Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ENGİZİSYON -3  (Okunma sayısı 2870 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 25, 2010, 06:01:55 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





Engizitörler, soruşturma tamamlandıktan sonra üst düzeydeki papazların ve diğer ileri gelen kişilerin görüşüne başvururdu. Duruşma, 2-20 kişiden oluşan ve sorguya katılma hakkı olan sivillerden oluşan bir jüri önünde yapılırdı ama bu jüri görüşünü belirtse bile karara karışamazdı.

Engizisyonun bir de seçilmiş sivillerden, hukukçulardan, kilise adamlarından oluşan 40 kişilik bir özel konseyi vardı. Duruşma tutanakları bu özel konseye verilir, onlar da görüşlerini bildirirdi.

Son ve kesin kararı yargıç verirdi; konseyin kararında değişiklik de yapabilirdi.

Herkese açık olan duruşma boyunca yargının sonunda bir tören yapılırdı. Genellikle bir Pazar günleri yapılan bu törende, din adamları ile kamu görevlileri bir araya gelir, buna başkaları da katılabilirdi.

Suçlu, halkın iyice görebilmesi için, büyük bir alanda ya da kilise önünden geçen yolda teşhir edilirdi. Baş engizitör bir vaaz verir, itiraf etmek isteyen ve inçlılığını açıklamak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla ara sıra durur, beklerdi. Suçlular ise dizleri üstüne çökerek dua eder ve pişman olduklarını belirtirlerse, cezanın hafifletilmesi yoluna gidilebilirdi.

Daha önce belirtmiş oldum üzere; verilen ceza kararının uygulanması devlet güçlerine bırakılmıştı. Bunu ne engizitörler ne de Kilise üstlenmişti.

Verilen cezalar, çoğunlukla, suçlunun mallarına el konulması, geçici ya da yaşam boyu hapis, seyrek olarak da idamdı. Zorla hacca gitmek de verilen cezalar arasındaydı. Diri diri yanmaktan korkanların isteği üzerine suçlu önce boğulur sonra ateşe atılırdı. Yanmanın daha kolay olmasını sağlamak için de suçlunun bedeni yağlanırdı.

Yakılma sırasında papaya, dine, İsa’ya küfür eden suçlular olurdu. Bu nedenle sonraki yıllarda Kilise, yakılacak kişilerin ateşe atılmadan önce dillerinin kerpetenle koparılmasını buyurdu.

İlerleyen yıllarda, doğrudan ateşe atmak yerine hafif ateşte yavaş yavaş kızartarak idam yönteminin uygulanmasına başlandı.

İşkence ya da ölüm korkusu altında dine dönüş yapan sapkınların salıverilmesi kesinlikle söz konusu olamazdı. Hücreye kapatılma cezasından kurtuluş yoktu onlar için. Bunlardan kimilerinin dışarıyla temas kurmasına, jimnastik yapmasına hatta ailesinden biriyle görüşmesine izin verilirdi üama pek enderdi bu şanslılar.

Suçlu bir din adamı ise manastıra kapatılır, orada sert bir denetim altında tutulurdu.

Suçlu olduğu kesinleşen kişi cezasını çekmeden önce ölmüşse, cesedi yakılır hatta duruşma bitmeden ölüp gömülmüşse cesedi mezar çıkarılarak yakılır, ardında bıraktığı bir miras varsa el konurdu.

Engizisyon mahkûmlarına verilen cezalar arasında utanç verici bazı işaretleri taşımak da vardı. Sarı keçeden yapılmış 2,5 karış uzunluğunda, yaklaşık 4 cm genişliğinde şeritlerle yapılmış haç biçimindeki işareti giysilerinin üstüne takmak zorundaydılar. Birisi sırtta diğeri göğüs üzerine taşınan bu haçlar ile dolaşan kişiler, yolda dindar Hıristiyanlarca aşağılanır ve tükürük yağmuruna tutulurdu.

