Masonlar.org - Harici Forumu

 

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10
1
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: midyad Şubat 08, 2026, 12:26:31 ös »
Bu baslikta son gunlerde yazilanlari ilgiyle okudum.

Acikcasi yazilanlarin kendisinden cok, olusan hava dikkatimi cekti.

Sanki burada iki farkli yerden konusuluyor gibi geldi bana.

Bir tarafta Masonlugun bireysel tekamul, erdem, semboller ve icsel yolculuk boyutu var. Zaten yillardir yapilan tanimlar da cogunlukla bu yonde.

Ama bir yandan da, daha guncel ve belki de daha zor bir soru kendini hissettiriyor gibi:

Mason, yasadigi cag ile iliskisini nasil kurar?

Belki de hissedilen gerilim tam bu iki yerin birbirine degdigi noktada ortaya cikti.

Konusulan sey semboller ya da uslub gibi gorunse de, altta daha derin bir soru dolasiyor olabilir diye dusundum.

Masonluk sadece bireysel tekamulun yolumudur? Yoksa bireyin tekamulu, yasadigi zaman ve toplumla kurdugu iliskiyi de beraberinde getirir mi?

Bu sorularin net cevaplari olmayabilir. Zaten mesele cevap bulmak degil gibi geliyor bana. Belki de mesele, bu sorularin sakince dusunulmesi.

Masonlugun gucu bence: Zor sorular karsisinda hemen savunmaya gecmeden dusunebilmekte.

Saygi ile,
 
2
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: ANARCHOSA Şubat 05, 2026, 12:43:47 ös »
Zerre faideli olmadınız belli ki sizin için yazılmış yazım.

Sayın Trancendental tutum ve cevaplarımıza dikkat edelim, Masonluğun konuşulduğu bir yerde nezaketten uzak bu tarzda cevaplar yakışıksızdır 

Benzeri durumlarda üyeliğinizin engelleneceğini bildirmek isterim.

