Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kuran-ı Kerim ve Masonluk  (Okunma sayısı 14312 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 23, 2014, 10:22:03 ÖÖ
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 244
  • Cinsiyet: Bay

Okuduğum bir kitapta Masonluğun alt kültürünün geniş zeminlere yayıldığını ve Kuran-ı Kerim Bakara Suresi 191. , 263 ve 271. ayetleri ile Ali İmran Suresi 7. ve 190. ayetleri Nisa Suresi 36. ayet ve İlah diğerleri birebir Masonik umdelerle örtüşmektedir denilmiş. Kitap Masonlara özgü yazıldığı için zaten benzerlikleri bilindiği düşünülerek ayrıntıya girilmemiş. Ayetlerin neler olduğunu biliyorum. Bunları burada yazmaya gerek yok. Masonik umdelerin hangileri ile örtüştüğünü merak ediyorum. Bilgilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim

Saygılar


Ocak 23, 2014, 11:36:12 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Ersin Baltalı, bir yemek yedim ama adını bilmiyorum hadi siz de bu yemeği yapın demiş oluyor bu yazdıklarıyla.
Kitabın adı nedir?  adı geçen ayetlerin anlamı nedir? kendisi bunları belirtmeden yanıt bekliyor.

Bence eksik olmuş.
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Ocak 23, 2014, 12:21:39 ÖS
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Ersin Baltalı o bildiği (bizim bilmediğimiz için bir şey diyemediğimiz) ayetleri dökerse, biz de onların Masonluğun ilkeleriyle ne denli uyuştuğu üzerine bir söz edebiliriz belki.

Ancak şurası unutulmasın ki, Masonluğun öğretiminin oluşturulmasında birçok felsefenin yanı sıra birçok dinden esinlenilmiştir. Bu nedenle, şu ya da bu dinin kutsal kitabının şurasındaki ya da öte yanındaki sözlerin Masonluğun ilke ya da öğretisiyle uyuşması da yadırganmamalı. Hem Masonluk dinlere karşı değil ki... Böyle olunca İslâm'a da karşı değil ki...   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 23, 2014, 01:19:25 ÖS
Yanıtla #3
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 244
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Asimov'un yazdığına anlam yüklemeden ve konuyu dağıtmadan devam edeyim. Okuduğum kitabın adı Masonik Semboller. Yazarın adı Allen Roberts. Yayınlayan: Erciyaş Yayınları. (Bunu belirtmemin nedeni yayıncının notu kısmında satır arasında bu bilgiyi paylaşmış)Bu arada çeviren kişi ve yayıncı bir Mason.

Bu ayetleri internetten araştırabilirsiniz diye düşündüm. Onları da alıntı yaparak paylaşayım

Bakara Suresi 191. ayet:

Mescid-i Haram, insan öldürmeye Allah'ın müsaade etmediği yerdir. Ama Allah'ın düşmanları, yer ayırımı yapmadan Mescid-i Haram'da da mukaddes olan başka bir yerde de insanları öldürmektedirler. Böyle bir durumda Allah'ın dostları da Mescid-i Haram'da insan öldürmeye yetkili kılınmışlardır. Allahû Tealâ'nın dişe diş, göze göz olan cezalandırma sistemi kısastır. Allahû Tealâ bu yetkiyi, fitne kıtalden daha önemli olduğu için vermiştir. Allah'ın verdiği emirleri çiğnemek fitnedir. Allah'ın emirlerine karşı açık bir isyandır. Fitne çıkaranlar kâfirlerdir. Fitnenin sahipleri yaptıkları hükmün aynısı ile cezalandırılacaklardır. Allah'ın dostları, takva sahipleridir, birrin sahipleridir, hidayete erenlerdir, Allah'a teslim olanlardır, Allah'a kul olanlardır.

Bakara Suresi 263. ayet:

Allah yolunda olan bir kişi başka birine bir para, bir mal verdiğinde davranışıyla onu mutlu eder. Fakat daha sonra ona söylediği kötü sözlerle verdiği parayı başa kakarsa bütün kazandıkları yok olur. Onun yaptığı yardımdan çok daha ötede yardım edilen kişi derecat kazanır. Para ve mal vermeden başka birisinin kendisine karşı yaptığı yanlışlığı bağışlayan ve kendisine hiç kötü şey yapmamış gibi ona iyilik eden kişinin kazancı, sadakasını başa kakanın kazanacağından çok daha ötededir.

