Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Batı'da İnsanın Değeri ve Batı Rejimlerinin "İnsan Hakları"ndan Anladığı  (Okunma sayısı 2962 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 10, 2009, 02:49:37 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

İnsan hakları" Batılının ağzından düşürmediği bir laf. Aslında Batılı bu lafı insanların haklarını savunmak için değil dünya üzerinde kurmuş olduğu sömürgeci yapıyı korumak amacıyla bu kadar çok tekrar ediyor. Zaten sicili sömürgecilik, insanlara zulüm, köle ticareti, toplu katliam, ırkçılık anlayışı, bozgunculuk gibi suçlarla dolu olan ve aynı suçları işlemeye devam eden, Afrika insanını gruplar halinde gemilere doldurup köle olarak Avrupa'ya ve Amerika'ya taşıdığı dönemden bugüne anlayışında bir değişiklik olmayan Batının insan hakları konusunda samimi olacağını beklemek biraz fazla iyimserlik olur. Batılıların insan hakları konusunda hep çifte standartçı davranmaları onların bu konuda samimi olmadıklarını gösteriyor.

Güney Afrika'da uzun yıllar devam eden ve bugün hala tamamen kalkmış olmayan ırkçı politikayı Batı ülkeleri hep prestijlerini korumaktan başka bir amaç taşımayan kınama cezaları ile geçiştirdiler. Batı ülkeleri bu ülkede uygulanan ırkçı politikanın kalkması için ciddi hiçbir girişimde bulunmadılar. Hatta Batı ülkelerinin Güney Afrika yönetimine ırkçı politikasını sürdürmesi için baskı yapmış olduklarını söylemek bile mümkün. Çünkü bu ülkenin ırkçı politikası Batı ülkelerinin bazı işlerini kolaylaştırıyordu. Eğer zenci halkın mücadelesi olmasaydı Güney Afrika'daki ırkçı uygulamalar bugün aynı şiddetiyle devam ediyor olacaktı.

Batılıların son elli yılda çıkarmış olduğu savaşlarda izlemiş oldukları politika onların insana veya kendi dışındakilere nasıl bir değer verdikleri konusunda yeterince fikir vermektedir. Batılının insana verdiği değerin ne olduğunun yine bir Batılının yapmış olduğu açıklamalardan anlamaya çalışalım. ABD eski Adalet bakanı Ramsey Clark'ın başkanlığında Körfez savaşıyla ilgili bir araştırma yapmak üzere "Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi" adıyla bir konsey oluşturuldu. Konseye dünyanın çeşitli ülkelerinden üyeler tayin edildi ve bu konsey uzun süren bir araştırma sonrasında Körfez savaşının birinci müsebbibi ve kahramanı Georges Bush'u savaş suçlusu ilan etti. Konsey başkanı Ramsey Clark da, konseyin tespitlerini şu şekilde özetledi: "Körfez savaşı sırasında ABD ve müttefikleri Irak'a, Hiroşima'ya atılan atom bombasının yedi katına denk bomba attılar. Bunlardan sadece % 7'sinin belli bir hedefi vardı. Atılan bombaların % 60'ı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her türlü silah kullanıldı".

