Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Bilgi Nedir? … 1  (Okunma sayısı 11016 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 14, 2012, 09:04:19 ÖS
Yanıtla #20
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Biliyorum biraz fazla soru soruyorum ama amacim öncelikle "gercek anlamda" bilginin ne oldugunu  anlamak ve akabindede bunun nasil ortaya ciktigini ve bilgi degerini nasil kazandigi anlamak.

Simdi sorum, bilgi ile varsayim veya hipotez veya tez arasindaki fark nedir?

Saygilar.


Nisan 15, 2012, 08:25:47 ÖÖ
Yanıtla #21
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu konudaki paylaşımın çok güzel gidişi beni mutlu ediyor, inanın.

Katılımcılarımızın hepsinin kendi eğilimi ve düşünme tarzı, kim bilir belki de etkilenmişliği nedeniyle farklı tanımlar getirmiş olmaları, benim o tanımları hiç de tutmayışım ve çok farklı bir düşünüşümün oluşu durumunda bile bu mutlluluğu, bu tadı ortadan kaldırmıyor. Her birinin benim düşünceme uymayans tanımı nedeniyle tartışmayı kendi benimseyişimin yönüne çekmek istemem.

İki notum var.

Bunların ilki Sayın Tij ile biraz daha yakından bağlantılı... Tanımı ortaya koyan bu ilk bölüm (benim açımdan) üzerinde takılıp kaldık. Bunun için o sonrasında değinmeyi ve tartışmaya sunmayı öngördüğüm  bilgi türleri ve bilginin oluşumu aşamalarına gelemedik henüz. Geleceğiz. 
 
İkincisi ise Sokrates'in söylediği söylenen şu söz... O sözün öyle söylenişi birilerinin çok hoşuna gitmiş galiba. Aslında kendi içinde yanlış/çelişkili bir söz ve Sokrates'in böyle bir çelişkiye düşebilmesi pek olacak şey değil. Üstelik ya da nitekim öyle dememiş. Şimdi ben burada onun nasıl demiş olduğunu ezbere yazmaya kalkışmayayım; bu konuya ilgi duyan bulsun "Sokrates'in Savunması" adlı kitabı çünkü o söz orada geçer; bu işi yapmaya değer ayrıca; görsün ne demiş olduğunu onun. Sokrates'in o deyişi, onun olduğu ileri sürülen şu yanlış ve çelişkili deyişten hem daha güzel hem de  tam Platon'on anlatımıyla Sokrates'in karakterine  uyan bir deyiş.

Sevgiler.


       
   
« Son Düzenleme: Nisan 15, 2012, 08:31:46 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 15, 2012, 01:19:58 ÖS
Yanıtla #22
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Adam
Sokratesin o sözünü benim sevişimin ve benimseyişimin bir önemi var benim baktığım açıdan oda şudur.

En iyi bildiğim şey hiç bir şey bilmediğimdir,Bilmek için yaratılmış biz insanların yapısına o kadar uyuyorki,Ben yeryüzünde tüm bilimlerle ilgilenen her şeyi bilen biri tanımını duymadım hiç,sokrat sanırım bunu kastediyor.Kısacık hayatta insanın ne kadar arzu etsede her ilmi bilebilme şansı yok ben sadece bunu anlıyorum.

Benim için sonrası önemli madem en iyi bilen bile herşeyi tam bilemezsse bilinmeyi dileyen allaha sadece bilerek ulaşabilecek isek  ozaman bu durumda ortaya çıkan sonuca göre biz insanların durumu traji komik değilmi bilgiden bu kadar uzak yaşarken.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Nisan 15, 2012, 07:50:25 ÖS
Yanıtla #23
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Merhaba,

Bilginin bize doğmadan önce verildiği fikrini yani tanrısal, vahiy bir bilgi. Gözlem, akıl ve bilimsellikle uyuşmamaktadır.

