Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Dînlerin Birleştirilmesi- Tek Dîn  (Okunma sayısı 5708 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 14, 2009, 06:06:28 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Konumuz, dînlerin birleştirilmesi.

İnsanlık var oldu olalı kâinatta bir tek dîn var olmuştur. İkinci bir dîn hiçbir zaman Allahû Tealâ tarafından indirilmemiştir. Bütün devirlerde bütün insanlar, her peygamberin yaşadığı devirde mutlak olarak o tek dîni yaşadılar. Kâinatın bu tek dîni, hiç değişmemiştir. Hz. Âdem 1200 yıl yaşamıştır. Ortalama 25 yılda bir nesil yetişse, 4 nesil 100 yaş eder. Hz. Âdemoğulları, torunları, torunlarının oğulları, torunları, torunları, torunları ile beraber 48 nesil yaşamıştır. Öyleyse Hz. Âdem’in yaşadığı 1200 yıllık devredeki 48 nesil, hep aynı dîni yaşamış; tek dîni. Bu dînin özelliği üçtür:

Allah’ın tekliğine inanmak. Vahdet akidesi.

O tek Allah’a inanların oluşturduğu, Allah’a ulaşmayı dileyen insanları ihtiva eden, bu noktadan itibaren olan herkesi ihtiva eden tevhid. Bir birlik, bir cem oluş. Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan bir beraberlik… Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu 1. safha. Ondan sonraki bütün safhalar aynı grubun devamı olarak geçiyor.

Allah’a teslim olmak. Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.

İşte dîn bu kadar. Bu teslim olma, 7 safhadan oluşur. 1. safhada Allah’a ulaşmayı diliyoruz. 2. safhada irşad makamına ulaşıp tâbiiyetimizi gerçekleştiririz. 3. safhada ruhumuzu Allah’a ulaştırıp teslim oluruz. Burası 3. safha ve 1. teslimdir.

4. safhada fizik vücudumuzu Allah’a teslim ediyoruz. Burası 4. safha ve 2. teslimdir.

5. safhada nefsimizi Allah’a teslim ediyoruz. Bu da 3. teslim. Ruhun, vechin ve nefsin Allah’a teslimi.

6. safha, irşada ulaşıyoruz.

7. safha ve 4. teslim, iradenin Allah’a teslim ediyoruz.

Bu 7 safha 4 teslimden oluşan İslâm, 28 basamak içeriyor. Başka bir dîn hiç olmamıştır. O zaman neden İslâm kelimesini kullanıyoruz? Çünkü son indirilen kitap, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim’dir ve onda dînin Arapça ismi vardır: İslâm.

Dîn, Allah’a teslim olmaktan ibarettir ve başka bir dîn hiç olmamıştır. Öyleyse İslâm demekten muradımız, Kur’ân-ı Kerim’deki dînin son indirilişi ve Arapça olması hasebiyle dînin Arapça adıdır. Bu dînin Hz. İbrâhîm zamanındaki adı, hanif idi. Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de hanif olduğunu söylüyor. Hanif dîninin muhtevasına baktığımız zaman, 7 safha 4 tane de teslimi görüyoruz. Kur’ân-ı Kerim’deki adı İslâm dînidir ama aynı zamanda hanif dîni olarak da geçer. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de hem hanif olduğu hem de İslâm olduğu ifade buyuruluyor.

Öyleyse 28 basamaklık dizaynda bu 7 tane safhanın oluşması, 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dilemek ile başlıyor. 3. basamağa ulaşır ulaşmaz 5-6 dakika içinde 7. basamağa ulaşıyoruz. Allah’a ulaşmayı dilemişiz ve Allahû Tealâ furkanlar veriyor. Bizi gören, işiten, idrak eden bir hüviyete sokuyor. 7. basamaktayız. 14. basamakta 2. safhaya ulaşıyoruz. Mürşidimize ulaşıyoruz, tâbî oluyoruz.

Bütün dînler, tâbiiyet esasına dayanır. Hangi dîn olursa olsun, tâbiiyet mutlaka tahakkuk etmiştir. Allahû Tealâ bütün dînlerde, bütün peygamberlerin yaptığı şeyin daima tâbiiyet olduğunu söylüyor. Bütün peygamberleri, peygamber olarak vasıflandırdığı kişileri Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de birer birer ele aldığını ve her birinin kavmine aynı şeyi söylediğini görüyoruz: “Allah’a ulaşmayı dileyin ve bana tâbî olun! Âmenû olun ve bana tâbî olun!” Hep aynı şey söylenmiş. Bütün peygamberler kavimlerine aynı şeyi söylemişlerdir. Bütün devirlerde ve bütün kavimlerde Allah’ın resûlleri hep var olmuşlar, yaşamışlardır.