Afrika'da bugün yaşanan açlık ve kuraklığın sebebinin Avrupa ülkelerinin sömürge politikaları olduğuna değişik vesilelerle parmak bastık. Batı bugün Afrika insanının açlığını da kendi lehine kullanmaktadır. Hıristiyan misyonerlerin Afrika insanının fakirliğini ve açlığını onu hıristiyan yapmak için değerlendirmesinin yanı sıra, Batı ülkelerinin Afrika'ya yaptığı göstermelik gıda yardımı da önemli bir propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ancak 1982 yılında sadece ABD'nin İsrail'e yaptığı yardımın 2.6 milyar doları bulduğu sırada bütün Batı ülkelerinin Afrika ülkelerinin tümüne yaptıkları yardımın toplam 5.89 milyar doları bulduğunu (3) söylersek bu yardımın pek abartılmaya değer bir şey olmadığı anlaşılır. Üstelik bu yardımların önemli bir kısmının Dünya Bankası'nın öngördüğü projelerde kullanılmasının şart koşulduğunu da söylersek yardımın amacının Afrika insanını açlık ve fakirlikten kurtarmak olmadığı anlaşılır. Ayrıca bu yardımların Afrika üzerindeki Batı sultasının devam etmesi için belli şartlarla verildiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız. Batı ülkeleri Afrika ülkelerini bu tür yardımlara mahkum ettiğinden dolayı bu ülkelerden herhangi birinin kendi emirlerinden çıkması durumunda yardımlarını kesmekte ve bu ülkeyi kendi önerdiği politikayı aynen benimsemeye zorlamaktadır. Sudan'da Ömer Hasan Ahmed el-Beşir'in liderliğinde 30 Haziran 1989 tarihinde gerçekleştirilen askeri hareket ile yönetimi ele alan kadronun siyasi bağımsızlık yolunu seçmesi üzerine başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri bu ülkeye yaptıkları ekonomik yardımları tamamen kestiler. Sadece yine propaganda malzemesi olarak kullanmak amacıyla az miktarda gıda yardımı gönderdiler ki, Sudan'a "insanŒ yardım" başlığı altında gönderilen bu gıda maddelerinin mahiyetinden yeri gelmişken söz edeyim: 1991'in Temmuz ayında Sudan'ı ziyaretim esnasında Tarım bakanlığındaki yetkililer bana Amerika'nın gıda yardımı olarak göndermiş olduğu buğdayları gösterdiler. Buğdayların yıllanmış olduğu ve "gıda maddesi" denilecek bir tarafının kalmadığı her halinden anlaşılıyordu. Tarım bakanlığındaki bir uzman bana şunları söyledi: "Sudan'da 1989'da işbaşına gelen kadro bağımsızlık yolunu benimsediğinden ve ülkede İslam'ı hakim kılmaya çalıştığından dolayı bütün Batı bu yönetimi kötülemeye çalışıyor. Bizim insanlarımızın durumlarını kötü göstermekteki amaçları da bu. Şimdi bu yöndeki iddialarını doğrulamak ve bize karşı kendi iddialarını haklı gösterebilecekleri birtakım dayanaklar bulabilmek amacıyla böyle yıllanmış buğdayları bizim ülkemize "insani yardım" diye göndermeye kalkışıyorlar. Son iki yıl içinde uygulanan bağımsız tarım politikası ile ülkemizin durumunda gözle görünür bir iyileşme olduğundan dolayı aslında bizim onların gönderecekleri gıda yardımına ihtiyacımız da yok. Zaten bu ilk partiden sonra göndermek istedikleri yardımları da kabul etmedik. Size şunu söyleyeyim ki, bizim insanımız onların iddia ettiği kadar aç olsa bile yine onların gönderdiği bu buğdayı yemez. Amerika kendi ülkesindeki hayvanlarına yediremediği buğdayı bizim ülkemize gıda yardımı diye gönderiyor. Bu açıkça bizimle ve bizim insanımızla alay etmektir. Ama onlar uluslararası basın-yayın kuruluşları üzerinde hakimiyet sahibi olduklarından dolayı seslerini duyurabiliyorlar. Biz ise sesimizi duyuramıyoruz".

Somali, Batı ülkelerinin uyguladıkları sömürgeci politikalar dolayısıyla yıllardan beri açlık ve fakirlik ile pençeleşen bir ülkedir. Bu ülkede 1992 yazında ciddi bir açlık faciası yaşandı. 1.5 milyon insan açlık yüzünden ölme tehlikesi ile karşı karşıya geldi. Bunun yanı sıra sayıları 300 bini bulan 6 yaşın altındaki çocuk bir aydan daha kısa bir süre içerisinde öldü. Uluslararası yardım teşkilatları, açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Somalililerin tümünün kurtarılabilmesi için 22 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladılar. Ancak Körfez'deki çıkarlarını koruyabilmek için milyarlarca doları birkaç gün içinde feda edebilen Batı ülkeleri Somali'deki 1.5 milyon insanın kurtarılması için ihtiyaç duyulan 22 milyon doları vermekten kaçındılar. Tabii ki, İslam ülkelerinin Batı güdümündeki yöneticileri de onların işaretleri doğrultusunda hareket ettikleri için Somali'de yüz binlerce insanın açlıktan kıvrana kıvrana ölmelerine sadece seyirci kaldılar.

