Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Antik Çağda Köleler - 1  (Okunma sayısı 5394 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 27, 2010, 05:27:39 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





Yalçın Kaya’nın “Batı’nın İki Yüzü” adlı dört kitaplık yapıtını epeydir bir yana bırakmıştım. Derken, kölelik kurumuna ilişkin incelemeleri dikkatimi çekti. Bunu foruma aktarırsam, belki ilgi duyanlar olur diye düşündüm. Bakalım beğenecek misiniz? Aslında bu kurumun beğenilir bir yanı yok da buna ilişkin bilmediğimiz çok şey var. Onun için, belki bu bilginin aktarılış tarzını beğenirsiniz ancak!



İlkel toplumun üyeleri, geçimleri gereği olan tüm servetleri ortaklaşa ürettikleri sürece “özel mülkiyet” dediğimiz toplumsal olgu ortaya çıkmamıştı. Ancak üretici güçlerin ilerlemesine bağlı olarak, işbölümü nedeniyle topluluğun birliği parçalandı. Topluluk üyeleri değişime konulmuş nesneleri ayrı ayrı üretmeye başladıkları anda yeni bir kurumu, özel mülkiyet olgusunu ortaya çıkardılar.

Emek üretkenliğinin artması, insan üzerindeki mülkiyeti yani malların doğrudan üreticisi olanların mülkiyetini de yarattı. Kişinin ancak açlıktan ölmemek için en gerekli olanı üretebildiği zamanlarda, insanın insan tarafından sömürülmesi söz konusu değildi. Bu yüzden, savaşta tutsak alınanlar hemen her zaman öldürülürdü. Ancak topluluk, nüfusun artmasında özellikle yarar görüyorsa, o zaman tutsaklar da topluluğa “kabul edilir”, onlara öteki üyelerle eşit haklar tanınırdı.

Emek üretkenliğindeki ilerleyiş, bu duruma son verdi; çünkü tutsak, şimdi kendi tükettiğinden daha fazla değer üretiyordu. Toplumun bir bölümü, toplumsal artı ürün payından yararlanma hakkını onun elinden alıp, tutsağı çalışmaya zorlayarak, tutsak tarafından yaratılan ürünleri kendine mal edebiliyordu. Bir başka deyişle, tutsağın emeğini sömürebiliyordu.

Onun için, artık savaş tutsakları öldürülmez oldu. Köle haline dönüştürüldüler yani haklardan yoksun kılındılar. Artı ürün sağladıkları süre ve ölçüde, özgür topluluğun kendilerine hoşgörü gösterdiği emekçiler sınıfı haline getirildiler.

Köle, efendisinin pek işine yarardı ama çalışması artık yarar sağlamaz hale geldiği anda efendisi onu öldürmekte serbestti.

Emeğin artı ürün sağladığı, ancak bunun doğrudan üreticinin bedensel ve tinsel çöküntüsü pahasına elde edildiği o çağda kölelik, olağan bir olguydu.

Demek ki, böylece ilkel topluluğun diğer temel ilkelerinden biri yani topluluğun bütün üyelerinin ortaklaşa ve kardeşçesine çalışmaları, geçersiz hale geliyordu.

Özgür üreticilerin yanında, kendi gereksinmelerini karşılamak için değil, başkasının yararına bir artı ürün yaratmak için çalışan kölelerin emeği, bir zenginlik kaynağı oluşturuyordu.

İnsan, bir kez bu olanağı keşfetmiş ve ele geçirmişken artık onu terk etmeye kolay kolay razı olmazdı. Nitekim olmadı da!...

    

Başlangıçta köleler, topluluğun ya da ataerkil nitelikli ailenin malıydı. Ancak zamanla, topluluğun ileri gelenleri hem ortak malları hem de köleleri ele geçirdi. Köleler, reislerin ve klan aristokrasisinin temsilcilerinin özel mülkü haline geldi. Köle emeğinin sömürülmesi, bu zümreyi zenginleştirdi ve iktidarlarını daha da güçlendirdi.

Köleliğin kurumlaşması, insanın insan tarafından sömürüldüğü yeni bir tarih çağını başlattı. Bu, üretici güçlerin ilerlemesi için zorunlu, tümüyle doğal ve olağan bir olgu tarzında gelişti. 

Kölelik kurumunun toplumbilim açısından ortaya çıkışının ilk kez hangi toplumlarda başladığını kolayca saptayamıyoruz.