Öyleyse biliniz ki; bugün de bütün kavimlerde Allah’ın resûlleri yaşıyor. Allah ile direkt ilişkideler. Allah’ın söylediklerini vahiy yoluyla alıyorlar ve kendi kavimlerine anlatıyorlar ama o bütün kavimlerin içinde pek az kişi, Allah’ın resûllerine inanıyor.

İşte böyle bir dizaynda Allahû Tealâ’nın vücuda getirdiği sistem, hangi dili konuşan insanlar varsa, onların arasında, o milletin arasında mutlaka Allah’ın bir resûlü bütün devirler boyunca yaşamıştır. Bugün de yaşamaktadır. Öğrettiği dîn ise, Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm’dır. İslâm kelimesi, bu kâinatın tek dîninin, Kur’ân-ı Kerim Arapça indirildiği için Arapça olan ismidir.

14. basamak, 2. safhada ruhumuz vücudumuzdan ayrılır, Allah’a doğru bir yolculuğa çıkar, 7 tane gök katını aşar ve Allah’a ulaşır. 3. safha, Allah’a ulaşma safhası, 21. basamaktır. Allah’a ulaşan ruh Allah’a teslim olur, burası 3. safha ve 1. teslimdir.

Sonra yolumuza devam ediyoruz. Zikrimizi daha çok arttırıyoruz ve 25. basamakta nefsimizin kalbindeki nurlar %81’e yükseldiğinde fizik vücudumuz da Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir özellik kazanır. Fizik vücudumuz da Allah’a teslim olur. Burası 25. basamak, 4. safha, 3. teslimdir.

1. safha, Allah’a ulaşmayı dilemek,

2. safha, mürşide ulaşmak,

3. safha, ruhu Allah’a ulaştırmak teslim etmek,

4. safha, fizik vücudu Allah’a teslim etmek. Safha sayısı 4, teslim sayısı 2. Ruh ve fizik vücut Allah’a teslim olmuştur.

5. safha, nefsin teslimidir. Burası 27. basamak ve 3. teslimdir. Ruh, vech ve nefs.

6. safha, irşada ulaşmaktır.

7. safha, irademizi de Allah’a teslim ederiz. Burası 28. basamağın 4. kademesidir. Burası 7. safha 4. ve son teslimdir.

İnsanlık tarihi boyunca bütün dînlerdeki insanlar bunu, 7 safhada 4 teslimi yaşamışlardır. Arapça adı İslâm olan dîn, kâinatın tek dînidir. Bütün peygamberler aynı dîni yaşamışlardır. Allahû Tealâ dînin tamamlandığını söylüyor.

Allahû Tealâ diyor ki:

-5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fiskun el yevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum,vahşevni, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînen, fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı.”

Bunlar Hz. İsa’nın aynı dîninden sonraki devrede insanların sapmalarıdır. Bütün sahâbe de bu sapıklıkların içinde sahâbe oldular.

“İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım.”

Âyet-i kerimenin en önemli kısmı burasıdır. “Daha evvelki peygamberlere dîni nasıl lanse ettimse, onlara nasıl anlattımsa, nasıl yaşamalarını temin ettimse, sizin için de Kur’ân’ın indirilişinden bugüne kadar geçen süre içerisinde dîninizin bütününü size sunmayı tamamladım. Sizin için dîn olarak, İslâm’dan razı oldum.”

İşte Arapça adıyla dîn, İslâm dînidir. Öyleyse dîn, herhangibir peygamber zamanında var oluyor. O peygamber bütün milletlere kendi milletinden olmak üzere dîni açıklıyor. Bu dîn, ondan evvelki peygamberin dînidir. Bu dîn, o sırada bu dînin açıklaması yapıldığı sırada bütün kavimlerdeki resûllerin dînidir. Kavimlerine her devirde hepsi aynı şeyleri söylüyorlar ama her zamanki gibi Allah’ın resûlleri insanlar tarafından dinlenmiyor. Bütün devirlerde aynı şey olmuştur. Her peygambere ve her kavim resûlüne insanlar hiç inanmamışlardır.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

-23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Bütün kavimler resûllerini inkâr etmiştir. İnkâr etmeyen hiçbir kavim yoktur. Hiç istisnası olmamıştır. Hangi kavme resûl gittiyse, o kavmin büyük kısmı, özellikle şehrin ileri gelenlerinin hepsi mutlaka resûlü reddetmişlerdir. Ondan sonra da kavmin mutlaka büyük kısmı resûlleri reddetmiştir. Her devirde bu konudaki başarı oranı çok aşağılarda kalmıştır.

İşte bütün devirlerde yaşanan dîn, söylediğimiz 28 basamaktaki 7 safha 4 teslimi içerir. Bütün peygamberler aynı şeyi yaşadılar ve onların kavimleri de aynı şeyi yaşadı.

-22/HACC-78: Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.

