Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SİYON PROTOKOLLERİNİN KAPSAMI - (EKEİR – 41)  (Okunma sayısı 3347 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 04, 2010, 09:18:53 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





“Siyon Protokolleri” denilen belgeler gözden geçirildiğinde, özetle şöyle bir programın tasarlanmış olduğu görülür:

“Yeni bir dünya düzeni kurmak üzere belli bir grup insan seçilecektir. Bu grup her şeye egemen olacaktır. Yürürlükteki politik rejimlerin bir bölümünün yıkılması için karışıklık ve anarşi çıkarılacaktır. Masonluk ve benzeri kuruluşlar, Batı dünyasının ekonomik, politik ve sosyal kurumlarını ele geçirmek için kullanılacaklardır.”

Aslında belgelerin kapsamında uzun uzun anlatılmakta oluşuna karşın, özetle “Bir grup insan seçilecektir.” sözü bile bu protokollerin Yahudiler ile ilgili olmadığını göstermeye yeter. Çünkü dinsel inançları uyarınca Yahudiler zaten kendilerini “seçilmiş insanlar” olarak görür. Üstelik onlara göre bu seçme, başka insanlarca değil, Tanrı tarafından yapılmıştır.

Yahudilerin “yeni bir dünya düzeni kurmak” gibi bir düşünceleri yoktur; hiçbir zaman da böyle bir emelleri olmamıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru Yahudiler, yalnızca “Vaadedilmiş topraklar” olarak niteledikleri yerde kendi bağımsız devletlerini yine kurmak peşindeydi. Bu amaç doğrultusunda, ekonomik, politik ve sosyal kurumları ele geçirmeye çalışmış oldukları doğrudur ama tarihin hiçbir döneminde “politik rejimleri yıkmak” tarzında bir eylem ya da eğilimleri görülmemiştir.

Prieuré de Sion ise, 20. yüzyıl öncesinde de, sonra da tüm bunları yapmıştır.

“Bazı politik rejimleri yıkmak” sözü özellikle Fransa’yı hedef almaktadır. Çünkü Prieuré de Sion’un ülküsü ancak “monarşi” ve “otokrasi” ile bağdaşır. İsrail’de bir demokratik devlet kurulması da Prieuré de Sion’un ülküsüne yani asıl Siyonizme aykırıdır.

Siyon Protokolleri’nden anlaşıldığına göre, Prieuré de Sion’un tutumu 19. yüzyıl ortalarında yine değişmiştir. Bu kurum, yüz yıl kadar önce terk etmiş olduğu Masonluğu bir kez daha kullanmaya başlamıştır. Bunun gerekçesi de açıktır: 18. yüzyıl ortalarında gerek Kıta Avrupası’nda, gerekse Britanya’da büyük bir karmaşa ve kendi içinde çekişme dönemine giren Masonlukta, 19. yüzyıl ortalarında “tutarlılık” görülmektedir.

Bu belgelerin kapsamında birtakım ilginç terimler de geçmektedir: “Masonik Krallık”, “Siyon kanının kralı” gibi... Gelecekteki “kral”ın Davut’un soyundan olacağı belirtilip “Gerçek papa, Yahudilerin kralıdır.” denmektedir.

Bu sözlere âdeta at gözlüğü takmışçasına tek bir yönden bakan kişiler, bu anlatımları hemen Yahudilik ile bağdaştırıp Masonluğu da Yahudiliğe bağlayıverirler.

Oysa gene bu protokollerde, sözü edilen bu “gerçek papa”nın “uluslararası bir kilisenin babası” niteliğini taşıyacağı da belirtilmektedir. Bir tek bu yaklaşım bile bu protokollerin Yahudilik ile ilgili olmadığını, apaçık bir şekilde “Hıristiyanlık” propagandası yaptıklarını göstermektedir.

Fakat bu, ne Katolik, ne Ortodoks ne Protestan mezheplerinin tarzıdır. Burada gözetilmekte olan, 1. yüzyıldaki özgün Hıristiyanlıktır.