Sayın Novayst size yakışır şekilde konuyu devam ettirmemenizi dilerim. Söz, dinlemeye açık kulaklara seslenir!
3
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Şubat 03, 2026, 08:10:53 öö »
Zerre faideli olmadınız belli ki sizin için yazılmış yazım.
4
Inanc Uzerine / Ynt: Mekke Allah'ın evi değildir ...
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Şubat 03, 2026, 08:05:22 öö »
Ayrıca eski Türkiye'nin sosyo kültürel bir"kendini tatmin" ikonlarından birine dönüşen bahsi geçen şahısın herhangi bir master, doktora veya doktora sonrası bir eğitimi yoktur. Akademik bir ünvanı hiç yoktur.
Anlayacağınız muhteremler, akıllı kültürlü ve onurlu yaşamak isteyen bir avuç  biz insanların sığınacağı hiçbir mahalle yoktur. Al birini vur ötekine.
5
Inanc Uzerine / Ynt: Mekke Allah'ın evi değildir ...
« Son Gönderilen: Gönderen: Alşah Şubat 01, 2026, 11:13:09 ös »
      Değerli form uyeleri, yukarıdaki metni yazarken telefondan kaynaklanan bir kaç hata olmuştur. Sondan 5. Satırda  (RESİM) diye yazılan ibare (RECM) olacaktır.
        Özür dilerim.
         Saygılarımla.
6
Inanc Uzerine / Ynt: Mekke Allah'ın evi değildir ...
« Son Gönderilen: Gönderen: Alşah Şubat 01, 2026, 11:01:40 ös »
   Bu konuda geçmişte bazı paylaşımlarda bulunmuştum. Sayın Transcendental'ın bu çok değerli paylaşımına aynen katılıyorum. 
    Söz konusu din olduğunda genel olarak geçmişte uygulanan ve fakat hiç bir dayanağı olmayan hurafeler akla gelmektedir. Özellikle dinimizi, İslamiyeti biraz incelersek, HURAFELERİN dinin önüne geçmiş olduğunu görürüz. Yani kitapta yazılı  olanları değil hiç bir mantıklı açıklaması olmayan tamamen uydurulmuş safsataların din diye uygulandığını görürsünüz.
    Ne yazık ki, İslamiyetin hakim olduğu coğrafyalarda genellikle eğitimsiz, gelişime kapalı coğrafyalarda. Maalesef ülkemiz de bu coğrafyalarda biridir.
     Şimdi bakınız, ülkemizde dini ön plana çıkaranlardanım kaç tanesi semavi dinlere ait kutsal kabul edilen kitapları gereği gibi (Yani korkmadan) okumuştur.  Kaç tanesi bu kitapları karşılaştırarak mukayeselerini yapmıştır.
     Bence bunu yapanlar ve gerçeği görenler olmuştur tabi, ama hangisi çıkışta gerçeği soyleyebilmistir. Soyleyemezler. Söylemezler. Çünkü,  hurafenin dine yerleştirdiği (Katli Vacip) hükmü vardır. Bir kısmı da halkın bilinçlenmesini istemediği için gerçekleri bilhassa söylemez.
      Burada, Ayetlerle açıklamak isterdim ama, maalesef ön yargılı radikaller o kadar çok ki bu konuda temkinli davranmak zorunda olmam gerektiğini düşünüyorum.
      Mesela,siz hiç bir  Müslüman bir din adamından Allah'ın tanımlandığı bir Ayetten bahsettiğini duydunuz mu? .Kurbanın Tevrat'ta farz olduğunu, ama bunun Müslümanlar tarafından uygulandığını, keza Resmin Tevrat hükmü olduğunu ama bu hükmün radikal Müslümanlar tarafından uygulandığını duydunuz mu?
     Daha neler neler. Ama dedim ya! Okumak lazım.Ku'an-ı, Tevrat'ı, İncil'i okumak lazım. Sonra KORKMADAN,  okuduğunu anlatmak lazım.
      Doğru olan, insanın inandığı dini bilerek o dine inanmasıdır.
      Umarım katılımcılarımız fazla olur da bu vesile ile bazı gerçekler hiç değilse bu platformda paylaşılır.
      Saygılar-sevgiler.
7
Diger Konular / Köy Enstitüleri'nin adsız kahramanları: 1940’ların ‘Deli Emin’i Rus Hasan
« Son Gönderilen: Gönderen: NOSAM33 Şubat 01, 2026, 09:50:39 ös »
Köy Enstitüleri'nin adsız kahramanları: 1940’ların ‘Deli Emin’i Rus Hasan
Kafkas Türkü olduğu halde ‘Rus Hasan’ diye anılan bir motor ustasının bir okulu ışığa boğan film gibi hikâyesinden, unutturulan müdür Osman Yalçın’ın hüzünlü hatırasına uzanan geçmiş... Köy Enstitüleri'nin adsız kahramanlarının hikayesi.

https://img.odatv.com/rcman/Cw1280h720q95gc/storage/files/images/2026/02/01/koy-enstitulerinin-adsiz-kahramanlari-1940larin-deli-emini-rus-hasan-qwqv.jpg

Köy Enstitüleri'nin ele alan Sercan Ünsal'ın kitaplarını ele alan Karar gazetesi yazarı Taner Ay, hem enstitülerin tarihimizdeki önemini hem de 'Rus Hasan'ın, Osman Yalçın'ın hikayesini el aldı. Elektrik ve motor ustası Hasan'ın başarıları, Türkiye'ye yaptığı katkılar dikkat çekiyor:

"Sercan Ünsal, Barış Kitap’tan çıkan iki yeni eseriyle Köy Enstitüleri tarihinin tozlu raflarını indirip asıl kaynaklara, anılara ve görsellere dokunuyor. Kafkas Türkü olduğu halde ‘Rus Hasan’ diye anılan bir motor ustasının bir okulu ışığa boğan film gibi hikâyesinden, unutturulan müdür Osman Yalçın’ın hüzünlü hatırasına uzanan bu kitaplar; tarihçiliğin ‘tuğla kalınlığında metinler’ değil, iz sürmek olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

