Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonlukta sık kullanılan şu “bilgelik” ne demektir?  (Okunma sayısı 8841 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 01, 2010, 02:03:11 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Bilgelik ya da hikmet, “bilgi” ve “erdem”in birleşiminden oluşan olgunluktur. İnsanın öz varlığını bilmesinden (nefsini tanımasından) doğan bir içsel aydınlıktır. Hevesleri frenlemek, şiddetli isteklere ve tutkulara gem vurmak, ölçülü ve bilinçli olmak suretiyle, ruhsal bütünlüğe kavuşabilme olanağıdır.

Masonlukta bilgelik, bireyin tinsel (manevî) eğitim ve yükselişi için gereklidir. Tartışma ve eleştiriye toleransla yer vermek, düşünme özgürlüğüne ve her türlü karşıt düşünceye saygı duymak, her yasada, her kuramda ve her ilkede bir “kesinsizlik” ya da “yanılgı” payının bulunabileceğini benimsemek, bilgeliğin göstergeleridir.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 01, 2010, 02:20:40 ös
Yanıtla #1

Güzel ve bir o kadar da değerli bir paylaşım sergilediğiniz, üstün bir performans göstererek daima anlamlı çalışmalara yer vermeniz nedeniyle yazılarınızı sürekli ilgi ve yoğun bir istekle takip etmemi sağlıyorsunuz Sayın Adam; yukarıdaki yazınızda belirtilen hasletlere sahip Kişilerin, genellikle Tekamülün üst safhalarında yeraldıkları için kendilerince sahip oldukları yaşamları çerçevesinde kolaylıkla kazanamadıklarını, aynı şekilde zorlu ve yoğun bir süreçten geçirildiklerini, özellikle de belirli bir noktadan sonra elde ettiklerini kaybetmemek için yine eş oranlı yoğun bir çabayı gerektirdiği için de gerek bireysel gerekse de çeşitli koşullardan kaynaklanan etkenler karşısında bir hayli zorlandıkları da unutulmaması gereken önemli gerçekliklerden bir tanesidir, diye düşünüyorum. Önemli olan bu seviyeye gelmek ve daha da önemlisi bu seviyeyi karşılaşılan her tür tehditvari durum içeren olaylar karşısında bile koruyabilmeyi sağlayabilmektir. Çünkü atılan yanlış bir adımda Insan' a Tekamülünden çok şey kaybettirdiği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuz taktirde olayın ciddi boyutunu da bu sayede analiz edebilmiş oluruz.

Saygı ve Sevgilerimle,    
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ocak 01, 2010, 04:57:36 ös
Yanıtla #2

"Masonlukta bilgelik, bireyin tinsel (manevî) eğitim ve yükselişi için gereklidir. Tartışma ve eleştiriye toleransla yer vermek, düşünme özgürlüğüne ve her türlü karşıt düşünceye saygı duymak, her yasada, her kuramda ve her ilkede bir “kesinsizlik” ya da “yanılgı” payının bulunabileceğini benimsemek, bilgeliğin göstergeleridir."

Sayın Adam böyle demiş.

Analiz etmek gerekirse; Bilgelik kişinin manevi eğitimi ve ahlaki olgunluğu için gerekli olan bir şey. Bilgeliğe giden yolda;

1. Fikir ve ifade özgürlüğüne saygı duymak,
2. Bilimde yanlışlanabilirliği akılda tutmak, (yani dogmatik kesinlikte konuşmamak, iddia etmemek v.b.) gerekiyor.

Bugün çağdaş toplumlar, fikir ve ifade özgürlüğünü ve toleransı büyük ölçüde sağladılar. Henüz bizim toplumumuzda olmasa bile, batı bu konuda ilerledi. Bu sanırım demokrasinin ve insan haklarının yetkinliğiyle ilgili bir şey. Bunu da batının hakim liberalizmi düşünsel olarak sağlıyor.