Ancak şunu söyleyebiliriz. Bilgiyi anlama biçimimiz, kavrayışımız ölçüm aletlerinin yeterliliği ve ve bilgi birikimimiz ile sınırlıdır. Yani aynı bilgiyi 3 bin yıl önceki insanlara sürsek. Aynı düzeyde anlayabilirler miydl? Tartışılır. Bilgi nesilden nesile aktarılır. Bilgi değişkendir. Bilgi yaşanılan çağın gereksinimlerine göre şekillenir. Bilgi yanlışlanabilir. Bilgi gelişir coğalır. Bütün bunların içinde tanrısal bilgi nerede? Yeri nerede?

Unutmayın rönesans ve reform gelişen süreçte 19 yy aydınlanma dünyayı kavrayışımız açısından bilgiye bakış açımızı çok değiştirdi.

Saygılarımla.
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Nisan 15, 2012, 08:25:23 ÖS
Yanıtla #24
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 668
  • Cinsiyet: Bay

Bilmek önemlimidir?
İnsan bildiği kadar yaşamını sürdürüyor.  Bilmediği daha fazla olacak,. bunun kaçarı yok. İnsan herşeyi bilemez, ama herşeyi bildiğini düşünür. Hayatta en yanılan canlı insandır. Hepimiz yanılmaya müsaitiz. Hepimiz yanılıyoruzda. Bu yanılgımızın en büyük sebebi, bildiğimiz şeylerin doğru olduğunu düşünmemiz olabilir mi?
Hacamat derki
Bildiklerim üzdüğü için, bilmediklerimle övünüyorum.
Saygılarımla


Nisan 16, 2012, 09:16:53 ÖÖ
Yanıtla #25
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu başlık altındaki yazılarda, bu başlığın ikinci bölümüne geçmeden önce değinmek istediğim bir iki nokta var.

Öncelikle Sayın asimov'un değerlendirmesine katıldığımı belirtmeliyim.

Tanrı'nın bilinmeyi istediği yani kendisine ilişkin bilgiye ulaşılmasını istediği söyleniyor.

Kim söylüyor bunu?

Birtakım insanlar.

Onların doğru söylediğne inanırsak şöyle bir yorum yapabiliriz: Demek ki onların inandığı tanrı onlardan öyle bir dilekte bulunmuş ya da onlar öyle sanmış.

Küçük bir tanrı olsa gerek o onların düşünce yapızsı çerçevesinde; asıl TANRI olamaz. Asıl Tanrı'nın birtakım insanlarla böyle ufak tefek işlerle uğraşıp, birtakım insanlardan böyle bir dilekte bulunduğu benim TANRI kavramımın çok gerisinde, aşağılarda bir yerde kalır.

Ben kimsenin inancına saldırıda bulunmak istemem. İsteyen ona öyle inansın ama ona öyle inananlar da benim inancıma saygılı olsun.

Ben Tanrı'nın o insanca belirlenen boyuttan çok farklı bir aşamada, insanca belirlenemeyen ve belirlenemeyecek, hatta tasarlanamayan ve tasarlanamayacak bir boyutta, nitüelendirilemeyen ve nitelendirilemeyecek olduğu inancındayım.

Dolayısıyla Tanrı'nın bu dünyadaki, bu evrendeki insanca bilinebilecek bilgilerle uğraşması diye bir durumun olabileceğini de benimseyemiyorum; bağışlayın. 

Bizim burada sözünü ettiğimiz bilgi öyle tanrısal ya da ilahi ya da (Sayın asimov'un vurgulamış olduğu üzere) vahiy yoluyla ya da sezgiyle elde edilen bilgi değildir. Biz burada somut ve nesnel bilgiden söz ediyoruz. Bu bilgi içgüdü ya da içtepiyle elde edilen bir bilgi de değildir. Genetik kalıtım yoluyla bilginin aktarılması olayı bir başka olgu; onun bilimsel yöne var. Burada sözünü ettiğimiz bilgi, insanın bilinçle, öz buyrultusuyla, edinmeyi isteyerek, öz çabasıyla, (Sayın Tij'in önemsediği üzere) bir emek ürünü olarak elde edip sahiplendiği, sonra da gereken yerde gerektiğince değerlendirip kullanabileceği bilgidir.

