Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonluğun Simgesel Dili Üzerine  (Okunma sayısı 7511 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 03, 2011, 11:46:35 ös
  • Ziyaretçi

Masonluğun simgesel dil kullanmaya başlaması, Avrupa kültürünün kendi kültürünü kısırlaştıran değer yargılarına alternatifler arayışı içine girmesiyle eş zamanlıdır.  Nedensellik ilişkisi net bir şekilde kurulmamış olmakla birlikte, bu zaman diliminde, tarihçilerin Asya ve Afrika uygarlıklarına ilişkin bilgileri ortaya çıkardığı da dikkatleri çeken bir olgudur.

15. yy dan itibaren özellikle Batı Avrupa kültüründe kullanımı yoğun olarak görülen simgelerin Masonlukta kullanımına ilişkin genel bilgiler ise şöyle özetlenebilir:

* Simgelerin Masonlukta ilk kullanımları Cooke Elyazmaları’na kadar gitmektedir. Mason tarihçiler, Operatif Masonluktan Spekülatif Masonluğa geçişin Desaguliers’in çalışmaları ile biçimlendiğini  belirterek, simge ve alegorilerin ritüellerde dereceler sistemi içinde verilmesiyle bütünün oluşturulduğunu söylerler.

* Simgelerin kaynakları genellikle dinseldir.

* Masonluğun kendi dereceler sistemindeki gelişmelere paralel olarak, ritüellerini oluşturması sırasında, başlangıçta alınan inanç sistemli kaynaklar değişikliğe uğramış, bu kaynaklara Masonluğun amaçları doğrultusunda eklemeler yapılmış ve sonuçta tamamen farklı bir yapı olluşturulmuştur.

Görülmektedir ki alegori ve simge kullanımı kültürel bir aktarımdır. Bu nedenle gerek alegoriler, gerekse de somut bazı simgeler bazen belli bir inanç sisteminde, bazen de birden fazla inanç sisteminde aynen gözlemlenebilir, bazıları ise gizemci ve içrek kurumlarca da kullanılmaktadır.

Kullanımın bu kadar geniş bir alanda olması nedeniyle simgelere tanımsal olarak bakıp, işlevlerine göz atalım.

Simge sözcük olarak; şu anlamlarından biri için kullanılır. 

a.Belli bir insan topluluğunun kendisine belli bir anlam yüklediği somut nesne, im
b.Bir düşünceyi, soyut bir kavramı belirten somut nesne, im
c.Bir özelliği bütünüyle kendisinde toplayan örnek

Sözcük anlamlarından açıkça görüldüğü üzere simgeler; yerine geçtikleri somut ya da soyut kavramı temsil ederler. Simgelerin niteliklerini ise simge ile temsil ettiği şey arasında bir ilişkinin olup olmadığıyla belirlenir. Bu ilişkinin simgelerin niteliklerini nasıl oluşturduklarını gözden geçirmek simgelerin önemini kavramamızı destekleyecektir.


Eğer simge ile temsil ettiği şey arasında içsel bir ilişki yoksa, simge geleneksel ve/veya raslantısal olarak nitelendirilir.

Geleneksel simgeler: Belli bir toplumun, bir takım kavramları anmak için belli bazı simgeleri o kavramlarla ilişkilendirerek kullanması ve ardından da bunları çokça tekrarlaması sonucunda, o toplumda o simgeye ilişkin bir alışkanlık oluşmasının ürünüdür.  Alışkanlık sonuçta simge ile temsil ettiği şey arasında kalıcı bir ilişkiyi kurulur ve böylece simge gelenekselleşir ve oluştuğu toplumun her bir bireyi için aynı ve ortak olan anlam taşır. Sözcükler; geleneksel simgelerin en iyi örnekleridir.