Kendisine “Yahudiler’in kralı” denmiş olan kişi İsa’dır. Aslında İsa hiçbir zaman kendi başına krallık savında bulunmamıştır. Ancak Romalılar onu kendilerine baş kaldıran Yahudilerin önderi olarak yakalayıp, ona “kral” olduğunu söyletip çarmıha gerdirmişlerdir. Bu olay İncil’de şöyle anlatılır:

«Romalılar Yahudilere “Kralınız kimdir?” diye sordular, ve Yahudiler de cevap verip “İşte odur, Nasıralı İsa” dediler.»
Nitekim sonrası şöyle sürer:

«Pilatus “Sen Yahudilerin kralı mısın?” diye ona sordu, ve İsa ona cevap verip “Söylediğin gibidir.”  dedi.»

İncil’e göre, İsa Davut’un soyundandır yani kral ailesinden gelmedir. İsrailoğullarının 12 kabilesinden biri olan Benjamin kabilesi ise Kudüs’ün asıl sahibidir. Bir iddiaya vce belgeleri gösterilerek ileri sürüldüğüne göre, bir zamanlar Batı Avrupa’da hüküm sürmüş olan Merovenjler, Benjamin soyundan gelir. Bir diğer deyişle Merovenjler hem İsa ile dolaylı hısım olur hem de Kudüs’ün asıl sahipleridir.

Şu halde Siyon Protokolleri’nin belirttiği şey şudur: «Dünya krallığı da papalık da Merovenjlerin ve bu soydan gelenlerin hakkıdır.»

Bunları niçin anlattım?... Bunların belki “Masonluk” ile genelde bir ilgisi kurulabilir fakat “Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’ile ne ilgisi var?

İşin ilginç yanı, tüm bu anlattıklarımın bu başlık konusuyla olan ilgisi, genelde Masonluk ile olan ilgisinden çok daha belirgindir.

Siyon Protokolleri şöyle bir sözle son bulur:

“Siyonun 33. derece temsilcilerince imzalanmıştır.”

Bu konuya girdiğimizden beri zihinlere şöyle bir soru takılmış olabilir:

Bu belgelere niçin “protokol” denilmiş?

İşte bu yüzden... Bu belgeler bir “bildirge” değildir. En az iki ayrı kurumun temsilcilerince kabul edilerek imzalanmış bir anlaşmadır.

Siyonun 33. derece temsilcileri...

Böyle bir deyişin ne Yahudiler ile ne de “Yahudiler’in politik ülküsü” biçiminde yanlış tanımlanan Siyonizm ile bir ilgisi vardır.

Bu deyiş, açıkça Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti ile bağlantılıdır.

Demek oluyor ki, 19. yüzyılın ikinci yarısında bir tarihte, Prieuré de Sion’un “ileri gelenleri” ile Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 33. derecesinde bulunan kimi masonlar arasında bir toplantı yapılmıştır. Siyon Protokolleri, bu toplantının sonucunda varılmış olan anlaşmayı yansıtır.

Bunun için yalnızca Fransa Yüksek Konseyi (Suprême Conseil de France) üyesi olan kimi 33. derecedeki masonlar mı sorumludur?... Bir diğer deyişle, o tarihte bu masonlar salt “bireysel” bir girişimde mi bulunmuştur?... Yoksa Fransa Yüksek Konseyi de bu işe karışmış ve kimi üyelerini böyle bir toplantıya katılıp böyle bir protokol imzalamak üzere yetkilendirmiş midir?

Bir adım daha ileri gidecek olursak, bu anlaşmayı Fransa Yüksek Konseyi boyutunda bırakmayıp, 1875 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde toplanmış olan “Yüksek Konseyler Konvanı” ile de bağdaştırabilir miyiz?

Yoksa tüm bunlar yanlış yorumlar mıdır?.. Nasıl kimi meslek sahipleri her nerede olurlarsa olsunlar “Dr.” gibi, “Prof.” gibi, “Av.” gibi, “Y.Müh.” gibi unvan kısaltmalarını adlarının başında kullanırlarsa, birçok yüksek konsey üyesi masonun da herhangi bir masonik belgede geçen adının sonuna “33.o” diye bir unvan kısaltmasını ekleyişinin âdeta gelenekselleşmiş olduğunu göz önünde tutarak; Siyon Protokolleri’ni de Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 33. derecesindeki kimi masonların yalnızca bireysel olarak imzalamış olduklarını düşünmek daha mı doğrudur?

Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 1786 tarihli olduğu benimsenen özgün anayasası  uyarınca, (bu arnayasa aslında sonradan düzenlenmiş olsa bile) 33. ve sonuncu derecedeki masonların yetkileri göz önünde tutulacak olursa; Fransa Yüksek Konseyi’nin üyesi olan kimi masonların Prieuré de Sion’un ileri gelenleriyle birlikte bu protokolleri düzenleyip imzalarken, kendilerine tanınmış olan yetkiyi kendilerince yorumlayıp kullanarak davrandıkları da düşünülebilir.

Acaba 1875 tarihli Lozan Konvanı’nda yapılan anayasa değişikliğiyle, Yüksek Konsey üyelerinin ritin 1786 tarihli olduğu benimsenen özgün anayasasında belirtilmiş olan yetkilerinden bazılarının kaldırılması, kimi 33. derecedeki masonların bu yetkileri böylesine yanlış ve sakıncalı bir biçimde kullanmış olmalarından mı kaynaklanmıştır?

Siyon Protokolleri’nin kapsamında Masonluğun politik amaçlar doğrultusunda kullanılacağının yazılmasını, sonra da bunların açıkça Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin en yüksek derecesinde bulunan yetkili bir mason niteliği belirtilerek imzalanmış olmasını, günümüzün anlayışı bakımından çok yanlış, hatta çok sakıncalı bir davranış olarak niteleyebiliriz. Böylelikle, sonradan Masonluğa karşıt (antimasonik) girişimlerde bulunacak olanların eline -iddialarının bir kanıtı olsa da olmasa da- konuyu iyi bilmeyenlerin kolaylıkla kapılıverecekleri bir somut belge verilmiş olmaktadır.

Papa 12. Léon’un 1884 yılında yayımladığı “Humanum Genus” başlıklı bildirgesinde, Masonluğa çok ağır yüklenmelerde ve suçlamalarda bulunuşu boşuna değildir.

Bu protokoller, başta ünlü Anütisemitist Schwarz Bostunitsch olmak üzere, Masonluğa karşıt girişimlerde bulunmuş olanların birçoğunca kullanılmıştır. Hele Türkiye’de Yahudilik ile Masonluğu birbirlerine bağlamaya pek meraklı olan mason karşıtları, Batı ülkelerindeki bu suçlamalardan çok yararlanmıştır.

Başta Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti olmak üzere, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Masonluk, Prieuré de Sion adlı gizli kurumun emellerine âlet edilmiştir.

Kimileri bu olguyu “Yahudilere âlet olmak” diye nitelendirmişse de, aslında böyle bir şey yoktur.

Daüha önce bir ara Yahudilerin de 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında kendi politik ülkülerinin peşinde koşarlarken, bir çıkar kaygısıyla Prieuré de Sion ile iş birliği eder duruma düşmüş olduklarını belirtmiştim. Fakat bundan ötürü bir genelleme yaparak Yahudileri küçük görmek ya da onların da masonlar gibi aldatılmış olduklarını söylemek pek doğru sayılmaz.

Çünkü bu tutum Yahudilerin bir bakıma işine gelmiştir. Öyle ki; 20. yüzyılın ilk yarısındaki gelişimler sonucunda günümüzdeki olguya bakarsak, Yahudilerin politik ülkülerinin -tümüyle olmasa bile- gerçekleşmiş bulunduğunu fakat Prieuré de Sion’un amaçlarına ulaşamadığını, üstelik şimdi artık bunun çok daha zorlaşmış olduğunu görürüz.




Bu açıklamaları yaptıktan sonra iş Siyon Protokolleri’ni kimin imzalamış olduğuna yani o 33. derecedeki kişilerin kimliğine geliyor. Onu da izleyen yazıya bırakıyorum.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
6740 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 11:00:38 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
5241 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 24, 2009, 11:55:12 ös
Gönderen: ozak1977
2 Yanıt
3550 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 30, 2009, 01:12:50 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6208 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 13, 2010, 08:54:06 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4511 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 21, 2010, 10:30:45 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4474 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2010, 12:01:23 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3276 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 05, 2010, 08:14:46 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1978 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 07, 2010, 09:21:27 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2482 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 08, 2010, 09:36:15 öö
Gönderen: ADAM
5 Yanıt
10147 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 09, 2010, 06:25:01 ös
Gönderen: aashooter