Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Küresel sermaye kontrol mü edilmeli, yok mu edilmeli yoksa dokunulmamalı mı?  (Okunma sayısı 8691 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 17, 2009, 03:21:09 ÖS
  • Ziyaretçi

Diğer başlıkta konu dağildığı için buraya kopyalıyorum , zannederim başlıkta konunun geldiği aşamaya uygundur

Saygılarımla


Sn karahan,

John Perkins'in kitabı hakikaten çok güzel, ancak sadece orda anlatılanlara bakıldığında, gene gidişatın komplo teorilerine çanak tuttuğunu düşünüyorum.

Sermaye gücü düşüncenize kısmen katılıyorum, zira sermayenin gücünün kontrol edilmesi gerekliliği bana daha rasyonel geliyor. -sosyal ve siyasi olarak-

ITT adlı bir firma vardı zamanında bilenler bilir, bu şirket, kısmen hala bazı ürünlerde markasını tutuyor. Zamanında ABD ve Afrika'da kimi darbe girişimlerine kadar sicili kabarık, ulusal ve uluslararası siyasete müdahale girişimlerinin ve tekelleşme yolundaki radikal açılımları, şirketin sonu oldu ve mahkeme kararı ile parçalara bölünerek satıldı...

Salt sermaye gücüne bağlanıldığında sorunların kaynağının eksik kalacağını düşünüyorum, örneğin İngiltere'de geçen yıllarda yaşanan ve Suudi Arabistan da uçak ihalesinde yolsuzluk yaptığı için başı dertten kurtulmayan ulusal bir şirket ulusal kamuoyu önünde ciddi şekilde yıprandı (sonunda dava ulusal çıkarlar gerekçesi ile kapandı, -çünki hediye edilen uçağin kişisel amaçla kullanılmadığı ve Arapların ciddi diplomatik baskısı oldu-). Sonucunda bir şey çıkmasa bile benzer şeylerin sanılanın aksine kapalı kapılar ardında çok ciddi yaptırımları olduğu su götürmez bir gerçek.

Şöyle düşünüyorum, kendinizi batı ülke hükümetlerinin yerine koyun. Amacınız medeniyetinizi devam ettirmek, ve halkınızın refah düzeyini düşürmemek, daha da iler,ye götürmek. Ne yaparsınız?

Size vergi veren şirketleri dolayısı ile çalışanları olan halkınızın refahı için uluslararası enerji kaynaklarını, uluslararası pazarlarınızı garanti almak için elinizdeki güçleri kullanır mısınız?

İşletmeciler yahut az çok konuya aşina olanlar bilir, kazan-kazan veya kazan-kaybet tercihlerindne biri yapıldığında gene olay sermaye sahiplerine değil, politika üretici siyaset/bürotratlara kalır zannındayım....

saygılarımla

Şöyle düşünüyorum, kendinizi batı ülke hükümetlerinin yerine koyun. Amacınız medeniyetinizi devam ettirmek, ve halkınızın refah düzeyini düşürmemek, daha da iler,ye götürmek. Ne yaparsınız?

Size vergi veren şirketleri dolayısı ile çalışanları olan halkınızın refahı için uluslararası enerji kaynaklarını, uluslararası pazarlarınızı garanti almak için elinizdeki güçleri kullanır mısınız?

İşletmeciler yahut az çok konuya aşina olanlar bilir, kazan-kazan veya kazan-kaybet tercihlerindne biri yapıldığında gene olay sermaye sahiplerine değil, politika üretici siyaset/bürotratlara kalır zannındayım....


Selam

Sn.cardiffmonster yukarıdaki yazınızda tipik emperyalizmi örnek veriyorsunuz.Bazı sorulara öncelikle sermayenin gücünü ve tarihin akışkanlığını bilemeden cevap vermek mümkün değil.

Tarih okumak tarihi bilmek bugünü anlamanın en kolay yolu.Avrupada ve dünyada ülkeler yüzyıllarca krallık ve imparatorluklarla yönetilmişlerdir.Bu sistemin sermaye ile ilişkisine şöyle bakmak lazım.

Sermaye ne ister?
Sermaye devamlı güç ister,devamlı güç için yönetmek ister.
Problem yönetim sistemde monarşik yönetimler var.Yani hiç bir söz ve kanunun o en son sözü söyleyen mutlak hakim monarşistin sözünün üstüne olamayacağı durumdur bu.
Hukuk bile kralın sözünün altında gelen sistem.