Bilinen o ki Antik Mısır, Hint, Maya, İnka ve Aztek uygarlıklarında kölelik kurumları vardı.

Örneğin Hint egemenleri köleye “iki ayaklı mülk” anlamına gelen dvipada, evcil hayvanlara ise “dört ayaklı mülk” anlamına gelen çatuşpada adını verirdi.

Kölelik kurumuyla ilgili en geniş bilgileri, yazıları ve yasaları öğrenebildiğimiz Helen ve Roma toplumlarındaki uygulamaları incelemek, tolerans düşüncesinin kölelik kurumuyla ilişkisine ışık tutmak bakımından yararlı olacaktır.

Helen ve Roma Toplumları

Eski Helenlerin doulos, Romalıların ise servus dediği köleler, tüm Antik Çağ boyunca özgür insan gücünün yanında cayılamaz bir toplumsal sınıf olarak yer aldı. Kölelerin antik uygarlığa katkısını günümüzdeki makinelerin yaşamımıza yaptıkları katkı ile kıyaslamak olanaklıdır.

Antik Çağ ve İlk Çağ boyunca köleler, alınıp satılabilen, işe yaramaz hale gelince bir yana atılabilen herhangi bir mal gibi düşünülürdü.

Antik Çağın tüm ulusları, kendisi dışındaki tüm insanların köle olarak yaratıldıklarına inanır ve bunu savunurdu. O çağın düşünürlerinin köleliğin ne olduğu sorusuna akademik düzeyde yanıt aradıklarını ama kölelerin içinde bulundukları güç koşulları hiç tartışmadıklarını görmek şaşırtıcıdır. Birçok ünlü düşünür, köleliğe akılcı ve geçerli bir gerekçe bulmak için özel çaba harcamıştır. Bunlardan Aristoteles “Politika” adlı yapıtında köle-efendi ilişkisine değinmiş ve köleliği zorunlu bir kurum olarak gördüğü gibi, kölelerin yalnızca birer “alet” olduğunu ileri sürmüştü.

Düşünürler bir yana, Antik Çağdaki çoğu köle bile durumunu uysallıkla kabullendiği için, tüm Antik Çağ boyunca Sicilya ve Anadolu’daki birkaç büyük ayaklanma dışında köleci toplumları tehdit eden ciddi bir köle isyanı görülmedi. Bunda, olası köle isyanlarına karşı egemenlerin aldıkları yasal ve fiziksel önlemler kadar, kölelerin kendi durumlarını kabullenmiş olması da etken olmuştur.

Örneğin Romalı oyun yazarı Plautus’un “Rudens” adlı oyununda Gripus adlı bir köle, özlemlerini şu sözlerle dile getirir:

«Özgürlüğüme kavuşsaydım önce biraz arazi ev vb. alır ardından köleler edinirdim. Sonra ticarete atılır limandan limana zevk için dolaşırdım. Yeteri kadar ün kazanınca da, büyük bir kent kurar kendi adımı kente verirdim: Grippopolis!»

Hem Helenler hem Romalılar, kölelik kurumunu ayakta tutabilmek amacıyla gerekli tüm yasal düzenlemeyi büyük bir özenle yapmışlardır.

Özellikle Roma Hukuku’nda kölelikle ilgili birçok madde vardır. Onlara göre; kölelik kurumu, insanlığın ortak bir uygulaması olan, “kavimler hukuku” anlamına gelen “jus gentium” ile belirlenmiş bir tür toplumsal olgudur. Hukuk öğrencileri için rehber niteliği taşıyan “Institutiones” adlı kitapta, toplumların insanlığın ortak yasaları yanında kendi yaptığı yasaları uygulayarak ayakta kaldığına değinildikten sonra, şunlar yazılıdır:


“Yasaların kişiler arasında yaptığı temel ayırım şudur: Bir insan ya özgür (libertinus) ya da köledir (servus). Özgür insanların bir bölümü doğuştan (ingenui), bir bölümü de sonradan özgür (libertini)olmuştur.”

Benzer bir Roma yasasında ise, kölelerin neden birer “mal” sayıldığı şöyle açıklanır:

“Özgürlük, insanın silah ya da yasalarla engellenmeksizin istediğini yapabilme yetisidir. Kölelik ise kişinin diğer bir kişiye sahip olmasını sağlayan bir kurumdur. Kölelerin mülk olduğunu belirten sözcük, onların güç kullanarak ele geçmiş olmalarından kaynaklanır.” 