Somali dışişleri bakanı Seyyid Hamid açlık konusu ile ilgili bir açıklamasında: "Biz Birleşmiş Milletler teşkilatını çok erken vakitlerde uyararak tehlikenin oldukça büyük boyutlarda olduğunu ve insanların kurtarılabilmesi için hızlı hareket edilmesi gerektiğini hatırlattık. Zaman içerisinde bu çağrımızı pek çok kere tekrarladık. Ancak BM Güvenlik Konseyi ellerinde maddi imkan olmadığı için yardım yapamayacakları cevabını verdi" diye konuştu. Somali'nin eski diktatörü Siyad Berri'nin devrilmesinden sonra kurulan geçici hükümete bağlı olarak gezici büyükelçilik görevinde bulunan Abduşşekur Şeyh İbrahim de konuyla ilgili açıklamasında: "Bazı uluslararası yardım kuruluşları Somali topraklarına yardım diye silah ve uyuşturucu soktular" dedi. Abduşşekur İbrahim açıklamasında, Batı'nın Somali'ye yardım etmemesinin ve yapılacak yardımların önüne de çeşitli engeller çıkarmasının en önemli sebeplerinden birisinin Somalililerin Müslüman olmaları olduğuna dikkat çekti. Batılıların Somalilileri zor durumda bırakarak çocuklarını hıristiyanlaştırmak üzere Avrupa ülkelerine nakletmeleri de Abduşşekur İbrahim'in açıklamalarını doğruluyordu. Abduşşekur İbrahim, yüzlerce Somalili çocuğun Batılı yardım kuruluşları tarafından alınarak yıllar sonra İslam'la ve Araplıkla ilgisi olmayan düşüncelerle geri dönmelerini sağlayabilmek için Avrupa ülkelerine götürüldüğüne dikkat çekti.(1)

Amerikan Kongresi, 1987 yılında kabul etmiş olduğu bir kanunla Amerika'daki ilaç şirketlerinin kullanım süresi geçmiş veya insanlara zararlı olduğu tespit edilmiş ilaçları başka ülkelere satmalarını serbest bıraktı. ABD Kongresi böyle bir kanun çıkarmaya Avrupa'daki bazı ilaç şirketleriyle ilgili bir skandaldan sonra gerek duydu. ABD Kongresi'nin söz konusu kanunu çıkarmasından kısa bir süre önce Fransa, Almanya ve İsviçre'deki bazı ilaç şirketlerinin ürettikleri ilaçlardan kullanım süresi geçmiş olanların veya insan sağlığına zararlı olduğu tespit edilenlerin ambalajlarını ve gerektiğinde isimlerini değiştirerek üçüncü dünya ülkelerine sattığı ortaya çıkmıştı. Bundan kısa bir süre önce Avrupa'daki bazı ilaç şirketlerinin, yeni terkib edilen birtakım ilaçların ne derece başarılı olduklarının ortaya çıkarılması için bazı Arap ülkelerindeki insanlara vermelerinden kaynaklanan bir skandalın sarsıntısı yaşanmıştı. Yani Avrupa'daki ilaç şirketleri asıl amaçlarını gizleyerek, Arap Müslümanları kobay olarak kullanmışlardı. Birkaç yıl önce de bir Alman şirketinin ihraç ettiği meşrubatları renklendirmek için zehirli boya maddesi kullandığı ortaya çıkmıştı.(2)