Sermaye böyle bir sistemin içinde kendi yönetsel otoritesini nasıl sağlayabilirki?Ne yaparsa yapsın tüm serveti ve gücü kralın yada imparatorun iki dudağının ardında.

Ozaman sermaye için en önemli sorun olan bu monarşik düzene tüm dünyada ya son vermek yada semboliklikten başka manası olmayan bir hale dönüştürmek.Sermaye 1789 da özellik Avrupanın ve dünyanın en büyük gücü olan Fransada bunu uygulamaya döktü.Fransa'nın o zamanki durumu kitaplardan bakılabilir.

En kolay yol ise işçi sınıfını ve çiftçiyi ortak kullanmak ve halk ayaklanması idi bu sistemi Fransada başarı ile uygulayınca sermaye gözünü tüm avrupaya dikti.

Burda oluşturulan sistemlerle tamamen kendi kontrollerinde olan yeni siyasal sistemleri topluma sevdirdiler.

1.Dünya harbine gelindiğinde ise savaş sonucunda Avrupada 4 büyük hanedanlık tarihe karıştı.
Osmanlı,Alman,Avusturya ve rus ramanov hanedanlığı tarihe karıştı.

Bu dört hanedanlığın en temel ortak yanları ise hemen her ülkede yeni gelen yönetimlerin içinde kendi adamlarının önemli mevkilere gelmiş olmalarıdır. Bu ayrıntı özel olarak incelendiğinde fransada dahil aleni şekilde görülebilir.


Çoğulculukla ortak akılla meydana getirdikleri sistemleri Hürriyet,Demokrasi,Cumhuriyet,liberalizm,Laiklik,Komünizm,Eşitlik,Hak ve özgürlükler gibi bir takım gerçek hayatta her devletin anayasasında olan ama hiç bir zaman uygulanması mümkün olmayan bir dünya içi boş lafla doldurup biz insanlara yıllarca uğrunda kan ve gözyaşı döktürdüleri söylemler olarak bize hediye ettiler.

Sion liderlerinin protokollerinde en dikaktimi çeken 2 başlık vardı paylaşayım

Kark Marx,Darvin ve Nietche bizim insanlığa hediyemizdir.

Cumhuriyet,Laiklik ve Liberalizm fikirleri bir toplumu içten fethetmenin en temel yoludur.

Özellikle alttaki ifadeye çok yorum yapan olabilir.Bu kitaptan aklımda kalan bölümlerden biriydi.

Kısaca özetlersek insanoğlunun huzur ve mutluluğu,Dinleri ve diğer yaşamsal alanlarındaki özgürlüklerini almalarının benim anladığım tek yolu sermaye sistemini bitirmek.

Sermayenin en büyük düşmanı etkin ve güçlü yönetimlerdir.Bu sistemleri tekrar varolmaması ise sermayenin en büyük güç kullandığı alandır.

Sermayenin bu amaçla dünyada varolan köklü ulus devlet sistemlerini ve kavramlarını yoketmek amerika gibi sadece kapitale dayalı bir yaşam sistemi kurmak için uğraşı veriyorlar.

Demem odurki moda deyimlerle komplo teorileri olarakta bakılıp önem verilmez bir konu olabilir yada biraz kafa yorup tarihin derinliklerine gömülür okur daha sonrada en önemlisi 1725 ile 2009 arasındaki avrupa ve dünya tarihine bakar reformları ve rönesansı incelersek bile sonuçta aynı kapıya çıktığımızı görürüz.

Bugün dünyada en tehlikeli ve acımasız güç sermayedir ve onun özü sömürüdür.

Saygılarımla


« Son Düzenleme: Kasım 17, 2009, 03:25:04 ÖS Gönderen: cardiffmonster »


Kasım 17, 2009, 03:27:33 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4080
  • Cinsiyet: Bay

Teşekkürler sn.cardiffmonster

Herhangi bir mahsuru yok benim için.Ayrıca konu başlığıda çok iyi durmuş.Tamda üzerinde durduğum konuya uymuş.

Küresel güç nasıl durdurulur orası ayrı ve çok uzun bir tartışma konusu.
Ama bu sistemin ipuçları  diktatörlük sistemlerinde aslında var.Hitlere baksanız yeterli.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 17, 2009, 05:50:57 ÖS
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

bu sorunun cevabı küresel sermayeyi  tanımlamaktan geçmektedir. kuresel sermaye şu anda   kuresel güçlerin kontürolündedir.küresel güçlerin  ise böyle bir kaygıları varmıdır .


