Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Orta Çağda Yahudiler Üzerindeki Baskılar – 6 (Son)  (Okunma sayısı 2226 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 12, 2010, 01:33:51 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Kimileriniz bu başlık altındaki yazılarımı dikkatle, ilgiyle izledi; kimileriniz âdeta sinir küpü olarak şöyle bir göz gezdirdi. İşte bitiyor. Bu son. Ancak bitirirken, Solomon İbn Verga’nın 16. yüzyılda yayınlanmış bir belgesindeki anlatılarına yer vereceğim. Benim açımdan bunun bir gerekçesi var. Onu ise bu yazımın sonunda belirteceğim.



Solomon ibn Verga’nın anlattıkları belki doğrudur belki de uydurma… Ancak hangisi olursa olsun, Orta Çağın artık sona ermiş ve Yeni Çağa geçiş döneminin başlamış olduğu yıllarda Batı’da Yahudilere yönelik Hıristiyan tutumu İslâm tutum ile arasındaki farkla bağlantılı temel bir Yahudi kavrayışını yansıtır. Solomon İbn Verga, bu öyküyü kendisinin oluşturmadığını. Fransa’da eline geçmiş bir belgede okuduğunu söyler.

Bu öykü, bir Yahudiyi Pesah Bayramı arifesinde bir Hıristiyanı öldürmekle suçlayan diğer iki Hıristiyan ile ilgilidir. Yahudiyi suçlayan Hıristiyanı dinleyen kral, bu suçlamayı ciddiye almaz. Buna cannları sıkılan Hıristiyanlar, halkın desteğini almaya girişir.

İki tanık gelir. Borç para almak üzere Yahudinin evine gittiklerini, orada elinde kanlı bir bıçakla odadan çıkan Yahudiyi gördüklerini anlatırlar.

Kralın huzuruna çıkarılan Yahudi, dinlerinin töresine uygun olarak kümes hayvanı kesmek için bıçak kullandığını ileri sürer. Buna karşın, kralın emriyle yasal işkenceye sokulur. (O tarihlerde suçlanan bir kişiye suçunu itiraf ettirebilmek için işkencenin yasal olduğunu anımsayalım.)

Yahudi, işkence altında, önde gelen beş Yahudinin kendisiyle işbirliği yapıp suça iştirak ettiğini söyleyerek, cinayetini itiraf eder.

Hepsi tutuklanır. Fakat diğer beş Yahudi, krala, kendi hukukunun üçüncü şahıslara ilişkin işkenceyle alınmış tanıklığa izin vermediğini anımsatarak, kendileri için  bir çıkış yolu bulurlar.

Bu duruşmaların yapıldığı sırada sarayda bir de Müslüman elçi bulunmaktadır.

Kral Müslüman elçiye sorar: «Böyle bir şey sizin ülkenizde olsa ne yapardınız?»

Müslüman elçi şu yanıtı verir: «Böylesine çocukça, üstelik ne akılcı düşüncede ne dinde temeli bulunan sorunlarla aşağılanmayan yöneticilerimiz sayesinde biz böyle bir şey ne gördük ne de duyduk. Hıristiyan yönetimine bağlıyken bir Yahudi bir Hıristiyanı nasıl öldürmeye cüret edebilir? Başka tür akıl dışı, aşağılık işlere heves etseler de, dünyadaki hiçbir halkın insan kanıyla kurban kesmek gibi tiksindirici bir iş yaptığını hiç duymadık. Böyle bir şey kimsenin başına gelmez; çünkü insan aklına tümüyle aykırıdır. Siz kendi toprağınızda ve saraylarınızda inanılması güç şeylere inanıyorsunuz.»

Kral buna kızıp şöyle der: «Fakat suçlu itiraf etti. Hukuka göre başka ne yapabilirim? Kendisi itiraf etmişse, akıl dışı olması neye yarar?»

Müslüman elçi şu yanıtı verir: «Bizim ülkemizde işkenceyle alınmış bir itiraf, başka kanıtlarla desteklendiğinde bir özür olarak işe yarar fakat tek başına karar vermeye yetmez.»

Orada hazır bulunan Hıristiyanlardan biri Müslüman elçiye şöyle der: «Efendim, sizin ülkede bu yoksa, bunun nedeni Yahudilerin Müslümanlara yönelik karın ağrılarının bulunmamasıdır. Fakat İsa nedeniyle, Hıristiyanlara yönelik bir karın ağrıları vardır. Bir Hıristiyanı alıp ona İsa adını vermelerinin ve öç almak için kanını içmelerinin nedeni budur.»