Batı ülkelerinde ihraç için büyütülen et tavuklarının ve sığırların hızlı büyümelerini sağlamak amacıyla yemlerine hormon karıştırıldığını artık bütün dünya bilmektedir. Batılı hormonu sadece et hayvanlarının hızlı büyümesini sağlamak için kullanmakla kalmıyor. Bunun yanı sıra süt hayvanlarının sütlerinin artırılmasını, bitkilerin gösterişli olmasını sağlamak amacıyla ve daha pek çok amaçla kullanmaktadır. Bu hormonların çoğunun insan sağlığına zararlı olduğu bilinmektedir. Özellikle süt hayvanlarının sütlerinin artırılması amacıyla verilen hormonların çocukların üzerinde kalıcı etkileri olmaktadır. Bu hormonlar sebebiyle çocukların ilk yaşlarında hızlı bir şekilde gelişme gösterdikleri, yalancı ergenlik denilen erken yaşta ergenlik görme durumu ile karşılaştıkları ve daha sonra bilinmeyen nedenlerden dolayı kısırlaştıkları bildirilmektedir. Çocukların ilk yaşlarında görülen hızlı büyüme, yalancı ergenlik ve hemen ardından gelen kısırlık onlarda önemli birtakım psikolojik problemlere de yol açmaktadır.

Bunların yanı sıra gıda maddelerini güzel göstermek ve daha lezzetlendirmek amacıyla bunlara insan sağlığına zararlı olduğu bilinen çeşitli katkı maddeleri katılmaktadır. Bu amaçla 3500 çeşit katkı maddesi geliştirilmiştir. Batıda ihraca yönelik gıda maddesi üreten şirketlerin çoğu ürünlerine bu katkı maddelerini katmaktadır. Satışı teşvik etmeyi, pazarlamayı kolaylaştırmayı amaçlayan bu katkı maddeleri ürünlerin besin değerini asla yükseltmezler. Çünkü kullanılmalarındaki amaç bu değildir. Bu katkı maddeleri bozulmayı, bayatlamayı yavaşlatan koruyucular, ürünü güzel gösteren renklendiriciler ve damağa hitap eden tatlandırıcılar olmak üzere üç ana grupta toplanmaktadır.

Cylamate adı verilen bir katkı maddesinin kanser tehlikesi taşıdığından dolayı ABD'de 1970'te piyasadan kaldırılmasının üzerinden 14 yıl geçmesinden sonra yeniden piyasaya sürüldü. Bu işin arkasında bazı menfaat hesaplarının döndüğü anlaşılıyordu. ABD'deki bilim adamları da olayla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmaktan kaçındılar.(3)

Gıda maddesi üreten Batılı şirketlerin çoğu özellikle İslam ülkelerine ihraç ettikleri ürünlerine domuz yağı katmaktadırlar. Bunu söz konusu gıda maddelerine domuz yağı karıştırılmasının zorunlu olması veya domuz yağının daha ucuza gelmesi sebebiyle değil Müslümanların inançlarıyla alay etmek, onların farkında olmadan dinlerinin yasak ettiği yiyecekleri yemelerine sebep olmak amacıyla yaparlar.

ABD'nin ihraç ettiği tarım ilaçlarının % 25'ini ABD'de satışına izin verilmeyen tehlikeli ilaçlar oluşturuyor. Öbür yanda dünya istatistiklerine bakıldığında, her yıl 750 bin kişinin tarım ilaçlarından zehirlenerek öldüğü öğreniliyor.(4) Ama insanlık olayın arka planından habersiz. Sayıları her yıl 750 bini bulan tarım ilaçları maktüllerinin asıl katillerinin ABD ve Avrupa ülkeleri olduğundan kimsenin haberi yok. Yeri gelmişken ABD'den en çok zehirli tarım ilacı alan ülkeler sıralamasında Türkiye'nin altıncı sırayı aldığını hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Batılının kazanç hırsı onun kendi çevresindeki insanlara bile insaf etmesini önlemektedir. 1984 yılının Eylül ayı içerisinde İngiltere'nin Wakefield eyaletinin Yourkshire yerleşim merkezinde salgın bir hastalık ortaya çıktı. Bu hastalık 27 yaşlı erkek ve kadının ölümüne yol açtı. Sıkı araştırmalardan sonra bu hastalığın tifo mikrobuna benzeyen Salmonella bakterisinden türediği belirlendi. Yiyecek ve içeceklerle insanlara geçen ve başlangıçta küçük ve zararsız olan Salmonella bakterisi zaman içerisinde insan bünyesini çürütecek düzeye geliyordu. Yapılan uzun araştırmalar sonunda bu bakterinin küçük ve büyük baş hayvanlara kilolarını artırmak için verilen çeşitli kimyevi ilaçlardan ve antibiyotiklerden türediği ortaya çıktı.