Yanlışlanabilirliğe gelince, aslında "yanlışlanabilirlik", kadim bir probleme bir çözümdür; tümevarım sorunu. İnsanlar birkaç kez bazı olayların aynı mekanizmayla işlediğini görünce, zihnine rahatlık sağlamak için "genelleme" yoluna gidiyor. Daha sonra bu genellemeleri, öğretiyor ve uyguluyor. Bunun şöyle bir sakıncası var; bu genelleme farklı bir zaman ve mekanda yanlış, eksik, hatalı, çarpık vb. çıkarsa, "genelleme"de ısrar eden gruplar ile "reformist" gruplar arasında çatışma çıkıyor. Bu yüzden tüm bilgilerimizde bir hata payının olabileceğini düşünmek, gözlemlerimizi tanımlamada kaydadeğer ve önemli bir metoddur.

Bu yöntem bir çok dogmayı, ve dogmadan doğan fanatikliği önler. İnsanın kibrinin önüne geçer. Onu büyüklük taslamaktan korur ve mütevazı bir bilgi teorisine götürür. Bu aynı zamanda kişiyi kendi teorilerinin ve fikirlerinin kölesi haline gelmekten kurtarır.Boyunden büyük genellemeler yaptırmaz. Onu gerçek bir hakikat yolcusu yapar.

Bu ikinci durumu ne yazık ki hem doğu, hem de batı gözardı ediyor. Bilimde batı da doğu da "mantıksal pozitivizm"e kayıyor. Bu da genellemelere olması gerkeenden daha fazla üstünlük tanıyan ve metafizik bir olgu kavramını baştan reddeden bir sistem.

Karl Popper, bu noktada mantıksal pozitivistleri, yukarıda kabaca söylediğim sakıncalardan dolayı hatalı bulmuş ve "yanlışlanabilirlik" ilkesini ortaya atmıştır. Bu, hem sosyal bilimlerde, hem fen bilimlerinde, hem de insanın sosyal yaşamında çok büyük anlamları olan bir ilkedir. Yanlışlanabilirlik ile yoluna devam eden kimse, belki diğerleri kadar hızlı yaşayamaz hayatı, fakat hemen hemen hiç hata da yapmaz. Bilgeliğin bir yönü de bu olsa gerek.



Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Ocak 01, 2010, 07:08:23 ös
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

 Çok yerinde ve daha önce açılması,tartışılması,irdelenmesi gereken bu konu hakkında söylenecek çokşey olmalı...

Ben bilgeliğe,insanın fıtratında barındırdığı tanrısal töze yönelmesi,ilerlemesi ve seviyesi ile orantılı buluşması gözüyle bakıyorum,veya bakmak istiyorum.

Bu aşamada yapılan klasik hataların başında,bilginlik ve bilgeliğin birbirine karıştırılması geliyor.Halbuki bazen,teist akedemik eğitim almış bilginler bile,geleneksel eğitim almamış ama bilge olabilmiş kimselerin seviyesine yaklaşamıyorlar bile...Bu tespiti tarih sürecinde her toplumda yakalayabilmek mümkün.

Sanırım bilgelik idealini benimsemiş fanilerin öncelikli olarak,kişisel dürtülerinin ortaya çıkardığı arzuları ıslah edbilmesi için birtakım fedakarlıklar da ve kabullenmelerde bulunmaları gerekiyor.Bu tercih,gelişmesi olası erdemlerin başlangıç aşamasını oluşturuyor kanımca...

Aslında ulaşılması çok zor bir statü olarak kabul görmesi gerektiğini düşündüğüm bilgeliğe yönelmek bile,insanın insan olabilme yolculuğunda önemli mesafeler kat ettiğinin göstergesi olarak kabul edilmelidir.Hatta buna inanmak bile başlangıç noktasından oldukça uzaklaşıldığının belirtilerinin arasındadır.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ocak 02, 2010, 01:21:56 öö
Yanıtla #4

"Sanırım bilgelik idealini benimsemiş fanilerin öncelikli olarak,kişisel dürtülerinin ortaya çıkardığı arzuları ıslah edbilmesi için birtakım fedakarlıklar da ve kabullenmelerde bulunmaları gerekiyor.Bu tercih,gelişmesi olası erdemlerin başlangıç aşamasını oluşturuyor kanımca..."

Arzuların ıslah edilmesi; ahlaki olgunluk yani.

Ben bu konunun ne kadar önemli olduğuna dair birkaç şey daha söylemek istiyorum.