Allahû Tealâ bir mukayese yapmıştır. Sadaka veren kişi yaptığından derecat kazanmıştır. Ama başa kaktığı için kazandığı derecattan daha fazlasını kaybetmiştir.

Öyleyse başa kakarak sadaka veren zarardadır ama sadaka vermeden yapılan kötülüğü affeden zararda değildir.

Bakara Suresi 271. ayet:

Sadaka vermek infâk etmektir. Sadaka, kişinin parasından, malından ihtiyaç sahibine bir miktar vermesidir. İki nev'î infâk vardır:

Cehrî infâk; herkesin görebileceği şekilde açık olarak vermek.
Hafî infâk; başkaları görmeden, gizli olarak vermek.
Fakirler, infâk edilen bir şeyi alırken başkalarının görmesinden utanabilirler, yalnız Allah bilsin isteyebilirler. Kişinin fakirlere gizlice infâk etmesi, kendisine daha çok derecat kazandırır. Sadakayı alan cephesinden bu, Allah'ın takdir-i ilâhisidir. Veren cephesinden; Allahû Tealâ'nın, verenin iç dünyasına bakmasıdır.

Kişi sadakayı iki maksatla açık şekilde verebilir. Birincisi, başkalarının sadakadan pozitif istikamette etkilenmeleri ve onların da sadaka vermeleri için.

İkincisi ise kişi kendisinin ne kadar cömert olduğunu herkesin anlaması ve böylece daha çok saygı gösterilmesi için. Bu tarzda bir övünme vesilesiyle, Allah'ın değil de başka insanların kendisini taktir etmesine yönelmiş olan bir insanın sadaka vermesini Allah hoş karşılamaz. Çünkü burada nefsin gurur, kibir afeti ve övünme ihtiyacının tatmini vardır.

Açık sadakayı hüsnüniyetle verip de kendilerine pay çıkarmayanlar, açıkça vererek nefsinin azgınlığına tâbî olanlardan mutlaka daha çok derecat kazanırlar. Ama en çok kazananlar sadakayı gizli verenlerdir.

Ali İmran Suresi 7. Ayet

Bu âyet-i kerime ilm'el yakîn sahibi olan dîn adamlarından bahsetmektedir.

Kur'ân-ı Kerim muhkem ve müteşabih âyetlerden oluşur. Muhkem âyetler, mânâsı ve kelime yapısı itibariyle birbirine uygun düşen, normal bir mantıkla çözümüne ulaşılabilecek âyetlerdir. Mânâsı kesin, katileşmiş ayrıca özel bir şekilde izah gerektirmeyen âyetler muhkemdir. Muhkem, müstahkem, hüküm, hakim kelimeleri aynı kökten gelirler.

"Allah sana Kur'ân'ı indirdi" bir muhkem âyettir. Kur'ân'ın Allahû Tealâ tarafından Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e indirildiğini göstermektedir. Hiçbir açıklama isteyen kesimi yoktur.

Müteşabih âyetler ise mutlaka izaha muhtaç, mutlaka mânânın derinine girerek ruhundan hareketle sonuca ulaştırılacak olan âyetlerdir. Kişi hiçbir zaman kendi kendine yorum getiremez. Müteşabih âyetler, Allah'ın kendilerine verdiği ilimle onların mânâsını açabileceklerden yardım alınarak açıklanabilir. Onlar da kendileri o âyetlerin mânâsına varmamışlardır. Onlara da Allah öğretmiştir.

Sözün ahsen olanı, Allah'ın bütün emir ve yasaklarına tam olarak uyandır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) irade kendisindeyken Allah'ın bütün emirlerini %100 yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özelliğin sahibiydi. Elbette iradesi Allah'a teslim edildikten, tasarruf altına alındıktan sonra daha üst seviyede standartların sahibi oldu. Öyle ki onun bütün sözleri Allah'ın söylettikleriydi. Bütün yaptıkları Allah'ın yaptırdıklarıydı.

"Onların ellerinin üzerinde senin elin yoktu, Allah'ın eli vardı." bir müteşabih âyettir. Yani Allah'ın eli vardır da elini Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in elinin üstüne mi koymuştur? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tecelli eden Allahû Tealâ onun eline de tecelli ediyordu. İnsan toka ettiği zaman, iki el de birbirinin üzerinde değildir. Aynı hizada dururlar. Oysa öpülen el, öpen elin üzerindedir ki öpme fiili gerçekleştirilebilsin. Olay bir mantık silsilesi içindedir. Ancak Allah bu izahı yaptıktan sonra mânâsına ulaşılabilir.