Doulos Helen dilinde, servus da Roma dilinde köle anlamına gelirse de, güncel dilde köleyi anlatmak için Helenler daha çok “pais” sözcüğünü, Romalılar ise “puer” sözcüğünü kullanırdı. Bu sözcükler, her iki dilde de “çocuk” anlamına gelirdi. Böylece bir bakıma aşağılayıcı bir anlamı vurgulamak üzere kullanılırdı.

Helencede “despotes”, Latincede “dominus” olarak anılan efendilerin, köleleri üzerinde kesin bir yetkeleri vardı.

Elbette!... İnsan sahip olduğu malı ne isterse yapar.

Efendinin evinde doğan köle çocuklara Helenlerde kendi dilleri uyarınca “oikogenes”, Latincede ise “verna”, yeni satın alınmış olan acemi bir köleye “novicus”, deneyimli olanlarına ise “veterator” denirdi. Şimdi hepsine “köle” deyip geçiliyor ama o zamanlarda bu bağlamda bir ayırım, belirlemeler vardı.

Kölenin Elde Edilmesi

Antik Çağda köleler çeşitli kaynaklardan elde edilirdi.

Tüm barbar kavimlerin köle olmak üzere yaratıldığına inanan Helenler ile Romalıların en önemli ve ucuz köle kaynağı savaştı.

Savaşta yakalanan kişiler captivitas (savaş tutsağı) sayılırdı. Öldürülebilir ya da hizmetinden yararlanmak için köle olarak kullanılabilirdi.

M.Ö. 3. ve 2. yüzyıllarda Roma’nın askerî alandaki üstünlüğü, kentlerde büyük bir köle nüfusu patlaması yaratmıştı. M.Ö. 58-49 yılları arasında Galyayı ele geçiren Julius Caesar’ın bir milyon savaş tutsağı aldığı, onlara çok gaddar davrandığı, kaleme aldığı “de Bello Gallico” adlı kendi yapıtında yazılıdır.

1. yüzyılda yaşamış, Yahudi dönmesi Josephus adlı bir tarih yazarı, “Yahudi Tarihi” adlı kitabında, İmparator Vespasianus zamanında yapılan Yahudi savaşları sonrasında (66-70) 97 bin Yahudinin köle olarak satıldığını yazmıştır. Sonraları, İmparator Hadrianus zamanında (117-138) güçlükle bastırılan bir Yahudi ayaklanmasının ardından, çok sayıda Yahudinin, Gazze kentinde köle olarak satıldığı belirtilmiştir.

    

Antik Çağdaki bir başka köle edinme kaynağı da korsanlık ve haydutluk idi. Doğu Akdeniz’de zaman zaman Roma donanmasının güçten düşmesine paralel olarak korsanlık artmıştı. Mısır, Rodos ve Kartaca’nın güçten düşmesiyle denizlerde egemenliğini ilân eden korsanlar, Roma’nın bu konuda yaptığı yasaklamalara karşın Delos adasını bir tür köle pazarı konumuna getirmişlerdi Korsanların köle ticaretine soyunmalarının baş nedeni, Roma’nın büyük bir zenginliğe ulaşması ve Romalı yurttaşların köleler için harcayacak çok paralarının olmasıydı.

Korsanlarca tutsak edilerek köle pazarlarında satılan kişiler arasında önemli adlara da rastlanır. Bunlardan biri de, M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış, Kynik felsefenin önemli adlarından Sinoplu Dyogenes’tir. Dyogenes’in, köle pazarında satışa çıkarıldığı sırada alıcılar arasından bir Korintosluyu işaret ederek, satıcı korsana «Beni bu adama sat, çünkü onun bir efendiye ihtiyacı var.» dediği söylenir.

Felsefe tarihçisi Dyogenes Laertius’un bu öyküsünü 2. yüzyıl yazarlarından Aulus Gellius başka türlü anlatır. Onun anlatımına göre; Dyogenes’i köle pazarında satın almak isteyen Korintoslu Kseniades, kendisine hangi konuda uzman olduğunu sormuş ve şu yanıtı almıştı: «Ben özgür insanlara hükmetmesini bilirim,» Bu yanıtı çok beğenen Kseniades, onu satın alıp ardından azat etmiş ve «Çocuklarımı al ve onlara hükmet.» diyerek çocukla-rının eğitimini ona vermişti.

