Masonlar.org - Harici Forumu

 

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10
1
Tapınak Şovalyeleri / Ynt: Paleologos hanedanlığı Eflak prensliği
« Son Gönderilen: Gönderen: St-Further Dün, 06:52:09 ÖS »
   Paleologos hanedanlığı ile ilgili bilgim yok fakat konuya çift başlı kartal üzerinden katkı vermek istiyorum.
Çift başlı kartal simgesinin anlamı kullanan milletlere ve zamanlarına göre değişim gösterebiliyor. Bilinen Türk tarihinin başlarında kullanılan bu simge; devletin, doğu tarafını yöneten büyük kardeş(Tigin) ile batı tarafını yöneten kardeşi (Yabgu) temsil ediyordu.  (2 erk)
   Sonraki zamanlarda batıya ilerleyen Türkler orada tekrar büyük devletler kurmaya başlayınca bu simgeyi; batının ve doğunun(2 erk) hükümdarı anlamında kullanmışlardır.
   Batı coğrafyasında daha doğrusu Hristiyan aleminde kullanılan çift başlı kartal simgesi ise devlet ve din erklerini temsil ederler. Doğu Roma veya Rusya'da da görebileceğiniz bu simge Roma Katolik Kilisesi'ni tanımadıklarını ve gücü kontrol edenin hem devleti kontrol ettiğini hem de dini kontrol ettiğini gösteren bir simgedir. Sonuç olarak yine tek bedende 2 erk buluşmuştur.
   Hristiyan dünyası bu simgeyi din ve devlet anlamında kullanır zaten ayaklarında da bu simgeleri görebilirsiniz. Saygılarımla...
2
Tapınak Şovalyeleri / Ynt: Paleologos hanedanlığı Eflak prensliği
« Son Gönderilen: Gönderen: Mandıra Filozofu Dün, 04:57:05 ÖS »
Selçukluların sembolü + Türk Mitolojisinde Öksökö Kuşu
3
Tapınak Şovalyeleri / Ynt: Paleologos hanedanlığı Eflak prensliği
« Son Gönderilen: Gönderen: Mandıra Filozofu Dün, 04:53:28 ÖS »
Paleologos hanedanlığının arması. Neredeyse tüm büyük devletlerde de şu an çift başlı kartal var. Bağlantı var mı bilmiyorum ama sanki varmış gibi hissediyorum.

Bu arada Doğu Roma İmparatorluğunun da arması çift başlı Kartal.
4
Evrensel Masonluk / Ynt: Feramuşhane
« Son Gönderilen: Gönderen: ANARCHOSA Dün, 02:00:04 ÖS »
Rica ederim neden gereksiz uzatmak olsun. Sorarsınız bildiğim kadarıyla söylerim. Bilmiyorsam siz biliyorsanız bildirirsiniz, öğreniriz. Bunun için burada değil miyiz?

İran Masonluğu üzerine araştırma yapan İran Azerisi kardeşim, bu söylemin Masonluk karşıtlarınca verilen bir deyiş olduğunu söylüyor. Zira FeraMason deyişlerine de atıf imiş. Ancak alıntı yaptığım kaynak daha ilkinin kuruluşunda Feramuşhane olarak adlandırıldığını söylüyor.
Baskı sorgulama vb. eylemler ise daha o dönemde Şahın fikir değiştirmesi ile oluşan atmosferin bir tezahürüdür.

Bir tek doğru yok, bilgi kırıntıları var, üzerinden yorumu okuyanlar kendilerince yapabilir.
5
Evrensel Masonluk / Ynt: Feramuşhane
« Son Gönderilen: Gönderen: Fason Dün, 01:52:04 ÖS »
Yanlış mı ifade etmişim. Bugün İran'da "resmi" anlamda Masonluk yasaklıdır. Günümüzle ilgili durum bu. Ancak ikinci konu Feramuşhane yeni bir mesele değil.
Mirza Malkum Han tarafından ilk Feramuşhane 1860'da kurulmuştur.