Aslında şu anda çağın görüşü, insana bütün bir özgürlük vermekten yana. Bu, iyi bir şeydir. Fakat karıştırılan bir şey var; çağın ahlak görüşü insanın eylemlerinde de "hazır mümkünken yaşayabildiğin kadar yaşa" etik kodunu içeriyor olması. İnsana -başkasına ve çevresine zarar vermediği sürece- her eyleminde özgürlük tanınması şarttır. Ancak bu bir temel olmalıdır; ahlaki kod değil.

Gerçi bugünün ahlaki konsensusu bile yok, ama tüketim toplumuna baktığımızda bir takım şeylerin nasıl algılandığını görebiliyoruz; hayatını zamanında iyi yaşayamayan bir insana garip bakılıyor; argo tabirle "enayi" "alık" vb. oluyor o kişi.

Çağ, gücün, paranın ve aşkın ana gayeler olması gerektiğini dikte ediyor,ve kişinin bunları elde etme fırsatlarını -isteyerek- geri tepmesini "anormal" buluyor. Fakat arzular ıslah edildiğinde, hükmetme, harcama ve libido güdülerimizi dengede tuttuğumuzda, illaki bir takım alışkanlıklarımıza ayar çekmemiz gerekecek. Çağ, böyle bir tutumu garip buluyor ve bu baskı, bir nevi "mahalle baskısı" olarak, kendini düzeltmek isteyen insanı kötü etkiliyor.

Yani ahlaki olgunluk, sadece insanın kendi içinde karar verip, sebat etmesiyle açıklanabilecek bir fenomen değil; toplumun algılarına da karşı koyma cesareti gerekiyor. Ve bu, hiç de kolay bir şey değildir. En azından benim için öyle.

Eğer Tibet dağlarında, veya Urdün çölünde, Kızıldenizi karşıdan gören bir yerde yaşıyor olsaydım, bu benim için çok kolay olurdu. Ama şehirli insanın, ahlaki olgunluğu için tüm şehir alışkanlıklarına ve şehir baskısına karşı koyması gerekiyor.

Çünkü ancak ahlaki olgunluk sağlandıktan sonra, kişi tanrının istediklerini otomatik olarak, zorluk çekmeden yerine getirmeye başlayabilir. Benim bugün ibadet edememe sebeplerim, ibadetleri gereksiz görmemden kaynaklanmıyor, bunları sürdürecek motivasyonum ve enerjimin olmamasından kaynaklanıyor, çünkü bu motivasyon, tümüyle şehir alışkanlıklarına göre belirlenmiş durumda; sürekli bunlara odaklanıyor, başaramadığında bunları dert ediyor, depresyona giriyor, sorunu hallolduğunda zaten keyfi yerinde, tanrıyı unutuyor vb..

Bu yüzden "fedakarlıklar", bu çeşit aşırılıkları dizginlemek ve kötü olanlarını hiç yapmamak için gereklidir.

Fedakarlıkta bulunduktan sonra da her şey bitmiyor. Tanrı gözünde bb- olan kredi notunuz, sadece bb ye yükseliyor. Bunun üzerine iyilik ve ibadetleri yerine getirmek gerekli ki artık bb+ olma yolu açılmış olsun =)

Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Ocak 02, 2010, 08:40:52 öö
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu konunun açılmasını istiyordum. Bu nidenle gerek Sayın Ceycet gerekse Sayın Popperist’e katılım ve katkılarından ötürü teşekkür ederim.

Gerek sayın Ceycet gerekse sayın Popperist’in görüşlerine birçok bakımdan katılırım. Ancak katılmadığım noktalar da var. Bunların başında da “bilgelik” ya da “hikmet” kavramının içeriğinin ille de bir tanrısal ya da ilâhî düşünüşe bağlanmasıdır. Oysa bilgelik, hiçbir doğaüstü güç ya da inanç bağlantısı olmaksızın, salt insanca bir nitelik olarak da tanımlanabilir. Bu bakımdan Sayın Popperist ile biraz daha yakın düşeriz sanırım.

