Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Mitler Nasıl Doğar?  (Okunma sayısı 4384 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 20, 2012, 09:28:56 ös

Şefik Can'ın KLASİK YUNAN MİTOLOJİSİ adlı eserinden aldığım bu yazı, tarafımca yazılmıştır.


MİTLER NASIL DOĞAR?

Bu konu üzerinde bilginler çeşit çeşit fikirler yütürmüşlerdir. Bunları kısaca gözden geçirelim:

Bu mesele üzerinde ilk fikir yürüten zat Evhemeros adındaki Yunan filozofudur. Milattan dört yüz yıl önce gelen bu zat halk tarafından uydurulmuş olan bu hayali "Mit"lerde tarihsel ve gerçek olayların izlerini buluyordu. Yani, mitolojinin bahsettiği Tanrılarda bile çok eski zamanlarda gelmiş, yaşamış kralların ve tanınmış insanların faziletlerini ve kötülüklerini seziyordu. Bu görüş sonradan 19 uncu yüzyıl İngiliz filozofu "Herbert Spenser" tarafından da kabul edilmiştir. Bu fikri ilk hristiyan din bilginleri de benimsediler. Böylece "puta tapanları" tapındıkları Tanrıların insanüstü birer kuvvet ve tapınılmaya değer birer Tanrı değil, bayağı insan olduklarına halkı inandırarak hristiyanlığı yaydılar. Mitlerdeki tabiat üstü olayların içine, tarihi hakikatlerin karışmış olduğuna inanarak, ilahları, halkın hayranlık duyarak Tanrılaştırdıkları birer şahsiyet olarak kabul eden Evhemeros'dan sonra gelen ve mitler üzerinde fikir yoran eski bilginler, onları ahlaki ve dini bakımdan incelemeye başladılar.

Theagenes, Homeros'un mitlerinde felsefe buldu. Filozof Aristoteles ise mitleri lejistlatörlerin uydurduğunu söyledi. Bu filozofa göre lejistlatörler, Mitleri, kanuni bir müeyyide gibi kullanarak halkı iyiye sevketmek istediler. St. Augustinus, Zeus ve Aphrıdite'nin ilahi şahsiyet değil, şeytanı birer varlık olduğuna inanıyordu.

Miladın Üçüncü yüzyılında gelen Plotinos ile Porphyrios, mitleri, felsefi kanaatları, gelenekler dini inançları aksettiren birer sembol olarak kabul ettiler. Bu görüş zamanla unutuldu ve mitler felsefe ve ahlâk bölümünden ayrılarak "Tarih bilimi" hududuna girdi.

Ortaçağda bu mesele (yani mitlerin kaynağını araştırma meselesi) ihmal edildi ve ilk hristiyan azizlerin fikirleri kabul edilerek başka türlü mütalâa yürütülmedi.

17. yüyılda, 18. yüzyıl başında gelen bilginlerin fikirlerine göre "Mit"ler, dinsel geleneklerin şekillerini değiştirmiş birer inancından başka bir şey değildir. Bu sıralarda yetişen bazı mütefekkirler; azizlerin hikayeleri ile mitler arasında bir benzerlik gördüler. Rahip Banier sistematik bir şekilde Yunan mitlerini tarihe mal etmeye ve onun içinde eritmeye çalıştı.

18. yüzyılın sonunda Dupuis ve Emeric Davit ilk çağlardaki puta tapanların taptıkları mabudların ve kahramanların, Güneş kültüründen alındıklarını iddia ettiler. Onlara göre mitler sembolik olarak hep bu güneş kültürün temellerini ihtiva ediyorlardı.

19. yüzyılda İngiltere'de Max Muller, Almanya'da A. Kuln, Fransa'da Michel Breal, genel dil biliminde çok ileri giderek mitlerin temelini dilden aldıkları kanaatında bulunmuşlardır. Bunlara göre tabiatın esrarı mitlerle anlatılmıştır. İnsanın dili, düşüncesi ve bizzat kendisi mitleri doğurdu.

Diğer bir sisteme, Berard'ın sistemine göre de "mitler" bir takım dinsel törenlerden doğmuştur. İngiliz Mitolojistlerinden A. Lang mitlerin kaynağını insanın kendi imgeleminde (muhayyelesinde) kendi kendinin içine kapanmasında bulur.