Allahû Tealâ bir kariyeyi yok etmek üzere harekete geçmesini kendisine söylediği zaman, Hz. İbrâhîm diyor ki: “Orada Senin için yaşayanlar da var.” Allahû Tealâ da buyuruyor ki: “Bizim için yaşayanlar olduğuna dair bir tek ev bile göstersen, o zaman Ben o kariyeyi helak etmekten vazgeçerim.” ve Allahû Tealâ: “O kariyede sadece bir tek müslüman aile bulduk. Müslümanlardan sadece bir tek aile vardı.” diyor. Müslüman kelimesi, tabiî Arapça bir tabirdir. Allah’a teslim olanlar ismiyle, o zamanki ismiyle kullanılıyor.

Öyleyse hedef, Allah’ın Zat’ında yok olmaktır. Müslümanlar için söz konusu olan budur. Allah’a ulaşmayı dilemek, ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek ama orada bitmiyor. Daha sonra fizik vücudun da teslimi gerekiyor, daha sonra nefsin de teslimi gerekiyor, daha sonra iradenin de teslimi gerekiyor.

Öyleyse Allahû Tealâ her devrin diliyle aynı mânâya gelen, müslümanlar, Allah’a teslim olanlar olarak değerlendirdiği insanları, resûlleri vasıtasıyla hep dîn için yetiştirmiştir. Bütün devirlerde hep aynı olay söz konusu olmuştur. Allah’a teslim olma dîni. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’i indirip de İslâm adını orada kullanınca, her devirde aynı mânâya gelen kelimeyi yani Allah’a teslim olmayı ifade eden bir kelimeyi kullanmış oluyor.

-3/ÂLİ İMRÂN-18: Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz'dir, Hakîm'dir.

-3/ÂLİ İMRÂN-19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

“Muhakkak ki Allah’ın katında İslâm’dan başka dîn yoktur. Sadece İslâm dîni vardır.” Yani Allahû Tealâ Arapça adını kullanıyor ve Allahû Tealâ: “Her devirde aynı mânâya gelen hep bu dîn oldu.” diyor.

Allah’ın katında İslâm’dan başka bir dîn hiç olmadı. Allah’tan başka ilâh yok ve Allah katındaki dîn sadece İslâm; yani Allah’a teslim olma dînidir. Bütün devirlerde aynı şey olmuştur. Hep insanlar Allah’a başta resûlleri olmak üzere ister nebî resûl olsun, ister kavimlerdeki velî resûller olsun ama o resûlle birlikte mutlaka tâbî olanlar Allah’a teslim olmuşlardır. Ruhlarını, vechlerini, nefslerini, iradelerini Allah’a teslim etmişlerdir.

Allahû Tealâ diyor ki:

-3/ÂLİ İMRÂN-85: Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve kim İslâm'dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur.

Hüsranda olan bir kişi, kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden çok olan biridir. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyecektir. Dilemediği için mutlaka hüsranda kalacaktır. Kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden mutlaka fazla olacaktır.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’i Arapça indirdiği için kâinatın tek dîninden bahsediyor: Bu dîn, İslâm dînidir. Allahû Tealâ her devirde aynı mânâya gelen aynı hüviyeti kullanmıştır. İşte kâinatın tek dîninin muhtevasına baktığımız zaman, bütün sahâbenin Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le beraber aynı dîni 7 safhada da yaşadıklarını görüyoruz. Bütün devirlerde bütün peygamberler ve onlara tâbî olanlar aynı şeyi yapmışlardır.

Peki, şimdi ne olmuştur? Şimdi, dîn yok olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’deki dîn, İslâm dîni, artık tatbikatta değildir. İslâm’dan geriye sadece enkaz kalmıştır. Şeytan, insanların Allah’a ulaşmayı dilemesini önleyerek, Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı insanlara unutturarak İslâm’ın bacaklarını kesmiştir. Sonra da insanların Allah’a teslimlerini unutturarak kollarını da kesmiş ve İslâm’ı bitkisel hayata oturtmuştur.

Dîn, nasıl evvelki peygamberlere bağlı olanlar tarafından yaşandıktan sonra unutulmuşsa, yahudilik’te unutulmuşsa, hristiyanlık’ta, İslâm’da da artık unutulmuştur. İblis, her devirde aynı başarıyı sağlamıştır. İnsanların çok büyük bir kısmı şeytana hep kul olmuşlardır.

İşte Allahû Tealâ dînden geriye bir şey kalmadığını, çok az insanın hedefe ulaştığını Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatıyor:

-34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

Her devirde bu olay olmuştur. Peygamberlerin yaşadığı devirde de büyük çoğunluk gene şeytana kul olmuştur. Her devirde, şu anda da Allah’ın resûlleri yaşıyor ve herkese aynı şeyi ifade ediyorlar. Öyleyse bundan 14 asır evvel kâinatın ezelî dîni, sahâbe tarafından yaşanmış mıdır? Allah’a teslim olma dîni yani hanif dîni yaşanmış mıdır? Kesin.