"Nisan 1940 günlü ve 3803 sayılı kanunla açılan Köy Enstitüleri bir zorunluluktu. Çünkü, ‘40 yılında nüfusumuz 17.820.950’ydi. Ülkemizin yüzde 75.45’i ise okuma yazma bilmiyordu. Bu yüzden kalkınma için eğitimi şehirlerden kırsala yaymak ve zanaatı eğitimle birleştirmek şarttı. Köy Enstitüleri açmak fikri işte bu acı hakikattan kurtulmaya dayanıyordu. Komünist model deyip yıllarca saldıranı da çok oldu. Yahu, ne komünisti, Köy Enstitüleri fikri noktasından virgülüne Amerikalı eğitimci John Dewey’den alınmıştı.

Köy Enstitüsü mezunları kuş uçmaz kervan geçmez topraklara ilk defa marşımızı ve bayrağımızı götürdüler. Yolu olmayan dağ köylerinin trahomdan, kızıldan, difteriden ve boğmacadan kırılan çocuklarını katır sırtında doktora taşıdılar. Bu nasıl bir ‘vatan sevmez komünistlikse’, hepsi şark hizmetine gönüllü gitmişti. Örneğin, Selahattin Şimşek’in kendisine teklif edilenleri kabûl etmeyip, Hakkâri’nin Oramar köyüne gitmeyi tercih ettiğini ve köyün yakınlarında Zap suyuna düşüp öldüğünü acaba bugün kaç kişi biliyor? Beyler, siz hiç ‘60’lı yılların Oramar veya Soryan köyünü gördünüz mü, sakın ha bana Erden Kıral’ın ‘82’de çektiği filmdeki köyden bahsetmeyin, harika bir filmidir ama Kıral’ın Oramar’ı sadece bir sinema büyüsüdür, köyün pastoral hakikatı ise hiç de öyle değildi.

Köy Enstitüleri’nin kapatılması cumhuriyetimizin en büyük kırılmalarından biridir, feodal düzeni tehdit ettiği için toprak ağalarının, aşiret reislerinin ve onların Ankara’daki işbirlikçilerinin hedefi olmuştu. Köy Enstitüleri’nden onca önemli yazar çıkmasına rağmen, onların bile enstitülerin hakikatını gelecek kuşaklara doğru dürüst aktaramadığını düşünüyorum, maalesef bazıları da yazdıklarında feodalitenin kapanına yakalandı. Enstitülerin tarih yazımına gelince, en büyük sıkıntı asıl bu alanda ortaya çıkıyor, 17.251 mezûndan sadece bir Pakize Türkoğlu’nun isminin olması üzüntü vericidir. Köy Enstitülerine ilişkin başka tarih çalışmaları da okudum ama çoğu bende hayâl kırıklığı yarattı. Oysa, ikinci üçüncü dereceden yalan yanlış kaynaklarla ‘tarih’ yazmak yerine Köy Enstitüleri’ndeki anılarını kaleme alsalarmış, çok daha doğru yaparlardı. Tarihin yanlış aktarımında en büyük kusuru yazmayıp susan enstitü mezûnlarında buluyorum, onlar yüzünden kıytırık birkaç isimle maalesef saçma sapan bir Köy Enstitüsü edebiyatı inşâ edildi.