Regnault, mitlerin iptidai insanın psikolojik hallerinden doğduğunu, tecrübesiz, görgüsüz ve bilgisiz olan iptidaî insanın, gördüğü hadiselerin ani etkilerinden ilham alarak hayaller kurduğunu söylemektedir. Gerçekten Mitolojinin doğuşunu daha iyi anlamamız için insanoğlunu çok eski zamanlardaki hayatına bakmamız, daha doğrusu insanlığın çocukluk devresine inmemiz lazımdır. Vahşi insan da medeni insan gibi tanımak ve bilmek ihtiyacı ile çırpınır, durur. Tabiat hadiselerinin nedenlerini araştırır. İlk insan da bizim gibi nereden geldiğini, nereye gittiğini, hayatın ne olduğunu, ölümün esrarını bilmek ister.Göğün boşluğunda yolunu şaşırmadan dolaşan yıldızlar onu uğraştırır. Neden kara bulutlar, mavi gökte toplanıyor? Gök neden gürlüyor? Nasıl oluyor da yağmur yağıyor? Rüzgar esiyor? Vahşi bunları bilmek ister. Her şey onun için şaşırtıcı ve korkutucudur. Bugün bize pek basit tabiat fenemonleri onun için çözülmez bir bilmecedir. O tabiat hadiselerinin "aklî" açıklamalarını yapamaz, bu yüzden kâinatı, tabiatüstü mahlûklarla doldurmak gerektir. Bu tabiatüstü varlıkların, yaşayışlarını, hareketlerini, karakterlerini; "Hayvanlarda bulunmayan birtakım meziyetleri kendinden toplamış olan" insanların yaşayış, hareket ve karekterlerine benzetmek zorunda idiler. Fakat bunların insana eşit değil insandan üstün kuvvetleri, meziyetleri, erdemleri ve kötülükleri de vardı. Bunların ölmez olmaları lazımdı. Bunlar yani insan şeklindeki Tanrılar, icat edildikten sonra bunlar hakkında çeşit çeşit masallar uyduruldu ve bu şekilde mitoloji meydana geldi.

Yalnız; Yunanlılar bütün bu masalları, kendileri uydurmadılar, onları, münasebetlerde bulundukları milletlerden, Mısırlılardan, Asurlulardan, Finikelilerden ve diğer milletlerden aldılar. Onları kendi inançlarına kattılar, masallarla süslediler, bu masallar bir defa doğunca olduğu gibi kalmadı, kulaktan kulağa giderek, nesilden nesile anlatılarak büyüdü, çoğaldı. Yunanlılar arasında yazı yazma öğrenildikten sonra şairlerin, trajedi yazarlarının, büyük filozofların gayretleriyle "Mitler" inceldi, güzelleşti. Sonra mitler bir yana bağlanıp kalmadı. Göç halinde bulunan ulusların peşi sıra gitti. Mitolojiden mitolojiye, dinden dine geçerek çoğaldı, yayıldı, kayıp olan inançların artıklarını taşıyarak, yeni inaçların içine karıştılar ve ona kendilerini uydurdular. Aynı diyarda doğan bir "Mit" dahi, zamanla, dilde, deyimde, hayalde, güzellikte olgunluğu buldu. Fakat doğduğu ve büyüdüğü memleketin çevrelik özelliklerini kendinde sakladı. Şüphesiz (Ganj) kıyılarında doğan bir "mit" ile "İskandinavyalının" "mit"i aynı şekilde doğmuş, aynı sosyolojik kanunun yolunu takip ederek güzelleşmiş, evrimleşmiştir. Fakat İskandinavyalının masalında soğuğa ve buza çok yer verilmişken, Hintlinin mitinde yakıcı kavurucu, güneş ve ısı vardır.


Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Ağustos 20, 2012, 09:38:38 ös Gönderen: peacewings »
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Ağustos 21, 2012, 10:29:02 ös
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

çok açıklayıcı sn.peacewings teşekkürler.


Eylül 24, 2012, 11:17:51 öö
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Kesinlikle cok aciklayici Paylasim icin tesekkurler.Ufak bir bilgi vermek istiyorum,Evhemeros gibi bende mitlerin gecmisteki gercekliklerini ariyorum. Hollanda da kucuk bir sahafta buldugum bir kitapla bir cok kanit elde ettim. Fakat ben edebiyatci degilim o yuzden bilmiyorum,Acaba baska yazarlarin yazmis oldugu kitaplar kanit gosterilebilirmi bu mit gercekliklerini aciklamaya??


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
6 Yanıt
10537 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2014, 05:25:32 ös
Gönderen: Pilot
2 Yanıt
9236 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 06:51:37 ös
Gönderen: popperist
0 Yanıt
2556 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 20, 2010, 03:18:51 ös
Gönderen: karahan
2 Yanıt
3219 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 09, 2011, 03:43:22 ös
Gönderen: Eser
0 Yanıt
2294 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2013, 10:38:51 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
1609 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2013, 10:43:10 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
1375 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2013, 10:45:07 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
1364 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2013, 10:48:02 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
1377 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2013, 10:49:09 ös
Gönderen: Waldow
6 Yanıt
3712 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 25, 2015, 01:20:56 öö
Gönderen: ragnarr