mason localarına baskın çıkmalı, gelişimini sağlamalıydı. Bunun için, aslında Londra Büyük Locası’nı çok daha güçlü bir temel üzerine oturtmak gerekirdi.


ANAYASA HAZIRLIĞI


Londra Büyük Locası’nın ikinci büyük üstadı George Payne, bu amaçla bir “anayasa” hazırlanmasını gerekli buldu. Bu yeni yasa, Masonlukta öteden beri çoğu kulaktan dolma olan eski yasaların yerini almalıydı.

1718 yılında, büyük üstadın buyruğu üzerine Masonluk ile ilgili olmak üzere bulunabilecek tüm “eski el yazması belgeler”in toplanması için ülke çapında bir girişimde bulunuldu.

O günlerden çok daha sonraki tarihlerde keşfedilip günümüze kadar gelebilmiş birtakım eski el yazmalarından anlaşıldığına göre; söz konusu belgeler Masonluğun tarihini ya da masonlar ile locaların uymakla yükümlü oldukları kuralları içermekteydi. Bu belgelerin Spekülâtif Masonluğun Operatif Masonluk ile olan bağlarını koparıp yeni ve bağımsız bir şekilde oluşumunu sağlamak amacıyla mı, yoksa bu yeni kuruluşun aslında eski mesleki ilkelerin üzerine yerleşmiş olduğunu belgeleyebilmek için mi toplandığı belirlenememiştir.

Aslında, Operatif Masonluğun başından beri korunmuş olan eski kurallarından biri meslekle ilgili hiçbir şey yazmamaktı. Bu, mesleki sırların korunabilmesi için zorunlu bir önlemdi. Ne var ki bu kuralın başta İngiltere olmak üzere birçok yerde çiğnenmiş olduğu da bir gerçekti. 15. yüzyıl başlarından bu yana bazı konular, özellikle masonların çalışmalarında uymak zorunda olduğu kurallar kimilerince kaleme alınmıştı. Bu tür el yazmalarının kaç tane olduğu bilinmiyordu ama var oldukları, hatta bazılarının İngiltere’de nerede ya da kimin elinde olduğu bile biliniyordu.

O günün koşulları göz önünde tutulacak olursa, bu bilginin bir yıl gibi kısa bir süre içinde elde edilebilmiş olması pek akla yatkın değildir. Demek ki bu konuda çok daha önceden sıkı bir araştırma yapılmıştı. Nitekim Spekülâtif Masonluğun örgütsel oluşumu için 15 yıl kadar tutmuş bir süre boyunca hazırlık yapıldığı da bilinir.

Şimdi bu işin can alıcı noktasına geldik: Toplanabilmiş olan belgeler, birkaç ay sonra çıkan bir yangında yok oldu. Kimi yazarlar, bu yangının aslında söz konusu “eski el yazmaları”nın ortadan kaldırılmasına bir kılıf uydurabilmek için özellikle çıkarılmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu savı ortaya koyanların belirttiklerine göre, böylece Spekülâtif Masonluğun utkusunun güvencelenip operatif dönemin örgütsel kurallarına bağlı kalmamasının sağlanmasına çalışılmıştır.

Bir söylentiden ileri gidememiş olmakla birlikte bu görüşte bir gerçek payı olabilir. Çünkü bundan iki yıl kadar sonra önceden varlıkları bilinmeyen başka birtakım belgeler daha bulunmuştur. Bunlar bir şömineye atılarak yok edilmiştir. İşte bu ikinci olay masonik yazında belgelenmiştir.

Masonluğun yeni anayasası hazırlanırken, toplanmış olan eski belgelerden ne ölçüde yararlanılmıştı?... Bu belli değildir. Bunların olası içeriği, çok daha sonra ele geçirilmiş olan diğer birtakım eski el yazmalarının incelenmesiyle sadece tahmin edilebilmektedir. Buna bakılırsa, aksi ileri sürülmüş olmasına karşın Londra Büyük Locası’nda düzenlenmiş olan yeni anayasada Operatif Masonluğun eski geleneklerinden pek azı korunmuştur. Bunlardan çoğu da örgütlenme ya da yönetim ile ilgili olmayan töresel kurallardır.

Londra Büyük Locası’nda gerek loca görevlileri gerekse büyük görevliler her yıl yeniden seçiliyordu. Bu yöntem herhangi bir yerde yazılı bir kural olarak geçmiyorsa da, gelenek edilmesine çalışılıyordu. Nitekim ilk büyük üstat Anthony Sayer, ardından George Payne görevde birer yıl kalmış, 1719’da Jean Theophile Désaguliers seçilmişti.


ANAYASA YÜRÜRLÜĞE GİRİYOR


Désaguliers, büyük üstatlığı sırasında George Payne tarafından öngörülmüş olan anayasa için bir tasarı hazırladı. Bunu ertesi yıl yeniden büyük üstatlığa seçilen George Payne’e devretti. Bu arada büyük loca genel kurulu bu tasarıyı görüşmüş, gerekçesini de kapsamını da uygun bulmayarak geri çevirmişti.

Öte yandan, genel kurulun geri çevirdiği tasarı zaten büyük locanın yönetimine ilişkin birçok konuya açıklık getirmiyordu. Anlaşılan genel kurulun onayını almak pek kolay olmayacaktı. Oysa büyük loca giderek gelişiyor, birçok yönetimsel soruna ivedi çözüm gerekiyordu. Bu gereksinmeyi karşılamak üzere George Payne, daha sonraki bir tarihte onaylanması beklenen anayasaya ek olmak ve bir an önce yürürlüğe konmak üzere bir “genel tüzük” hazırladı.


