Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Tarihin Bir Döneminde Kilise ve Sapkınlar… 1  (Okunma sayısı 4512 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 26, 2012, 10:26:53 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





“Bayram değil seyran değil, eniştem beni niçin öptü?” gibisinden, «Ağustos sıcağında bu konu da nereden çıktı?» diye sorabilirsiniz.

“Piyangodan” diyeceğim ama değil… “Ağustos sıcağı başıma vurdu” desem o da değil. “Araya giren bir garip konu” desem belki en doğrusu.

Bu konu beni öteden beri ilgilendirir. Sanırım Masonları da ilgilendirir. Foruma böyle bir derleme yazmaya girişmemin nedeni de zaten o: Ya Masonlar ilgilenecek ya da Masonluk ile ilgilenenler…

Yok, hayır!... Benim konumun Masonluk ile doğrudan bir bağlantısı yok. Tarihin bir dönemi dediğim de daha çok Orta Çağ…

Şöyle gireyim söze…

Tarih boyunca insan, hep bir tanrıya inanma, bağlanma gereğini duymuştur; o tanrı ister monoteist dinlerdeki gibi Tek Tanrı olsun, ister politeist dinlerdeki gibi birçok tanrı bulunsun…

Şimdi belki biri çıkar ve o politeist hatta totemist dinlerdeki çok tanrının aslında Tek Tanrı’nın niteliklerinden başka bir şey olmadığını, inancın dönüp dolaşıp Tek Tanrıcılığa vardığını söyleyebilir. Peki! Öylesine inanana bir itirazım yok.

Burada bir inanma ve bağlanma gereğini duymaktan söz ettim ya… Benim gibi özür düşünceyi savunanlar sakın bunun karşısına dikilmesin boşuna… Çünkü bu inanma ve bağlanma gereği ya da gereksinmesi, hiç de yanlış ya da yanılgılı bir tutum olmayabilir. Konuya bilimsel açıdan bakalım: Dinler tarihini inceleyen birçok bilimsel nitelikli kitapta bunun insanın doğasından ileri geldiği belirtiliyor.

İnsan doğayı değiştirmekte yer yer sınırlı bir düzeyde olsa bile başarılı… Fakat kendi doğasını değiştirmeyi henüz başaramadı. Gerçi okült alanında bunun karşıtı ileri sürüşler de yok değil ama o işler hâlâ emekleme çağında…

Günümüzdeki Tek Tanrıcılar her ne derse desin, tarihte insanların çoğu, tek bir tanrıyla yetinememiş. Nedeni açıklanabilir. Bilgi yetersizliğinden belki… Öyle ya, İslâm’da Kuranıkerim öncesine “Cahiliyye dönemi” denmez mi?... Ancak şurası da bir gerçek ki Tek Tanrı inancı üzerine kurulu dinler, insanlık tarihinin bütününe oranla pek yeni sayılır.

Bir de Tanrı ya da tanrıların varlığına inanmayan kişiler var. Onlar, tarihin her döneminde azınlıkta kalmıştır.

Üstelik bu bağlamda sadece akıl yoluyla düşünen, bir sonuca varamayan kararsız kalanlar bile hoşnutlukta karşılanmamış, kendilerine tolerans gösterilmemiştir.

Tarihte bunun acıklı ama en yerli yerine oturan örneklerinden birini, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarına doğru Antik Yunan Uygarlığı’nın ünlü düşünürlerinden Abderalı Protagoras’ın vermiş olduğu söylenebilir. Bunun öyküsü özetle şöyle:

Protagoras, düşüncelerini daha açıklıkla anlatabilmek için tanrılara ilişkin bir yapıt kaleme alır. Zamanın yerel geleneği uyarınca, çalışmasını dostu ünlü tragedya yazarı Euripides'in evinde düzenlenen bir toplantıda okur.

Ertesi gün, bu toplantıya katılmış bir politikacı, Protagoras’a karşı dinsizlik davası açar.