Haydutlarca kaçırılıp köle pazarında satılanlar en çok Klikia, Phyrigia ve benzeri Anadolu kentleri ile Suriye kökenli kişiler arasından seçilirdi. Haydutlar tarafında İyonia ve Aiolia’nın çeşitli kentlerinden kaçırılarak Ephesos ve Side köle pazarlarında satışa çıkarılan eğitimli kişiler, Romalı zenginlerin en büyük paraları ödediği kölelerdi.

    

İmparatorluk döneminde Roma mahkemelerince hırsızlık, soygunculuk, muhbirlik, kutsal değerlere saygısızlık, kundakçılık ve sahtekârlık gibi suçlardan mahkûm edilen kişiler de belli bir süre ya da ömür boyu köle olarak çalıştırılabiliyordu. Bunlara servus poenae (ceza kölesi) deniyordu. Bu tür kölelerin diğerlerinden en önemli farkı şuydu: Çocukları da köle sayılmaz, özgürlüklerini korurdu.

Daha önce de değinmiş olduğumuz üzere; Roma yasaları, şu ya da bu nedenle istenmeyen çocukların ailelerince satılmalarına ya da terk edilmelerine izin veriyordu. Romalıların exposito adını verdiği bu çocuklar, özgür kökenli olduklarını kanıtlayabilirlerse yeniden özgürlüklerine kavuşabilirdi.

Yahudiler ve Hıristiyanlar, paganlarca uygulanan bu çocuk terk etme olaylarına her zaman tepki göstermişlerdir. Bazı Helen kentlerinde, -örneğin Thebai’de- de bu terk etme eylemleri büyük oranda hor görülür, yeri geldiğinde çocuklarını terk edenler ceza alırdı. Romalıların büyük vergi saldıkları Anadolu ve Germania gibi eyaletlerde vergisini ödeyemeyen aileler, çocuklarını köle olmak üzere satışa çıkarırdı. Romalıların eyaletlere koydukları vergiler öyle ağırdı ki, insanlar için köle olarak yaşamak, vergi ödeyen bir uyruk olarak yaşamaktan daha kolaydı.

    

Bir başka köle kaynağı da kişinin borcuna karşılık olarak bedenini rehin göstererek, borcunu ödeyemezse köle olmayı gönül rızası ile kabul etmesiydi.

M.Ö. 8-7. yüzyıllarda Atina’da ekonominin oldukça kötüye gitmesiyle birlikte, borç yüzünden köleleşme uygulamaları hayli artmıştı. Ancak M.Ö. 4. yüzyılda Solon Yasaları ile birlikte Helen sitelerinde borç yüzünden köle olma uygulaması sona erdi. M.Ö. 326 yılında borçluların bir tür ayaklanma gerçekleştirerek Senato binası önünde toplanmasının ardından, Senato, Roma’da borç yüzünden kölelik uygulamasını kaldırdı. Buna karşın, köle olarak alınıp satılanlar dışında, borcundan ötürü efendisinin emrinde karın tokluğuna çalışmaya devam edenler de olurdu.

Efendilerin evinde köle bir ana babadan doğan çocuklar da köle olarak kullanılırdı. Ancak köle kadınların efendilerinden peydahladıkları çocuklar, gene köle olmakla birlikte diğerlerine oranla daha iyi koşullar altında büyütülmüş ve bunlara ötekiler ile aynı olmadıklarını belirtmek üzere “vernae” denmiştir.


Bu noktada duralım… Bundan sonra daha ciddi ve insanlık açısından utanılası bir tarihsel olgu geliyor gündeme: Köle ticareti.




ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2834 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 28, 2010, 01:40:58 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3129 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 29, 2010, 04:46:02 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6900 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 30, 2010, 04:21:06 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2204 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 14, 2010, 12:19:58 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3208 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 16, 2010, 10:37:41 ÖÖ
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
2122 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 19, 2010, 07:26:17 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2397 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 20, 2010, 10:55:14 ÖÖ
Gönderen: ADAM
10 Yanıt
4941 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 27, 2013, 09:50:40 ÖÖ
Gönderen: karahan
7 Yanıt
4104 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 24, 2014, 06:35:30 ÖS
Gönderen: Attis
0 Yanıt
1579 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2016, 04:28:52 ÖÖ
Gönderen: Risus