Kasım 18, 2009, 09:04:52 ÖS
Yanıtla #3

Konu çok anlamlı.

Aslında burada özel olarak sermayeden veya totaliterlerden bahsetmemek gerekir. Konu çok basit bir konu; "güç" ve "kötülük".

Sayın Karahan şöyle demiş;

"Sermaye ne ister?
Sermaye devamlı güç ister,devamlı güç için yönetmek ister"

Bu, bence bir ihtimaldir. Zorunlu bir yol değildir. Bunu ne yazık ki sosyalistler anlayamıyor, anlamamazlıktan geliyor. Sermaye, ekonomik gücüyle kötülük yapamaz mı? Veya yasal olarak kötülük olmayan, ama sonuç itibariyle kitleleri olumsuz etkileyecek kararlar alamaz mı? Alır. Bu mümkündür. Ancak zorunlu değildir. Zorunlu bir sonuç olmadığı için de küresel sermaye öyle kolay kolay kısıtlanamaz.

Kısıtlanırsa, tek bir şey değişmiş olur; "güç odağı".

Güç odağı değişince de güç tekeli başkalarının, yani siyasilerin eline geçer. Güç odağı, aynı zamanda kötülük yapabilme yetisi olduğu için, kötülük yeryüzünde dolanır durur. Birinden alırsınız, diğerine geçer. Dolayısıyla kötülük engellenemez.

Siz, o gücü küresel sermayeden alıp, yasalara verdiğinizde, bu yasaları kontrol edecek olan yürütme mevkiinde lobi faaliyetleri güçlenir.

"Ama bu olamaz?" dendiğini duyar gibiyim; yasalara karşı gelmek suçtur öyle değil mi? Bir suç, eninde sonunda bu suçtan zarar görenlerce karşı tepkiyle karşılanır ve öyle ya da böyle bir süre sonra diyalektik tepki ortaya çıkar öyle değil mi?

Doğrudur, bazı şeyler birilerinden saklanamaz. Bu birileri gerek "halk" olur, gerek "medya" olur (ki medya patronları da rüşvet karşılığında bunları görmezden gelebilir, geliyor da zaten), veya adalet yolunda koşuşturan kişisel insanlar olur. En çok da bu kötülükten zarar görenler, kötülüğün ortaya çıkmasına yarayabilir. Ama sonuçta olan olmuştur; kötülük birilerine zarar vermiş, birilerine de diğerleri pahasına fayda sağlamıştır bile.

Kötülük fenomeni tekele giremez zaten. Bugün küresel güç, yarın siyasiler güçlü olur, başka bir gün halk gücü elinde tutar, başka bir gün bir kurum elinde tutar. Ama o hep vardır.


Siz, buraya küresel sermayeden aldığınız güç odağını, başka bir sistemle ki bunun en rasyonel yolu "hukuk" sistemidir, dengelemek istersiniz, ama o denge içinde dahi o hukuk sisteminin yürümesinden sorumlu olan kişilerce bu durum suistimal edilebilir.

Aynı küresel sermaye için söyledikleriniz burada da geçerli olur. Bir gün gelir, bir felsefeci çıkar ve artık hukukçuları ve siyasileri tekrar suçlamaya başlar;

"onların tek amacı kendine çıkar sağlamaktır!" diye. Böyle bir zorunluluk olmasa da, böyle bir ihtimal vardır. Ve tekrar başa döner; bu sefer güç onlardan alınır, sermaye güçlenir.

Ben kötülüğün mutlak önlenebileceğini düşünmüyorum. Bunu bir ütopya olarak görüyorum. İnsan doğası, her zaman kötülüğe açıktır. Buna maruz kalır.

Sosyalistler, yıllardır o komünist sistemi yürütecek olan aygıtların da kötülüğe maruz olduklarını, çünkü "insan faktörü"nün olduğu her yerde, kötülüğün de pek tabii olarak var olduğunu görmezden geldiler.

Aynı şekilde kapitalistler de öyle. Bugün bir şirket, kötülük güçlerine para verip istediğini yaptırabilir, birilerini zor durumda bırakabilir. Veya, yasal olarak anında bir ülkedeki parasını çekerek, o ülkeyi krize sokabilir, milyonlarca insanın hayatını alt üst edebilir, daha sona değersizleşen şirketleri bir bir yok pahasına satın alabilir. Spekülatörlerin işi budur mesela.