Sokrates o sıralarda çocuk yaşındadır. Bu olayın benzeri onun da başına gelecektir.

Davanın amacı, toplum düzenini bozmaya kalkışan bu yapıtın ve yazarının suçlu bulunmasıdır. Nitekim beklenen sonuç alınır; Protagoras suçlu bulunur ve kitabın yakılmasına karar verilir. (Protagoras ölüm cezasından kurtulmak için Anadolu’ya kaçar. Çünkü Anadolu Atina’dan çok daha toleranslıdır. Ancak yolda geçirdiği bir kazada yaşamını yitirir.)

Kitap yakılmıştır ama önsözünün yarısını içeren bir sayfa kalmıştır. Günümüze kadar da gelir. İşte orada Protagoras’ın bu kitaptaki ana fikrini görebiliyoruz:

“Tanrılar hakkında onların ne var olduklarını, ne var olmadıklarını ne de şekillerini bilmeye gücüm yeter. Çünkü bunu bilmeye birçok şey engel oluyor; özellikle karşımızdaki bu sorunun karanlığı ve insan ömrünün kısalığı.”

Protagoras'ın öyküsü tarihte bu ve benzeri olayların ne ilkidir ne de sonuncusu. Antik Yunan Uygarlığı gibi dinsel bakımdan henüz kurumlaşmanın olmadığı, din adamları sınıfının bulunmadığı bir ülkede bile din ve onunla el ele vermiş politika, oluşturduğu ve benimsediği dogmalara akıl yoluyla karşı çıkan ve sorgulamaya kalkışan bir evrimsel düşünceye karşı kesinlikle acımasız davranmış, onu yaşatmamıştır.

Bu yazı burada bitmedi elbette. Henüz Hıristiyanlığa gelemedik bile. Fakat ben bir ara vermek istedim, belki katkıda bulunmak isteyen çıkar diye…

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 26, 2012, 11:14:47 öö
Yanıtla #1

Alman şair Heinrich Heine 1821'de yayınlanan Almansor (kitapları yakılan El-mansur'dan bahseder) adlı uzun şiirinin 248'inci dizesinde, "kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır" der.

İnsanlığın hele ki Ortaçağ insanlığının ve o zamanların Batı dünyasında da öyle olmamış mıdır? Önce kitaplar yakılmış, ardından insanlar... Kitapları yakanlar günümüze değin gelebilmişler. Naziler'in 20 bin kitabı yaktıkları gibi. Yakılan kitaplarla yakılan insanları da unutmamalı.

Ya bugün? Bilime, kitaplara ve aydınlığa düşman olanlar? Korkmalıyız, zira kitapları yakanlar ve onlara düşman olanlar; insan yakmaktan asla çekinmezler. Tıpkı Sivas katliamı (Madımak Olayı) gibi. Tıpkı Mansur'u yakanlar gibi. Tıpkı, bugün İran'da olduğu gibi.

Sayın ADAM'a bu başlığın devamı olarak yapacağı paylaşımlardan ötürü teşekkürler. Umarım gerektiği gibi okunur, anlaşılır ve yorumlanır.

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Ağustos 26, 2012, 11:17:41 öö
Yanıtla #2

"Katolik Kilisesi, imana (yani Kilise öğretisine) aykırı yayın yapılmasını engellemek üzere censores librorum (kitap sansürcüleri) atardı. Eğer kitap yasaklanmazsa üzerine nihil obstat (engel yok) yazılır, daha sonra piskopos inceler ve izin verirse üzerine imprimatur (basıla) yazardı. Papalık, özellikle 16. yüzyıldan itibaren çatlak seslerin daha çok çıkmaya başlaması üzerine, imana ve adetlere zarar vereceğini düşündüğü yasak kitaplar listesi yayınlamaya başlamıştır (index librorum prohibitorum). İlki 1559'da yayınlanan bu listelerle yaklaşık 6 bin kitap yasaklanmıştır. Bu uygulama ancak 1966'da kaldırılabilmiştir. Şimdi Avrupa Parlamentosu, "her türden kültürel sansür ile ifade ve eser yaratma özgürlüğüne yönelik her cins saldırıyı" mahkûm etmektedir."

