Masonlar.org - Harici Forumu

 

Anket

Cumhurbaşkanlığı sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bundan öncekilere göre iyi
Bence süper,çok önemli adımlar attı
Kötü,nerden geldi başımıza
İdare eder,aynı tas aynı hamam

Gönderen Konu: Abdullah GÜL'ü siyasi kimliği ve CUMHURBAŞKANI olarak nasıl değerlendiriyorsunuz  (Okunma sayısı 9607 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 08, 2009, 07:54:37 ÖS
Yanıtla #10
  • Ziyaretçi

Sevgili Karahan
Evet hepsi bu ülkede maalesef yaşandı.Malesef ülkemizin en yetkili iki makamında oturanlar ülkemizi yargılatmışlardır.Ayrıca H.Gül dava karşılığında 100.000 EURO tazminat istemiştir ülkemizden.
Dayatılan süreç diye ifade etmişsiniz.Kim neyi dayatmıştır anlayamadım.Zihniyetleri,ideolojileri,şekilsel biçimleri ile dünyada en rahat yaşadıkları ülke Türkiye’dir..
Bu konuda bilgilerimi sizinle paylaşmak isterim ve sevgili Karahan;iyimserliğinizi tekrar gözden geçirmenizi isterim…

Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir. Çağdaş bilim, skolâstik düşünce tarzının yıkılmasıyla doğmuş ve gelişmiştir. Lâiklik, toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce ve değerlendirmelerin geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda, siyasal örgütlenme ve düzenlemeler de dinsel niteliklidir. Lâik düzende ise din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işlerinin lâik hukukla, din işlerinin de (inanç ve ibadet çerçevesinde) kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden biridir. Bu bağlamda; laik devlet düzeninde kamusal düzenlemelerin kaynağı dinî kurallar olamaz ve bu düzenlemelerin dinî kurallara göre yapılması düşünülemez.
Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti"nin en temel özelliğidir. Devlet düzenini yansıtan anayasa ve dolayısıyla hukuk düzeni, laiklik ilkesine göre biçimlenmiştir. Bu durum, Anayasa"nın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde ifade edilmiştir
Laiklik ilkesi, Anayasa"nın 4. maddesine göre "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" vasfa sahip 2. maddede Cumhuriyetin nitelikleri arasında da sayılmıştır.
Laiklik 2. maddenin gerekçesinde şöyle açıklanmaktadır "Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir."

Bu tanımlamalar bu kadar net iken


T.C. Devletinin temel ilkelerini değiştirecek zemini oluşturmak niyetini ortaya koyduğu;
•   Anayasa ile Yüksek Öğretim Kanunu'nda değişiklik içeren teklifleri
o   Türbanın serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliği ile anayasanın laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmak istendiği savunuldu.
•   Devlet kadrolarının, parti yandaşı, siyasal İslami düşünceye sahip kişilerle doldurulduğu.
o   Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bakan olduğu dönemde Nur cemaatinin liderlerinden Fethullah Gülen ve Milli Görüş’ü desteklediği.
•   Erdoğan’ın “Türban konusunda söz söyleme hakkı yargının değil ulemanındır” açıklamasına dikkat çekilerek, partinin şeriat amacı doğrultusunda dini hükümleri referans olarak gösterdiği bilinirken.
•   Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın Türban, kamusal alan ve üniversitelerin dışında Meclis’te de geçerli olmalıdır sözleri söylenmişken
•   Cüneyt Zapsu’nun Türbanını çıkar demek, sokaktaki bir kadına donunu çıkar demekten farksızdır denmişken
Ne düşünülmelidir?
İyi niyetli reformistler olduğu mu?
 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
 Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak suçundan hakkında dava açılan Fetullah GÜLEN isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve işbirliği yapılması, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Bakanlığın genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenmiştir.
Almanya ile imzalanan Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nda Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’ndan “köktenci terör örgütü” olarak söz edilmesine rağmen, bu teşkilat mensuplarının yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunları ve milli konularda dış temsilciliklerimizce gerçekleştirilen faaliyetlere katkıda bulundukları belirtilerek bu örgütle temas ve işbirliği kurulmasının istenilmiştir[1]
 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 2005 yılı Kasım ayında bir gazetecinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AİHM’nin türban kararını din alimlerinden görüş almadan vermesini eleştirdiği açıklamasını hatırlatarak “AİHM kararından önce din bilginlerine danışması gerekir mi?” şeklinde soru sorması üzerine
Bunu AİHM’ne sormanız gerekir. Sayın Başbakan'ın söylediği gayet açık. Mademki din ve inançlarla ilgili konular söz konusu, o zaman din bilginlerinden de görüş almak gerekir şeklinde düşüncelerini paylaşmış arkadaşlarla. Bunu farklı mecralara çekmenin bir anlamı yok demiştir.