O dönemle ilgili durumu anlamak için şu paragrafı alıntılayabilirim:


İran tarihinde Feramuşhane (evden çıktıktan
sonra bildiğini unutma), Feramasoneri ve Feramason isimleriyle anılan bu teşkilatın
İran’daki ilk müessisi olmuş ve teşkilat içerisinde önemli hizmetlerde bulunmuştur.
Bu teşkilatın 1858-1860 yılları arasında İran’da iyice yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Feramuşhane üyeleri rumuz kullandıkları ve bildiklerini bir sır olarak sakladıkları için
araştırılmasında zorluklar yaşanmıştır. Malkum Han, Nasırüddin Şah’ın kendi
saltanatını muhafaza etme endişesinden istifade ederek İran’ın birçok şehrinde
locaların yayılmalarını sağlamıştır. Feramuşhane ve buna bağlı locaların halkı
birleştireceğini ve saltanata karşı muhalifleri bertaraf edeceğini şaha telkin ederek
inandırmıştır. Ancak bir süre sonra locaların halkı meşrutiyet lehinde organize etmeleri
şahı endişelendirmiş ve saltanatını tehlikede gördüğü için 1861’de önde gelen
masonların ülkeyi terk etmelerini istemiştir. Malkum Han da Irak’a sürülmüştür. Irak
valisi faaliyetlerine müsaade etmeyince tekrar İstanbul’a gelerek aynı dönemde kendisi
gibi meşrutiyet fikirleri taşıyan ve aynı zamanda mason localarına kayıtlı olan İttihat ve
Terakki üyeleriyle çalışmıştır.


Sn. Anarchosa,
Konuyu gereksiz uzatmak istemiyorum ama sesli düşünerek yorumuma devam edeceğim.

Feramuşhane kelimesinin "yakalanma" ve "sorguya çekilme" eylemleriyle oluştuğunu öğrendik. Fakat yine de alıntı yapılan paragrafta bu eylemlerin bahsi geçmiyor. Şah, fikir değiştirip sürgün emrini verdikten sonra mı sorgular başlamış? Sorgular başlamadan önce Feramuşhane kavramı mevcut muymuş?
6
Felsefe / Ynt: Gerçeklik ve Zihinsellik Üzerine
« Son Gönderilen: Gönderen: St-Further Dün, 12:48:07 ÖS »
   Öncelikle nezaketiniz için teşekkür ederim, özürlük bir durum olmadığını düşünüyorum sadece açıklık getirmenizi arzulamıştım, benim bir kusurum olduysa ben özür dilerim.
   Felsefe ile bilim arasında ilişki vardır. Bilimin tıkandığı yerde felsefe başlar. Bilim, deney ve gözlem yaparken belirli etkenleri sabit tutup bazı etkenleri değiştirerek sonuca ulaşıyor. Felsefe ise birçok kavramı herhangi bir sabit olmadan karmaşa içinde harmanlıyor , felsefenin bu tarzı hem çıkmazlara yol açıyor hem de yeni sorular ortaya çıkarıyor. Oldukça keyifli olmasının yanı sıra can sıkıcı yanının olduğu da bir gerçek!
   Benim düşüncem, her nesneyi kendi doğal ortamında değerlendirerek onun belirlenen kurallarının o çevrede geçerli olduğunun genel kabulü ile o nesnenin farklı ortamlarda farklı kurallara tabi olduğunda kendi tabiatının farklılıklarının da görülebileceğinin kabul edilmesinin doğru olduğudur. Şuanda bildiğimiz kadarıyla 3 boyutlu ve sabit-süreğen zamanlı bir evren var. Peki ya bizim farkında olabildiğimiz gerçeklik bu kadarsa ? İşte bu noktadan sonrası felsefedir ve şuan için bilinmezdir.
   Bizim "gelişmiş dünyamızda" kemiklerin sadece dışında değil iç kısmında da bir damar ağı olduğu yaklaşık 1 sene önce ortaya çıktı. Demek ki teknolojimiz daha kendimizi dahi tanıyabileceğimiz kadar iyi değil. Evren sonlu veya sonsuz olabilir bunu da bilemiyoruz ama sadece boyut olarak büyümüyor aynı zamanda evren küçülüyor (mikro seviyelerde ,bu da bir çeşit büyüme)  olabilir, yalnızca biz göremiyoruz.
   Özetle; doğrular ve yanlışlar oldukları ortama göre değişebilir. Doğruluklarını belirleyen aslında sabit tutulan diğer etkenlerdir.
Sevgi ve saygılarımla...
7
Felsefe / Ynt: Gerçeklik ve Zihinsellik Üzerine
« Son Gönderilen: Gönderen: Novayst Dün, 01:56:25 ÖÖ »
Alıntı
Zihin halüsinasyonu üretirken bile benliğimize bu planı doğrudan vermez.