Yalan söylenildiğinden iyice emin olan Müslüman elçi, Hıristiyanların bu konudaki mantığını sorgular: «Sizin inancınıza göre İsa’yı Yahudiler öldürmüş. Oysa bizim inancımıza göre göğe çıkan İsa’yı Yahudiler öldürmedi. Sizin Yahudileri neden cezalandırdığınızı anlamıyorum. İntikam almak isteseydi bunu İsa, babası olduğunu söylediğiniz Tanrı’dan isterdi, sizden değil! Bizi böylesine yalanlardan ayırıp gerçeğe inananlar arasına koyan Allah’a şükürler olsun.»

Hıristiyanlar şöyle karşılık verir: «İsa’nın, Yahudilerden öç almaya çalışması gerekirdi diyorsunuz. Zaten aldı! Gerçek yaşamları bunu kanıtlıyor. İsa’nın kanının öcü değilse, neden sürgünde yaşıyorlar? Neden her biri bir yana dağılmış durumda?»

Müslüman elçinin yanıtı şöyle olur: «Eğer Baba, kendi oğlu adına böyle bir öç alıyorsa, Yahudiler, ikinci bir bedel için yeni bir öç mü alıyor? Bu abestir. Üstelik Allah Yahudileri cezalandırıyorsa, neden ayrı bir adalet peşinde koşuyorsunuz? Her neyse, ben buraya Yahudileri kurtarmaya gelmedim çünkü benim din kardeşlerim değiller. Benim memleketlimden de değiller ve bazı peygamberlere ne yaptıklarını bildiğim için onları sevmem de... Kral bu konudaki düşüncemi sorduğu için söyledim.»

Öykünün sonrasında Hıristiyan halk, Yahudiyi ve sözde suç ortaklarını suçlarını işlerken gördüklerini söyleyen yeni “yalancı tanıklar” bulur. Sonunda sözde suç ortakları ilâhi bir mucizeyle kurtulur; suçlanan Yahudi ise, evine cesedi atan kişileri gördüğünü söyleyen yeni Hıristiyan tanıklar bulununca cezadan kurtulur. Ona haksız öve yalan bir suçlama yönelten Hıristiyan yargılanır;  suçlu bulunur; el ve ayakları kesilir.

Öykü özetle bu kadar.

Solomon İbn Verga, Yahudilere yönelik Hıristiyan tutum ile İslâmi tutum karşıtlığının farkındadır. Hıristiyanlar, akıl dışı bir şekilde Yahudilerin İsa’yı temsil eden kurbanın kanını akıtarak ritüelik cinayet canlandırdıklarına inanır. İslâm’ın bu konudaki görüşü ise çok farklıdır. Yahudilerin, İsa nedeniyle Hıristiyanlara yönelik olduğu gibi Müslümanlara yönelik karın ağrıları yoktur. Dahası, Fransa kralının sarayını ziyaret eden Solomon İbn Verga’nın Müslüman elçisi tarafından temsil edilen İslâm, Yahudilerle bağlantılı akıl dışı varsayımlardan uzak durur. Oysa Hıristiyanlık, kendi inançlılarını böyle bir düşünceye yöneltir.
Müslüman, Yahudileri sevmediğini belirttiği halde, İslâm dünyasında ritüelik cinayet suçlaması gibi şeylerin bulunmadığını ortaya koyar.

Hıristiyanlığa ve Museviliğe karşı İslâm inancının gerçekliğini savunan 13. yüzyıl Müslüman polemikçisi El-Kerafî, Hıristiyanlığın ahlâkî düşkünlüğünü göstermek isterken, Avrupa’daki Yahudilere karşı estirilen çılgınca şiddeti şöyle yerer: “Frenk kentlerinde, piskoposların ahaliye «Yahudiler sizin dininizi çaldılar, yine de sizin topraklarınızda sizinle birlikte yaşıyorlar» dediği yılın üç günü vardır. Bu sözler üzerine ahali, Yahudi aramak için sokaklara dökülür, bulduklarını öldürürler. Sonra girebildikleri evi yağma ederler.”

Bu Müslüman entelektüelin, Hıristiyan topraklardaki Yahudilere karşı toplu şiddeti onaylamaması, Orta Çağ İslâmında aynı çağın Hıristiyanlığında olmayan “öteki”ne karşı “daha uygar” bir yaklaşım olduğunu göstermez mi?