14 asır önce bakıyoruz; bütün sahâbe 1. safhayı gerçekleştirmişlerdir. Allah’a ulaştırmayı dileyerek bunu gerçekleştirmişlerdir. Diledikleri kesindir. Çünkü Allah’a ulaşmayı diledikleri için şeytana kul olmaktan kurtulmuşlar, Allah’a kul olmuşlardır.

-39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Allahû Tealâ sahâbe için, kullarımı ifadesini kesin olarak kullanıyor. Taguta kul oldukları da âyet-i kerimenin başında kesindir. Taguta kul olan sahâbe, taguta kul olmaktan kurtulmuşlar ve Allah’a kul olmuşlardır. “Onlara müjdeler var, hem dünya müjdesi, hem ahiret müjdesi var.” diyor. Bütün sahâbe bu hedefe ulaşmıştır. İslâm’ın 1. safhası, kâinatın tek dîninin 1. safhası sahâbe tarafından yaşanmıştır.

Sonra 14. basamakta Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî oldular:

-48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

Demek ki bundan 14 asır evvel bütün sahâbe 12 tane ihsanla 14. basamağa ulaştılar ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî oldular ve Allah’tan 7 tane de ni’met aldılar.

Derhal Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ruhu, onların başının üzerine gelip yerleşmiştir.

Allahû Tealâ derhal kalplerinin içine îmânı yazmıştır.

Arkasından o kişinin bütün günahlarını Allah sevaba çevirmiş ve o kişiye 1’e 10 verirken, 1’e 100 vermeye başlamıştır.

Devrin imamının ruhu, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ruhu, bütün sahâbenin ruhlarına vücudu terk etmelerini emretmiş ve hepsi terk etmişlerdir. Sırat-ı Mustakîm’e ulaşmışlardır.

Bütün sahâbe de nefs tezkiyesi başlamıştır. Bütün sahâbe fizik vücutlarını Allah’a teslim etme konusunda ilerlemeye başlamıştır.

Nefs tezkiyesi sebebiyle fizik vücut şeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allah’a kul olmaya başlamıştır.

Nefsin afetleri zikir yoluyla azalacağı için, o kişinin nefsi de Allahû Tealâ’ya bir taraftan adım adım teslim olurken, irade de nefsin afetleri azaldığı için onlarla savaşacak olan irade de düşmanın azalması sebebiyle giderek güçlenmeye başlamıştır.

21. basamağa ulaşıyoruz. Bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar, hidayete ermişlerdir. Allahû Tealâ açık olarak bunu söylüyor. Bütün sahâbenin hidayete erdiğini Allahû Tealâ açık bir şekilde söylüyor:

-39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Hepsi ruhlarını Allah’a ulaştırmıştır yani 21. basamağa hepsi ulaşmışlar. Fizik vücutlarını Allah’a teslim ettiklerini kesin olarak Allahû Tealâ buyuruyor:

-3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

Bugün artık İslâm tatbikatında hiç adı geçmeyen şeylerden bahsediyoruz. Kâinatın tek dîninin artık 7 safhasının hiçbirisi yaşanmıyor. Ne İslâm’da ne hristiyanlıkta ne yahudilikte, ne de başka dînlerde… Büyük kitlelerden bahsediyoruz. Onlar yaşamıyorlar. Ama her dîn çeşidinin içinde 72 çeşit dîn olduğu tespit edilmiş durumdadır. Herbirinin içinde küçük kitleler Allah’ın emrettiği gibi bir hayatı devam ettiriyorlar.

İşte o dîn, bütün o dînlerin içerisinde küçük kitlelerin yaşadıkları dîn odur; kâinatın tek dînidir. Hz. Musa’ya tâbî olanlara tâbî olmuşlar, onlara da tâbî olmuşlar ve yahudilerin aralarında bugüne kadar gelmiş olanlar var. Onlar da bizim gibi bir hayat yaşıyorlar. Kur’ân-ı Kerim’deki temel hükümlerin hepsini yerine getiriyorlar. Aralarında daimî zikrin sahipleri var. Hristiyanların arasında da küçük bir grup aynı hususları yaşıyor. Ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim edenlerden ibaret küçük grup yaşıyor. Yaptıkları şey, başlangıçtaki kişiler Hz. İsa’ya tâbî oldular, sonra onlara tâbî oldular, onlara tâbî olanlara tâbî oldular, onlara tâbî olanlara tâbî oldular ve insanlar bugüne kadar geldiler. Bizim yaşadığımız hayatın aynını onlar da yaşıyorlar. Yani Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm’ı; yani kâinatın tek dîninin bütün özelliklerini…

Sonra İslâm’da aynı olay yaşanmıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olunmuştur, 7 safhasıyla İslâm yaşanmıştır. Şimdi 7 safhada da yaşandığını göreceğiz. Sonra, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olan sahâbeye tâbî olmuşlardır. Adına Allahû Tealâ, tâbiîn diyor. Ondan sonra tâbiîne tâbî olmuşlardır: Tebe-i tâbiîn. Ondan sonra daha sonraki nesil onlara tâbî olmuşlardır. Daha sonra gelen nesiller de tebe-i tâbiîne tâbî olanlara tâbî olmuşlar ve bize kadar gelmiştir. Bizler de kendi mürşidlerimize tâbî olduk ve şimdi de bizlere tâbî olunuyor.