Yaşadığımız çağın en önemli değeridir bu. Çünkü yaşadğımız çağda egemenlik, maddi varlığın çokluğu ile değil bilgi ile sağlanmaktadır.

Bu ilk başlık altında söylemem gereken bir diğer söz daha var. Bence yanlış anlamanın, yanlış bilgilenmenin giderilmesi için ona da değinmek gerek ama şimdilik burada durup bir nefes alayım.

Hem kim bilir, bakarsınız o konuya benden önce değinen, o yanlış bilginin doğrusunu ortaya koyan bir diğer katılımcımız olur. 

 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 16, 2012, 09:23:33 ÖS
Yanıtla #26
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

çelişkili bir felsefik söz.
"bildiği tek şey hiçbir şey bilmediğiyse,o zaman bir şey bilmiş olmaz mı?" diye düşündüren,kafa karıştıran,sonunda nihilist olup çıkmayı sağlayan söz.


en iyi bildiğim şey, hiç bir şey bilmediğimdir.
bildiğim şey aslında hiçbir şey bilmediğimdir.
bildigim birsey varsa hicbirsey bilmedigimdir.
tek bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir.
ünlü düşünür socrates'in sözü.Yada sokratese atfedilen söz bu sözü söylese söylese sokrates söylemiştir tarzında, hiçbir şey bilmediğini bildiğini söylüyor. çelişkili bir ifadedir.

sokratesin en bilgili insan benim çünkü atinalılar hiçbir şey bilmiyorlar ve bu cahilliklerinin farkında değiller oysa ben hiçbirşey bilmiyorum ve bunun farkındayım ve bu nedenden ötürü ben atinalılardan daha bilgiliyim sözünün özlü hali.

Sokratesin savunmasında bahsedilen bu konuya atfen söylenmiş bir söz ise söyleyenin aslında güzel anlamlandırdığı ama bunu yazanın maksat dışı kullandığı bir ifade şekli ile günümüze kadar gelmiş doğrusu nedir acaba?

SAĞLAM BİLGİ?
KESİNLİĞİ OLAN BİLGİYE KİM KARAR VERİR?
O KARARI VERENLERE NE TİP KISTAS UYGULANIR ACABA MESELA TAMAMEN BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ AYNI KONUYU AYNI DOĞRULUK ORANI İLE BİRBİRLERİNDE FARKLIU MEKANLARDA DENEYİMLEYEREKMİ ,YOKSA BİR KULÜBENİN İÇİNDE TOPLANIP ŞU BİLGİNİN KESİN DOĞRULUĞU BUDUR DEYİP FİKİR BİRLİĞİMİ YAPILIYOR.
SAĞLAM VE KESİN KATİ OLAN BİLGİYİ İNSANOĞLU TÜM HAYATI KAPSAYACAK VE HİÇ BİR ŞART VE ŞEKİL ALTINDA NET OLARAK İNSANOĞLUNA VEREBİLİRMİ?

BEN BUNA TAM OLARAK İNANMAK İSTİYORUM............
BEN BUNA TAM OLARAK İNANMADIĞIM İÇİN ALLAHIN GÜCÜNE BİR ORGANİZATÖRÜN GÜCÜNE İNANIYORUM,İNANDIĞIM İÇİNDE BANA ÖĞRETİLEN VE BENİM ARAŞTIRIP OKUDUĞUM TANRININ GÜCÜNÜN SINIRLARI İÇİNDE GÖRÜYORUM ONUN BANA HER BİLGİYİ VERDİĞİNE,BEN İSE ÇALIŞIP OKUYUP ARAŞTIRIP O BİLGİYİ SADECE ÖĞRENEREK HATIRLIYORUM.