Newsweek
Mehmet Ali Kılıçbay - 15 Mart 2009
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Ağustos 26, 2012, 12:01:49 ös
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 501
  • Cinsiyet: Bay

“Tanrılar hakkında onların ne var olduklarını, ne var olmadıklarını ne de şekillerini bilmeye gücüm yeter. Çünkü bunu bilmeye birçok şey engel oluyor; özellikle karşımızdaki bu sorunun karanlığı ve insan ömrünün kısalığı.”

Bu ifadeden çok etkilendim. Söz konusu Tanrı olunca " zaman" a değinmeden geçilemiyor sanki. Öyle ya hangi açıdan bakarsanız bakın, Tanrı inancını körükörüne bir inanmışlıkla değil de, akıl ve bilimle anlamaya çalıştığınız vakit ( Kişisel fikrim olarak Tanrı da bunun böyle olmasını ister) insan ömrü bu konuya eğilebilme açısından çok çok kısa. Hele hele insan ömrünün evreleri ele alındığında ve insanın ömrünün hangi evrelerinde bu konuya eğilebileceği düşünüldüğünde, yine yukarıdaki ifadedeki gibi soru " Karanlık" laşıyor.

İnanıp inanmama konusuna girmeden tarafsız olarak bakıldığında, Tanrı konusu nitelendirilemeyecek bir şey gibi durmuyor mu?

"Ahuramazda Böyle Dedi" başlıklı aktarımına paralel, böyle bir konuyu açtığı için Sayın ADAM'a teşekkürler. Böyle konular forumumuzu olması gereken haline büründürüyor.
enelsır


Ağustos 26, 2012, 02:39:19 ös
Yanıtla #4
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Merhaba,

Sn ADAM aslında benim de çok ilgimi çeken bir konuya değinmiş. Sadece dinsel inanışın çok değişik biçimlerde var olmasının dışında, bu inanış biçimlerinin zaman zaman birbirleriyle çatışması ve aydınlar üzerinde baskı unsuru olarak kullanılması ayrıca önemli ve irdelenmesi gerekli.

Günümüz dünyasında ancak demokratik sayılabilecek ülkelerde kendi dinsel inancınızı veya inançsızlığınızı savunabilirsiniz. Bir de bunu orta çağı için düşünün.

İnançsızlık veya şüphecilik aslında birçokları için büyük bir erdem. Krishnamurti'nln dediği gibi "korkunun olduğu yerde özgürlük yoktur" Bu bağlamda Tanrı korkusu, otorite korkusu, toplum korkusu ve dinsel korkunun olduğu yerde nasıl özgür düşünceli olacağız?

Bugün bile takma isimlerimizi kullanmadan bir forum sitesinde veya facebook'ta din Allah ve peygamber aleyhine bir söylemde bulunamazsınız, bir topluluk kuramazsınız.

İlginçti, geçmişte olduğu gibi çağımızda toplumlar içinde ve toplumlar arasında çatışma, soykırım ve vahşetin en önemli nedeni etnik ve dinsel ayrımlar iken, toplumlar dinsizliği en önemli sapkınlık ve tehlike olarak görmektedirler.

Acaba konuyu saptırdım mı? Bilemem. Ancak bu konu işte bu nedenle benim için önemli. Sn ADAM'ın bu konuda bizimle paylaşacaklarını merakla bekliyorum.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Ağustos 26, 2012, 02:45:48 ös Gönderen: asimov »
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Ağustos 26, 2012, 04:22:32 ös
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu çok güzel katkılar için bana çok teşekkür etmek düşüyor.

