Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: VEFA Üzerine Bir Değini  (Okunma sayısı 5188 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 26, 2010, 05:52:28 ÖS
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay


Dostlarım, dünyada dost yoktur” Aristo bu sözü pek sıklıkla kullanırmış. “Dostlarım, dünyada dost yoktur…

Vefa üzerine söz söylemeye çalışmak, vefasızlıkların kol gezdiği günümüzde, ne kadar kolay olur, ne denli yerini bulur bilemem. Ama yine de söylemeli bir şeyler “vefa” gereği ve vefadan güç alarak…

Yetki /Yönetim elinde olsaydı yapacağın ilk iş ne olurdu?” diye soranlara Konfüçyüs “KAVRAM KARGAŞASINA SON VERİRDİM” diye yanıtlamış hiç düşünmeden.

Nereden bakılsa yaklaşık 25 asır öncesinde verilen bu cevap, günümüzde de geçerliliğini halen korumakta… Öyküyü bileniniz vardır mutlaka ama ben yine de aktarayım:

Üç arkadaş, ki biri arap, biri İranlı, biri Türk, açlıktan kırılmak üzerelerken, bir yardım severden yüz kuruş sağlamışlar. Acem demiş ki;

-Bu para ile engür alalım. Arap karşı çıkmış:

-Hayır, inep alalım. Türk, her iki öneriye de yanaşmamış, kendi teklifini yapmış:

-Bence, bu parayla üzüm alalım.

Üç arkadaş, başlamışlar biri yekdiğerinin önerisini çürütmeye, kendi görüşünü inatla savunmaya… İş kaba kuvvete dökülme haline, arkadaşlığın sona ermesi raddesine varmak üzereyken yoldan geçmekte olan –sizcileyin- bir Bilge girmiş araya, dertlerini sormuş, bunlarda anlatmışlar. Bilgin anlamış ki, üçü de aynı şeyi istemekte fakat her biri dileğini kendi dilince anlatmaya çalışmakta… Bunun üzerine Bilge kişi:

-Sakin olun, demiş.  Ben elinizdeki yüz kuruşla hepinizin dileğini yerine getireceğim.

Bilge, gitmiş üzüm alıp geri dönmüş. Üzüm gelmiş, kavga bitmiş. Çünkü “maksut bir rivayet muhtelif”, diller farklı ama dilekler aynı…

Başlarken fazla mı uzattık? Neyse diyeceğimizi toplayalım, kavram kargaşası sürdükçe anlaşma zorlaşır hatta olanaksızlaşır. Bu nedenle gelin vefa’nın tanımıyla başlayalım işe.

Vefa; sözde durma,  sadakat, yetme, sevgide bağlılık, dostlukta sebat olarak tanımlanıyor sözlüklerde. Arapça kökenli bir kelimedir.

Aklıma Terentius’un bir sözü geliyor. “Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim”. Acep bu mu ki vefa? Vefayı nerede aramalı, yaşamda, sözlüklerde, asil meslekte?.. Yoksa, espriyi biraz kaçırıp “Vefa amatöre düştü”, “vefa İstanbul’da bir semt”, “vefa bir bozacı ismi” diye tecimsel çığlıklar atıp kahkaha patlatmak mı geçerli şimdilerde?

Vefa’yı sözlüklerde yukarıdaki şekliyle tanımayan insanoğlu –pek vefalı olmasa da- vefayı araya gelmiştir var olduğundan bu yana. Yaşamda bulunamayınca vefa, şiirde, efsanede, sanatta aranmış, aranır olmuş.

Fuzuli mesela;

Ger derse Fuzuli ki güzellerde vefa var,
Aldanma ki şair sözü, elbette yalandır
” demiyor mu? Oysa aynı Fuzuli;

Min can olaydı kaş men-i dil şikestede,
Ta her biriyle bin gez olaydım feda sana
” diyecek kadar bir vefa anıtı olduğunu söylememiş mi ya da Kim Fuzuli ile şu beytinden sonra vefa da boy ölçüşebileceğini zannedebilir?

mende Mecnundan füzun âşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var


Ya da Baki… Yârinden vefa bulamaz da

Dikkatler ile seyr ederiz yari serapa
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefası


Diye şikayet etmemiş mi?