BUNUN BANA ZARARI YOK,LAKİN YILLARCA DOĞRU SANDIKLARI BİLGİNİN BİR BAŞKA ZAMAN VE MEKANDA YANLIŞ ÇIKIP YENİ BİLGİLERLE DONANMIYORMU İNSANOĞLU OZAMAN İŞ KOLAY SORGULAYACAK KUSUR BULACAK KİMSE YOK KARŞINDA,MESELA ŞUNU DİYEMİYORSUN YADA DEMEK AKLINA GELMİYOR VAY BE ADAMA BAK AMMA KANDIRMIŞ DÜNYAYI DESEN NE OLURKİ ZATEN KİM KİMİ KANDIRMIYORKİ PEKİ BU İŞİ ALLAH YAPARMI ?

NEYSE BEN BİRÇOKLARININ BAKTIĞI PENCEREDEN BAKMIYOR ÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM,ALLAHADA ,ALLAHIN VERDİĞİ AKLADA ALLAHIN BAHŞETTİĞİ BİLİMEDE GÜVENİYORUM.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Nisan 17, 2012, 10:10:32 ÖÖ
Yanıtla #27
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Karahan'ın bilgiyi Allah'a atfederek bilimsellikten kaçmasına ve kindi biraysel yeteneğini göz ardı etmesine, onun hesabına üzülüp katılmamakla birlikte ona çok bir şey de diyemem çünkü o öylesine, bu tdünyada Allahsız yapamayacağına inanıyor.

İsteyen varsın öylesine inansın. İsteyen varsın bilgiyi emek harcayarak elde etmek yerine bir başkasının hatta Allah olarak nitelendirdiği bir varsayımsal yüce varlığın kendisine vermesini bekleyip dursun. Varsın o bilginin doğru ama mutlaka doğru olduğuna, buna karşın bilimsel bilginin yanlış ve iksik olabileceğini sanmayı sürdürsün.

Bilimsel bilgi elbette yanlış ve eksik olabilir ama o kişi Allah'tan geldiğini sandığı ve bunun için kesinlikle doğru olduğuna inandığı bilginin bir gün yanlış olduğunu keşfedince ne yapacak acaba?

Belki o konuya sonra gireriz: Bilginin niteliği. Çalışmamızın bu ilk aşaması tanımlara özgü kalsın.

Kalsın ama bu arada Sayın Karahan'a teşekkürler. Hiç olmazsa, Sokrates'in olduğu söylenen o uydurmaca ve kendi içinde çelişkili sözün onun sözü olmadığını, Sokkkktes'in deyişimnins aslında bir başka olduğunu özetle belirtti. Böylece o sözün uydurmacalını o da teyit etmişoldu. Ancak Sokrates'in o özetle belirttiği o sözler, Platon'un ilgili yapıtını okumamış olanlar için tam anlamlı değil gibi geliyor bana; sanki bölük pörçük. Bunun için de iyisi mi dedim, "Sokrates'in Savunması" adlı kitabın çevirilerinden birini bulup (eskiden Milli Eğetim Bakanlığı yayınlarında çıkar çeviri bence çok daha gözeldi biraz eski dil olmasına karşın) onun içinden bir bölümü kopyaladım. Sunuyorum.

Bu da bilgi için ve bu bilgiyi size burada ben veriyorum; Allah değil. Bu çalışmada söizünü ettiğim bilgi de işte böyle bir bilgi, ilahi ya da tanrısal bir niteliği olmayan, pratik, somut, nesnel, insana özgü...



