Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: EVREN'İN SIRLARI  (Okunma sayısı 4732 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 02, 2009, 11:26:58 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


“Evrenin Sırları”nda Sıtkı Aytaç, görünen düzenin yanısıra “görünmeyen düzen”i de inceleyen bilim insanlarının felsefi görüşlerini bizlere aktarırken; sufilerin bilimsel olmasa da ilham ve sezgi yoluyla görünmez düzeni anlatan görüşlerini de bize sunmaktadır.
Kuantum fiziği ve Hologram prensibi ile ilgili sitemizde yayınlanan gerek yazı gerekse e-kitapçıkların yoğun olmasındaki neden bizlere TEK’liği anlatan bu bilim dalları ve prensiplerin tarafımızdan ve tarafınızdan iyice hazmedilmesi gayesidir.
Evreni (algılayamadıklarımız dahil) yöneten ve farklı adlarla işaret edilen Yüce Gücün bu arzumuzu yerine getirmemiz için, önümüzü açık etmesini diliyoruz;
“Eğer bu duanın gerçekleşmesi, bizler ve tüm yaşam adına en iyisi olacaksa...”

Zaman ve Uzay Birbirinin Aynıdır
Kendimizi şaşırtıcı bir dünyada bulmaktayız. Çevremizde gördüğümüz her şeyden bir anlam çıkartmak istiyor ve şu soruları soruyoruz: Evrenin doğası nedir? Onun içindeki yerimiz ne, o ve biz nereden geldik? Evren niye böyle?

Bu sorular yüzyıllar boyu batı ve doğu filozoflarının ve bilim adamlarının en büyük uğraşı olmuştur. Ömer Hayyam “Nereye Gidiyoruz” isimli rubaisinde:
Hep bu çember, dolanıp durduğumuz
Ne önümüz belli, ne sonumuz
Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
Nereden geldik? Nereye gidiyoruz.
diye sormaktadır.

Yüzyılımızın başlarına kadar eski Yunan’da ortaya çıkıp batıda gelişen materyalist, deterministik ve mekanistik klasik fiziğe dayalı dünya görüşü daha sonra Newton’un geliştirmiş olduğu evrensel mekanik modele dayanmaktaydı. Gerçekten de bu temel, bütün bilimleri destekleyerek kendi felsefesini ve doğa anlayışını yaklaşık üç yüzyıl ayakta tutabilmişti.

Newton evreni, klasik Euclid geometrisinin üç boyutlu uzay görüşüne dayanmaktaydı. Bu gözün tasarlayabildiği ya da beyinin bir imge ile canlandırabildiği yani alışageldiğimiz uzaydır. Çünkü gözlerimiz ve beynimiz bu uzay içinde çocukluğumuz ve insan türünün evrimi boyunca oluşmuştur. İçinde tüm fiziksel olayların oluştuğu bu üç boyutlu uzay, hiç bir biçimde değişmezdi ve bütünüyle durağan bir özelliğe sahipti. Buna bağlı olarak da, fiziksel dünyada oluşan her türlü değişim, yine kendi içinde mutlak olan bir başka boyut yani zaman ile ifade edilebilmekteydi. Zamanın, maddesel dünya ile hiç bir bağı olmadığı ve geçmişten geleceğe doğru hiç durmaksızın değişmez bir şekilde özgürce aktığı kabul edilmişti.

Newton dünyasının mutlak zamanı ve mutlak uzayında hareket etmekte olan temel öğeler, maddesel parçacıklardan oluşmakta olup Newton onları; küçük, sert ve bölünemez varlıklar olarak düşünmekteydi. Ona göre söz konusu varlıklar, evrende bulunan tüm maddenin yapı taşlarını oluşturmaktaydılar.

Düalist olan klasik mekaniğin temelleri, bütünü ile Newton’un denklemlerine dayanır. Bu denklemlerin değişmez birer yasa oldukları kabul edilmiş ve tüm maddesel noktaların bu yasalara göre hareket ettikleri düşünülmüştür. Bundan dolayı, fiziksel dünyada gözlemlenen bütün değişikliklerin kaynağında da, bu tür hareketlilikler aranmıştır. Newton’a göre Tanrı yani yaratan, zamanın başlangıcında maddesel parçacıkları, aralarında etki eden kuvvetleri ve hareketin temel yasalarını yaratmıştı. Böylece evren, bir bütün olarak harekete geçmiş ve o andan itibaren değişmez yasaların yönettiği bir makina gibi hareket etmeyi sürdürmüştür.