Gelin bilgeliği şöyle tanımlayalım: Bilgi ile erdemin birleşiminden oluşan olgunluk…

Böyle tanımlanınca, bilgelik, insanın öz varlığını bilmesinden doğan bir içsel aydınlıktır. Şiddetli istek ve tutkuları dizginlemek suretiyle, ruhsal bütünlüğe kavuşabilmektir. Özveri, hoşgörü ve tolerans ile birlikte egemenlik ve gelişme buyrultusunu bir araya getirebilmektir.

Bence özellikle Sayın Ceycet günümüz açısından biraz eskide, geçmiş çağlarda benimsenen bir bilgelik kavramını tutuyor. Özellikle mistik bağlantılı olan o tür bilgelik, tüm isteklerin dizginlenmesi, her türlü tutkunun giderilmesi şeklinde tanımlanırdı. Bireyin toplumsal ortamda edindiği bilincin, tutku, buyrultu (irade), arzu ve sevgiden oluşan güçleri, gerçeğin üstünde olduğu benimsenen bir tanrısal ya da ilâhî amaca yöneltilmiş olurdu. Bilincinin tüm öğelerini ona erişim amacıyla birleştirebilmiş olan kişinin, bilgeliğe varmış olduğu kabul edilirdi.

Bence o tür bilgelik, insanın doğal yaşamına hiç uymaz. Yaşamı yapaylaştırır. Belki bir düzeye kadar insanın kendisine yararı dokunur ama ne içinde yaşadığı topluma, ne doğaya ne de bilimsel ve akılcı gelişime bir yararı vardır. Dolayısıyla bir tür bencillik bile sayılabilir. Sadece insanın kendi kendisiyle baş başa kalarak iç evrenine kapanması, giderek miskinleşmesi ve öne toplumsal sonra da evrensel yaşamdan kopması olgusunu doğurabilir.

Çağımızın toplumsal yaşam koşulları uyarınca gerekli olan bilgelik anlayışında ise, kişinin bilinçsel güçleri önce doğaya, sonra topluma ve giderek insanlığa yönelmelidir. Gerçi bu tür bilgelikte de inançsal ya da mistik bir yön bulunabilir ama bu zorunlu değildir. Çünkü bu tarz bilgelik anlayışında, çağdaş bilimsel bilgilerle beslenip gelişen akıl ilkelerinin, natüralist ve hümanist erdemlerle birleşmesi söz konusudur. Bu tür bilgelik, gerçeklere, akılcı ve bilimsel gelişime, evrimsel doğrultuda ilerlemeye, giderek yetkinliğe yönelmeye olanak sağlar.

Bilgeliğe böyle bakınca, kimilerinin bu kavramı yalnızca “bilgi sahibi olmak” ile eşdeğer tuttuğunu görebiliriz. Oysa Sayın Ceycet’in de vurgulamış olduğu gibi buna “bilgelik” değil, ancak “bilginlik” denebilir. Çünkü bilgelikte bilgi ile birlikte adalet, ahlâk, sevgi ve benzeri manevi nitelikler de bulunur. Bilginlik ise salt maddi bir olgudur; manevi kavramlara da ancak bilgisel bakımdan önem verir.

Bence bilgelikte bilim ile erdem, bilgi ile töre, nesnel gerçek ile sevgi kaynaşma içindedir. Bir kişi eğer bilgeyse, bilgi ve duygularını yoğurarak düşünülerine yükselip, bunları akıl ile bağdaştırarak toplumuna ve insanlığa yöneltebiliyor demektir. Bilimsel ve akılcı düşüncenin erdemlerle beslenip bilgelik aşamasına getirilişi, yetkinleşme yolunda olgunlaşmaya başlamaktır. Dolayısıyla bilgelik, “yetkinlik doğrultusunda yol alan kişinin bireysel niteliği” diye de tanımlanabilir.

Bu nitelik, insanın ön yargılardan, dogmalardan, saplantılardan, kuruntulardan, batıl ve boş inançlar ile bağnazlıktan sakınmasını sağlar. Bilgi ile erdemin birleşimi, bilinçli ve etkin bir mutluluğu gerçekleştirir.