Hiç kuşkusuz, burada bir dinin tarihsel bir kesitini alıp onun üzerinde bir incelemede bulunuyorsak, bunun o incelemeden daha da önemli yan ürünü günümüze nasıl yansıdığı, bize nasıl bir ders verdiğidir. Bu nedenle de bu konu üzerine üretilen düşünce ve görüşlerin çok değeri vardır. Konumuz bir tarihsel olaylar serisinin nasıl gerçekleşmiş olduğu ile sınırlı değildir; olmamalıdır.

Kimi okurlar ve katılımcılar, bu konuyu niçin gündeme getirmiş olduğumu sezebilir. Belki şöyle birkaç sbölümlük bir girişten sonra, niyetim Katharlar üzerinde durmak... Gerçi Forumda o konu üzerinde daha önce yapılmış anlatımlar var. Ancak bence öylesine önemli bir sosyolojik oluşum ve tarihsel olaylar dizisidir ki, ayrı ayrı yönlerinden birkaç kez irdelerken aynı şey anlatılmış olmaz.

Daha önce belirtmiş olduğum üzere; üstelik bu konunun irdelenişi masonları da çok yakından ilgilendirir. Dolayısıyla katkıda bulunanların yaptığı, dam üstünde saksağan değildir.

Hepinize tekrar teşekkürler. Diğer katılımcı üyelerimizi de bu başlıkta görmeyi bekleriz.
 

 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 26, 2012, 05:59:46 ös
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Tanrı inancı gereksiminin en önemli gerekçesi,ölümün anlamsızlığı ve ölüm korkusu olabilir.Çünkü,sadece insanlar öleceğini bilir.Ölümün anlamsızlığının bizleri getirdiği noktada,yok ediliş korkusu ortaya çıkar;görünmeyen bir güç insanı yaşamına son vermektedir.Birisi/birileri yaşamı elimizden alacak konumdaysa,biri veya birileride yaratmış olmalıdır.

Bu kanı,toplum bilincine yerleştikten sonra sıra istismarcılara gelecektir ki,onların enbüyük silahı yaradan adına faliyet göstermek ve ondan veya onlardan aldığı yetki ile zulmetmek olacaktır.

Tanrı/tanrılarla avamın arasına yerleşen sınıf,öncelikle sorgulamayı yasaklamalıdır ki,tarih boyunca hep böyle olmuştur.İnanç sorgulamasından men edilmiş toplulukların yönetilmesinden daha kolay birşey olmamalıdır.Arasıra bu yasağı ihlal edenleri bertaraf etmek ise,bırakın tepki görmeyi topluluklarca ne acı ki alkışlanmıştır.

Sayın ADAM,antik çağdan giriş yapmış;geleceği yeri biliyorum devamını sabırsızlıkla bekliyorum.Umarım,Bruno'yu ihmal etmez.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ağustos 26, 2012, 06:00:10 ös
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Mehmet Ebussuud Efendi:
HAYATI

30 Aralık 1491 tarihinde Çorum'un İskilip ilçesinde doğdu. İskilipli Şeyh Muhiddin Mehmed Efendi'nin oğludur ve anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunudur..
1533'de İstanbul kadılığı gorevine atandi; sonra Bursa kadılığına gecti ve 1537'de Rumeli'de Kazaskeriliği gorevi verildi. Sonra Sultan I. Süleyman devrinde 1545 tarihinde Şeyhülislamlığa getirildi. Başarılı olduğu için Sultan I. Süleyman'in ölümünden sonra, II. Selim devrinde de görevini sürdürdü.
Bu Sultan'larla birlikte çalışarak verdiği fetvalarla I. Süleyman'n Yezidilere karşı hareketlerini ve Kıbrıs'ın fethini destekleyen fetvalar vererek bu olayların dinsel olarak kabülünde önemli rol oynadı. Verdiği fetvaların arasında enteresan olarak Karagöz oyunları gösterileri ve o zaman yeni olarak Osmanlı ulkesine girmekte olan kahve içilmesi konuları bulunmaktadir.  Kanuni ve II. Selim devrindeki önemli kanun hareketlerinde bulundu. Kanuni Sultan Süleyman gibi çetin bir Padişah karşısında bile ‘Padişah emriyle nâ-meşrû’ olan nesne meşrû’ olmaz’ diyebilecek kadar cesur bir alimdir. Sadece Osmanlı topraklarında değil bütün islam coğrafyasında itibar sahibi ve eserleri günümüzde de kıymetini koruyan büyük bir islam alimidir. Çok önemli bir kişi olarak kabul edilmiştir.Kanunnameler hazırlattı. Bir çok alim yetiştirdiği için İlmiye sınıfı daha uzun bir müddet zayıflamadı.
İki oğlunun kendisi hayatta iken ölümlerinden çok üzüldüğü kaydedilir.
Mehmet Ebusuud Efendi 23 Ağustos 1574'de vefat etti. II. Selim onun ölümüne çok üzülmüşür.  (KAYNAK WİKİPEDİA)