Sercan Ünsal bu çölleştirilen kültürde çok değerli ve çok önemli bir isim, onun ‘Bozkırda Bir Eğitim Pınarı, Pamukpınar Köy Enstitüsü’ ve ‘Köy Enstitüleri, Kırsal Kalkınma ve Sağlık Kolu’ kitapları bence dünya çapında araştırmalardır, okurunu asık suratlı ikinci üçüncü sınıf Köy Enstitüsü kitaplarından koparıp eğlenceli bir tarih yazımına çekmiştir. Şimdi Barış Kitap’tan ‘Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsüne, Rus Hasan’ ve ‘Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın’ kitapları çıktı. Bilhassa Rus Hasan’ın öyküsüne bayıldım, müthiş bir elektrik ve motor ustası, eğitmen olarak Pamukpınar’a okulun kurucusu Şinasi Tamer ile geliyor. İlk işi Deutz marka sekiz beygir gücündeki benzinli motorun, peşinden de on sekiz beygir gücündeki mazotlu dizel motorun santral binâsına montajını yaparak Pamukpınar’ı elektriğe kavuşturmak oluyor. Okulun mutfağındaki, hamamındaki, çamaşırhânesindeki su tesisatında hep Hasan Kaygınok’un emeği vardır, çeşmenin üstüne idâreden hat çekerek öğrencilere radyo dinleten de Rus Hasan’dır. Siz ona Rus Hasan dendiğine bakmayın, Kafkas Türküdür, enstitüye eğitmen ve usta olarak girişiyse ‘43’dür. Sercan Ünsal’ın kitabındaki hikâyesi film gibi, okurken aklınıza Yılmaz Erdoğan’ın oynadığı Deli Emin’in geleceğini biliyorum. Sercan’ın Osman Yalçın kitabını da hüzünlenerek okuyacaksınız, ne kadar çok unutturulan isim olduğunu görünce hayret ettim. Yahu, 17.251 mezûndan biri çıkıp da niçin bunları daha önce yazmadı, inanın kızıyorum. Tarihçilik, ondan biraz şundan biraz alıp tuğla kalınlığında kitaplar yazmakla olmuyor, Sercan Ünsal gibi asıl kaynakları bulup çıkarmakla, anıların ve görsellerin peşine düşmekle yapılır. İyi ki Sercan Ünsal var! Bu iki kitabı mutlaka ama mutlaka alıp, okuyun.

ANADOLU BOZKIRINDA BİR ÜRETİM HİKAYESİ
Köy Enstitüleri okuma yazma bilmeyen ana babaların hânelerinden 15.943’ü erkek, 1.308’i de kız olmak üzere toplamda 17.251 çocuğu alıp eğitti ve onlardan yeni bir münevver tabakası yarattı. Bu çocuklar, sadece ‘40 ile ‘46 arasında on beş bin dönüm tarlayı tarıma elverişli hâle getirdi ve orada üretim yaptı, yedi yüz elli bin fidan dikti, bin iki yüz dönüm bağ açtı, yüz elli büyük inşaat, altmış atölye, iki yüz on öğretmen evi, yirmi uygulama okulu, otuz altı ambar, kırk sekiz ahır ve samanlık, on iki elektrik santrali, on altı su deposu, on iki sebze meyva deposu, üç balıkhâne, yüz kilometre yol ve yüzlerce sulama kanalı yaptı. Her okulun kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları ve balıkhâneleri vardı. Köy Enstitüleri’ndeki arıcılık eğitiminin etkilerini daha önce Sercan Ünsal, balıkçılık eğitiminin de Gümenüz’ü nasıl bir modern balıkçı nahiyesi yaptığını Hamdi Arpa yazmıştı."

Odatv.com
8
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: Novayst Ocak 29, 2026, 11:42:08 ös »
Sn. Transcendental,

“Beyaz eldivenleri çıkarmak” ifadem, kaba kuvveti değil; rahatlığın bırakılmasını anlatır.

Beyaz eldivenlerin manası masonluk mesleğinde çok farklıdır, haliyle sembolleri en azından böyle bir platformda dikkatle kullanmanızda faide vardır. Keza ima ettiğinizle kullandığınız ifade tezat manalarda.

Ayrıca yaptığınız yorum da biraz bulanık...


Ben mason camiyasında olsaydım cemiyetin güçlü ve hayatta kalması için hemen çalışmalar başlatırdım. Artık mason olmak efsunlu kütüphanelerden, beyaz eldiven giymekten, seçkin etkinliklerde classy pozlar vermeyi çoktan geçti.
Hayatta kalmadığı veya zayıf olduğu düşüncesini nereden edindiniz? Çıplak gözlemin insanı yanıltabileceğini bilim tarihi göstermemiş miydi?