Raslantısal simgeler tamamen kişisel ilişkilendirmelerin sonuncunda oluşurlar, diğer insanlar tarafından anlaşılabilmeleri ise ancak açıklanmalarıyla olanaklıdır. Eş deyişle, raslantısal simgeler; anlamları kişi ile sınırlı olan simgelerdir ve en çok görüldükleri alan da rüyalardır.

Simge ile simgelediği şey arasında belirli bir ilişkinin olduğu tek alan evrensel simgelerdir. Evrensel simgelerin çıkış noktası: “Bireylerin kendi kişisel deneyimlerinin toplumsal paylaşım sonucunda toplumsal deneyim haline gelmesi.” olarak belirtilmektedir. 

Evrensel simgeler; simgelenen ile simgeleyen arasında doğrudan, sürekli ve raslantısal olmayan bir ilişkiyi belirtirler. Kendileri gibi toplumsal deneyimler ile doğrudan, sürekli ve raslantısal olmayan bir ilişki sonucu oluşan mitoslar, efsaneler ve masallar ile birlikte tarihsel varlık olarak da tanımlanan insanın, tarih öncesinden  başlayan insanlığın büyük bir parçasını içinde nasıl taşıdığını incelemek  için önemli bir zemin oluştururlar. Başka deyişle simgeler, mitoslar, efsaneler ve masallar kültür alanının önemli bir kısmıdır ve sadece tarihsel bir durumu değil, insanın; insan varlığı olma niteliğini nasıl koruduğunu, hayvan aleminin içgüdüleri içinde nasıl kaybolmadığını ve kendi üstünde nasıl yükseldiğini gözlemeye yardımcı olur, birikimleri aktarırlar. Bu işlevleri nedeniyledir ki güncelliklerini ve güçlerini tüm zamanlarda koruyabilmişlerdir.

Öte yandan bu özellikleri nedeniyle, belli düşünce akımlarınca “Görünmeyeni dile getiren” tanımına da yerleştirilen simgeler; inanç sistemlerinin hem kaynağı hem de bu sistemlerin varlıklarını sürdürebilmelerinin aracı olmuşlardır.  Zaman içinde hemen her şey, analojiyle   insanlar için gizli ve üstün gücün simgesi haline gelmiş ya da getirilmiştir. Dinlere ilişkin tüm kavramlarının, somut anlam yüklenen simgeler ile ifadesi simgeciliğin başlangıç noktası olmuş; özel kılıklar, üniformalar, peruklar, yemin törenleri gibi etkinliklerle toplumsal yaşam içine alınan simgeler ise siyasal simgeciliği burjuva siyasetinin en önemli unsuru haline getirmiştir. Simgecilik tarihi anlamak değil, anlatmak isteyenlerin elinde güçlü bir silah haline gelince, kitleler; simgeyi bilginin değişmez olan özel bir tarzı olarak kavrama yanılgısına düşmüşlerdir. I. Dünya Savaşı sonrasında dinsel ilginin yeniden yoğunlaşması, gizilciliğin, kara edebiyatın ve gerçeküstücülüğün yeniden keşfedilmesi ve bu alanların etkinliklerinin toplumun tüm farklı düzlemlerinde artması ise simgelerin ve simgesel dilin; 19. yüzyılda batıl itikata dayalı bir geçmişin ifadesi olarak algılanmasının nedenidir. Algılama böyle olunca, simgeler ve simgecilik uzun bir süre sadece çocuklar, sanatçılar ve ruhsal sorunları olanların alanına terk edilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında insanlığın, karşılaştığı en büyük bunalımı aşma çabası;  simgeler, mitoslar ve efsanelerin gerçek değerlerinin yeniden algılanmaya başlamasına neden olmuş, insanlık simgelerin, mitosların ve efsanelerin tek bir somut anlama sıkıştırılamayacağını kendi çabası sonunda ortaya çıkarmıştır.

