Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Bir Amerikan Devrimcisinin Fransız İhtilali Hakkındaki Görüşleri  (Okunma sayısı 1644 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 22, 2012, 07:03:13 ÖS
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Bir Amerikan Devrimcisinin Fransız İhtilali Hakkındaki Görüşleri

1797 yılından 1801 yılına kadar, Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci başkanı olarak hizmet veren Massachusetts’li John Adams (1735-1826), Amerikan bağımsızlığının en ateşli savunucularındandı. 1774 yılında İlk Kıtasal Kongre’ye seçilen Adams, aynı yılın Ekim ayında kabul edilen haklar ve şikâyetler bildirisinin taslağını hazırlamaktan sorumluydu. 1776’da Thomas Jefferson’la (1743-1825) çalışmaya başlayan Adams, Bağımsızlık Bildirisi’ni yazmakla görevlendirilen komiteye katıldı. Bildiriyi Jefferson kaleme aldı, Kongrede kabul edilmesini sağlayan kampanyayı Adams yürüttü.

Britanya tahtına başkaldırının temel önermelerini oluşturmak ve sonuç almaktaki becerisi, Adams’ı en azından Amerika bağlamında, gerçek bir devrimci yapar. Buna karşın, aşağıda okuyacağınız iki belge, Fransa’daki büyük patlamaya ilişkin duygularının karışık olduğunu göstermektedir. İlk bölüm, 1790 yılında Fransız İhtilali’ni bolca öven İtalyan Henrico Caterino Davion’dan esinlenerek kaleme aldığı bir dizi siyasi makaleden seçilmiştir. İkinci bölüm, Adams’ın kadim dostu ve siyasi rakibi Thomas Jefferson ile yoğun yazışmalarından derlenmiştir..

Davila Hakkında*

John Adams
Amerikalılar!

14 Ekim 1774 Cuma günü Philadelphia Kongresi’nde, uğruna savaşmak üzere olduğunuz ve asla terk etmeyeceğinizi umduğumuz temel ilkeleri belirlediniz. Hak ve özgürlüklerinizi savunmak ve korumak için şunları ilan ettiniz: “Doğanın değişmez kanunları, İngiliz anayasası ve kendi yönetmelikleriniz veya anlaşmalarınız gereği, yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkına sahip olduğunuzu; atalarınızın, İngiltere doğumlu özgür yurttaşların tüm hak, özgürlük ve dokunulmazlıklarına tabi olduklarını; torunlarınızın, yerel ve diğer şartların elverdiği sürece, söz konusu tüm değerleri uygulama ve onlardan faydalanma hakkına sahip olduklarını; gerek İngiliz, gerekse diğer tüm özgür yönetimlerinin temelinde halkın yasama meclisine katılma hakkının bulunduğunu; İngiltere’nin örfi hukukuna ve özellikle de bu yasalar çerçevesinde, emsalleriniz tarafından yargılanmanın paha biçilmez ayrıcalığına hakkınız olduğunu ve iyi bir yönetim için vazgeçilmez olan ve İngiliz anayasası tarafından da dayatıldığı şekilde, kanun koyucunun unsurlarının birbirinden ayrı ve bağımsız olması gerektiğini.” Bunlar sizin diğerlerinin arasından özellikle iddia, talep ve ısrar ettiğiniz tartışılamaz hak ve özgürlüklerinizdir. Bunlar, sizin bir araya gelmenizi ve birlik oluşturmanızı sağlayan ilkelerdir ve onları istikrarlı bir şekilde ve sürekli korursanız, sadece sizin ve gelecek nesilleriniz için özgürlük ve mutluluğu güvence altına almakla kalmayacak, oluşturacağınız örnek, tüm Avrupa ve zamanla belki de bütün insanlık tarafından taklit edilecektir. Uluslar sancılıdırlar ve büyük olayların doğmaları gerekir. (…)