Bunun üzerine bilgisi ile ün almış birine gittim, kendisine iyice baktım. Adı lazım değil, denemek için seçtiğim bu adam devlet işleriyle uğraşır. Vardığım sonuç şu oldu: bu adam çok kimselere, hele kendisine bilgin gözüküyor ama gerçekten hiçbir bilgisi yok. Bunun üzerine kendisini bilgin sandığını, hakikatte ise olmadığını anlatmaya çalıştım. Bunun sonucu, onun da, üstelik orada bulunup beni dinleyen birçok kimselerin de düşmanlığını kazanmak oldu. Yanından ayrılırken kendi kendime dedim ki: doğrusu belki ikimizin de iyi, güzel bir şey bildiğimiz yok; ama gene ben ondan bilginim; çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor; ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum. Demek ben ondan biraz bilgiliyim, çünkü bilmediklerimi bilirim sanmıyorum. Bundan sonra başka birine, daha da çok bilgili tanınan başka birine gittim. Gene o sonuca vardım; onun da, daha birçoklarının da düşmanlığını kazandım.

Böylece, kendime birçok düşmanlar edindiğimi bile bile, birini bırakıp ötekine gidiyor, gittikçe umutsuzlaşıyor ve kederleniyordum. Artık boynumun borcu oldu, her şeyden önce tanrının sözünü göz önünde tutmalıyım, diyordum. Bilgili denen kim varsa ona başvurarak Tanrının ne demek istediğini anlamam gerekti. Size doğruyu söylemeliyim. Atinalılar, köpek hakkı için, bütün o araştırmalarımda baktım, asıl bilgisizler, bilgilidir diye tanınmış olanlar! Boştur denenlerde ise daha çok akıl var. Size bütün o dolaşıp durmalarımı anlatayım, Atinalılar: o kadar didindim, tanrının sözünü çürütemedim. Devlet adamlarından sonra tragedya yazanlara, Dithyrambos şairlerine, her çeşidinden şairlere başvurdum. Kendi kendime, artık bu sefer göreceksin, kendinin onlardan çok daha bilgisiz olduğunu anlayacaksın, diyordum. Yazılarından bence en işlenmiş parçaları seçtim, ne demek istemiş olduklarını gidip kendilerinden sordum, bir şey öğreneceğimi umuyordum. Yargıçlar, inanır mısınız? Doğruyu söylemeye utanıyorum; ama söylemeliyim. O şairlerin, eserleri hakkında dedikleri, orada bulunan hemen herkesin diyebileceğinden daha iyi değildi. O zaman anladım ki şairler eserlerini bilgilerinden değil, bir çeşit içgüdü ile Tanrıdan gelme bir ilhamla yazıyorlar, tıpkı bir sürü güzel şeyler söyleyip de dediklerinden bir şey anlamayan tanrı-sözcüleri, biliciler gibi. Şairler için de öyle olduğunu gördüm; üstelik onlar, kendilerinde şairlik var diye, bilmedikleri şeylerde de insanların en bilgini olduklarını sanıyorlar. Yanlarından ayrılırken anlamıştım ki, devlet adamları karşısında nasıl bir üstünlüğüm varsa, onlardan da böylece üstünüm.

En son, ustalara gittim: çünkü kendimin bir şey bilmediğimin farkında olduğum gibi, onların da hem çok, hem iyi şeyler bildiklerine emindim. Bu sefer aldanmamışım; onlar benim bilmediğim birçok şeyleri gerçekten biliyorlardı ve bunda hiç şüphesiz benden daha bilgin idiler. Ama Atinalılar, gördüm ki iyi ustalarda da şairlerdeki kusur var; kendi işlerinin eri oldukları için en yüksek şeylerden de anladıklarını sanıyorlar, böyle sandıkları için de asıl bilgileri gölgede kalıyordu, o kadar ki Tanrının sözüne geldim, onlar gibi bilgin, onlar gibi de bilgisiz olmaktansa, bilgilerini de, bilgisizliklerini de edinmeyip olduğum gibi kalmak daha iyi değil mi? diye düşündüm; gerek kendime, gerek Tanrı sözüne cevap vererek, benim için olduğum gibi kalmak daha iyi, dedim.