Solomon İbn Verga’nın öyküsünde Müslüman elçiyle konuşan Hıristiyanlardan biri, Yahudilerin Tanrı katili suçunun klasik bir kanıtını sunar: “Sürgünde yaşıyorlar. Her biri biryana dağılmış, ufalmış, ezilmiş durumdalar.” (Burada sürgün karşılığında özgün olarak “galut” sözcüğü geçiyor.)

Bir Kutsal Kitap sözcüğü olan galut, ana yurttan yabancı bir yere kovulma anlamına geliyordu. İsrailoğullarının sürgün edildiği yeri de anlatıyordu. Örneğin galut Bavel, “Babil sürgünü” demekti. Orta Çağa gelindiğinde bu sözcük sürgünde yaşama durumunu, dolayısıyla “sürgün baskısı”nı kapsayan bir terim olmaya dönüştü; edebiyat sanatçılarının, şairlerin dillerinde çokça yer aldı.




Bu yazı dizisinin bu son bölümüyle bağlantılı olarak size bir gerekçeden söz etmiştim. Farkında mısınız bilmem, bu yazı dizisinin başından bu yana İberya Yahudilerini yani Sefaradları hep bir yana bıraktım ve onlardan hemen hiç söz etmedim. Avrupa’daki Hıristiyan-Yahudi çekişmeleri bağlamında, baskı, kıyım, zulüm, kovma, anlatılarıyla, kan ve nefret kokan Orta Çağ üzerine bir dolu anlatıda bulunarak içinizi kararttım. Ancak İberya’ya uzansaydık, aynı dönemlerde orada durumun hiç de öyle olmadığını, insanca yaşamın, hoşgörünün ağır bastığını görecektik. Bu nedenle ben şimdi kendi kendime şöyle derim: «Bu iş böyle kalmaz. Bir de Endülüs’ü anlatmalısın.»-

Olur. Anlatayım. Ancak şimdi, tam bu sırada ilginç bir duruma girdik. Ramazan…

Şimdilerde basın ve medya hep İslâm’dan söz ediyor. İslâm dini ile bağlantılı CD ve kitap dağıtımı da yapıyorlar. Üstelik bunların çoğu bedelsiz. Propaganda mı? Hayır, İslâm’ın propagandaya gereksinmesi yok. Daha iyi anlatılmaya gereksinmesi var, o ayrı. Çünkü çok noksan hatta yanlış anlatılmış ve anlatılıyor. Sayın Ceycet, bu konuda çok değerli aktarımlarda bulunuyor forumda. Gazetelerin yaptığı, İslâm’ı kendi promosyonları için kullanmaktan başka bir şey değil. Daha birçok diğer örnek gibi onlar da dini kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor.

Şimdi ben de Endülüs’e geçmeden önce İslâm dininin kuruluş ve gelişme aşamalarından söz edersem, aynı şeyi mi yapmış olurum? Sanmam. Endülüs zaten bir İslâm uygarlığıdır. Ancak İslâm dini önce doğmuş olmalıdır ki o uygarlık da doğabilsin. Benimki sadece bu konunun akışı bakımından bir erteleme ya da kronolojiye bağlı olarak anlatım sıralamasının değişikliği.

Elbette o konu, kendiliği gereği forumun “İslâm” genel bölümünde olacak.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 12, 2010, 02:33:24 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Din adına,aynı Tanrı'ya inandığını iddia eden yobazların,kendileri gibi insan olan başka canlılara reva gördükleri uygulamaları ibretle okuduk.

Vahşetin sebebi başka bir dine mensup olmak...İyi de Tanrı aynı.Aynı Tanrı'ya inandığı halde,onunla olan ilişkisinde kullandığı yöntemler farklı olduğu için birbaşka insanın katledilmesini haklı görmektense,dinsiz olmak daha makul değil mi?...

Bence,Tanrı'da bu tercihi daha makul kabul eder.


Saygılar
Ben"O"yum,"O"ben değil...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3103 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 09, 2010, 02:47:23 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2087 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 14, 2010, 01:29:45 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1895 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 16, 2010, 08:53:42 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
2822 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 18, 2010, 01:01:59 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2531 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 18, 2010, 03:28:49 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1831 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 06, 2010, 01:48:30 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1790 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 07, 2010, 09:58:39 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2701 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 09, 2010, 11:03:50 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1591 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 10, 2010, 11:38:22 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1898 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 11, 2010, 01:02:02 ÖS
Gönderen: ADAM