ANDERSON’UN İŞLEVİ


1721 yılında yapılan yıllık genel kurul toplantısında bu kez büyük üstatlığa Montagu Dükü John seçildi. Bu toplantıda, büyük locanın yönetimsel kurallarını içeren “genel tüzük” de onaylanıp yürürlüğe girdi. Anayasa tasarısı ise bir kez daha geri çevrildi. Yeni bir anayasaya karşı çıkan yoktu ama gerek biçimi gerekse kapsamı yetersiz görülüyordu. Bunun üzerine Montagu Dükü John, tarihsel kaynaklardan yararlanarak anayasaya etkileyici bir giriş hazırlayıp bazı yerlerini kendi bilgileri uyarınca düzenlemesi için James Anderson’u görevlendirdi. Montagu dükünün tutumuna göre; bu yasa sadece spekülatif nitelikli çalışmalar yapanlara özgü kalmamalı, inşaat sektöründe mesleğini sürdürenlerce de beğeniyle karşılanmalıydı.

James Anderson anayasa önerisi üzerindeki çalışmasını bitirince, büyük üstat bunu kendi kurduğu 14 kişilik bir kurula aktarıp tasarıya Anderson’un verdiği biçimin incelenmesini istedi. Kurul, tasarının kapsamında Anderson’un hazırladığı tarihsel bölüm üzerinde pek durmadı. Zaten o dönemde tarihsel bilgi kaynakları da pek sınırlıydı. Anderson, bu bölümde yer vermiş olduğu bilgilerin çoğunu yangında yitirilmiş olan eski el yazması belgelerden derlemiş olduğunu ileri sürmüş, komite üyelerinin bir diyeceği kalmamıştı.

Bundan ötürü tarihsel anlatımlardaki yanlışlardan sakınılamadı. Bu kitapta genel tüzükten sonra yer alan “Onama” başlığı altındaki bölümde, daha önce birçok tarihsel yanlışlık yapılmış olsa da, anayasa kitabında bunların düzeltildiğine değinilmiştir. Ancak, ne olduğu bilinmeyen bu “düzeltmeler” bir yana dursun, bu kitapta tarihsel bakımdan birçok yanlışlık yapılmış olduğu açıkça ortadadır. Bu yanlışlıklar ise çok sonra, 19. yüzyılda artık tarih de bir bilim dalı olmaya yöneldiği zaman yapılmış araştırma ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bir kez daha genel kurula sunulan anayasa tasarısı 25 Mart 1722 tarihinde onaylandı. Fakat hemen yürürlüğe giremedi.


WHARTON DÜKÜ


O sırada büyük locada önemli bir sorun çıkmıştı. Büyük Üstat Montagu Dükü John çok hastaydı ve görevini yürütemiyordu. Bu nedenle 24 Haziran 1722 tarihli genel kurul toplantısında bir başka büyük üstat seçilmesi kararlaştırılmış ve Wharton Dükü Philip seçilerek göreve getirilmişti. Ancak, birçokları yapılan bu işleme karşı çıkıyordu. Kuralların çiğnendiği söyleniyordu. Bunun Wharton Dükü Philip’in ne karakteriyle ne de aslında Masonluğa da hangi amaçla girmiş olduğu konusuyla ilgisi vardı. Nitekim Londra Büyük Locası’nın tutumunu ve yaptığı çalışmaları beğenmeyen Wharton dükünü sonraki yıllarda bir antimasonik etkinliğin başında da görürüz.

Wharton dükünün büyük üstatlığa seçilmesine karşı çıkışların nedeni, George Payne zamanında yürürlüğe konmuş olan “genel tüzük” uyarınca yeni büyük üstat adayını henüz görevde olan büyük üstadın önermesi, sonra da belli bir ritüel uyarınca görevine getirmesinin gerekmesiydi. Oysa seçimde bunlar yapılmamıştı. Dolayısıyla birçokları Wharton Dükü Philip’in büyük üstat sayılamayacağı görüşündeydi.

Bu sorunun giderilmesi zaman aldı. Montagu Dükü’nün genel kurul toplantısına katılabilecek kadar iyileşmesini beklemek gerekti. Bu arada Wharton Dükü Philip anayasa üzerinde birtakım değişiklikler yapılmasını istedi. İsteklerinden pek azı kabul edildi. 17 Ocak 1723 tarihindeki genel kurul toplantısında yöntemine uygun bir şekilde önerilip büyük üstatlığa getirildi. Son şekli verilmiş olan anayasa da bir kez daha onaylanarak yürürlüğe girdi.

Sonraları anayasa üzerinde birtakım değişiklikler yapılmış olduğu için, Spekülâtif Masonluğun özellikle bu özgün anayasası anılırken “1723” tarihi de kullanılır.


Sonrası ikinci bölümde.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1858 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 19, 2008, 06:31:17 ÖÖ
Gönderen: Universal
0 Yanıt
2812 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 07, 2009, 05:26:33 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
5007 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2010, 10:43:22 ÖÖ
Gönderen: MASON
0 Yanıt
4584 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 17, 2009, 12:01:48 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2839 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 17, 2010, 12:43:32 ÖS
Gönderen: Anatolic
5 Yanıt
6048 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 06, 2012, 07:49:56 ÖÖ
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2029 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 29, 2012, 08:00:55 ÖÖ
Gönderen: 418
0 Yanıt
2035 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 04, 2012, 09:25:42 ÖÖ
Gönderen: 418
9 Yanıt
10334 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 26, 2019, 11:30:01 ÖÖ
Gönderen: Caliper
2 Yanıt
1679 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 19, 2015, 06:49:32 ÖS
Gönderen: ADAM