Öyleyse tâbiiyet, 14 asırdır İslâm’da devam etmektedir. Şu anda bu durumda İslâm’ın içinde de, hristiyanlar içinde de, yahudilerin içinde de, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den bu tarafa gelen bir dizayn içerisinde İslâm’ı yaşayanlar var. Hz. İsa’dan bu tarafa gelen bir dizayn içerisinde hristiyanlarda, İslâm’ı yaşayanlar vardır. Hz. Musa’dan bu tarafa tâbiiyetle gelen bir dizayn içerisinde yahudilerin içinde de İslâm’ı yaşayanlar var. Yani kâinatın tek dînini, Arapça adıyla İslâm’ı yaşayanlar vardır. Ama üçü için de; hanif dînini yaşayanlar var, demek daha doğru bir ifade olur.

Çünkü Hz. Musa da hanifti, Hz. İsa da hanifti, Peygamber Efendimiz (S.A.V) de hanifti. Bütün onlara hanif fıtratını veren Allahû Tealâ, o hanif dîninin yaşantısını Hz. İbrâhîm’e yaşattı, ondan sonra Hz. Musa’ya yaşattı, sonra Hz. İsa’ya yaşattı, sonra da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e yaşattı. Şimdi de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in izinden gidenler aynı dîni, kâinatın tek dînini, gerçek İslâm’ı, Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm’ı yaşıyor.

Öyleyse sahâbe fizik vücutlarını teslim edip, orada kalmışlar mı? Hayır. Nefslerini de Allah’a teslim etmişlerdir. Allahû Tealâ diyor ki:

-39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Ulûl’elbabın kim olduğuna bakıyoruz. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de bunu söylüyor:

-3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

Yani 3 halde bulunulduğuna göre, hepsi daimî zikre ulaşmıştır yani nefslerini de halis kılmışlar, Allah’a teslim etmişlerdir.

Peki, irşada ulaştılar mı?

-49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah’ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

Bütün sahâbe irşada ulaştılar. İrşada ulaşan, 6. safhayı tamamlayan sahâbe, iradelerini de Allah’a teslim ettiklerini görüyoruz:

-9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Burada ihsanla ensara ve muhacirîne, tâbiînin tâbî olunduğu kesin bir lisanla anlatılıyor. Sadece iradelerini Allah’a teslim edebilenler Allahû Tealâ tarafından irşad makamına getirilir. Bu olay “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle gerçekleşir. Bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

Allahû Tealâ Hz. Musa zamanında yaşayan mürşidlerden bahsediyor. O zaman da vardı, ondan sonra da onun devam ettiğini ifade ediyor:

-5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûrun, yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen). Ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.

Allahû Tealâ Hz. Musa’dan itibaren bunun hep devam ettiğini söylüyor. Hz. İsa’dan sonra da aynı şeylerin söz konusu olduğunu söylüyor ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra da bugün hâlâ O’nun yaşadığı İslâm’ı yaşayan 7 safhanın yedisini de yaşamakta olan insanlar var. Bunlardan bir grup da Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bizleriz.

Öyleyse asıl olan, Kur’an-ı Kerim’deki İslâm’dır. O, kâinatın tek dînidir. İslâm’dan başka bir dîn hiç olmamıştır. Daha açık bir ifadeyle, Hz. İbrâhîm’in hanif dîninden başka bir dîn ne ondan evvel ne de ondan sonra hiç olmamıştır ve olmayacaktır. Kâinat, sadece bu bizim dünyamız değildir. Kâinat, Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de tam 17 tane âyet-i kerimeyle yerlerdeki insanlardan, göklerdeki insanlardan ve ikisinin arasında yaşayan insanlardan bahsediyor. Yani sadece bizim gezegenimiz değil, dünyada birçok gezegende kâinatta hayat vardır.

-21/ENBİYÂ-16: Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn(lâıbîne).
Biz; yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri, oyun (eğlence) olsun diye yaratmadık.

-15/HİCR-85: Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).
Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz çevir.

-18/KEHF-32: Vadrıb lehum meselen raculeyni cealnâ li ehadihimâ cenneteyni min a'nâbin ve hafefnâhumâ bi nahlin ve cealnâ beynehumâ zer'â(zer'an).
Onlara, iki adamın durumunu örnek ver. İkisinden birisine üzüm bağından iki bahçe kıldık (yaptık). Ve ikisini de hurmalıklarla kuşattık (çevirdik). Ve ikisinin arasında ekinler bitirdik.