Peki zihinde oluşan sanrılar daha önceden mi oradadırlar yoksa taklit(deneyim ve benzetme) ile mi oluşturulmuşlardır ? Benim görüşüme göre taklit ile sanrılar oluşur. Sanrılar oluşması için taklit gerekiyorsa , taklit edilmesi gereken bir şeyler olması gerekmez midir ?
    Eğer taklit ile bilgi kazanılmıyorsa yani zihindeyse bile burada bir zıtlık vardır. Zihinde olan ve bilinen olgular şok etkisi yaratması fikri mantıksal izahtan uzaktır. Zihin gördüklerini birleştirebilir, değiştirebilir ama yoktan var edemez. Sizin deyişinizle "bu filmi daha önce izledim..." diye düşünür demiyorum ,bu örnek eş sanrıların varsayılmasıdır benim bahsettiğim benzer veya o kökten gelen sanrılardır.

    2. alıntının amacını iyi veya kötü yorumlamıyorum ancak Sn.Novayst bilmeniz gerekir ki bu konu başlığı altında kendi düşüncelerimi sunuyorum ve ezberle ilgili herhangi bir ifade kullanmadığım gibi tutucu bir yaklaşım da benimsemediğimi, bahsettiğim olgularla ilgili kendi tecrübelerim olduğunu da şuanda ek olarak söylemek gereksinimi duydum.
                                             
   "Platon'a göre, gerçekten bilginin konusu varlıktır. Tam manasıyla varolan tam manasıyla bilinir. Hiçbir şekilde varolmayan ise hiçbir şekilde bilinemez. Düşüncenin zaten bir şeyin düşüncesi olmamasına imkan yoktur. Hiçbir şeyi düşünmek, düşünmemektir. " Francis Bacon-Novum Organum
Bu konuyu ilk kez biz tartışmadığımız gibi anlaşılan son da olmayacağız.
Saygılarımla...

Sn. St-Further inanın kötü niyetle yazmadım 2.alıntıyı, orada kast ettiğim şey gerçekliği etrafımızdaki şeylerle koşullandırmamız olan algının, aslında zihin vasıtasıyla ortaya çıkan şeylerden ibaret olduğunu örnek göstermekti. Örneğin ben bu yaşıma kadar hep doğa kanunları, Fizik kanunları diye düşündüm ama dün gece hayat ağacı üzerine üzüntü içinde bir inceleme yaparken hoş bir yorum gördüm ve şaşırdım. Bunu sizde biliyorsunuzdur ki bilimde de bu tip gelişmeler olabiliyor ve bunun en büyük örneğinin Kuantum Fiziği olduğunu düşünüyorum. Süper pozisyon prensibi için ne kadar "Yanlış" diyebilirsek bence bu düşünceye de o kadar "Yanlış" diyebiliriz. Çünkü bizim için doğru ve yanlış olmak üzere iki seçenekte olsa, yüz seçenekte olsa tek bir seçenek hiçbir zaman yoktur ama tüm seçeneklerden biriyle senaryoyu doldururuz. "Yukarıdaki aşağıdaki gibidir, aşağıdaki yukarıdaki gibidir" hem birbirine benzerliği ve hem sonsuzlukla-sonluluğu örnekleyen bu Hermetik prensibi de yazmayı gerek gördüm bu yorumum üzerine.

Benzetme ile yeni bir görüntü oluşturma konusunda açıkçası net bir cevabım yok, güzel bir tesbit fakat kaynağa doğru ilerleyip dalın kökünü aradıkça bolca paradoks ile karşılaşacağımızdan eminim. Sanırım Paradigma evreni bizim için güzel kılan en önemli şey  :) :)

Benim hiçbir türlü "Benim düşüncem gerçek, sen körsün" gibi bir amaç uğraşım yok lütfen yanlış anlamayın. Sadece sorgulama işini sizin gibi hoş örnekler katan dostlarla birlikte sürdürüp beyin fırtınası yapmak istiyorum. Unutmayalım ki bir konunun aslı değil, aslının arayışı geliştirir bizleri.

Not: Nihilizmi konuya kattığım için özür dilemek istiyorum, aslında benim hayat ağacı üzerine yaptığım çalışmada edindiğim sonuçlar Gnostik bir düşünceden yana daha çok ama sanırım farklı persektifleri de deneyimlemek için bu kısmı böyle ucu açık bıraktım.

Saygılar, sevgiler...
8
Felsefe / Ynt: Gerçeklik ve Zihinsellik Üzerine
« Son Gönderilen: Gönderen: St-Further Dün, 01:13:23 ÖÖ »
Alıntı
Zihin halüsinasyonu üretirken bile benliğimize bu planı doğrudan vermez.