Ancak tüm bunları genel olarak değil de Masonluk ile bağlantılı olarak irdelediğimizi de unutmamalıyız. Bilgelik, Masonlukta ruhu eğitmek üzere önerilen yollardan biridir. Bilge olabilme yolunda ilerlemek için, tüm konularda tartışma ve eleştiriye toleransla yer vermek, her türlü karşıt düşünce özgürlüğüne içtenlikle saygı göstermek, gerçek yolunda varılan her noktanın bir “son” olmadığını kavramak, her ilkede bir yanılgı payının bulunabileceğini benimsemek gerekir. Durağanlık ve içine kapanıklık yerine bireysel buyrultu gücünün kullanılması ve bunun yararlı bir eyleme dönüştürülmesi söz konusudur. Böylece bilgelik, ruhun eğitim ve gelişiminde geçilen aşamaların bireydeki birikimi olmaktadır.

Ben, Masonlukta bir bireysel nitelik olarak bilgelik ya da hikmet kavramına işte bu nedenlerle önem verildiğini ve bundan ötürü üzerinde özenle durulduğunu düşünüyorum.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 02, 2010, 06:12:33 ös
Yanıtla #6


Çünkü ancak ahlaki olgunluk sağlandıktan sonra, kişi tanrının istediklerini otomatik olarak, zorluk çekmeden yerine getirmeye başlayabilir. Benim bugün ibadet edememe sebeplerim, ibadetleri gereksiz görmemden kaynaklanmıyor, bunları sürdürecek motivasyonum ve enerjimin olmamasından kaynaklanıyor, çünkü bu motivasyon, tümüyle şehir alışkanlıklarına göre belirlenmiş durumda; sürekli bunlara odaklanıyor, başaramadığında bunları dert ediyor, depresyona giriyor, sorunu hallolduğunda zaten keyfi yerinde, tanrıyı unutuyor vb..


Aslında Sayın Popperrist, anlamlı ve ince bir o kadar derin noktalara eğilmiş. Bu bakımdan tespit ettiklerine katılmamak elde değil. Zorlayıcı bir faktörün daha doğrusu zamana endeksli olarak programlanan insanoğlunun gün içersinde yapacakları herşey önceden belirlenmiş deyim yerindeyse kurulu bir saat ya da zamanlayıcı misali zamanın akışına paralel olarak yaşamını sürdürebilmektedir. Bunun içinse 'uyku' denilen olay söz konusu olabilmektedir. Zaten günümüzde özellikle de uyanma evresinde olan İnsanoğlunun uyanışı bu bakımdan ele alınırsa uykudan uyanmış ya da uyandırılmış bireylerin daha önce nasıl bir yaşam sergilediklerini ve zamanın akışı paralelinde seyreden bir sürecin içersinden birdenbire bir tür şaşkınlıkla olayı değerlendirip, hayatlarının uyanma anına kadar gözlerinin önünden geçip gittiğinin farkına vardıkları uyanışın bir getirisi olarak nitelendirmekteyim.

Uykudan uyandırılma anının genellikle bireyin son aşama dönemine denk gelmesi genellikle kimileri için erken kimileri içinse biraz geç olabilmektedir. Bu da daha çok ölüm öncesi zamana tekabül etmektedir. Ölüm anında ise şokla bilinci açılan bireyin ne yapıp yapamayacağına karar vermesi ve uykuda geçen zaman içersinde genellikle yapmış olduğu iyiliğin ve kötülüğün terazi misali tartılıp, kötülüklerin hesabının bir şekilde ödendiği, bu sayede ise daha sonraki yaşamda yer almak adına bedenen varlığına son verdirilip, arındırılarak gerekli görülürse evrimine kalındığı yerden devam edilmesi beklenilir. Ancak bireylerin genellikle hani amaçla yeryüzüne geldikleri ve varoluşunun sebebinin kendilerince bir türlü bilinemediği gerçeğinden dolayı kendilerine verilen şansın çoğu zaman ne yazıkki kolaylıkla elden kaçırıldığı da saptanılmıştır. Kişi ve kişilerin yaşamlarının genelde evrim üzerine kurulduğu gerçeğinin bilinmesi durumunda tekamülün anlamı da bu sayede anlaşılabilinmektedir. Sahip olunan pozisyon ne olursa olsun şu bir gerçektir ki, uykuda geçen zamanın bireyin yaptıkları çerçevesinde değerlendirildiği ve durumun lehine ya da aleyhine sadece ne derece insan olabilme durumu, haliyle insanlığını kaybetme noktasına gelinip gelinmediği göz önünde bulundurulmaktadır. Sahip olunan hangi güç unsuru karşısında bireylerin olumlu davranış sergiledikleri de malum..