Kırbaçlanma da önemli bir ceza idi. Ancak bu iş öyle sıradan yapılmazdı; ritüelik bir yöntemi vardı. Suçlu, yalınayak, sırtında bir gömlek, kendi elinde az sonra sırtına inecek olan kırbacı taşıyarak kiliseye getirilirdi. Törensel bir âyinin, genellikle bir vaazın ardından kırbacı kendisini kırbaçlayacak olan rahibin eline verirdi. Kırbaçlanmanın ardından, âyin alayı içinde tüm kasaba ya da kenti dolaşırdı. Son durakta bir kez daha kırbaçlanır, ardından Kilise’ye karşı işlediği suçtan ötürü bu cezayı hak ettiğini kendisini izleyen herkesin önünde itiraf ederdi.

Engizisyon cezaları arasında Papa 3. Innocentus’un 1226 yılında yayınladığı bir bildirgeyle yürürlüğe konmuş olan bir uygulama daha vardı: Sapkınların evleri ile barınaklarının yıkılması. Hatta Papa daha da ileri giderek, o evlere bitişik olanların da yıkılmasını buyurmuştu. Ancak engizitörler bu uygulamadan pek hoşnut değildi doğrusu. El konulduktan sonra satılarak gelir getirebilecek bu yapıları boşu boşuna yıkmak istemiyorlardı ama çaresi yok.

Engizisyon, Britanya dışında tüm Avrupa’da sonraları da İspanyollar tarafından Güney Amerika sömürgelerinde yüzyıllarca uygulandı. 16. yüzyıldan sonra, Katoluk kilisesi’nin Protestanlara karşı süren didişmesi krallık mahkemelerine bırakılınca, Fransa’da Engizisyonun varlığı artık sadece kağıt üzerinde kadı ve 18. yüzyıl başlarında tümüyle kaldırıldı.

İspanya’daki ilk Engizisyon sistemi, 1478 yılında Katolik krallar zamanında kurulmuştu. İlk Engizisyon mahkemesi, 1481 yılında Andalucia’da (Endülüs’te) çalışmaya başlamıştı. Papalık, 1483-1498 yılları arasında özellikle Thomas de Torquemeda’nın baş engizitör olduğu dönemde İspanya’da iğrençleşen, aşırılaşan uygulamaları yumuşatmak için hayli çaba harcadı ama İspanyol engizitörlere söz geçiremedi. Sonunda İspanyol engizisyonu Avrupa’nın diğer bölgelerinden farklı, başlı başına bir iğrençlik örneği oldu.

Şunu da bilmek gerek:

Orta Çağda, aykırı sayılan türden bir inanç taşıyan kişiler, salt dinsel bakımdan değil, başka her konuda olağandan ve olması gerekenden farklı düşünen, toplum düzenini yıkmayı amaçlayan bir bozguncu, bir tür devrimci olarak kabul edilirdi. Bu bakımdan, aslında Engizisyonu kuran ve yöneten Kilise olmakla birlikte, onu besleyen, Orta Çağın her yere sinmiş olan dinsel havasıdır.

1227-1493 yılları arasında daha arı bir Hıristiyan ülküsü uğruna Engizisyona kurban gidenlerin sayısı, Antik Çağda Roma kovuşturmalarına kurban gidenlerin sayısından kat kat fazladır. Üstelik Engizisyonun geliştirdiği işkencelerin yanında Romalıların yöntemleri pek basit hatta çok daha insancı görünür.

Engizisyon, Orta Çağda Hıristiyanlığı temelinden sarsan akımları kurutmuş, Batı Hıristiyanlığının parçalanmasını en az 300 yıl ertelemeyi başarmıştır. Engizisyonun işkence ve kovuşturmalarını eleştirip, biraz daha hoşgörülü olunmasını öneren, ölüm cezasını onaylamayan üç beş düşünürden fazlası da ortaya çıkmamıştır. Kolay mıydı Engizisyona kafa tutmak!...