Ya Osman Nevres:

Ömrüm içinde senden ger bir vefa göreyim
Razı idim gamınla ömrüm tebah olaydı


Diyecek kadar dert yanmamış mı? Bir kerecik vefalı davranışa karşılık tüm ömrünü verecek kadar dertli olmamış mı?

İnsan başlangıcından beridir vefayı arar dedim. Efsaneler bile söylüyor bunu:

“Güllük Körfezinde İasos kenti vardı. Denizciliği ve balıkçılığıyla ünlüydü. İasos’ta bir gün gençler, kıyıdan denize girerler. Ege Denizinin mavi sularında oynaşırlar, yüzerler, eğlenirler. Kıyıya döndüklerinde Hermias’ın aralarında olmadığını fark ederler. Ararlar, sorarlar, lakin bulamazlar. İasosluların tümü aramaya katılır lakin bulunamaz delikanlı. Umut kesilir, ardından ağıtlar yakılır

Hermias’ım gitti gelmez
Onu bilmeyenle bilmez
Anacığının yüzü gülmesin
Ah Hermias, vah Hermias

Diye. Herkes umudunu kesmiştir, ancak anne hariç. Günler, geceler boyu anne ayrılmaz kıyıdan, sivriltip bakışlarını gözler engin maviliği, ondan bir parça kıyıya vurur mu diye. Bir gün bir balıkçı döner seferinden Ben der, Hermias’ı gördüm. Bir Yunusun sırtındaydı bana el etti, yakınına varayım dedim, ak köpükler içinde kaybolup gitti, der. Anadan başka hiç kimse inanmaz balıkçıya. Bir başka balıkçı gelir günler sonra, o da söyler aynı şeyi, gün geçtikçe Hermias’ı yunusun sırtında görenlerin sayısı arttıkça artar.

Aradan nice zaman geçer, Hermias ölür. Yıllarca sırtında taşıdığı Hermias’ı yunus denize bırakıp atıp gitmez. İasos yakınlarında kıyıya çıkartır. Ama döneyim der, dönemez, uzanır Hermias’ın yanına, onun yanında ölür.

İnsanlar etkilenir bu olaydan. Yunusun vefasıdır onları hayran bırakan. Hermias’ı yunusun üstünde gösteren heykeller yaparlar, çoğunlukla çeşme taşı olarak kullanılır bunlar. Heykelleri yaparken kuvvetle muhtemel İstemişlerdir ki, insanlar yunusun vefasına bakıp ders alsınlar. “

Bunlar vefayla alakalı akla ilk gelenler. Vefasızlık üstüne de o kadar çok öykü var ki. Mesela

“İki dosttular, yiyip içtikleri ayrı gitmez, can kardeşiydiler, hatta birer damla kanlarını emip kan kardeşi de olmuşlardı. Öyle vefalıydılar ki Nev’inin dediği gibi

Senin Mahzunun olmak bana şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak, ellerle handan olmadan yeğdir
” diyebilirlerdi.

Gün geldi, yollarının ayrılması gerekti. Zamanın çarkı birimizin aleyhine işlerse, diğerimiz ona gerekli vefayı göstersin diye sözleşip ayrıldılar. Yıllar geçti. Birinin işi aklın alamayacağı ölçüde ters gitti. Felek her türlü esbab-ı cefasını toplayıp gelmiş, fukara omuzlarını yüklemişti. Tuttuğu dal kuruyor, üstüne üstlük hamile karısının ameliyat olması gerekiyordu. Umarsız, yatırdılar hastaneye. Sordu, soruşturdu, maliyet yüklüydü. Kara kara düşünürken can dostu, kan kardeşi geldi aklına. Eh dost ne gün gerekirdi?.. Düştü yollara eski dostunu aramaya…

Bulduğunda onu gördü ki, kardeşinin her tuttuğu altın olmuş, varlık içinde yüzmekte. Sevindi, karısı ve doğacak çocuğu için umudu çoğaldı. Güvenlikti, sekreterdi, müdürdü, genel müdürdü, onların sekreteriydi derken en nihayetinde patronun özel sekreterine aktarıldı bir arkadaşının geldiği haberi. En nihayet çıkar sekreter odasına. Sekreter biraz bekleyeceksiniz dedi. Bekledi eski dostunu. Saatler sonra kapıyı tıklatıp girmesine izin verildi. Buz gibi bir hoş geldin karşıladı onu ve ziyaret sebebini sordu eski arkadaşı. Birkaç cümleyle durumunu anlattı, sonra, ovuşturdu ellerini patron