Bu arada bilgelik konusuna gelince benim düşüncem ise şudur ki; Tanrı'ya ne kadar yankın olunursa bir o kadar zengin bilgi birikimine sahip olunmaktadır. Bilgelik bence Tanrı' ya varma yolunda ulaşmak için kullanılan en önemli ve değerli bir araçtır, diye de düşünmekteyim.

Evrim ve Tekamülün ortak aracı: Bilgi ve Sevgi' dir.

Ayrıca yaşam içersinde derin ve genellikle bilinemeyen nokataları farkedebilmeniz nedeniyle Sizi kutlarım Sevgili Popperist; ancak şöyle bir soru sorma yönündeki girişimimi lütfen bir kabalık olarak düşünmezseniz, bu deneyimlere kendi yaşamınız doğrultusunda mı yoksa başka kişilerin bilgi ve tecrübeleri sayesinde mi ulaşabildiğinizi merak etmiyor değilim. Sadece merakımı mazur görmenizi rica ederek eğer gerçekten kendi yaşamınız dahilinde birebir durumu yaşayarak analiz edebildiyseniz hakikaten paylaşılmaya değer bir paylaşım sergilediğinizi düşünüyorum.   

Saygılarımla,      
« Son Düzenleme: Ocak 02, 2010, 06:21:25 ös Gönderen: Isabella »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Mayıs 13, 2011, 06:05:34 ös
Yanıtla #7

Bilge kime denir ? Yaptıklarının gelecekte yaratabileceği etkileri öngören kişilere ...

Hayatı hakkında kaleme alınan birçok eserde de belirtildiği gibi Mahatma Gandi, sayısız olağanüstü fedakarlık örnekleri sergilemiş bir azizdi. Ancak 1942’de yazdığı kamuya açık bir mektup, onun etik açıdan her durumda bilge bir kişi olup olmadığı konusunda kafamızda bir soru işareti yaratıyor.

II. Dünya Savaşının ortalarında, daha Müttefiklerin mi Nazilerin mi kazanıp kazanmayacağı belli değilken Gandi, İngiltere halkına yazdığı açık bir mektupta onlara şu öğüdü vermektedir :

“Kendinizi ve bütün insanlığı kurtarma açısından tamamen faydasız olduğuna kanaat getirdiğim silahlarınızı bırakmanızı istiyorum. Herr Hitler’i ve Signor Mussolini’yi, size ait olduğunu iddia ettiğiniz ülkelerden istedikleri kadar almaya davet edin... Eğer bu iki beyefendi evlerinizi işgal etmeyi uygun görürlerse, bu durumda evlerinizi boşaltmanızı öneriyorum. Eğer sizin serbestçe gitmenize izin vermeyeceklerse, o zaman, erkek, kadın veya çocuk her birinizin, katledilmesine izin verecek, ancak onlara sadakat yemini etmeyi reddedeceksiniz.”

Eğer Müttefik askerleri silahlarını bırakıp, halk da Gandi’nin öğüdünü dinlemiş olsaydı, Naziler dünyadaki demokrasileri mağlup etmiş, nerdeyse her Yahudi’yi katletmiş ve dünyanın hakimi olarak savaşı bitirmiş olacaktı.