Uygarlık tarihi göstermektedir ki; aynı imgeler  gibi simgeler de kendi diyalektik yapıları nedeniyle, kullanıldıkları alan ve kullanan kişi veya kuruma göre insanlığa yararlı olurlar veya insanın salt insan olma nedeniyle sahip olduğu onur ve sorumluluğu yok ederler. Masonluktaki simgeler ve simgesel dilin etkinliği ve bu etkinliğe ilişkin kırılma noktasının ne olduğu işte bu nedenle çok önemlidir. Daha önce gözden geçirdiğimiz üzere, Masonluğun simgesel dil kullanımı Operatif Masonluktan kaynak bulmuştur ve Spekülatif Masonluğa geçişte ritüel oluşumlarıyla bu dilin etkinliği arttırılmıştır. Süreç içinde her obediyans, jüridiksiyon veya Süprem Konsey kendi amaçları doğrultusunda ilkelerini ve bağıntılı olarak tüzüklerini belirlemiş ve bunları ritüellerine yerleştirmiştir. Böylece de hem alegorilerin ve simgelerin önemi korunmuş hem de yorumlanmalarına ilişkin yol haritası belirginleştirilmiştir. Bu belirginleşmiş yol haritasından hareketlesimgelerin tanımına ve niteliklerine baktığımda, bireysel değerlendirmem odur ki; insanlığın ortak geçmişinin ortak öğeleri olan simgeler; bilimsel veri ve yöntemlerle, özgürce incelendiğinde ve yorumlandığında uygarlığın ışıldakları olurlar. Kırılma noktası; inceleme ve yorumun ön şartı olan özgür olma halinin, zorunluğa karşı çıkmak değil, zorunluğun bilgisine egemen olmak olduğudur.

Buradaki zorunluğun ne olduğu da başka bir konu değil mi?

Saygılarım, sevgilerimle


Şubat 04, 2011, 09:59:27 öö
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ZAMAN'ı yeniden paylaşırken görmek güzel.

"Zorunluğun ne olduğu"konusunda yapacağı açıklamayı merakla bekliyorum.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Mayıs 24, 2011, 11:56:16 ös
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Çok geçikmeli yanıtım için özürlerimin kabulünu rica ederek Sayın Ceycet,

Konu ettiğim "Zorunluluk" çok basitçe bulunulan kurumun tüzükleri, ilkeleri ve benimsediği benzer kurumsal çözümleyicilerdir. İnancın tartışılmaması benimsendiyse hiç bir yorum belli bir inancın övgüsü veya yergisi olamaz veya bunları içeremez. Benzer şekilde EUM ile EUM Simgesiyle demek arasındaki fark yorumda bir sınırı beraberinde getirir. Eğer temelde metafizik bakış açısı benimseniyorsa gerçekliğin insan düşüncesinde olduğunu işaretleniyor demektir, yorumda "gerçeklik insanın dışında nesnel olarak vardır" demek işaretlenenle uyumsuzluk dolayısıyla da temel ilkelerde ayrılık demektir, tam tersi de aynı şekilde...Kısaca bulunulan kurumun benimsedikleri yorumun çerçevesini çizer, aksi serbestlik olur.
Zorunluğu nesnel gerçeklikteki olay ve olguların temel ve nesnel ilişkileri anlamında ...
Geçikmeli yanıt için tekrar özür dilerim,
Saygılarım, sevgilerimle


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
5379 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 16, 2011, 07:46:55 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3550 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 17, 2011, 07:27:38 öö
Gönderen: ADAM
5 Yanıt
5872 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 21, 2018, 11:18:40 ös
Gönderen: Zennn
0 Yanıt
4473 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 21, 2011, 08:34:55 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2691 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 22, 2011, 09:03:39 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3528 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 25, 2011, 03:21:51 ös
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
7425 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 02, 2013, 10:46:54 öö
Gönderen: DOLUNAY
0 Yanıt
2497 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 28, 2011, 12:29:11 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
5041 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 29, 2011, 01:24:17 ös
Gönderen: Mustafa Kemal
0 Yanıt
2958 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 30, 2011, 02:30:09 ös
Gönderen: ADAM