Hay Allah ne yapsak diye başlayan bir nutuk çekti. Yaşam zor, kimse kimseye kaşının hatırına bir kuruş vermiyor… Fakat dur, diye bastı yaygarayı. Bir umut ışığı var. Bir doktor yitirdiğim gözümün yerine taştan bir göz dikti. Hangisinin gerçek olduğunu bilene on bin lira vereceğini söyledi. Sen eğer bilirsen gerçeği alırız on bini kırışırız yarı yarıya dedi. Dostu baktı

Sağ gözün takma dedi.

Bravo ya nereden bildin diye nidaladı diğeri. Cevap verdi

Halimi arz ederken sol gözünün kılı bile kıpırdamadı da,, taştan olan sağ gözün yaşardı. Bunu söyledi ve ardına bile bakmadan çekip gitti”…

Ama hep böyle vefasızlık üzerine değildir, insan aklının uydurduğu öyküler. Schiller’den bir örnek aktaracağım sadece:

“Adi bir olaya karışmış ve yargılanıp suçlu bulunmuştu. İdam edilecekti. Son arzusunu sordular:

Benim yaşlı bir anam var, dedi. Ölmeden onu görmeyi dilerim. Üstelik yarın, kız kardeşimin düğünü var; orada olmazsam üzülür.

Alışılagelmiş bir son arzu değildi bu. Krala iletildi durum. Kral:

Senin yerine hücrede bekleyecek, sen gelmezsen asılmayı göze alacak birini bulursan, 48 saat izin veririm sana, dedi.

Hükümlü: Bir dostum var ona söyleyeyim, dedi.

Kral ve yanındakiler kimsenin böylesi bir kefilliği üstlenmeyeceğine emindiler. Hükümlü dostuna haber saldı, koşup geldi dostu, sanki kendisinden çok basit bir şey isteniyormuş gibi; “Elbette Dostum dedi. Lafı mı olur?”

Hükümlü gittikten sonra kefil olan dostuna takılmaya başladılar, Sende hiç akıl yok mu? Adam kurtardı canını, sana ne olacak… Kefil oralı olmadan “Gelir, gelir diyordu hem gelmese ne çıkar ha o ölmüş ha ben?”

Saatler geçti, sayılı dakika çabuk geçer ne de olsa. Alayların dozu arttı, kefili idamın yapılacağı alana götürüyorlardı. Başka idamlarda görülmemiş bir kalabalık doldurmuştu, yolları, alanı. Kefilde ne ufak kuşku, ne en ufak bir korku, ne de pişmanlık…

Kefil üzerinde boynunun kesileceği kütüğe yaklaştırıldı. Gözleri bağlandı. Kılı kıpırdamadan başını uzattı kütüğe. Cellat satırı kaldırdı, tam indirecekti ki, canhıraş bir ses gökleri inletti.

Durun, ne yapıyorsunuz? Ben geldim.

Soluk soluğa yardı kalabalığı, ulaştı dostuna, kucaklaştılar. Hükümlü dostunun gözünden çözdüğü bağı kendi gözlerine bağlatırken, gecikmesinin nedeninin birkaç cümleyle özetledi. Dönüşte deliçayın üzerindeki köprü yıkılmıştı. Atmıştı kendini azgın sulara, sürüklenmişti.

Dostu sanki başını yitirmesine ramak kalan kendisi değilmiş gibi

Biliyordum geleceğini hem gelmesen ne çıkardı; ha sen ölmüşsün ha ben… gibilerinden konuştu.

Hükümlü boynunun idam kütüğüne koydu. Cellat kaldırdı, indirdi indirecekti ki bir başka ses duyuldu

DURUN!..

Bu kez buyuran kraldı. Hükümlüyle dostuna yaklaştı:

Siz, dedi. Bana düşünemeyeceğim kadar kutsal bir olay yaşattınız; vefanın insanüstü örneğini gösterdiniz. Eğer üçüncü bir dost olarak beni aranıza kabul ederseniz, suçluyu bağışlayacağım.”

İnanıyorum ki, şahane meslek, bize birbirimize bu tür özveri-vefa örnekleri göstermemizi öğretiyor.