Ayrıca locadaki kardeşlerin farklı siyasi hareketlerde yer aldığı/alacağı düşünülürse kime göre hareket edilecek?

Dilerim tefekkür davetim faideli olur.
9
Inanc Uzerine / Ynt: Mekke Allah'ın evi değildir ...
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Ocak 29, 2026, 04:55:01 ös »

https://scontent.fada2-2.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/327324434_525028179734173_4137611447173942755_n.jpg?_nc_cat=104&ccb=1-7&_nc_sid=730e14&_nc_ohc=QOq65GXUTuIAX9C3dcv&_nc_ht=scontent.fada2-2.fna&oh=00_AfAbiu7IsaUih0kwUl-T88c1VWD3e3eW_u0Hf7tljOVZaQ&oe=63ED2920

Mekke Allah'ın evi değildir.
Allah kişi değildir ki evi olsun.
O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir.
Hiçbir kutsallığı yoktur.
Peki, Hacer kimdir? (Kur'anda ismi geçen Mısırlı kadındır.
Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu.
İslam kaynaklarına göre, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan'ın İbrahim'in karısı Sare'ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare'nin izniyle Hacer'le evlenir.
Peki, İbrahim kimdir?
Urfalı bir Aramidir.
Hz. Muhammed'den 2500 yıl önce yaşamış Yahudilerin atası, İsrail'in kök kurucusudur.
O dönemde İslamiyet yok ki Müslüman olsun.
Put perestti.
Peki, Herkesin ona tapmasını istediği putunun adı neydi?
Elilah(Allah).
Peki, Erkeklerde sünneti çıkaran kimdi?
İbrahim.
Peki, Sünnet olmayan kişi kimdi?
İbrahim? (Abraham)
Peki! Sünnet ne anlama gelir?
Ben de İbrahim'in putuna inanıyorum demektir.
Peki, Biz kimiz?
Türk.
(Neden sadece Yahudi ve Müslüman erkekleri sünnetlidir?)
Hani namaza dururken 'döndüm kıbleye' diyorsun ya kardeş, İşte o aslında döndüm, Kibele 'ye demektir.
Gerçi namaz da İslamiyetten bin yıllar önce pagan dinlerinde yapılan bir tür tapınma ayinidir de o konuya hiç girmeyeceğim şimdilik.
Kibele ise Friglerin bereket tanrısının adıdır.
Cennetten gelmiş diye ağlayarak kafanı içine soktuğun, Hacerul Esved  isimli taş da,  Kibele'nin vajinasını {doğurganlığı} temsil eder.
Şekline bakarsan anlaman zor olmayacaktır.
Sonra cehennem diye bir yerin varlığına inanıyorsun.
Yok  öyle  birşey..
Senin cehennem dediğin  şey, bu gün ki İsrail topraklarında bulunan ve tabanından petrol ve metan gazları çıktığı için sürekli yanan G-hinnom isimli vadinin adıdır, ve 'azap verici yer' anlamına gelir.
Sümerler döneminde ağır suçluları oraya atıp yakarlarmış.
Sonra bu vadinin ismi  Sümerlerden Tevrat'a ordan da senin inandığın kitaba kopyalanmış
Zaten inandığın dinin tamamı Sümer, Mısır ve Yunan mitolojilerinden  kopyalanmış.
Azıcık okusan, merak etsen anlayacaksın ama işte. Neyse..
Bir de Allah var tabi İslamiyet öncesi arapların çok tanrılı dinlerindeki en kudretli tanrısı olan  Elilah.  Namı diğer ay tanrısı
Yani bugün senin Allah diye inandığın şey aslında Ay tanrısı  El-ilah'tan  başkası  değildir.
Hani şu minarelerin tepesindeki ay var ya ??  Hah işte o ay tanrısını temsil eder...
Muhammed çok tanrılı  dinlere son verdi ve kabedeki en kudretli put olan Al-ilah'ı tek tanrı  olarak kabulettirdi yaşadığı topluma.