Avrupa ülkelerinde haralarda hayvanların yağlanması ve fazla kilo almaları için bu tür ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar da adı geçen Salmonella mikrobunun hayvan etine ve oradan da insana geçmesine vesile olmaktadır. Amerika'da Scot Helembercin adındaki bir bilim adamının başkanlığındaki bir bilim heyeti yaptığı araştırma sonunda, Amerika'da 1974-84 yılları arasında on bin kişinin Salmonella mikrobunun yol açtığı hastalıktan öldüğünün tespit edildiğini açıkladı.(5)

Amerikalı uzmanlar 1943'ten beri atom sanayisinde çalışan 600.000'den fazla insanı kalıcı ve belki de ölümcül hastalıkların alıp götürdüğünü kabul ediyorlar. Devlete ait olan ama özel şahıslar tarafından işletilen bu firmalarda güvenlik adına hiçbir şey yok.(6)

25 yılı aşkın "Nevada Test Merkezi"nde çalışan ve şimdi "Test Merkezi Radyasyon Kurbanları Derneği"ni yöneten Ben F. Levy, meslektaşları olan ve kasıtlı olarak ölüme gönderildiklerinden dolayı hayatlarını kaybeden 33 erkek işçinin ölüm belgelerini topladı. Levy, "Bize her zaman endişe etmememiz gerektiğini söylerlerdi, ama beş yıl sonra hastalıklar çıkageldi" diyerek hatırlatmada bulundu.

Amerika kendi askerlerini nükleer testlerde kobay olarak kullanmaktan da çekinmedi. Doğrudan doğruya nükleer teste tabi tutulmayan 220 bin Amerikan askerine bu testlerde hazır bulunmaları emri verildi. Bu askerlerden 10 bin kişi yapılan testlerin kendilerinde çeşitli hastalıklara sebep olduğu gerekçesiyle devletten yardım talebinde bulundu. Bunların içinde ölümcül hastalığa yakalananlar da vardı. Ancak söz konusu 10 bin askerden sadece 812'si sigorta parası elde etti. Diğerleri, hastalıklarının nükleer ışınların yayılması sonucuna bağlı olduğu gerekçesiyle baştan savıldı.

Nükleer denemelerde kobay olarak kullanılan 220 bin askerden birinin adı Jhon Smitherman'dı. Bu kişi Marshall adalarında gerçekleştirilen nükleer denemelerdeki "Crossioad Operasyonu"na katılmıştı. Birkaç yıl sonra ellerini ve ayaklarını ameliyatla kesmek zorunda kaldılar ve Smitherman'da yayılan nükleer serpintiden kaynaklandığı anlaşılan altı değişik türde kanser görüldü. Sonunda da kanserden öldü. Ama yetkililer bunun nükleer bulaşmayla mümkün olamayacağı görüşünü savundular ve Smitherman'a bir kuruş dahi ödemediler.(7)

Amerika'da 6 yaşındaki bir çocuğun zeka seviyesine sahip akıl hastalarının öldürülmesine temyiz mahkemesince izin verilmiştir. Bu izin aynı zamanda tıp otoritelerinin kararlarına dayandırılmıştır.(8)