Varsın şairler bulamasın vefayı sevgililerinde. Varsın Kami-i Karamani şöyle inlesin

Güle guşettiremez ahını bülbül inler
Varak-ı mihr-i vefayı kim okur kim dinler?


Biz diyoruz ki, insan varsa, insanda erdem varsa, dostluk da kardeşlik de vefa da vardır. Ve asil (şahane-krali) meslek, bu amaca giden –en azından benim bildiğim- en kestirme yoldur.



Sevgi ve Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Aralık 09, 2010, 02:34:53 ÖS Gönderen: dogudan »


Ekim 26, 2010, 07:06:32 ÖS
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 324
  • Cinsiyet: Bay

"""�Yetki /Yönetim elinde olsaydı yapacağın ilk iş ne olurdu?� diye soranlara Konfüçyüs �KAVRAM KARGAŞASINA SON VERİRDİM� diye yanıtlamış hiç düşünmeden. """

çok hoş olmuş sayın skull G :):)


Ekim 27, 2010, 10:17:32 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın SukullG'un bu güzel paylaşımına söylenecek ne olabilir ki?...

Vefayı öğretmek,anlatmak,anlamak,hatta yaşamak kolay olabilir.Bence,zor olan o hali koruyabilmektir.

Vefa da,vefasızlıkta insana özgü.Vefazıslıklarla sık,sık karşılaşan bir insanın vefayı koruyabilmesi zor olan.Hele ki günümüzde.Hele ki toplumumuz da...

Dost bilinenden,ortaktan,kardeşten,evlattan,hatta ebeveynlerden gelen vefasızlıklar karşısında,hala vefalı olmayı sürdürebilmek,vefa erdemine inanmak,ona sıkı,sıkı sarılmak zor olan.

Karşılık beklemeden,karşılıksız olacağını bile,bile vefalı olmayı sürdürebilmeye,o ruh halini koruyabilmeye ne demeli?Bazıları buna budalalık diyebilir;ama asıl olan o değilidir.Bunun adı koşulsuz hoşgörüdür.İnsanı,kaynağından ötürü hoş görebilmek.Vefasızlığı,olası bir hikmete yormak.Vefayı tevekkül tartısıyla tartmak.

Elbette çok zor...Başarabilene Aşk olsun.Başarabilipte,başarabilen dostu olana iki kere Aşk olsun!...



Saygılar
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 03, 2010, 09:44:48 ÖS
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 784
  • Cinsiyet: Bay

Keyifle okudum, teşekkür ederim sevgili SkullG.

Vefasızlığa sebeb olan şeyler ne kadar basit.
Basitliklerden vazgeçebilmek daha basit.
Yeterki başkasından beklemeden kendi yoluna koyulsun, kendinden başlasın insan (ADAM).

Sevgi ve saygılarımla,


Kasım 07, 2010, 11:27:33 ÖS
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

Rumî'nin dediği gibi 'Aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardandır...' Vefa da buna hem benziyor hem benzemiyor... Vefa göstermeyen vefa beklemeye yüz bulamıyor lakin vefa gösterenin de vefa bulacağına garantisi olmasa da vefa göstermeden vefa bulunmaz derler, kimi zaman da ummadık yerden ummadık vefa kapısı açılıveriyor, varsa eğer bir hikmeti...

yazınız için teşekkürler ve saygılar...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1700 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 19, 2007, 01:51:40 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
3 Yanıt
3359 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 26, 2007, 03:01:14 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
1 Yanıt
2642 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 16, 2017, 09:52:25 ÖÖ
Gönderen: RANA
1 Yanıt
2038 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 19, 2008, 01:27:12 ÖÖ
Gönderen: seteney
Komünizm Üzerine

Başlatan Daemon « 1 2 » Diger Konular

14 Yanıt
6232 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 26, 2013, 05:17:49 ÖS
Gönderen: NOSAM33
3 Yanıt
4765 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 29, 2009, 03:48:59 ÖS
Gönderen: baris
0 Yanıt
2366 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 10:57:59 ÖÖ
Gönderen: karahan
1 Yanıt
2481 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 04, 2010, 01:54:54 ÖS
Gönderen: oasis
1 Yanıt
2797 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 10, 2010, 09:35:38 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
2822 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 31, 2010, 09:15:23 ÖÖ
Gönderen: Halsond