Gücünü ve etkilerini Rönesans sonrasında da sürdüren Engizisyon mahkemeleri, Giordano Bruno ve daha nice düşünürleri odun ateşi üzerinde kızartarak yakarken, Bruno benzerlerinin yok olmasını sağlamak emelindeydi.

Ancak onlara yok etmek şöyle dursun, hatta azaltmak bile bir yana, daha nice Brunoların çıkacağını hiç hesaba katmamıştı. Yüzyıllarca düşünen ve insanlığa yarar sağlamaya çalışanları, bu arada bir de bilgisiz zavallıları işkencelerle öldürerek, bilimi ve insan aklını sindirme yoluna gittiler. Buna karşın bırakın durdurulabilmesini, aksine hızla gelişen insan aklı ve bilim, dinin Engizisyonda kendini somutlaştırmış kaba gücünün hiçbir zaman başarı sağlayamayacağını açık biçimde kanıtladı.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Mart 22, 2016, 07:54:18 öö
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 77

Sayın ADAM’a engizisyon serisi için teşekkür ederim.
Engizisyon, şüphesiz, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en acımasız yargı sistemlerinden biri. Bu vesileyle değinmek istediğim bir nokta var: Tarihsel aktarım bir zaman sonra, yaşananların tümüyle geçmişte kaldığı, bugün artık dünkünden başka bir gerçeklik zemininde yaşadığımız yanılsamasına yol açabiliyor; bu yolla Amerikan sinemasının da sıklıkla başvurduğu türden bir günah çıkarma-aklanma düzeneği gelişiyor. O yüzden bu ve benzer gerçekleri değerlendirirken muhakkak günümüzdeki yansımasıyla, türlü karşılıklarıyla dolaylı bir bağ kurulması gerektiği inancındayım. Yazar ya da okur olarak.
Demem o ki “engizisyon” kendisinden önce de bir şekilde vardı, kendisinden sonra da bir şekilde sürmekte. Bir şekilde; yani tıpatıp değil, birbirinden farklı biçimlerde…
Ezcümle, "öteki" olana yargı her dinde, her mezhepte, insanın olduğu her yerde aynı karanlık kökten besleniyor.
Sezen Aksu’nun bir şarkısında dile getirdiği gibi: “Kulların kullara ettiğini etmiyor en zalim harı ateşin.”


Mart 22, 2016, 09:10:04 ös
Yanıtla #2

Aydın kesimler,kademeli olarak, din adamlarını itibarsızlaştırmasalardı; Bu gün bu olaylar hala yaşanıyor olabilirdi."Cocuk istismarcısı" oldukları iddası, cok gerekli ve yerin de bir yaftadır.Ailelerin kiliselerden uzaklaşması sağlanmıştır.Bir dönem Türkiye'de de buna benzer yöntemler uygulanmıştır; Hala da denemeler oluyor.

Saygılar
Sen Özelsin


Mart 22, 2016, 09:18:13 ös
Yanıtla #3
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 233
  • Cinsiyet: Bay

Benim dünya üzerinde en çok korktuğum canlılar din adamları. Şaka olsun diye söylemiyorum gerçekten korkuyorum. Çünkü inancı kendi tekellerine alma ve korkunç yollara sokma imkanları var. Etrafımızda olup bitenler, özellikle ortadoğu tarihi bunun büyük bir örneği.
« Son Düzenleme: Mart 22, 2016, 09:23:00 ös Gönderen: kurt »
“Tehlikeli bir dönemde yaşıyoruz, insan kendine hükmetmeyi öğrenmeden doğaya hükmetmeyi öğrendi.” Albert Schweitzer


Mart 24, 2016, 12:38:04 öö
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

"(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir)."

Yasin 21
''Kızıl elmada buluşalım''


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
2891 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 21, 2016, 04:31:26 ös
Gönderen: kurt
0 Yanıt
1365 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 24, 2010, 12:20:22 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3076 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2012, 02:04:32 ös
Gönderen: karahan