Peki zihinde oluşan sanrılar daha önceden mi oradadırlar yoksa taklit(deneyim ve benzetme) ile mi oluşturulmuşlardır ? Benim görüşüme göre taklit ile sanrılar oluşur. Sanrılar oluşması için taklit gerekiyorsa , taklit edilmesi gereken bir şeyler olması gerekmez midir ?
    Eğer taklit ile bilgi kazanılmıyorsa yani zihindeyse bile burada bir zıtlık vardır. Zihinde olan ve bilinen olgular şok etkisi yaratması fikri mantıksal izahtan uzaktır. Zihin gördüklerini birleştirebilir, değiştirebilir ama yoktan var edemez. Sizin deyişinizle "bu filmi daha önce izledim..." diye düşünür demiyorum ,bu örnek eş sanrıların varsayılmasıdır benim bahsettiğim benzer veya o kökten gelen sanrılardır.

    2. alıntının amacını iyi veya kötü yorumlamıyorum ancak Sn.Novayst bilmeniz gerekir ki bu konu başlığı altında kendi düşüncelerimi sunuyorum ve ezberle ilgili herhangi bir ifade kullanmadığım gibi tutucu bir yaklaşım da benimsemediğimi, bahsettiğim olgularla ilgili kendi tecrübelerim olduğunu da şuanda ek olarak söylemek gereksinimi duydum.
                                             
   "Platon'a göre, gerçekten bilginin konusu varlıktır. Tam manasıyla varolan tam manasıyla bilinir. Hiçbir şekilde varolmayan ise hiçbir şekilde bilinemez. Düşüncenin zaten bir şeyin düşüncesi olmamasına imkan yoktur. Hiçbir şeyi düşünmek, düşünmemektir. " Francis Bacon-Novum Organum
Bu konuyu ilk kez biz tartışmadığımız gibi anlaşılan son da olmayacağız.
Saygılarımla...
9
Evrensel Masonluk / Ynt: Feramuşhane
« Son Gönderilen: Gönderen: ANARCHOSA Şubat 23, 2020, 10:28:11 ÖS »
Yanlış mı ifade etmişim. Bugün İran'da "resmi" anlamda Masonluk yasaklıdır. Günümüzle ilgili durum bu. Ancak ikinci konu Feramuşhane yeni bir mesele değil.
Mirza Malkum Han tarafından ilk Feramuşhane 1860'da kurulmuştur.

O dönemle ilgili durumu anlamak için şu paragrafı alıntılayabilirim:


İran tarihinde Feramuşhane (evden çıktıktan
sonra bildiğini unutma), Feramasoneri ve Feramason isimleriyle anılan bu teşkilatın
İran’daki ilk müessisi olmuş ve teşkilat içerisinde önemli hizmetlerde bulunmuştur.
Bu teşkilatın 1858-1860 yılları arasında İran’da iyice yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Feramuşhane üyeleri rumuz kullandıkları ve bildiklerini bir sır olarak sakladıkları için
araştırılmasında zorluklar yaşanmıştır. Malkum Han, Nasırüddin Şah’ın kendi
saltanatını muhafaza etme endişesinden istifade ederek İran’ın birçok şehrinde
locaların yayılmalarını sağlamıştır. Feramuşhane ve buna bağlı locaların halkı
birleştireceğini ve saltanata karşı muhalifleri bertaraf edeceğini şaha telkin ederek
inandırmıştır. Ancak bir süre sonra locaların halkı meşrutiyet lehinde organize etmeleri
şahı endişelendirmiş ve saltanatını tehlikede gördüğü için 1861’de önde gelen
masonların ülkeyi terk etmelerini istemiştir. Malkum Han da Irak’a sürülmüştür. Irak
valisi faaliyetlerine müsaade etmeyince tekrar İstanbul’a gelerek aynı dönemde kendisi
gibi meşrutiyet fikirleri taşıyan ve aynı zamanda mason localarına kayıtlı olan İttihat ve
Terakki üyeleriyle çalışmıştır.
10
Evrensel Masonluk / Ynt: Feramuşhane
« Son Gönderilen: Gönderen: Fason Şubat 23, 2020, 10:09:52 ÖS »
Sayın Anarchosa,
Yazınızla alakalı bir ayrıntı dikkatimi çekti.
"İran bir dönemler bugünkü gibi baskıcı değildi, ve özgürlükçü ortamda localar çalışmalar yapıyordu" dediniz.
Daha sonra ise, bir mason 'yakalandığında', 'sorguya çekildiğinde' "Feramuşhane kelimesinin nasıl doğduğunu belirttiniz.
Fakat, o özgürlükçü ortamda nasıl bu yakalamalar ve sorguya çekilmeler olmuş anlayamadım. (Yazıdan o ortamda olduğu anlaşılıyor.)
Şayet bu bahsedilen sorgular, şimdiki tutucu İran dönemine ait ise; o zaman Feramuşhane kavramı mason localarının aktif zamanına ait olmuyor diyebilir miyiz?
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10