Bütün bunlar büyüleyici şeylerdir; ancak coşkumuzun tam ortasında duraklayıp ciddiyetimizi korumamızı gerektiren büyük bir neden, dünyanın ilk imparatorluğunun insan mantığının prangalarını kırdığı, kefaretini ödediği özgürlüğün enerjisini saldığı doğrudur. Amerikalılar, o, coşkusunun parlak ateşinde, sizin düsturlarınıza, ilke ve örneklerinize, özenle kulak vermektedir; size çok pahalıya patlayan hatalarınızı kopyalamış olduğundan korkulur. Ona hatalarını telafi etmesi için, sizinkinden daha büyük felaketlere sürüklenmeden örneğinizle yardım edin, çünkü onun ahalisi daha hantaldır ve onun durumu rakip komşularının şeytani etkilerine daha açıktır. Zafer sarhoşluğu içinde, Amerikalılar ve Fransızlar, hatırlamalıdırlar ki, insanın kusursuzluğu sadece insani ve dünyevi bir kusursuzluktur. Soğuk donmayı sürdürecek, ateş her zaman yanacaktır; hastalık ve ahlaksızlık, düzeni bozmaya ve ölüm, insanoğlunu dehşete salmaya devam edecektir. Kendini korumanın yanı sıra öykünme, insan eylemlerinin ebediyen en muhteşem kaynağı olacak ve sadece iyi düzenlenmiş bir yönetim, taklidin tehlikeli hırslara, yakışıksız rekabete, yıkıcı gruplaşmalara, tüketen ayaklanmalara ve kanlı iç savaşlara dönüşmesini engelleyebilecektir.

Sonsuza dek yaşayacak büyük soru: Kim çalışacak? Bizim türümüz tamamen aylak olamaz. Pek az kişi mütalaada bulunacak boş vakit bulur. Yönetimde istihdam edilen kişi sayısı, daima çok az olmalıdır. Gıda, kıyafet ve barınma gibi, herkesin vazgeçilmez istekleri, insanlığın yüzde doksan dokuzunun sürekli emeği olmadan elde edilmeyecektir. Dinlenme yorgun insan için vecd hali olduğundan, çok çalışanlar, hayatta belki de en çok kıskanılması gerekenler kendileri oldukları halde, az çalışanları daima kıskanacaklardır. Eğitime verilebilecek kamu veya özel teşvik ne kadar büyük olursa olsun, halkın çalışan kesimi hiçbir zaman âlim olamayacaktır. Zengin ve fakir, çalışan ve aylak, âlim ve cahil arasındaki farklılıklar, yaradılış kadar eski ve yeryüzü kadar geniş, hiçbir sanatın veya siyasetin, hiçbir erdem veya felsefe derecesinin tümüyle yok edemeyeceği farklılıklar olmaya devam edecek ve bunlar rekabet doğuracaklardır. Bu taraflar kanun koyucular tarafından temsil edilirlerken, dengelenmeleri gerekir ki, biri diğerini baskı altına almasın. Muhtemeldir ki, böylesi bir dengeyi oluşturmanın tek yolu, millet meclisinde tarafların temsilciliklerini oluşturmak ve bunların arasında hakemlik edecek, bizim hükümetimizde olduğu gibi, bağımsız bir yürütme merciini üçüncü bir kol ve uzlaştırıcı otorite olarak tesis etmektir. Mülkiyetin güvence altına alınması gerekir, yoksa özgürlük yaşayamaz. Ancak, sınırsız ve dengesiz mülk dağıtımı gücü mülksüzlerin eline verilirse, bizim gibi Fransa da kuzunun kurda emanet edildiğini görecektir. Böyle bir durumda, millet meclisinin halka mülkiyete saygı duyulması için yapacağı acınası uyarılar ve başvuruların tümü ormandaki ötücü kuşların cıvıltısından başka bir şey değillermiş gibi algılanacaklardır. Kanun yapma yüce sanatı, mevzuatta fakiri zengin ile dengede tutmayı, dahası, yasama ile yürütme erki arasında hiçbir birey veya partinin rekabet edemeyeceği dengenin kurulmasını gerektirir. Özgür bir yönetimin temeli, rakiplerin etkin denetimini gerektirir. Yürütme ve yasama güçleri doğal rakiplerdir ve biri diğerinin üzerinde etkili bir güce sahip olmazsa, daha zayıf olan her zaman kurdun pençeleri arasındaki kuzu olacaktır. Güçler dengesini benimsemeyen bir ulus, despotizmi benimsemek zorundadır. Başka bir seçenek yoktur. Rekabetin kontrol edilmesi gerekir, yoksa her şeyi bir karmaşa içine atacaktır; böyle bir durumda denetim ya despotluk ya da güçler dengesi tarafından sağlanabilecektir. En temel monarşilerde bile, aristokrasi ve yargı düzeni, pek kusurlu da olsa, hanedana karşı bir denge oluşturur. (…)