Milenyum olarak adlandırdığımız çağda, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir konuşmasında o çok övdüğü ve soyundan gelmekle iftihar ettiği Şeyhülislam ebussuud'un hayatı anlatılıyor. Orta çağa geri dönmemize ne gerek var? tekerrür ediyor işte bir kez daha. barbarlığın bu şekilde meşrulaştırıldığı tarih "günümüz" Sivas Katliamı davasına "milletimiz için hayırlı olsun" yorumunu yapan bir başbakanımız varken protogoras'ın maruz kaldığı olayları ben gayet doğal buluyorum.  anlatılmak istenen olaydan sapmış olabilirim belki ama bunu hatırlatmak bile konu için yararlı birşey.


Ağustos 26, 2012, 10:13:59 ös
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

Sayın Adam bu eleştirimi kişisel algılamasın lütfen. Genelleme yapacağım.

Yanılıyorsam lütfen düzeltin benim holywood filmlerinden kafamda beliren şey Kilise, bizdeki dergah usulü garibanların ücretsiz konaklayabildiği, karnını doyurabildiği ve ücretsiz olarak tıbbi yardımda bulunulabilen bir mekanizmadır. Bu nedenle günah çıkartmak isteyenler günahlarının affı için kiliseye bir miktar para verirlerdi. Agnostik bir yazıda bu alınan paraların miktarıyla dalga geçiliyordu. Aslında gayet mantıklı duruyor dini inançlar açısından bir muhtaça yardım etmek insanın günahlarını affettirebilir. Kiliseye yardım etmek orada konaklayan yardıma muhtaç insanlara yardım etmek demekti.  Bu hoş duran mekanizmayı bir kaç kilise görevlisi süistimal ediyor diye dini komple karalamaya çalışmak bana fazlasıyla düşmanca bir tavır gibi geliyor.

Yani tarihte seküler ve komunist düzenlerin yaptıklarına bakıp, kanaatimce en özgür yaşanılası sistem olan  sekülerizmi yaşatılanlar zorbalıktan pek farkı olmadığı için diktatörlükle eş tutmak ne kadar yanlış ise dini değerleri aşağılamak da o kadar yanlıştır. Benzer şekilde seküler sistemde de yardım dernekleri adı altında yardıma muhtaç insanlar için toplanan tonlarca para, devletin hizmet için vergi adı altında topladığı paralar söyüşleniyor. Doktor yemini etmiş insanlar organ mafyacılığı yapıyor, bıçak parası için gereksiz yere hastaya ameliyat teşhisi koyuyor vb. Bu gibi durumlar devlet sistemlerinin, tıbbın gereksiz ve sapıkça olduğunu mu gösterir?