-5/MÂİDE-17: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryeme, kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîâ(cemîan), ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beyne humâ, yahluku mâ yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Andolsun ki “ Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah’dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.

-5/MÂİDE-18: Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuhu kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikum, bel entum beşerun mimmen halaka yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, ve ileyhil masîr(masîru).
Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz (insansınız), O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. Ve varış O’nadır (ulaşılacak makam O’nun Zat’ıdır).

-19/MERYEM-65: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetih(ibâdetihî), hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).
Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O’na kul ol! O’nun kulluğunda sabırlı ol! O’nun İsmi’yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun?

-30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

-32/SECDE-4: Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).
O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti (arşı sevva etti, dizayn etti, vechi arşta karar kıldı). Sizin O’ndan başka dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

-20/TÂHÂ-6: Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.
Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O’nundur.

-46/AHKÂF-3: Mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beyne humâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen), vellezîne keferû ammâ unzirû mu’ridûn(mu’ridûne).
Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. Ve bilinen (tespit edilen) bir zamana kadar. Ve onlar ki, uyarıldıkları şeylerden yüz çeviren kâfirlerdir.

-38/SÂD-27: Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla(bâtılen), zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr(nâri).
Ve gökyüzünü, arzı ve ikisi arasındaki şeyleri bâtıl (boşuna) yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Artık ateş sebebiyle (azap edilecekleri için) inkâr edenlerin vay haline.

-38/SÂD-66: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumel azîzul gaffâr(gaffâru).
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, Azîz’dir (yüce ve üstün), Gaffar’dır (çok mağfiret eden).

-37/SÂFFÂT-5: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).
Göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Ve doğuların (da) Rabbidir.

-26/ŞUARÂ-24: Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
(Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi.

-26/ŞUARÂ-28: Kâle rabbul meşrıkı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
(Musa A.S): “Eğer akletmiş olsanız, şarkın ve garbın (doğunun ve batının) ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.” dedi.

-65/TALÂK-12: Allâhullezî halaka seb’a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta’lemû ennallâhe alâ kulli şey’in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey’in ilmâ(ilmen).
O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah’ın herşeye kaadir olduğunu ve Allah’ın herşeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner.

-43/ZUHRÛF-85: Ve tebârekellezî lehu mulkus semâvâti vel’ardı ve mâ beynehumâ, ve indehu ilmus sâah(sâati), ve ileyhi turceûn(turceûne).
O, öyle yüce ve mübarektir ki, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O’nundur. O saatin (kıyâmet vaktinin) ilmi, O’nun indindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.

Onların da hepsinin dîni, sadece aynı dîn; hanif dînidir. Dînler yoktur, sadece dîn vardır. Allah’ın kâinattaki tek dîni; hanif dîni, Arapça adıyla İslâm dînidir.

Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden diler sözlerimizi inşaallah burada tamamlarız.

İmam İskender Ali M İ H R
   
''Kızıl elmada buluşalım''


Eylül 14, 2009, 10:09:05 ÖS
Yanıtla #1
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 300
  • Cinsiyet: Bay

Zaten evrenin yaratılışından ve insanların yaratılışından bu yana tek bir gerçek din var. Ama bu tek olan gerçek din insanlar tarafından istenilen şekilde değiştirilerek kollara ayrılmıştır. Ve yaratılan bu yeni dinler artık çökuştedirler. Yeryüzündeki ilk kavimlerin yazılarında olan Tanrı tarih boyunca insanlar tarafından değiştirilerek birçok isimler takılmıştır. Sumer, Maya Gibi kavimler gerçek tanrıyı tanımışlar ve bu Tanrı onların ilerlemesine ve yüksek bilgeliğe ulaşmalarına yardımcı olmuştur. Ve eğer incelerseniz Sumerlerdeki ruhsal gelişim ve birçok ilmlerin yüksek seviyyede olması onların gerçek tanrıyı tanımalarından ileri gelmiştir.

Peki şuan günümüzde olan birçok  dinlerde (semavi dinler)  neden ruhsal gelişmeler ve yüksek ilmlere açılan kapılar yok ?

Düşünmenize değer.


Eylül 17, 2009, 08:16:03 ÖS
Yanıtla #2

Zaten evrenin yaratılışından ve insanların yaratılışından bu yana tek bir gerçek din var. Ama bu tek olan gerçek din insanlar tarafından istenilen şekilde değiştirilerek kollara ayrılmıştır. Ve yaratılan bu yeni dinler artık çökuştedirler. Yeryüzündeki ilk kavimlerin yazılarında olan Tanrı tarih boyunca insanlar tarafından değiştirilerek birçok isimler takılmıştır. Sumer, Maya Gibi kavimler gerçek tanrıyı tanımışlar ve bu Tanrı onların ilerlemesine ve yüksek bilgeliğe ulaşmalarına yardımcı olmuştur. Ve eğer incelerseniz Sumerlerdeki ruhsal gelişim ve birçok ilmlerin yüksek seviyyede olması onların gerçek tanrıyı tanımalarından ileri gelmiştir.