Atinalılar, bütün bu araştırmalarım birçok düşmanlar, hem de en kötü, en tehlikeli soyundan düşmanlar edinmeme sebep oldu; birçok iftiralara yol açtı; adim bilge diye çıktı, çünkü beni dinleyenler, başkalarında bulunmadığını gösterdiğim bilginin bende bulunduğunu sandılar. Asıl bilen, Atina yargıçları, belki yalnız Tanrıdır; o sözü ile de insan bilgisinin büyük bir şey olmadığını, hatta hiçbir şey olmadığını göstermek istemiştir; Sokrates demiş olması ancak bir söz gelişidir; "Ey insanlar! Aranızda en bilgesi, Sokrates gibi bilgeliğinin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir." demek istemiş. İşte böylece Tanrının sözünü düşünerek yer yer dolaşıyor, yurttaş olsun, yabancı olsun, bilge sandığım kimi bulursam konuşup soruyorum; bilge olmadıklarını anlayınca da, Tanrı sözüne hak vererek bilge olmadıklarını kendilerine gösteriyorum. Bu iş bütün vaktimi alıyor, bu yüzden devlet işleriyle de, kendi işlerimle de iyice uğraşacak vakit bulamıyorum; o kadar ki, Tanrıya hizmet edeyim diye yoksul kaldım.



   
Aslında işin doğrusu tamamını okumaktır. İnsan ancak öylece bilgilenebilir bu felsefi konu üzerinde.

 
« Son Düzenleme: Nisan 17, 2012, 10:19:20 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 17, 2012, 03:27:19 ÖS
Yanıtla #28
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bugün bu başlık altında yazdıklarıma şöyle bir baktım da sonradan, ne kadar da çok klavye yanlışı yapmışım telaşla yazarken… Hem ne demek istediğimi de doğru dürüst anlatamamışım.

İyisi mi dedim, şu son yazdığımı bir kez daha yazayım doğru dürüst…


Konumuz önce Sayın Karahan ile aramızdaki uyuşmazlık.


Sayın Karahan bilgiyi ille de Allah'a atfediyor ve bir bakıma diyor ki ben ancak Allah’ın istediklerini bilirim. Kendi yeteneklerini göz ardı etmiş oluyor. Allah’ın ona tanımış olduğu bilgi edinme özgürlüğü çerçevesinde kendini sınırlı bilgi edinmeye tutsak kılıyor. Bunun sorumluluğunu da almıyor. Ona göre bunun sorumlusu Allah. Çünkü o öyle istemiş.

Sayın Karahan’a katılmam ve onun hesabına üzülürüm. Ancak çok bir şey de diyemem çünkü bu bir inanç sorunudur. Birçokları gibi o da bu dünyada Allahsız yapamayacağına, Allahsız bilgi edinemeyeceğini inanıyor.

Yazık!

İsteyen varsın bilgiyi emek harcayarak elde etmek yerine bir başkasının hatta Allah olarak nitelendirdiği bir varsayımsal yüce varlığın kendisine vermesini bekleyip dursun. Böylece kendini bir bakıma bilgisizliğe tutsak etsin. Varsın sadece o bilginin doğru ama mutlaka doğru olduğuna, buna karşın bilimsel bilginin yanlış ve eksik olabileceğini sanmayı sürdürsün.  Bir diğer deyişle kendini bağnazlığa sürüklesin.

Çok insan böyle yaptığına göre demek ki sorun yok.

Bana göre sorun olmayabilir ama masonlara göre sorun var. Çünkü Masonlukta bir ulu yaradanın varlığına inanmanın gerekliliğini öngören hatta daha da ötesi teist nitelikli bir Tanrı inancını zorunlu sayan mason kuruluşlarının üyelerinin bile en önemli görevlirinden biri bu tür düşüncelerle, bağnazlıkla mücadele etmek.

Bana göre hava hoş; masonlar düşünsün!