Latin Amerika ülkelerinden olan Arjantin'de akli dengesi bozuk olanların öldürülmesi için bir sağlık merkezi bulunmaktadır. Akli dengeleri bozuk olanlar buraya tedavi için götürülmekteler ve içlerinden tedavi edilmeleri mümkün görülmeyenler öldürülmekteler. Batı'nın bir çok ülkesinde olduğu gibi Boienes Aires'e 70 km mesafede bulunan söz konusu sağlık merkezinde delilere adeta hayvan gibi muamele edilmektedir. Bu merkezde 25 yıl içinde 1321 delinin öldüğü, 1395 delinin ise sessiz bir şekilde yok edildiği bildiriliyor. Sağlık merkezinin baş doktoru ise işini tam bir ciddiyet ve gayretle yürüttüğünden dolayı Arjantin Sağlık Bakanlığı'ndan özel takdirname aldı.(9)

Paraguay'da polis 1990 yılında, küçük çocukları kaçırıp insan uzuvları alan bankalara satan gizli bir şebeke ortaya çıkardı. Konuyla ilgili olarak açıklama yapan polis, söz konusu şebekenin iki ay içinde yirmi kadar çocuğu insan uzuvları satan bankalara sattığını bildirdi. Amerikalı bir hukukçu da bazı Amerikalıların Brezilyalı kadınları çeşitli yollarla aldatarak çocuklarını satın aldıklarını ve bu çocukları ABD'ye getirip insan uzuvları bankalarına sattıklarını açıkladı. Bu bankalar kaçırılan çocukların özellikle böbreklerini çıkarıp böbrek nakillerinde kullanıyorlar. Çünkü bir insan bazen tek böbrekle de yaşayabiliyor.

Batı'da savaş sanayisinin özellikle de nükleer sanayinin geliştirilmesi konusunda insan sağlığının hiç dikkate alınmaması bu ülkelerin insana ne kadar değer verdiklerinin bir başka göstergesi. Bugün, üçüncü dünya ülkelerinin nükleer silah sahibi olmalarına fırsat vermeyen gelişmiş Batı ülkelerinin tamamının elinde nükleer silah bulunmaktadır. Nükleer sanayinin insan ve çevre sağlığı açısından önemli bir tehlike oluşturduğunun bilinmesine rağmen bu alandaki araştırma ve geliştirme çalışmaları bütün hızıyla sürdürülmektedir.

Bütün bu olaylar Batılının insana verdiği değerin ne olduğunu ve insan haklarından ne anladığını ortaya çıkarıyordu. Bu olayların ortaya koyduğu gerçek şu ki, düşünce yapısını sömürgecilik politikasının hazırladığı şartlarda ortaya çıkmış olan felsefi ekollere göre şekillendiren Batılı, "insan hakları" deyince kendi haklarını kasteder. Zaten belirttiğimiz şekildeki bir düşünceye sahip olan Batılı sadece kendine ve kendiyle aynı kategoride gördüğü kimselere insan değeri verir; başkalarını ise istediği gibi tarif eder. Yani Batılı kendiyle aynı kategoride görmediği kimseleri "insan" olarak tanıyıp tanımama hakkına sahip olduğuna inanır.

ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3307 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2008, 11:37:19 ÖÖ
Gönderen: Isis
0 Yanıt
2438 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 14, 2009, 07:07:29 ÖS
Gönderen: Teknik Öğretmen
2 Yanıt
5790 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 03, 2009, 11:22:19 ÖS
Gönderen: hewal73
26 Yanıt
14719 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2013, 12:35:15 ÖS
Gönderen: GOASISG
9 Yanıt
17409 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 16, 2011, 11:16:33 ÖS
Gönderen: AMON RA
19 Yanıt
10738 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2012, 09:45:54 ÖS
Gönderen: smyrnali
36 Yanıt
17674 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 23, 2012, 10:20:17 ÖÖ
Gönderen: Masor1976
49 Yanıt
20296 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 29, 2014, 11:29:47 ÖÖ
Gönderen: ABCDEF
15 Yanıt
9052 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2015, 01:28:57 ÖS
Gönderen: _SplendouR_
3 Yanıt
2743 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 25, 2015, 02:19:45 ÖÖ
Gönderen: ruzber