Bu bağlam içinde, doğanın mekanistik bir biçimde yorumlanması, katı ve kesin bir determinizme yol açmıştı. Buna göre, evrende meydana gelen her şeyin kesin bir sebebi ve ayrıca da bundan doğan kesin bir etkisi ya da sonucu vardı. Eğer belirli bir anda sahip olduğu tüm ayrıntı bilgileri biliniyorsa, bir sistemdeki her bir öğenin geleceği mutlak bir kesinlikle önceden kestirilebilir hale gelmekteydi. Bu dünyada gerçek mutlaktı ve bizim onu sorgulayış biçimimizden bağımsızdı.

Geçen yüzyılın sonları ve yüzyılımızın başlarında özellikle Einstein özel ve genel görecelik kuramıyla birlikte, Quantum fiziğindeki gelişmeler Newton’un deterministik evrenini temellerinden sarstı. Zaman ve uzay kavramlarına bakış, neden-sonuç ilişkisinin kavranışı, madde ve enerji anlayışlarının değerlendirilmesi çok farklı bir hal aldı. Bu yeni bilimsel anlayış, insanın evreni ve kendisini algılayışı ile inançlarını derinden sarsmış, onları yeni temellere göre oluşan değişik bir anlayışa sürüklemiştir.

Evrendeki tekliği ve birliği kavramaya yönelik olan bu yeni anlayış biçimi, kendisini çok değişik biçimlerde göstermektedir.

20. yüzyılda, insanların düşüncelerini etkileyen bir çok keşif yapılmıştır. Aslında keşif dediğimiz şey, evrende varolan, ama belirişi ve görünüşü ile simgelerin ardında gizlenen bilgilerin ortaya çıkarılmasıdır. Unutulmamalıdır ki gerçeğin yalnızca yaklaşık bir yansımasını ortaya koyabiliriz. Bundan dolayı da elde ettiğimiz bütün akılcı bilgiler kaçınılmaz bir biçimde sınırlı kalmaya, yani geniş kapsamlı olmamaya mahkumdur. Bu buluşlardan en belli başlıları olan ve “Yeni Çağın” bilimsel anlayış düzeyini oluşturmakta etki yaratanlar şunlardır:

Bizim duyumsal algı alanımızı aşan bir dördüncü boyutun varlığından söz eden ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen de birbirlerine dönüştüklerini bize gösteren, böylece de maddenin aslında bir enerji biçimi olduğunu kanıtlayan Einstein’ın “Görecelik Kuramı”.

Atom altı dünyaya inerek, oradaki gerçekliğin kendi algı dünyamızdan çok farklı olduğunu keşfeden, böylece evrende bağımsız tek tek nesneler olmadığını bize anlatarak, evrendeki her şeyin birbiriyle bağlı ve birbirine özdeş olduğunu ortaya koyan “Quantum Fiziği”.

Bütün varedilmişlerin aynı bütünün parçaları olduğunu, dolayısıyla hepsinin özlerinin bir ve birbirine eş bulunduğunu, her birimin bütünün bilgisini içinde taşıdığını ve ona uygun gelişme sağlanırsa, bütünün tam görüntüsünü yansıtabileceğini ileri süren, bütün bilgilerin her an ve her yerde kullanıma hazır bulunduğunu söyleyen, böylece de bütün evrenin birbirinin kardeşi, hatta insanın kendisi olduğu bilgisini simgeleyen “Hologram Kuramı”.