Bilimsel bilgi elbette yanlış ve eksik olabilir ama kişi Allah'tan geldiğini sandığı ve bu nedenle kesinlikle doğru olduğuna inandığı bilginin bir gün yanlış olduğunu keşfedince ne yapacak acaba?

İşte o zaman iş kötü çünkü inancını yitirir. Oysa böyle bir varsayımda bulunmasa, Tanrı’nın insanların bilgi edinme işlerine karışmadığını kavrasa, her şey yoluna girebilir.

Elbette bilgiden söz edince bunun niteliğini de ortaya koymamız gerekiyor. Onu bu yazı dizisinin ikinci bölümünde tartışmaya açmak niyetindeyim. Şimdilik burada takılıp kaldık.

Bu arada Sayın Karahan'a teşekkürler. Hiç olmazsa, Sokrates'in olduğu söylenen o uydurmaca ve kendi içinde çelişkili sözün onun sözü olmadığını, Sokrates'in deyişinin aslında bir başka türlü olduğunu özetle belirtti. Böylece o sözün uydurmaca olduğunu Sayın Karahan da teyit etmiş oldu. (Her konuda h bakımdan karşıt düşecek değiliz ya…)

Ancak Sayın Karahan’ın Sokrates'in ne demiş olduğuna ilişkin özetle belirttiği o sözler, Platon'un ilgili yapıtını okumamış olanlar için tam anlamlı olmayabilir. Bunun için "Sokrates'in Savunması" adlı kitabın çevirilerinden birinden bir bölümü kopyaladım. Sundum.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 17, 2012, 08:32:36 ÖS
Yanıtla #29
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Adam ile uyuşamadığımız noktalar vardır ki olmalıda zaten,ama bir konuda bu kadar uyuşamadığımız hiç olmadı.




Sayın Karahan bilgiyi ille de Allah'a atfediyor ve bir bakıma diyor ki ben ancak Allah’ın istediklerini bilirim. Kendi yeteneklerini göz ardı etmiş oluyor. Allah’ın ona tanımış olduğu bilgi edinme özgürlüğü çerçevesinde kendini sınırlı bilgi edinmeye tutsak kılıyor. Bunun sorumluluğunu da almıyor. Ona göre bunun sorumlusu Allah. Çünkü o öyle istemiş.

Sayın Karahan’a katılmam ve onun hesabına üzülürüm. Ancak çok bir şey de diyemem çünkü bu bir inanç sorunudur. Birçokları gibi o da bu dünyada Allahsız yapamayacağına, Allahsız bilgi edinemeyeceğini inanıyor.

Yazık!


Sanırım son cümlenizden başlayacağım.Yazık derken bir hayal kırıklığının getirdiği içtenlikle yakın bir dostu kaybetmenin hüznü gibi düşündüm bu cümleyi sadece.İşin ironi tarafı bir yana tabiki sn.adamın beni düşündüğü gibi değil olaylar şimdi o öyle değil böyledir deyipte sanki kıvırıyormuşum gibi düşünecek arkadaşlarda var bu forumda ama durum hiçte öyle değil.


Ben allah innacı olan bir insanım  başlangıcı allah vardır diye yapacaksın sonra o allahın insanları sadece yarattığını sonrada saldım çayıra mevla kayıra hadi insancıklar bilin bakalım bu dünyada ne işiniz var diye bize bilmece sormadı herhalde.Bir mantık dizisi içinde bu dünyada var olan herşeyin bir nedeni var ise,yaratanın o nedenlere verdşiği manayı bulup keşfetmek aklı kullanarak bilgilenerek öğrenerek yaşamamızı istemiş ise benim için en kutsal şey tabiki bilgidir.Nasıl bunu ayırdığımı düşünebilirsiniz ben allahı tanımıyorumki hatta bilmiyorumda tıpkı sizin gibi diğerleri gibi lakin sezinleme ile varlığını kabul edip akıl ile arıyoruz.Burada kullandığımız kıstas ise bilgi ve akıldır.Bunun tersini benim için düşünmenize ve beni böyle anlamınıza oldukça şaşırdım.