Kalplerinde zeyg (kötülük, eğrilik) olanlar, insanların arasına fesat, fitne sokmak; Allah'ın dostlarını yerle bir etmek için müteşabih âyetleri kullanırlar. Bunlar şeytanın esiri olan zavallılardır. Onların müteşabih âyetleri mânâlandıracak kadar ilimleri hiçbir zaman olmayacaktır. Çünkü hepsinin kalp gözleri, kalp kulakları kapalıdır. Müteşabih âyetleri idrak edebilenler kalp gözleri, kalp kulakları açık olan ulûl'elbablardır:

3 / ÂLİ İMRÂN - 190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3 / ÂLİ İMRÂN - 191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

21 / ENBİY - 7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Kim daimî zikre ulaşırsa o hikmet ehli olur. Bu kişinin özelliği 7 tanedir:

Daimî zikre ulaşmıştır.
nefsinin kalbinde daimî zikir sebebiyle hiç afet kalmamıştır.
Kalp gözü açılmıştır.
kalp kulağı açılmıştır.
Bu 4 özellik o kişide hasıl olduğu zaman 3 tane de vasıf şartı oluşur:
Bu kişi ehli tezekkürdür. Devamlı Allah ile konuşma imkânının sahibidir.
Bu kişi ehli hayırdır. Daimî zikrin sahibi olması sebebiyle kesintisiz bir şekilde ömrü boyunca hep derecat kazanacaktır. Derecat kazanmak hayır, derecat kaybetmek şerdir.
Bu kişi ehli hükümdür. Hakimse Allah'a sorarak karar verecektir. Bu sebeple hata yapmaz. Sadece Allah'ın emrettiğini yapabilir. Bu kişi kıstla, adaletle emreder, hüküm verir. Aynı zamanda âyetlerden hangisine baksa bunun 7 safha ve 4 teslimi içeren 28 basamakta hangi noktaya işaret ettiğinin hükmünü verebilecek durumdadır. Hangi âyet müteşabihtir, hangi âyet muhkemdir hepsini bilir. Bu sebeple ehli hikmettir.
Bir mütefekkirle (düşünürle) bir mütezekkir (tezekkür ehli) birbirinden tamamen farklı iki yapının sahibidir. Mütefekkir, düşünür ve aklı onu bir yerlere kadar götürür. Oraya ulaşır ve orada kalır, öteye geçmesi söz konusu değildir. Düşünce plâtformu bu hudutlara kadar uzanabilir. Ama aynı noktaya ulaşan bir mütezekkir için olay aynı şekilde sonuçlanmaz. Onun aşamadığı bir ufku Allah açacaktır. Bilmediği şeyleri zandan hareket etmek istemediği için Allah'tan soracak ve Allah da doğrusunu ona öğretecektir.

Dînde kökleşmiş olan rüsuh sahipleri (rasihun) sadece ilim öğrenen, irfan öğrenmeyen ilm'el yakînin sahipleridir. Mânâya, ruha varamayan sadece kelime mânâsı içinde Kur'ân'ı yorumlayabilenlerdir. Onlar, müteşabih âyetleri tezekkür edemezler. İrfan öğrenmedikleri için ilimleri onları kurtaracak olan bir seviyeye hiçbir zaman ulaşmaz. Yani fiziğin ötesi onlar için geçerli değildir. Oysaki Allah ile ilişki kurmak demek, fiziğin ötesine geçmek demektir. Kişi Rabbiyle hemhal olur. Bu insanlar, Enbiya Suresinin 7. âyet-i kerimesinde geçen daimî zikrin sahipleridir. Onlar ulûl'elbabtır ve yaptıkları iş tezekkürdür. O zaman ehli tezekkür; başkalarının kendilerine sordukları sualleri Allah'a intikal ettiren, Allah'tan aldığı cevapları onlara aktaran bir özelliğin sahibi olan kişidir.

Ümmülkitap, göğün yedinci katındaki ikinci âlemdir. Devrin imamı Ümmülkitap'ın altındaki çok büyük bir kürsüde ders verir. Kürsünün sağından itibaren her tarafı dolduran altmış kişi ondan Ümmülkitap hakkında devamlı ilim, irfan alırlar. Ümmülkitap boşlukta durmaktadır. On katlı bir apartman büyüklüğündedir, bir sayfası açıktır. Allahû Tealâ hangi peygamberine hangi şeriat kitabını vermişse hangi resûlüne şeriat kitabı olmayan kitap yazdırmışsa bütün kitaplar onun içindedir ve Ümmülkitap bütün kitapların anasıdır.