E peki ne yapmalı? İdeal bir düzen olamaz mı? Çok ideal olmasa da, bence "doğal haklar" (insan hakları) konusunda farkındalık sağlanarak ve  hem devletin hem de şirketlerin "şeffaflığı" ile, kötülük mutlak olarak önlenemese de, kötülüğün ortaya çıkma süreci kısaltılabilir. Bu konu üzerine pek düşünmedim fakat bu, benim aklıma gelen ilk çözümlerden biri. Her kurum ve her kişi, kendi hakkını aramalı, ve kişiler, haklarının yendiği anda yasal süreci başlatacak akli ve duygusal eğitime sahip olmalıdır.

Ve her zaman "kötülük yapılacağı" konusunda tetikte olunmalıdır. Ortaya konan her davranışa, biraz paranoyak ve şüpheci bakmakta yarar vardır. Sosyalistler, işte bu açıdan, pragmatik olarak yararlıdırlar. Ama şüphecilik sadece onlara has bir şey değildir. Adaletten yana olan bir şirket yöneticisi de pek ala bu duruma katkı sağlayabilir. Yeter ki "kötülüğün" her zaman ihtimal dahilinde olduğunun farkında olunsun. Hayata toz pembe bakılmasın.

Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 19, 2009, 09:46:45 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4080
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Popperist

Yorumunuza katılıyorum, ideal düzen olamazmı sorunuza bende hayır olamaz diyorum.Olamaması içinde bir çok etken faktör var.İnsanlar varoldukları müddet boyunca belki bu sorunla uğraşmışlar ana sonuç ortada ütopyadan başka bir şey olmaz bu saatten sonrada.

İnsanlar aslında kendileri için var olan yaradıcı tarafından kendilerine verilmiş olan bir yönetim sistemi olmasına rağmen belki onu dahi uygulasalar allah'ın insanlara verdiği bu 2 yönlü vasıflardan dolayı uygulanabilir birşey olduğunu düşünmüyorum.

ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 19, 2009, 05:46:16 ÖS
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi

Sn Karahan ve sn Popperist

Yorumlarınıza büyük ölçüde katılıyorum, özellikle tarihsel incelemelerin sonuna kadar ve her konuda çok boyutlu olarak incelenmediği sürece sağlıklı sonuçlar çıkmayacağını düşünüyorum.

Literatürde sermayenin, gün yüzüne yahut sermaye gücü ilk demokrasi hareketi olarak algılanan magna carta'ya kadar gider, mevcut duruma daha yakın olan Bretton Woods anlaşması ve ABD'nin tek taraflı, feshi de ayrı bir tez konusu....

Bugün tek Amerikan emperyalizmi yahut Amerikan sermayesi düşman olarak görünürken gözden kaçan bir çok şey olduğunu düşünüyorum. Özellikle, sn Popperist'in belirttiği gibi sosyaliz-kapitalizm terimsel çatıişmasına hiç girmeden, realist gözlerle bakıldığında, kapitalist sermaye güçleri yok edilirse bu sefer diğer güç odaklarının öne çıkacağını tahmin ediyorum...

Küresel sermaye eleştirilirken, bunu emperyalizm ile ilişkilendirir, ve adı geçen Bir Ekonomi Tetikçisinin İtirafları gibi kitapta anlatılanlarla  da baüladığımızda; ben biraz daha genişletmek istiyorum. Amerikan emperyalizminin karşısındaki eski Sovyet bloğunun şu anki hali ortada, hatta literatüre bakıldığında sistemin bugünkü Asya cumhuriyetlerinde ve doğu Avrupa ülkelerindeki etkileri gözler önünde. Yanlış anlaşılmak istemem, herhangi birini övmeye çalışmıyorum.

Keza bir ortamda tarihsel emperyal odakları tartışırken, birisi önerme olarak geleceğin süper gücü olan Çine işaret etti. Ancak tartışmada şimdiye kadar ki tecrübe edilen güç odaklarının yanında dünya emperyal gözlemi yoktu, ancak ipuçları, kendi vatandaşlarını, her fırsatta, -nükleer araştırmalar sırasında yüzbinlerce insanı radyasyona maruz bıraktılar- baskı ve zulme maruz bırakan bir ülkenin emperyal tavırlarını şahsen düşünmek bile istemiyorum....