Evet ben bilgiyi ve herşeyi allaha atfediyorum kolayıma geldiği için değil öyle bilip,görüp,yetiştirildiğim için.Lakin sizin varsayımınızdan yola çıkarsak snuç kısmında aynı hayal kırıklığını sizde yaşarsınız ve sıkçada yaşadınız.

sanırım siz kul bir şey yapıp çabalamadan öğrenmeden allahtan gelsin o versin diye bekleyenlerdeniz sandınız olasya o gözle bakıyorsunuz lakin çok haklı olduğunuz noktalar var bunun için aşırı çaba göstermenize gerek yok .

Siz kelamutullahın neresinde hangi sözünde emeksiz bir eylem gördünüzki bir tek kelime yoktur emek için sarfedilmemiş nereden çıkarıyorsunuz emek harcanmadan birşey öğrenmeye çalışanlardan olduğumu.O kadar emek harcıyorumki okadar önyargısızca yaşıyorumki bir sürü bağnazın  ne düşündüğü inanki umurumda değil lakin bir sözümde bu ters bakışa olacak bağnazlık ile ilgili çok yazınızı okudum bu konuyu bu forumda en iyi bilenlerdensiniz lakin bende şunu biliyorumki bağnazlık sadece din kisvesi ile olmaz sadece belli bir kesime ait hiç olamaz böyle bir niteleme asla olamaz,sadece bir olaya başka gözle bakıyor diye kolayca bağnaz olmaz insan.


Bu konuda söyleyebileceğim çok şey var lakin bende sizin gibi yapacağım bir nefes alıyor ve bitiriyorum.

Son söz sokratese

Bu sözün ona ait olmadığını siz belirttiniz benim bir yazıma istinaden sokratın savunmasının öze3tinin içinde bende bu çıkarımı sağladım.

Şimdi size bir soru bu söz üzerine bir sürü makale okudum üstelik bu makale kelli felli felsefe siteleri ile bir sürü profösörün yazılarında alıntı olarakta okudum internette var.

Sorum size şu bu bilgiyi okuyan bunuda akademik ünvanlı birinin yazısından okuyan benim gibi cahil biri sizce ne düşünür önce söz hoşuna gider sonra heryerde söyler ve kullanır.Düşünmez bile bu bilgiyi veren kanalın yanlış bilgi verdiğine  hani nerde kaldı sağlam bilgi peki sırf siz dediniz diyede bu söz sokratın değilmi diyeceğiz o yazıları yazanmı hatalı yada haklı yoksa yok hayır o söz sokratın değil  diyen sizmi lütfen bana yol gösterin doğru bilgiyi nasıl alacağız .

Bilgiyi verenler bu kadar güvenilmezken?
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
2504 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2011, 02:09:06 ÖS
Gönderen: Don Corleone
1 Yanıt
1853 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 09, 2013, 12:12:29 ÖS
Gönderen: Melina
2 Yanıt
3271 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 22, 2012, 08:14:00 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1975 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 01, 2012, 09:19:37 ÖÖ
Gönderen: ADAM
Susmak … 1

Başlatan ADAM « 1 2 3 » Kavramlar

21 Yanıt
6854 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 01, 2012, 08:35:30 ÖS
Gönderen: karahan
5 Yanıt
2602 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 08, 2012, 05:12:58 ÖS
Gönderen: Rohani
7 Yanıt
2770 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 15, 2015, 09:50:29 ÖÖ
Gönderen: İNSAN
4 Yanıt
2206 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 21, 2012, 08:26:47 ÖÖ
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
2135 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 26, 2012, 10:37:21 ÖS
Gönderen: Alşah
0 Yanıt
1041 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2014, 05:56:37 ÖS
Gönderen: MysticMind