Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: TAPINAKÇILARIN SIRLARI  (Okunma sayısı 3532 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 29, 2009, 08:56:40 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Kimilerinin “Tapınakçılar” konusunu gündemde tutmaya çalışmasının bir özel nedeni, bir art niyeti var. Eğer bu bir yana bırakılacak ya da böyle bir şey olmadığı benimsenecek olursa, Tapınakçılar hakkında anlatılanlara günümüzde niçin bu kadar çok önem verildiği, tarihsel bilgi edinmek istemi dışında bu Orta Çağ tarikatının neden böylesine önemsendiği zor anlaşılır.

Kimilerine göre amaç, dünya kamuoyunun dikkatini çekmektir; dikkatler bunun üzerinde toplanınca, bundan elde edilecek olan birtakım çıkarlar vardır.

Kimilerine göre de Tapınakçıların kendilerine özgü birtakım sırları vardı. İnsan hep bilmediği şeyleri, hele “sır” denilerek kendisinden saklananları pek merak ettiği için, Tapınakçılar da önemsenir olmuştur.

Bu sırları, -eğer varsa- bilen elbette yoktur.

Zaten olsaydı, bunlar “sır” sayılmazdı.

Birtakım varsayımlar oluşturulmuş, spekülâsyonlar yapılmıştır.

Benim de burada yapacağım, bu spekülâsyonlardan bazılarını özetleyerek gözden geçirmek olacak.

* * * * *

Tapınakçıların gerçekten de kendilerine özgü birtakım sırları var idiyse, bunları ikiye ayırabiliriz.

Birincisi bir “hazine” ya da bir başka nesne gibi somut olanlardır.

İkincisi, somut bir şey olmayan birtakım bilgiler; gizemlerdir.

İkisi de varsayımsal olmakla birlikte, hazineden, “Kutsal Kâse” ya da “Ahit Sandığı” gibi somut nesnelerden zaten sık sık söz ediyoruz. Biraz da şu olası gizemlere, yani bilgilere değinelim.

Elbette bunların ne olduğunu bilemeyiz ama olası kaynağı üzerinde durabiliriz.

Hiç kuşkusuz bunları doğuda, Kudüs’te ve çevresinde edinmişlerdi.

İki seçenek var:

1.   Bunları bulmuşlardır; ya araştırarak ya da bir rastlantı sonucunda... Belki rastlantı sonucu bir şey bulduktan sonra ötesini de araştırarak.

2.   Bunları orada ilişkiler kurmuş oldukları başkalarından öğrenmişlerdir.

Tek bir gizemden söz edilmesi zordur. Çoğul olarak “gizemler” denmesi daha doğru olsa gerektir. O zaman da her iki seçenek birden geçerli olabilir.

Kimilerine göre, bu tarikat zaten başkalarınca bilinmeyen, üstelik bilinmemesi de gereken, dolayısıyla “gizem” niteliği taşıyacak birtakım bilgilerin derlenmesi için kurulmuştur. Tarikatın askeri, dinsel ya da ezoterik niteliği bunu etkilemez ve değiştirmez.

Ancak zaten Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın kendi içine kapanık bir kurum olmakla birlikte, tam anlamıyla “ezoterik” bir nitelik taşımadığını biliyoruz. Çünkü tarikatın örgütlenme ve yönetim tarzı, bir ezoterik kurumu betimleyen niteliklerle uyuşmuyor.

Bu görüşte olanlar, öncelikle Tapınakçıların gizemlerinin iki aşamalı olarak düzenlendiğini benimsemektedir.

İlk aşamada, tarikatın kendine özgü olup her üyenin edinmesi gereken doktrini yer alıyordu. Aslında bu bir tür Hıristiyan inancıydı ama Katolik Kilisesi’nin benimsediği dogmalarla yer yer çelişiyordu. Belki Ortodoks Kilisesi’nin benimsediği inanç tarzı ile daha uyumlu sayılabilirdi. Zaten Tapınak Şövalyelerinin siyah-beyaz flâması da Katolik inancı ile çelişen bir ilkeyi yansıtmaktaydı.

İkinci aşamadaki gizemler ise sadece tarikatın “üstat” düzeyindeki şövalyelerince edinilebilirdi; sıradan şövalyeler bile bunu bilmezdi. Bu, “Yuhannacılık” (Johannisme) ile pek yakın düşen bir inançsal doktrindi. Şövalyelere zaman içinde ağır ağır işlenir, algılanışı o şövalyenin tarikattaki geleceğini belirlerdi.