Son olarak, sn Popperistin ifade ettiği gibi ne kadar iyi bir sistem veya iyi bir sistem olursa olsun, insan doğasının sonucu, bir şekilde çatlamaya başlayacaktır, aynı her medeniyetin, insanlar gibi doğup, büyüyüp çldüğü gibi....

Saygılar


Kasım 20, 2009, 09:44:49 ÖÖ
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4080
  • Cinsiyet: Bay

Keza bir ortamda tarihsel emperyal odakları tartışırken, birisi önerme olarak geleceğin süper gücü olan Çine işaret etti. Ancak tartışmada şimdiye kadar ki tecrübe edilen güç odaklarının yanında dünya emperyal gözlemi yoktu, ancak ipuçları, kendi vatandaşlarını, her fırsatta, -nükleer araştırmalar sırasında yüzbinlerce insanı radyasyona maruz bıraktılar- baskı ve zulme maruz bırakan bir ülkenin emperyal tavırlarını şahsen düşünmek bile istemiyorum....

Sn.cardiffmonster

Ben çin ile ilgili bu tanımlamanıza hem bir yorum yapayım hemde konuyu genişleteyim isterim.Malumunuz çin artık yeni kapital sistemin en değerli figürü gibi duruyor,lakin çin'i burda değerlendirirken tarihsel sürecine bakmadan etnik yapısını ayrıştırmadan sonuca bir bütün olarak bakıp anlayamayız diyorum.Çin doğrudur bugün çok gelişmiş gibi görünüyor ama asıl olan bence şu,

Küresel sermaye çin'e yaklaşık 200 yıl önceden planlı bir şekilde girmiştir.Afyon savaşı, Çin için, "eşit olmayan antlaşmalar" çağını başlatan ve Mançu imparatorluğunun çöküşünün hızlanmasına neden olan Nankin antlaşmasıyla sona ermiştir. Bu süreç emperyal güçlerin bu bloğa yığılma sürecini başlatmıştır.Daha sonraki süreçte ise hong kong'u çinden 99 yıllığına devralarak orada yeşerme süreci başlatmıştır.

Aslında bu süreç emperyalizm için şu manayada geliyor bence,19 Yüzyıl sonları itibarı ile dünyada kontrolü artık zorlaşan afrikalı köle sisteminin ve gelişen insan hakları ve özgürlükler söylemleri sonucu gelinen noktada bence çin şu an dünyadaki tüm emperyal güçler için birtek şu anlamı var 1,6 milyarlık bedava insan gücü her işe gönüllü aynı ölçüde çaresiz,her tür insan hakkından muaf gönüllü modern kölelik sistemi.

Çin'de uygulanan bu sistem aslında ekonomik olarak göçertilen her toplumdada başarı ile uygulanıyor.O yüzden çin tarihin hiç bir zaman diliminde çok süper bir güç olmadığı gibi bundan sonrası içinde olması mümkün değil.Bugün yahudi emperyalist sermaye akın akın devasa şirketleri ile o piyasanın içinde her ortama elverişli ve bakir olan bu piyasa çin'i ister istemez büyüyor gibi gösteriyor.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 20, 2009, 12:29:25 ÖS
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Evet sn arahan,

Çin çok ilginç bir örnek, ancak Çin'in ekonomik olarak hareketlenmesi son 20*30 yılda ciddi boyutta hızlandı,

Tarihte de, tam tarihini hatırlamıyorum, zamanın Çin İmparatoru binlerce donanma gemisini kızaga çekerek dışa kapalı bir sürece sokmuştu toplumu...

Bugün artık Çin öyle bir halde ki, üretim olarak ve ekonomik olarak Amerika, ve Batı ile çapraşık kısılsa hepsinin birden zarar edeceği bir sarmal içinde. Tek çıkış yolu, Çin kendi teknolojilerini Amerikaya kafa tutacak boyutta geliştirdiği takdirde -ki adım adım her alanda sesini duyuruyor, dünyaya nasıl bir yaklaşım içinde olacağı merak konusu...

Son paragrafınıza kadar katılıyorum tarihsel sürece, ancak, Çin'in büyüyot gibi görünmesi doğru değil, Çünkü Çin'de bugün toplanan yerel sermayenin boyutları çok ciddi rakamlar...