Peki şuan günümüzde olan birçok  dinlerde (semavi dinler)  neden ruhsal gelişmeler ve yüksek ilmlere açılan kapılar yok ?

Düşünmenize değer.

Bence de.. Katılıyorum. Belki de söylediğiniz gibi Ruhsal Gelişimlere ve Yüksek İlimlere açılan Kapıları bulmak için birçoğumuz hızlı bir arayış içersine girmişizdir. Bu şimdiki durumu açığa çıkarıyor.

Saygılar,
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Eylül 18, 2009, 01:30:44 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

ewet gerçek 1 din war ve bütün insanların %10 u buna inanıo. ve bu inanalardan da hepsi kendi arasında farklı yaşıyo inancını.gerçek dediğiniz dini de gerçekten yaşayan yüzde ise %1 .. yni insanların  %99 unun grçekten haberi yok...

kendinizi kandırmayın artık yaaa :D aşın birz şu kalıpları.


Ekim 06, 2009, 08:17:15 ÖS
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Sn. No  size katılıyorum.
''Kızıl elmada buluşalım''


Kasım 26, 2009, 04:23:25 ÖS
Yanıtla #5
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 300
  • Cinsiyet: Bay

İnsanların düşüncelerine kalıplar diyen ve Bu kalıpları aşmaktan bahseden değerli arkadaşlarım.

Siz bu bilinmesi gerekenlere kalıplar diyorsunuz. Ama konuşma medeniyyetini öğrenmemişsiniz. Konuşma tarzı kalıplar şeklinde olan insan diğerlerinin düşüncelerini anlamaz ve tabi ki bu düşüncelere kalıplar ismi takar.


Kasım 26, 2009, 08:16:45 ÖS
Yanıtla #6

Çok ilginç ve hayret verici bir konu;

Gerçek Din, Tek Din, Dinlerin Birleşmesi, Tek bir dinin kollara ayrılması, insanların yalnızca %1'inin gerçek dine inanıyor olması:

Arkadaşlar sizler bu yargılara nasıl varıyor nelere dayandırıyorsunuz gerçekten anlayamadım. İnsanların %1'i sadece gerçek dine inanıyor diyenler, herkese göre kendi dini gerçek dindir ki bu yüzden ona inanıyordur.

Bu yorumları yapan arkadaşlar hiç şöyle düşündünüz mü sormadan edemeyeceğim; Belkide Tanrı çeşitlilikten hoşlanıyor, belkide tanrı bir çok din olmasını istiyor, ya da belkide bir inanç sisteminin olmamasını istiyor.

İnsanların inanç sistemleri ve yorumlama yetileri de düşünce yapılarıyla paralel olarak, diğer bireylerden farklılık gösteriri. Herkes okduğu şeyden farklı şeyler algıladığı gibi hayat ve dolayısıyla mağneviyat dediğimiz dinden de farklı şeyler anlar.

Ortak bir din mümkün değildir. Ancak ve ancak dinleri şöyle bir ortak payda da buluşturabilirsiniz o da ahlak, saf insan ahlakı paydasında bunun dışında ortak bir inanış yada dinden söz etmek bana kalırsa mümkün değildir.

SAYGILAR...
Ben, ben olanım


Kasım 27, 2009, 06:00:39 ÖS
Yanıtla #7

Yukarıda görüşlerini belirtenlerden biri de kendim olduğu için yazınızdan kendi payıma da çıkardığımı söylemeliyim Sayın Rigormortis; her ne kadar Sayın Aladdin' le çok zıt görüşlerde bulunsak da aslında konu itibariyle kendi görüşümü sunmak isteyişimin yerinin de burası olmadığını çok iyi bilsem de ortak bir paydaşlık sergilemek adına kişisel fikirlerimi de belirtmekten hiçbir zaman kaçınmıyorum, kaçınamıyorum doğrusu:) her neyse..

Söylediğiniz gibi bütün Dinlerin tek çatı altında birleştirilmesi olayına neden bu kadar uzak baktığınızı pek anlayamadım ancak kişisel görüşünüz olduğundan saygı duymakla birlikte bu düşünceye nereden ve nasıl vardığınızı bilmesem de- gerçi olayın bu tarafı beni asla ilgilendirmez- düşüncenizi değiştirme gayretinde bulunmadığımı açıkça belirterek sadece bu olayın gerçekleştirildiği bir süreçte yaşadığımızı önemle hatırlatmak isterim. Bu kanıya neden ve nasıl vardığımı 'belki' merak edebilirsiniz ama bence olayın bu tarafı da beni ilgilendirmektedir.