Yuhannacılık  ile sapkınlık özdeş tutulunca, Tapınakçılar da sapkın sayıldı. Fakat Engizisyon’un kayıtları incelenince, yargılanmaları sırasında şövalyelerin büyük çoğunluğunun bunun farkında bile olmadığı anlaşılıyor.

Tapınak Şövalyelerinin, Filistin ve çevresinde bulundukları sırada Yuhannacılar ile ilişki içinde olmamaları hemen hemen olanaksızdır. Üstelik bu sonradan, bir rastlantı sonucu ortaya çıkmış da değildir. Tarikatın ilk büyük üstadı Hugues de Payen’in asıl kimliği bunu belirgin bir şekilde ortaya koyar.

Yuhannacılara göre, tüm insanlar için ayırımsız bir tarzda oluşması öngörülen evrensel dinin asıl gerçeğini sadece onlar bilir. Bu da öyle okumakla, dinlemekle öğrenilmez. Bunun için uzun süren ve gönüllü çabayı gerektiren bir inisyasyon sürecinden geçerek, Talmut başta olmak üzere tüm kutsal metinleri, bunların derinliğinde yer alan anlamlarıyla birlikte kavramak gerekir.

Elbette bu simgesel ve alegorik anlatımı herkes çözümleyemez. Bunun için bilgi ve beceri ile donanmak gereklidir.

Bundan sonra sıra, gnostik bir düşünce tarzı ile Kabala’yı edinmeye gelir. Bu aşamaya kadar kişiye yardım edilir, destek verilir. Bu aşamaya gelinince ise kişi artık yalnız başınadır. Çünkü Kabala öğretilemez. Kişi ona ancak kendi bireysel çalışmasıyla ulaşabilir.

Bunlara bakılacak olursa, Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nı tam anlamıyla bir “ezoterik örgüt” olarak düşünmek gerekir. Çünkü, başkalarının da bildiği ve bu kitapta anlatmış olduğumuz örgütlenme tarzının kapsamında ezoterik nitelikli bir örgütlenme, en az iki dereceli bir çalışma sistemi, inisyasyon ve öğretimin simgeler ile alegoriler kullanılarak kapalı bir dille aktarımı var demektir. Hatta bu “iki derece” bile dıştan görünen dereceler olsa gerektir. İkinci derece, ayrıca kendi içinde birtakım aşamalara bölünmüş olmalıdır. Çünkü bu kapsamdaki bir öğretimin, bir batında yani tek bir derecede verilmesi olanaksızdır.

Dolayısıyla, Masonluğun 18. yüzyıl ortalarında geliştirilmiş örgütlenme yöntemi ve çalışma sistemine benzer bir şeyin, bundan en az altı yüzyıl önce Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nda uygulanmış olduğu sonucuna varılır. Üstelik Masonluğun amaçlarıyla Yuhannacıların amaçlarının da hayli uyum göstermekte olduğu gözden kaçmaz. Tek bir farkla ki, günümüzdeki masonların bir kanadı bu bağlamda Yuhannacılık ile hayli uyum içindeyken, diğer kanadı “evrensel din” kavramının yerine “evrensel insanlık” kavramını koymaktadır.

Bu durum, 18. yüzyıl ve sonrasındaki masonlar ile tarihteki varlığı 13. yüzyılda sona ermiş sayılan Tapınak Şövalyeleri arasında niçin birtakım bağlantı ve benzerlikler kurulduğunu anlamlı kılmaya başlar. Arada zaman olarak en az altı yüzyıl gibi bir süre vardır ama bu süre herhalde boş geçmemiş, birtakım başka kurumlar bu ilke ve kavramları masonlara kadar aktarmış olsa gerektir.

Nitekim bazı mason ritlerinin doğrudan Tapınak Şövalyeleri ile bağlantı olan dereceleri vardır. O derecelerde, Tapınakçıların siyah-beyaz flâmasını görmek de olanaklıdır..

Öte yandan Tapınak Şövalyeleri, gerek bulundukları bölgeler gerekse yapılanma tarzı bakımından “okült” nitelikli bilgileri rahatça edinebilecek ve geliştirebilecek bir durumdaydı. Bunu yaptılar mı yapmadılar mı bilinemez. Fakat başta tıp ve farmakoloji olmak üzere bilimsel nitelikli bilgiyi çok önemsedikleri, bunun geliştirilmesi için bilim adamlarına destek sağladıkları biliniyor.