Küresel güç olarak, sadece Yahudi sermayesini işaret etmek bana çok gerçekçi gelmiyor, gücünü küçümsemiyorum, ancak bu şekilde yaklaştığımızda, diğer tüm diplomatik odakları ve diğer dinamikleri görmezden geldiğimizi düşünüyorum...

Bir Lübnanlı ve Birleşik Krallık savunma bakanlığında çalışan bir İngilizle tartışıyorduk, Lübnanlı, Amerikanında heryerinde Yahudilerin elinde olduğunu söylerken İngiliz şaşırmıştı, güç odağı olarak kabul ediyordu, ama salt onların kontrol ettiği fikri çok şaşırtmıştı. Şunu sordu: 'Amerikan Ortadokslarından da mı güçlüler?' ve cevabını da kabul etmedi;

Ortadoğu gözü ile bakıldığında tüm şer odağı Yahudiler midir? Yerel dinamikler yabancıların kuklas mıdır?

İkinci soru bir Afrika kabile ülkesi için geçerli olabilir, ancak gerçek bir örnek vermek gerekirse, geçen aylarda EPDK ve Maliye yabancı petrol şirketlerine hatta British Petrole bile çok ciddi rakamlarda ceza kesti, tepki çekse de yapabilecekleri hiçbir şey yok. Zira yapılan prosedür yerel Kamu Yönetiminin hukuki prosedürü, ve bir şirket ile devletin arasındaki ilişki, istisnaları dışında, komplolarla bezenmez....

saygılar


Kasım 20, 2009, 01:15:18 ÖS
Yanıtla #8
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4080
  • Cinsiyet: Bay

Sn.cardiffmonster

Çin örneği aslında altı doldurulması gereken bir örnek.Her yönden ele alınmadan tarihsel süreçlerine ve gelişimine bakmadan küresel sermayenin yönünün neden çin'e döndüğünü anlmak mümkün değil.

Yanlış hatırlamıyorsam çin'in bağımsızlık tarihi 1950 bu ülke 59 yılda sırf köleler gibi çalışarak bu hale gelmesi mümkün değil.Üstelik bu sürecin büyük bölümünü komün,zm etkisi altında geçirmiş kapalı bir ekonomi ile yaşamış bir süreci var.

Bugün çin'e tek yönden tek gözden bakmak hakikaten imkansız.Ben şahsen çin'i Dünya nüfusuna oranı ile bu yoğun iş gücünü yönetimin adı her ne kadar kominizmde olsa emperyal bir sistemle yönetilen,herhangi bir insan hakkı uygulamasının bulunmadığı bir tür korku imparatorluğu olarak görüyorum.

Emperyal güçlerin böyle dağınık insani ve sistemleri yönetmesi ve yönlendirmesi ise çok kolay.Bunun en tipik örneği Afrikadır emperyalist güçlerin petrol ,altın ve elmas yatakları için afrikadaki uygulamaları ve halkların köle haline getirilişlerinin çin örneğinden hiç bir farkı yoktur.

Bugün adının önünde her ne kadar evrensel kelimesi geçen her tür uygulama ve söylem kandırmacadan öte değildir.Ve hiç bir biçimdede herhangi bir şekilde herhangi bir insani değer taşıyacak uygulamalara haiz değildir.

Aslında belirlendiğiniz şekil açısından doğru ortadoğulu gözü ile bakmak.Doğal ve doğru olanıda zaten bu coğrafyada yaşayan insanın gözü ile bakmaktır.Her anlamda hemen her fikrin menbağı ve kaynağı burası.Bir kıta amerikası halkının yada avustralyalı bir insanın buradaki değerleri doğru algılayıp anlaması beklenemez.

Brıtısh petrol yahudi sermayesinin ve sömürüsünün en tap noktasıdır bence.Hugo chavez'de benzer konularda bu firmaya aımasız davranmış ve çok ağır yaptırımlar yapmıştı.Lakin burada şu fark var Hugo Chavez çok marjinal bir yönetici sistemi tersinden okuyan ve karşı duran bir tipi var onun yaptırımı ile Epdk'nın yaptırımı aynı sonucu vermez.