Muhkem ve müteşabih âyetler Allahû Tealâ tarafından Allah'ın katından indirilmiştir. Muhkem âyetler Ümmülkitap'ın esasını teşkil eder ve bunların hepsi Ümmülkitap'tadır.

Ali İmran Suresi 190. ayet:

Ulûl'elbab, daimî zikrin, hikmetin sahipleridir. Ulûl'elbab için Allahû Tealâ diyor ki:

2 / BAKARA - 269: Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbabtan başkası tezekkür edemez.

3 / ÂLİ İMRÂN - 191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

3 / ÂLİ İMRÂN - 7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

Öyleyse ulûl'elbab, aynı zamanda müteşabih âyetleri tezekkür edendir, ehl-i tezekkürdür.

Nisa Suresi 36. ayet:

Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.

Hem Masonluk bütün dinleri hem de Dinler Masonlardan etkilenmiştir muhakkak. Rönesans'ın yapılmasında Masonların katkılarının olduğunu biliyoruz. Ben sadece bu ayetlerin hangi Masonik umdelerle örtüştüğünü merak ediyorum. Özellikle Bakara Suresi 191. Ayet le ilişki kurması bana ilginç geldi.


Ocak 23, 2014, 02:50:36 ÖS
Yanıtla #4
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Aslında hiçbir örtüşme yok. Çünkü bu tarz deyişler Masonluğun tarzı değil. Bu alıntılarda  bolca dogma var; Masonluk ise dogmalara karşı.

Ancak şu deyiş: "Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın." İşte bakın, bu Masonluğun öğretimiyle uyumlu. Şimdi bunu Kuran-ı Kerimle hiç bağdaştırmlaksızın Masonluğun bir deyişi olarak belirtseniz, hiçbir mason itiraz etmez.

Bir başka seçme deyiş: "..... kişi başka birine bir para, bir mal verdiğinde davranışıyla onu mutlu eder. Fakat daha sonra ona söylediği kötü sözlerle verdiği parayı başa kakarsa bütün kazandıkları yok olur." Bu ise bir kesin yargı içerdiğinden tam bir masonik deyiş olmamakla birlikte, masonik etiketin gereği bir tutum ve beklenti olduğu söylenebilir.

Bu ikisi gibi, ayetlerin aralarından başka seçmeler de yapılabilir. Ancak "Allah şöyledir, böyledir, şunu sever, ötekini sevmez, şöyle yaparsan Allah'ın istemine uygun olur da öteki türlüsü olmaz" falan gibi sözler ve deyişler Masonluğun öğretim tarzına hiç de uygun değildir. Çünkü Masonluk, düşünce ve değerlendirmle tarzında bilimselliği, akıl ilkelerini ve bilgeliği esas alır.

Bu arada bir de şunu ekleyelim: Masonluğa göre hiç kimse hiçbir yerde insan öldürmeye yetkili olamaz. Bu bağlamda tek istisna, asker niteliği taşıyan bir kişinin (o kişi  mason da olabilir) savaş ya da yurt savunması çerçevesindeki ödevi nedeniyle insan öldürmesi durumu olabilir.

Bir de şu sadaka verme konusu dikkatimi çekti. Masonlukta sadakanın vereni gururlandırmadan alanı da gocundurmadan verilmesi gereğinden söz edilir. Ancak Kuran-ı Kerimde olduğu söylendiği gibi bu işin içine öyle Allah, Tanrı falan karıştırılmaz. Bu uygulama, kişinin kendi bileceği bir iştir ve herhangi bir din ya da inancı zorunlamayan, akıl ile bağdaşık bir erdem sonucudur.

Diğer birçok konu da bunun gibi.
 
 

« Son Düzenleme: Ocak 23, 2014, 03:21:21 ÖS Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 23, 2014, 03:40:45 ÖS
Yanıtla #5
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Mason akıl, bilime önem verir. Hangi davranışın, düşüncenin  doğru olabileceği bilim, akıl ve bilgelik ile karar verir.
Dogmalardan sakınır. Dogmaları var ise bunlardan kurtulmaya çalışır.
Kuran ayetleri daha geniş anlamı ile göksel kitaplarla masonluğu uyuşturma çabası doğru değildir.
Göksel kitaplar olmadan önce de erdem ve doğruluk vardı.
İşte masonlar bunun, gerçeğin peşindedir.
Gerçek ise insana verilen değil, keşfedilen bir şeydir.
« Son Düzenleme: Ocak 23, 2014, 03:48:53 ÖS Gönderen: asimov »
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Ocak 23, 2014, 03:52:18 ÖS
Yanıtla #6
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 56
  • Cinsiyet: Bay

Kutsal dinlerin temelinde  eski mısır , sümer , pagan inanışları yer alır bunu çoğu din adamı reddetsede bunun doğrultusunda masonluk(masonluk bir din olmadığı halde) öğretilerinin bunlarla örtüşmesi son derece normaldir.