Bilge olmanın en önemli unsuru, kişinin sözlerinin (Gandi bu konuda başarısız olmuştur) veya  yaptıklarının sebep olabileceği kötülükleri önceden tahmin etmekle ilgilidir. Ahlak kuralları bahis konusu olduğunda, sadece iyi niyet yeterli değildir. Bilgelik de en az o kadar önemlidir.
sevivon.com

Bilginin mutlak da olsa göreceli de olsa yorumlanışı ve kullanılışı da, formu kadar önemlidir diye düşünüyorum

sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Temmuz 08, 2013, 05:00:45 öö
Yanıtla #8
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 426
  • Cinsiyet: Bay

bilgelik bireysel acıdan aydınlanıp toplumsal gidişata yön verebilmektir bence bilginin erişiminden ziyade faydalarının toplumsal yaşantıya getirileri önemlidir sonucta insanoğlunun varabilceği bir aydınlık sınırı yoktur
ilk maddeye hükmettik sonra hücreye sonra atoma son olarak fotonlara hükmeddiğimizde neler olucak
öngörülemez bir kavram
ayrıca gandi kabalastik dşüncenin farklı bir versiyonunu yaşar bilgeliğinin sorgulanması taraf tutuğuna göz önünde bulundurarak yorumlanmalıdır hitlere sempati duyduğu ve yahudilerin kabala görüşünü ve öğretilerini paylaşmamasındanda dolayı hitlerde sıkıntı icindeydi kabala öğretisine hitlerin takıntılı olduğu ve rusyadaki amber kaplı  sarayda bulunan dökümanları   cözümleyemediği içinde yahudi düşmanlığı pekişmiştir bulunan yazıtlarda hind tarihinde hidrotermik bir bombanın yapılışı şifrelendiği ve çözümde yardımcı olunmadğı için ayrıca ağır suyun nasıl elde edileceği bilgisinin sadece cözümlene bildiği görülmektedir
« Son Düzenleme: Temmuz 08, 2013, 05:21:47 öö Gönderen: GOASISG »
ܚܠܐ -ܕܡܐ- -ܩܪܒܐ


Temmuz 08, 2013, 11:24:41 öö
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

Saygıdeğer ADAM,
Öncelikle çok önemli ve bir o kadarda değerli bir konuya değindiğiniz için içtenliğimle teşekkür ederim.

Nacizane bu hususta bir kaç söz söyleyerek düşüncelerimi ifade etmek ve dolayısıyla da paylaşmak isterim.

Kadim Bilgelik araştırmalarının gayesi insanoğlunun, gezegensel evrimindeki temel sorularını çözmektir. Bu çözüm, dünyadaki problemlerin de çözümünü de kapsar çünkü insan küçük evren olan mikro kozmostur ve büyük evren yani makro kozmosun da bir yansıması ve minyatür bir sentezidir. Aynı prensipler üzerine kurulduklarından, her ikisi de görünmeyen ama eserleriyle görünür Olan’ın değişik ama birbiriyle bağdaşan kozmik ifadeleridir.

Kadim bilgeliğin ifade şekli olan sembollerin tarihsel akış içindeki açılımı, birbiriyle iç içe olan Doğa ve İnsan probleminin, insan düşüncesinin çok uzun zamandan beri deşifre etmeye çabaladığı öze ait bilgilerin kökeni hakkında onu aydınlatır. 

Günümüz insanlığına egemen hale gelmiş ruhu olmayan, Tanrı’sı olmayan bilimin insanda yarattığı zihin durumu sadece karmaşadır. Günümüz mantalitesine hakim olan iki doktrin, agnostisizm ve materyalizm bu noktada ortaya çıkmıştır. Agnostisizm der ki “Ignorabimus, şeylerin nedenlerini hiçbir zaman bilemeyeceğiz, bu konuyu kendimize dert etmeyi bırakalım.” Materyalizm ise şöyle der: “Madde ve içgüdünün ötesinde hiçbir şey yoktur, bunu en iyi şekilde kullanmaya bakalım.” Bu iki doktrin de aynı sonuçta buluşurlar.