Yeryüzüne inen ve değişik toplumlara bildirilen Kutsal Kitapların bütünleştirilmiş ve Tek Kitap' ta toplanması/ toplatılması gayesinde bulunan ve aslında Insanlığa çok özel aynı zamanda genel bir mesaj da verilmek istenmektedir. Farklı toplumsal bilinçlere gönderilen farklı zamanlarda indirilen Kitapların bağlamında oluşan/ oluşturulan Dinlerin şuanki süreç itibariyle hepimize atfen gönderilmiş olup, her ne kadar Toplumları hedef alan bir uygulama söz konusu olduysa da sonuç itibariyle Insanlığa hitap edildiği amacını taşıdığı için aynı Kaynak' tan gönderildiği için neden hepsine itibar etmeyelim? Böyle bir zorunluluk mu vardır? Dinlerin bütününü kapsayan bu uygulama neticesinde indirilen Kutsal Kitapların sadece gönderilen topluma mal edilmesi yanılgısı da böylelikle ortaya çıkmış olmaktadır.

Toparlamaya çalıştım ne demek istediğimi ama sanırım bazan ifade güçlüğü yaşamam nedeniyle, haliyle karmaşık bir anlatım tarzına sahip olabiliyorum, istemesem de..

Saygılar,
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 27, 2009, 08:39:33 ÖS
Yanıtla #8

Sayın Isabell

Anlattıklarınızı, anladım, tek din anlayışı tevhid dinidir. İbrahim'in dini ve gerçek din, bu görüşü savunan her dinden insan olduğu gibi bunu kabul etmeyen de milyonlarcası vardır.

Ancak benim anlatmak istediğim neden tek din?

Dünyada altı milyar insan mı var?

O halde (bana kalırsa) dünyada altı milyar din ve altı milyar kuran/incil/tevrat vardır.

Tüm dinlerin ortak paydası ya da mesajı güzel ahlak değil midir?

Tefekkür dediğimiz şey kimilerince namaz kimilerince dua olan şey hiç bir kitapta nasıl yapılacağı açıklanmış mıdır?

Bildiğim kadarıyla açıklanmamıştır, öyleyse neden tek din altında toplamak. Ben içimdeki sesle, içimdeki benle o tanrısal parçayla sohpet ederek ibadet ederim, bir başkası namaz kılar, bir başkası kendini kırbaçlar bir diğeri kliseye gider, bir diğeri meditasyon yapar.

Neden tek din?

SAYGILARIMLA...
Ben, ben olanım


Kasım 28, 2009, 05:32:05 ÖS
Yanıtla #9

Bunun cevabı oldukça zordur, sizin de bildiğiniz gibi.. Konuya vakıf olanların açıklaması daha yararlı olurdu elbette ancak konuya ucundan giriş yaptığım için bana sormanız nedeniyle ben de kendi bildiğim kadarıyla cevaplasam sanırım kötü etmiş olmam.

Neden tek din?

Şimdiye dek yeryüzüne farklı zamanlarda ve farklı bilinç itibariyle çeşitli toplumlara gönderilen Kutsal Kitapların çeşitliliğinin asıl sebebini bulursak şimdi şuanda hepsini birleştiren ve tek Kitapta toplatılan Kutsal Öğretilerin süreç itibariyle Insanlığa sunulmasını gerektiren nedeni de ortaya çıkararak merakımızı biraz olsun gidermiş olurduk.

Şöyleki, Insanlığın bütün Kutsal Kitaplarda yeralan ve bütünü yansıtan Hakikati anlaması, idrak etmesi o zamanlarda Insani bilinç seviyesinin şimdikine nazaran düşük olması sebebiyle, tıpkı bebeğin gelişimine paralel olarak besim maddelerinin değişikliği ve giderek artan bir periyotta seyretmesi şuanki bilinç seviyesinin tüm Kutsal Kitapları alacak düzeyde olması söz konusu olduğundandır ki, şimdiki süreçte de Tek Kaynak yoluyla hespini bünyesinde barındırarak Insanlığa verilmiş olundu. Amaç budur, zannedersem. Kendi görüşüm ve yorumum.

Saygılar, Sevgiler.   
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
12 Yanıt
6258 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2007, 06:33:32 ÖS
Gönderen: Fraternis
0 Yanıt
2147 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2008, 03:22:54 ÖS
Gönderen: aramis
2 Yanıt
3660 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 03, 2013, 10:26:34 ÖS
Gönderen: evvah
0 Yanıt
8698 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2010, 05:59:29 ÖS
Gönderen: alcyone
26 Yanıt
13218 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 21, 2014, 12:06:36 ÖS
Gönderen: mbulut
1 Yanıt
3679 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 23, 2011, 05:56:35 ÖS
Gönderen: Prometheus
0 Yanıt
1064 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 16, 2015, 07:24:40 ÖS
Gönderen: karahan