Ocak 23, 2014, 03:58:17 ÖS
Yanıtla #7
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu arada bu başlığın Türkiye'de Masonluk bölümünde açılmış olduğu dikkatimi çekti.

Bu konunun Türkiye'deki Masonluk ile bağlantısı yoktur. Konu geneldir.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 23, 2014, 04:17:16 ÖS
Yanıtla #8
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 244
  • Cinsiyet: Bay

Kitabın müellifi Hristiyan bir Mason. Kitabı okudukça anlıyorum Hristiyanlıktan alıntılar ve örnekler vererek anlatmaya çalışmış. Kitapta okuduklarınıza göre Masonluğu Hristiyandır demeyin diye yazmış yayıncı. Müslümanlıkla da temelde çok yönü benzer deyip bu ayetleri örnek göstermiş, bence yanlış örnekler vermiş. Bakara Suresi 191. ayet ile örtüşen hiçbir uyum olduğunu zannetmiyorum Masonlukta.

Bu forumda tartışırken bahsettiğimiz Bektaşilik ve Masonluk konusunda olduğu gibi, Kuran-ı Kerim ve Masonlukta da alt kültürde benzeşen çok konu olduğu kesindir, çünkü hepsinde temel insandır.

Kitabı okurken buna rastlayınca bu başlık altında açılan başka konular bulduğum için bu başlık altında açmayı uygun gördüm Sayın Adam. Lakin dediğiniz gibi konu genel bir konu.


Ocak 23, 2014, 04:32:55 ÖS
Yanıtla #9
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Yanlış bir iş olmuş.

Türk halkının çoğunluğu Müslüman olabilir ama Türkiye bir İslâm ülkesi değildir.

Türkiye'deki Masonluk temelini hiçbir şekilde Kuran-ı Kerim'e dayamaz. Dahası, Türk Masonluğu'nda, bilimsel nitelikli bir inceleme dışında Kuran-ı Kerim ile hiçbir bağlantı yoktur. Dindar masonların öyle bir bağlantısı olabilir fakat bireysel tercihler ve inançlar kurum için bağlayıcı değildir.

Türkiye'deki hiçbir ritüelde Kuran-ı Kerim'e değinilmez. (Diğer kutsal kitaplara da değinilmez.) Oysa Batı ülkelerindeki bazı ritüellerde değinildiği görülebilir. Bu da onların Masonluğu ile bu ülkedeki Masonluğun önemli farklarından biridir.

Madem bu konu bir kitaptan alıntı nedeniyle ortaya çıkıyor, keşke Forumun kitap tanıtımında yer alsaydı.

Kitabın adı da ilginç: Masonik Semboller. Kuran-ı Kerim ne zamandan beri sembol oldu? (Keşke olsa!)
 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
48 Yanıt
16515 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 13, 2009, 12:27:10 ÖS
Gönderen: ceycet
18 Yanıt
22214 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 16, 2010, 11:59:21 ÖS
Gönderen: Mozart
30 Yanıt
31207 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 16, 2009, 06:05:39 ÖS
Gönderen: Lux_e_Tenebris
8 Yanıt
3553 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 15, 2010, 10:50:22 ÖS
Gönderen: martı
8 Yanıt
11904 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2010, 11:33:37 ÖS
Gönderen: sundance
KURAN'da bilimsel gerçekler!

Başlatan AuthenticVisions « 1 2 » Islam

19 Yanıt
19671 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 14, 2011, 10:28:29 ÖS
Gönderen: Kaufmann
37 Yanıt
13583 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 26, 2014, 03:53:47 ÖÖ
Gönderen: karahan
2 Yanıt
4114 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 10, 2012, 10:01:49 ÖS
Gönderen: khanjar
0 Yanıt
2756 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 02, 2013, 01:34:43 ÖÖ
Gönderen: sad
11 Yanıt
4075 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 07, 2013, 10:45:03 ÖS
Gönderen: Samuray