Orta Çağda bilim ile okült nitelikli bilgiler arasında kesin bir ayırım olmadığını göz ardı etmemek gerekir. Örneğin günümüzde bilim adamlarınca alşimi (simya) “bilim dışı” tutulmaktadır. Oysa sadece Orta Çağda değil, izleyen yüzyıllar boyunca birçok bilim adamının salt bilimsel çalışmalarının yanı sıra alşimiyle de iç içe olduğu, yakından ilgilendiği bilinir. Aynı şeyi Tapınak Şövalyeleri de yapmıştır. Çünkü alşimi ile uğraşmak için bilim adamı olmak gerekmez.

Tapınak Şövalyelerinin 12. yüzyılda Orta Doğu’daki Müslümanlar ile bilgi ve kültür bakımından hayli yakın ilişkiler kurmuş olduğu da bilinmektedir. (Nitekim kimi forum üyeleri bu bağlamda daha önce örnekler bile verdi.)

Bu şövalyelerin Müslümanlardan öğrenmiş olduğu iki önemli öğe daha vardır. Bunlardan bire “numeroloji” yani sayıların okült bir yöntemle değerlendirilmesi; özellikle sayılar ile harfler ve birtakım şekiller arasında ilişkiler kurularak anlamlar çıkarılması,.diğeri ise “kriptoloji” yani bir yazının kapsamında şifreler kullanarak asıl anlamın gizlenmesi ve bu yöntemle düzenlenmiş yazıların çözümlenmesine ilişkin bilgidir.

O dönemde Hıristiyan dünyası hâlâ bilim ve kültür bakımından olasıya karanlık içindeyken, İslâm ülkeleri hayli ilerlemişti. Nitekim Avrupa’da Rönesans olarak anılan akımın doğuşunda Tapınakçıların da payı olduğu söylenir. Bu söylem de, Tapınakçıların sıradan Avrupalılardan hayli farklı ve üstün nitelikli bilgilerle donanmış olduğunu gösterir.

Tarikatın ortadan kaldırıldığı sırada pek az belge ele geçirilebilmiş olmasına karşın, bunlarda yazılı olanlarda da o tarihte inceleyenlerce olağan dışı bir bilgi görülememiştir. Oysa bunların kapsamında çok önemli birtakım gizemlerin yer alması olasıdır. Bunları çıkarabilmek için ise, işin uzmanı olmak gereklidir.

Tüm bunların ötesinde «Acaba Tapınakçıların ne gibi somut sırları olabilir?» diye sorulursa, sık sık sözünü ettiğimiz birtakım öğeleri anımsayabiliriz:
- Ahit Sandığı;
- Kutsal Kâse ya da bu simgeyle dile getirilen başka şeyler;
- Gerçek Haç;
- Hazinenin gizlendiği yer ya da yerler;
- “Torino Kefeni” olarak anılan bir nesne.




Bu aşamaya kadar yukarıda sayılanlar arasında dördünden yer yer söz ettim ama şu “Torino Kefeni” olarak anılan nesneye hiç değinmemiştim. Denk düşmedi. Ancak bu da hayli ilginç bir konudur doğrusu. Ben bunu sonraki bölüme bırakmak istiyorum.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 29, 2009, 09:59:46 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ADAM,

"Torino kefeni"olarak anılan efsaneyi uzun zamandır size sormak istiyordum;sizin kendi iradenizle değinmeniz tabii ki daha güzel olacak.

Ayrıca bu başlığın yaptığı çağrışımdan aldığım cesaretle,yuhannacılık konusunu da ayrı bir başlık altında irdelemenizi rica etmemin,haddimin sınırları dahilinde algılanmasını umud ediyorum.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Aralık 29, 2009, 10:54:28 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Torino Kefeni konusunu sanırım yarın ele alacağım.

Yuhannacılık için ise şimdilik söz veremiyorum. Bu bağlamda eldeki birikimi bir taramam gerek. Umarım doyurucu bilgi bulurum. Kafamda olanı aktarsam birçok eksiği kalır.

Sevgiler.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
8052 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2017, 06:55:14 ÖS
Gönderen: Zennn
1 Yanıt
6359 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 28, 2011, 04:37:50 ÖÖ
Gönderen: MASON
30 Yanıt
16760 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 16, 2009, 11:34:10 ÖS
Gönderen: ozkann
2 Yanıt
4807 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2009, 01:03:01 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1948 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 24, 2009, 11:02:14 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2142 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 01, 2009, 08:48:52 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
1806 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 01, 2010, 10:49:03 ÖÖ
Gönderen: ADAM