Tarihte ve felsefede katı kadercilik-dogmatizm, sanatta nihilizm, dinsel duygunun ve kozmosla ilgili derin düşüncelerin bastırılması, insanı kökeninden Tanrı’sından kopararak özgürleştirme çabası olarak ortaya çıkar ve onu maddenin esiri yapmakla sonuçlanır; günümüzdeki temel bunalımın da nedenidir. Binlerce yıldan beri insanoğlu olarak ektiğimiz tohumların iyi ve yeni bir hasada neden olması için Kadim Kültürleri ve Kadim Bilgelik Okullarının belli başlı olanlarını kısaca tanıma ihtiyacımız giderek artıyor. 
Bu biliş, içinde bulunduğumuz hızlı değişim günlerinde bizi zararlı metaforlardan koruyacak ve düşün dünyamızda, ruhumuzda yeni bir paradigmanın, yeni bir başlangıcın ortaya çıkmasına neden olacak. Kim olduğumuzu, kökenlerimizi tam olarak bilmesek de araştırmak ve kökenle bağlantılar kurmaya çalışmak, evrenle ve Jung’un arşetipler olarak ifade ettiği evrensel yönümüzle bağlantı kurmak anlamına gelir.

Anadolu topraklarına gelen varlıkların bir özelliği var. Burası hem Atlantis’ten hem de Mu’dan göç edenlerin birleştikleri, harman olup girdaplaştıkları bir bölgedir. Ege Denizi ve İskenderiye’ye kadar uzanan bölge çok önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir.

Ancak şu da unutulmaması gereken bir  hakikattir : Bilginin çokluğu hiç kimseyi ,hiç bir çağda BİLGE, mutlu, saygın, değerli ya da büyük servet sahibi yapmamış; yapmaya yetmemiştir.
Bence Bilgelik; söylemek, okumak, yazmak, seyretmek, dinlemek DEĞİL,,! YAPMAK, YAŞAMAKTIR.
Her  söylediğini ,söylemeden önce düşünüp (ölçüp, tartarak) BİLMEK ; ama her bildiğini söylememek de gerekir.
Yapabildiğini, yapabileceğini söylemek ve söylediğini de uygulayarak yapabilmek gerekir.
Bilginin çokluğundan daha ziyade niteliği yani paylaşıldığında oluşturduğu, oluşturacağı FAYDADIR önemli olan.
Bu da Bilgide seçici olabilmeyi gerektirir.
Hata yapmak bir yönüyle ÖĞRENMEKTİR ancak bunda da önemli olan aynı hatayı iki kere yapmaktan kaçınabilmek ; her yapılan hatadan gereken
dersi (öğrenimi) edinerek (iç gözlem yoluyla zihinsel analiz sonucunda) yoldaki ilerleyişi doğru yönde (hedefe yönelik) sürdürebilmektir.
Öğrenirken ya da uygularken hata yapmaktan korkanların hepsi muhakkak hata yapar, yapmıştır.
Hatasız ilerleyiş , engebesiz ,virajsız yol ya da mükemmel (kusursuz) insan YOKTUR.
Bilgece bir söz şöyle demiş. "VAZ GEÇENLER KAZANAMAZ, KAZANANLAR İSE ASLA VAZ GEÇMEYENLERDİR".
Bir başka Bilge söz de şunları söylemiş: "KORKAKLARIN BAHANESİ ÇOK, ÖDÜLÜ AZ OLUR"
"İnanç, sabır ve cesaret BAŞARININ (bilgiye ulaşıp öğrenmenin) YARISIDIR".

Bu toplumun vazifesi, Mu’da ve Atlantis’te olan kadim bilginin, kendisinden sonraki büyük insanlık ailesine bilgi intikali olarak geçişini sağlamaktır.” (Batık Kıta Mu’nun Çocukları-James Churcward- Ege Meta Yayınları sunuş yazısından)

Sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
« Son Düzenleme: Temmuz 08, 2013, 11:57:47 öö Gönderen: john »


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
6740 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2009, 12:05:31 öö
Gönderen: aashooter
0 Yanıt
4621 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2009, 07:55:10 öö
Gönderen: ADAM
13 Yanıt
9965 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 19, 2017, 10:53:42 ös
Gönderen: karahan
1 Yanıt
2560 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 19, 2017, 11:41:52 ös
Gönderen: karahan
0 Yanıt
4594 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 31, 2009, 12:06:04 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3841 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 17, 2010, 01:52:56 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2191 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 18, 2010, 07:37:39 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3737 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 19, 2010, 08:39:54 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2604 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 20, 2010, 08:56:41 öö
Gönderen: ADAM
8 Yanıt
5919 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 26, 2015, 03:39:08 ös
Gönderen: ADAM