Bu üç dev keşif te, aslında tek bir şeyi: Evrendeki tek’liği ve bir’liği göstermektedir. Evrende her şey birbirine bağlıdır, bağdaşıktır ve aynı gerçekliğin farklı yönlerini ya da belirişlerini yansıtırlar. Birbirinden ayrı ve bağımsız birimler yoktur. Madde enerjinin yoğunlaşmış bir şeklidir. Algılayabildiğimiz dünya ne madde ne de ruhtur, fakat görülmeyen enerjinin belli bir düzeyidir (buna alan da denilmektedir). Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız ve içimizde aynı özü taşıyoruz. Bilgi her an ve her yerdedir. Çünkü ilerde de görüleceği gibi görecelik ve kuantum teorilerine göre üçüncü boyutun ötesinde ve frekanslar alanında, zaman ve uzay da birbirinin aynıdır. Hem vardır, hem de yoktur. Bunları uzatmak olasıdır ama şunu da unutmayalım ki “bilgi sorumluluktur”. Çünkü bilmemek işin sezgiye teslimiyetidir. Ama bilmek ise doğası gereği düalist olan akıl karıştığından insanı yolundan saptırma eğilimindedir. Onun için, bilgi sorumluluktur.

Evrenin Sırları - Sıtkı Aytaç

Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ekim 03, 2009, 08:05:45 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay


Bu konu üzerinde tartışabiliriz ama ben derim ki....

Keşke bu alıntı aktarımı benim "Makokozmos-Mikrokozmos İlişkileri" adlı yazı dizimin arkasından gelseydi. O zaman bu alıntıdaki anlatıları çok daha iyi tartışırdık.

Umarım Sayın ceycet bu deyişimi not alır.

Sevgiler

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 08, 2009, 01:03:01 ÖS
Yanıtla #2

Evrenin Sırları deşifre edildikçe daha çok şey öğreniyor ve birçok şeyin farkındalığına bu sayede ulaşabiliyoruz da..

Evrene nereden geldik? Evrenimizin diğer Evrenlerden farkı nedir en önemlisi de Gezegenimize neden bir Labaratuvar Planet olarak da bakılmaktadır?

Gezegenimizden yola çıkarak hatta İnsanın kendinden başlayarak Evreni anlama isteği tıpkı mikrodan makroya ulaşma gibi ya da tümevarım misali bir yöntemle daha rahat irdelenebilinir. Bunun için yapılması gereken en mantıklı şey, Evrenin diğerlerinden ayrı bir biçimde tutulup sadece bu Evrene özgü bir durumun da farkına varmamız gerektiğidir. Varolma çabası içersinde bulunduğumuz ve gösterdiğimiz varlık savaşının sonucunda varlık olabilme şansını da elde etmiş bulunuyoruz. Burada bulunduğumuzun boyutun bir sınanma boyutu olduğunu kabullenmek zorundayız aksi halde hala bir tür döngünün çevresinde dönüp durmak zorunda kalırız.

Evrene her galaksiden ister görevli isterse de varlık savaşını kazanmak adına daha üst realiterde bulunma hakkını elde etmek için gelinmiş olunsun sonuçta bu planette yaşayan her canlının aynı ortak bir amacı ( varlık olma- varolma ) güttüğünü, dünyasal evrimi tamamlayıp diğer galaksilerde yaşam hakkının kazanılması yoluyla evrim yaptığının artık bilincindeyiz.

Bazıları yol gösterici, Veli, Peygamber, Bilim ya da Ilım Adamı görevini üstlenmiş ve Insanlığa Işık tutma vazifesi görmüş, bazıları ise bireysel kaygılar, tabular- endişe ve korkularla çevresini kalın bir duvar misali sarmalamış ve bu boyutta kalmaya kendini mahkum ederek adeta yaşamlarına kendilerini kilitlemişlerdir.

Evrenin sırları sahip olunan Insan Beyin Gücü ile ifşa edilebilinir. Evrenın sırları açığa çıktıkça da Insanlık  nereden geldiğini en önemlisi de nereye gittiğini rahatlıkla idrak edebilecek pozisyona gelebilecektir. Bunun bilinç atlaması ve bilinç aşamaları yaparak daha üst bilinç seviyesine gelinmesi gereklidir.

Saygılar,
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
7951 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2017, 06:55:14 ÖS
Gönderen: Zennn
1 Yanıt
6303 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 28, 2011, 04:37:50 ÖÖ
Gönderen: MASON
30 Yanıt
16558 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 16, 2009, 11:34:10 ÖS
Gönderen: ozkann
2 Yanıt
3486 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 29, 2009, 10:54:28 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
959 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 29, 2014, 04:18:27 ÖS
Gönderen: Perseus