Allah diye bir yaratıcının  olduğu Muhammed'e ayetlerle bildirilen yeni bir durum olsa babasının adı "Abdullah' olmazdı.
Aynı şeyi zamanında, Mısır firavunu, Akheneton da yapmak istedi.
Çok tanrılı dinleri ve firavunların kutsiyetini yok etmeye kalkıştı ama sarayın ileri gelen rahipleri ve yobaz halkı tarafından linç edildi maalesef..
Tüm firavunların ihtişamlı mezarları varken, Akheneton'un mezarı dahi yoktur.
Ha bir de Yahudilerden nefret ediyorsun, kullandığın isimler bile onların isimleri
Josef - Yusuf
Jackop - Yakup
Abraham - İbrahim
Tothmoses- musa
Elyesa - İlyas
Daha liste uzar gider...
Ne Arap, ne de Yahudi soyuyla hiç bir ilgimiz yoktur.
Peki, Neden onların efsanelerine uyup bu tür tapınım işlerini yapıyoruz?
Bir Arap ile Yahudi inancı ki Cumhuriyetimizi batırıyor.
Biz halen gerçekleri göremiyoruz.
Yerin dibine batsın kör cehalet.
Bir dinin ayakta kalabilmesi, onun ekonomik olarak da güçlü olmasına bağlıdır.
Çorak bir arazide olan Mekke’nin gelir kaynağı da, kutsal olan Kâbenin tavaf edilmek için dünyanın her yerinden gelen müslümanların ziyaretiyle sağlanıyor.
Velhasıl, bir şeye inanıyorsun ama neye inandığını bile bilmiyorsun.
Merak edip araştıranlar da fikrini söylediği zaman kuduz gibi  saldırıyorsun.
Çünkü verecek mantıklı bir cevabın yok.
Sen, gerçekler yerine bağnazlığı tercih  ediyorsun.
İnancın başkalarının haklarına, özgürlüklerine ve yaşamına müdahale ediyor.
İşte sorun da burda başlıyor
Yoksa kimse senin dinine inancına düşman felan değil.
Neye inanırsan inan, nasıl ibadet edersen et, beni ilgilendirmez.
Yeterki inancını başkalarına diretme.
Kendin gibi düşünmeyenlerin fikirlerine ve yaşamlarına saygı duy..
İyi ve ahlaklı bir insan olmanın senin inandığın din kitap ile bir ilgisi olmadığını idrak et artık
Unutma, Sahip olduğun din yaşadığın topluma zarar vermediği sürece saygıyı hak eder...
Muazzez İlmiye Çığ

Alıntı :  iNANIP İNANMAMAK SİZE KALMIŞ ...
Saygılar

11. iddaya denk gelecek olan Abdullah iddası hariç hepsi  kolayca çürütülebilir refutable iddalar. birgün hepsini tek tek yazabilirim ama kısa bir özet cevap yazmam gerekirse;
yazı, İslam'ı pagan/mitolojik kökenlere indirgeyerek eleştiriyor, ancak İslami kaynaklara (Kur'an, Hadis) göre iddiaların çoğu yanlış veya çarpıtılmış. Muazzez İlmiye Çığ'ın görüşleri (başörtüsü, Sümer bağlantıları) tartışmalı ve mahkemece ele alınmış, ancak akademik olarak eleştirilmiş. İslam, tevhid dini olup, önceki peygamberlerin mirasını kabul eder ama putperestlikten arındırır. Bu bile yazıdaki birçok sözde ''açıkları'' çürütüyor.
Saygılar
10
Siirler ve Sairler / Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Ocak 29, 2026, 04:37:12 ös »
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokusu içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lutfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi bir tutkuları yoktur.
Gökyüzünü baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?
 :)
Şair: Şükrü ERBAŞ
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10