*   The Works of John Adams, düzeltme Charles Francis Adams, Boston, Little, Brown, 1850-1856, VI, 277-281.

Jefferson’a Mektup*

John Adams
Quincy [Massachusetts] 15 Temmuz 1813

Bir mektubunuza dört mektup yazarsam, aldırmayın, azizim efendim; sizin bir mektubunuz benim dört mektubuma bedeldir. (…)

Avrupa uluslarının, 1778 yılının başından 1785 yılına kadar yani, Fransa’daki sorunların başlangıcına kadar aralarındayken, insanın durumunda, dinde, yönetimde, özgürlükte, eşitlikte, kardeşlik bilgisi medeniyeti ve insanlıkta, iyileşmeye doğru yavaş ama kendinden emin adımlarla ilerledikleri görülüyordu. Fransız İhtilali’nden korkuyordum, çünkü sadece iyileşmenin ilerlemesini durdurmayacağından, ayrıca birkaç yüzyıl olmasa da en azından bir yüzyıl gerilemesine sebep olacağından emindim. Fransız vatanseverleri bana, bir üniversitenin genç öğrencileri veya son ödeme ve ikramiye parayla heyecanlanmış Denizciler gibi göründü ve vahşi Atları öldürene ve kendi Boyunlarını kırana kadar kırbaçlayarak onların üzerinde oturan kişilere benziyorlardı.

Şimdi size ciddi bir sorayım sevgili dostum, 1813 yılında insan doğasının mükemmelliği ve mükemmeliyetçiliği nerede? İnsan zihninin gelişimi şimdi nerede? Toplumun iyileşmesi nerde? İnsanların rahatlıklarının artması nerede? İnsan acılarının ve ıstıraplarının azalması nerede? Dr. Young’ın34 son gününün felsefe ve din tarafından dengesizleştirilmiş bir zihne bunu sergileyip sergileyemeyeceğini bilmiyorum, çünkü din olmadan felsefe olmayacağına ve dünyanın mevcut durumundan daha fazla dehşet olacağına inanıyorum.

Mevcut kaos ne zaman, nerede ve nasıl düzen haline getirilecek?

Sen ve ben, kendimizi birbirimize açıklamadan, ölmemeliyiz…

Dostun

John Adams
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
26 Yanıt
14634 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 05, 2009, 09:36:20 ÖÖ
Gönderen: karahan
2 Yanıt
2589 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 11, 2008, 03:57:56 ÖÖ
Gönderen: Fraternis
5 Yanıt
10154 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 11, 2015, 02:24:13 ÖS
Gönderen: Risus
4 Yanıt
4044 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 20, 2010, 05:17:32 ÖS
Gönderen: kmldmn
3 Yanıt
2961 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 21, 2011, 01:54:12 ÖÖ
Gönderen: Alşah
1 Yanıt
1809 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 17, 2012, 01:22:59 ÖÖ
Gönderen: Munir
9 Yanıt
7813 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 18, 2015, 11:59:31 ÖS
Gönderen: akcanmd
0 Yanıt
1411 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 18, 2013, 10:09:30 ÖS
Gönderen: Melina
5 Yanıt
2386 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 21, 2014, 04:52:00 ÖS
Gönderen: semhn
0 Yanıt
1660 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 13, 2014, 08:38:09 ÖÖ
Gönderen: edebiyat_ogr