Arkadaşlar Sivas'da yakılan laik düşünceye sahip aydınlardan bahsetmiş. Elde delil bıraktıklarını sanmıyorum fakat bu katliamın seküler rejimin rakip olarak gördüğü islami kesimi dövebilmek ve aşağılayabilmek için bir bahane olarak kullanabilmek için oynattığı bir düzenek yordamıyla derin devlet tarafından bu insanları öldürdüğünü düşünüyorum. İslamcılar insanların otelde yanışını seyrederek orgazm olmuş olabilirler. Bu onları suçlu mu yapmalı. Sinir anında insan yanlış yapabilir örneğin bir derbi maçında karşı takımın tribünleri yansa diğer takım o an büyük bir zevk alabilir. Bu çok yanlış bir tutumdur fakat gayet doğal bir tepkidir. Memleketimizi örnek verirsek tonlarca ateist yazar düşünür var hangisinin yolu kesilip dayak yemiş. İslam bizim memleketimizde siyasi bir güç olarak rakip gibi görüldüğü için rejim tarafından dayak manyağı yapıldı. Diğer seküler ülkelerde bu böyle değildir rönesanstan filan bahsederler fakat hala Avrupa görüntü olarak laik sistem olsa da temelde kilise tarafından yönetiliyorlar. Bizi o yüzden Avrupaya almaycaklar. Saygı da duyarım bende Hristiyan olsam müslüman Türklerle yaşamak istemezdim.

Saygılarımla.


Ağustos 27, 2012, 01:35:33 öö
Yanıtla #9

Sayın Masor1976 galiba özetle şöyle demek istiyor: Birileri tarih boyunca dini kullanarak yanlışlıklar yapmışlar. Ama bu, dini suçlu göstermez ki! Dini karalamak, eleştirmek için bunların kullanılması hoş olmaz ki!

İyi de, kimse dini karalayıp, eleştirmedi ki! Ama öyle bir algı oluşmuş demek ki. (Yahut Sayın Masor1976, bunları kullanıp propaganda yapanlara sesleniyor.)

Hayır! Ne bu başlık ne benim ne de bu konuyla bağlantılı üyelerin söylediklerinde, dine bir eleştiri yoktu. Yıllar boyunca dinler yanlış anlaşılmış yahut birilerince keyfiyen kullanılmış. Bağnazların elinde oyuncak olmuş. Sonra da sanki onların mallıymışçasına benimsenilmiş. Bu da bazı kesimin dinsizliğe varan yolculuğunda bir vesile olmuş.

Dinin özü... Bizim isteğimiz herkesçe onun kavranabilmesi. Onu kavrayabilecek bir düzeye gelmesi.

Masonlukta bunu istiyor olmalıdır.

Ama bazı kötü olayları kullanarak dine savaş açanlar yok mudur? Vardır. Ama onlarınki de kötü niyetten değil. Halkın çok büyük bir kesimince din yanlış anlaşılmış, anlaşılıyor. O halde, onu yok edelim ve kurtulalım deniliyor. Çünkü özü anlatmak daha zor.

Çünkü onlara göre öze varmak için ille de dine gerek yok. Dinin özüne varıp gerçeğe yaklaştırılacak olanlar, cahillerdir. İyi bir insan, gerçeği, doğruyu, güzeli, uygun ve ölçülü olanı bilginin ışığında bulacaktır! Öyle olması dileğiyle.

Öyle ya da böyle. Şu ya da o yolla. Adam olana ne mutlu. O ya da bu yolla, cellat olana ne yazık!

Konuyla bağlantılı fikirleriniz için teşekkürler Sayın Masor1976.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
2968 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 28, 2012, 08:52:25 ös
Gönderen: karahan
4 Yanıt
2146 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2012, 03:13:59 ös
Gönderen: ARCHITECT
7 Yanıt
3126 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2012, 11:28:58 öö
Gönderen: karahan
3 Yanıt
1775 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2012, 02:24:45 ös
Gönderen: NOSAM33
1 Yanıt
1676 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2012, 11:21:36 ös
Gönderen: Alşah
1 Yanıt
1495 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 07, 2012, 05:45:58 ös
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
1741 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 09, 2012, 07:03:04 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
1437 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 30, 2012, 09:47:25 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2043 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 03, 2012, 07:52:02 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1881 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2012, 11:40:00 ös
Gönderen: Katharsis