Ben bu tip şeylerde görüntüde alınan kararların reelde uygulanabilir olmadığı kanaatindeyim.Kamuoyunu rahatlatmak ve aldatmak için alınmış kararlar olduğu düşüncesindeyim.Bu tip firmalara ceza kesebiliyor görünmek ulus devletin sermaye ile savaşından başka anlama gelmez.Sırf burdan bile bakılsa Ulus devlet yöneticilerinin o sermayeye ne kadar ihtiyaç duydukları ve ülkeye çekmek için kaç takla attıklarınıda unutmamak gerek.

Prosedürleride kanunlarıda insanlar yapar ve uygulamaya koyar,aynı şekildede menfeat ve çıkarları doğrultusundada bir kalemde silinebilir değersiz yazılımlardır.

Saygılar.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 20, 2009, 03:07:23 ÖS
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

Çin, Tayvan, Kore, hatta Japonya bile, kalkınma süreçleri incelendiğinde küresel sermaye başka bir adla yabancı sermaye ve teknolojilerle oldukça ciddi ilişkileri olmuştur. Ancak Japonya süreci tamamlamış bir örnek, Çin ise halen sğresi teknolojik, siyasal ve ekonomik olarak hala takip ediyor.

Çin'in diğer ülkelere kıyasla kalkınma işi çok daha zor çünkü yönetim/idare yaklaşımı, zaten nüfüs çokluğundan nifusun önemli kısmını kendi haline bırakabilecek karar mekanizmasına sahip, keza Hindistan, biraz daha çok başlı idari yapısından ötürü Çin ile aynı ligde bulunmasına rağmen, birkaç adım geride (ekonomik ve siyasal olarak)

Afrika ile Çin arasında bir benzetme kurmak mantıklı ancak, arada çok büyük farklar var, Çin, dışarıdan zorlama ile değil, kendi uyguladığı politikalar ile, kendi halkının önemli bir bölümünü, köleleştirmiş durumda.... Bugün Türkiye'de bile bazı firmalar, Çin'den eleman ithal ediyor!!! vebunların önemli kısmı karın tokluğuna çalışan cezaevi mahkümları!!!!

İktisatçılar aşinadır, rezerv para olarak önemli paya sahip olan Amerikan doları ve batı finansal sistemleri zaten Küresel Sermaye diye -geniş manada- kullandığımız kavramın gücünü oluşturuyor, peki doların karşılığı var mı? Varsayımlar dışında bilgimiz yok, tek bilinen artık doların karşılığında altın rezervi olmadığı; amma velakin Amerikan Silahlı Kuvvetleri'nin bombardıman uçakları tarafından sağlam bir rezerv tuttuğu....

Şimdi, uluslararası ve ulusal sermaye boyutuna gelirsek,

Uluslararası sermaye engellenerek ulusal sermaye öne çıkarılırsa bu Faşizancılık mıdır? Halkçılık mıdır?

Kanunlar konusundaki düşüncenize ancak kısmen katılabilirim, zira, söylediğiniz ölçide kanunları tamami ile oyuncak olarak görmek olur, ve bizzati tecrübe ettiğim bir çok yabancı şirketin, Türkiye'deki ticaret kanunu, ve göçmenlik kanununa aykırı hareketleri sonucu aldıkları cezalardan, ülkeyi terk ettiklerini biliyorum....

sn Adam'ın bir başka başlıkta açtığı *tolerans* konusu aslında bir miktar kanunların uygulamasına zaruri/istisnai uygulamalarda uyuyor ve -sadece o durumlarda- sizin son cümlenize katılıyorum

Saygılarımla


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
1555 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2013, 11:57:17 ÖS
Gönderen: Melina
38 Yanıt
15883 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 22, 2012, 06:14:39 ÖS
Gönderen: SEHERC
2 Yanıt
2093 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 21, 2007, 06:33:32 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
3 Yanıt
2066 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2007, 09:46:50 ÖS
Gönderen: shemuel
2 Yanıt
5620 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 03, 2009, 11:22:19 ÖS
Gönderen: hewal73
20 Yanıt
11426 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 19, 2015, 09:32:52 ÖS
Gönderen: _SplendouR_
12 Yanıt
2660 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 02, 2018, 12:41:38 ÖÖ
Gönderen: Zennn
2 Yanıt
2907 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2014, 11:11:26 ÖS
Gönderen: Spock
2 Yanıt
1525 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2017, 12:54:20 ÖÖ
Gönderen: night manager
0 Yanıt
573 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 15, 2015, 01:46:30 ÖÖ
Gönderen: burakc