 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, 2003 yılı Kasım ayında Roma'daki AB Troykası toplantısına giderken uçakta yaptığı söyleşide Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun demokrasi ve insan hakları alanlarındaki sorunlar listesinde türban yasağının dâhil edilmemesini eleştirmiştir[3]
 2004 yılı Ekim ayında SKY-Türk televizyonunda soruları yanıtlayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, türban yasağının AB insan hakları standartları içinde bulunmayan bir yasak olduğunu ve günü geldiğinde bu yasağın Türkiye’de kalkacağından şüphe duymadığını belirterek, raporda türban konusuna yer verilmemesi konusunda;
Tabii ki bunlar AB insan hakları standartları içinde olmayan yasaklardır. Günü geldiğinde bunların hepsi kalkacak Türkiye’de. Ben doğrusu bundan eminim. Paris, Londra veya Berlin’deki bir üniversitede olmayan yasakların, Türkiye’de de olmaması gerekir. Üstelik bizim kendi kültürümüzün bir parçasıysa hiç olmaması gerekir. Bunlara zamanla, soğukkanlılıkla halledilmesi gereken konular olarak bakıyoruz. O açıdan toplumun da bunları bu şekilde göreceğine inanıyorum, ama muhakkak ki bu tip yasaklar Türkiye’de kalkacaktır. Bunlar AB standartlarındaki özgürlük, demokrasi, insan hakları anlayışıyla bağdaşmaz. AB söz konusu olmasa bile bunlar bizim partimizin, hükümetimizin zaten öncelik verdiği konulardır. Bunların uzlaşma ortamı içinde çözülmesi gerektiğine inanıyoruz demiştir.[4]
 İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin’in, 1998 yılında derslere türbanla girmekte ısrar edince 15 gün okuldan uzaklaştırma cezası aldığı, ardından okuldan atıldığı, iç hukuk yollarını tüketen Şahin’in türban yasağının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, "hiç kimsenin dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı eğitim görmekten men edilemeyeceğine" ilişkin din ve vicdan hürriyetiyle ilgili 9. maddesinin ihlali olduğunu ileri sürerek AİHM’ne başvurduğu, Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görüşülen Leyla Şahin davasında Hükümet adına Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığı kanalıyla gönderilen yazılı savunmada; Türkiye'nin laiklik ilkesi, çağdaş eğitim konusundaki tutumu, çağdaş eğitim ilkeleri, yasal düzenlemeler ve mahkemelerin aldığı kararlara yer verilerek, Türkiye'de Anayasa'nın, din istismarını yasakladığı, türbanın üniversitelerde laik eğitimle çeliştiği ve bağdaşmadığı, gericiliği teşvik ettiği gerekçesiyle, türban yasağının Anayasa'ya uygun olduğunun vurgulandığı, "Türbanın üniversitelerde laik eğitimle çeliştiği ve bağdaşmadığı, gericiliği teşvik ettiği, çağdaşlaşma yolunda bir geri adım niteliğinde bulunduğu, amacın modernleşme ve çağdaş görüntüyü korumak olup, siyasal simge haline getirilen başörtüsü, özgürlük sorunu değil politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılmış bir olgu olduğu" görüşü dile getirildiği, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının dinin siyasal alana çekilmesi ve siyasal araç durumuna getirilmesi açısından taşıdığı sakıncalara da dikkat çekildiği, Savunmada, Anayasa Mahkemesi'nin 1989 yılındaki kararına atıfta bulunularak, türbanın kamusal alanda yasaklanmasının Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinin düzenlendiği ve "değiştirilemez" maddeleri arasında yer alan "Başlangıç Bölümü" ile "laiklik" ilkesinin yer aldığı 2. maddesine, "eşitlik" ilkesinin düzenlendiği 10. maddesine, "din ve vicdan özgürlüğü"nü tanzim eden 24. maddesine ve "İnkılap Kanunlarının Korunması"nı düzenleyen 174. maddesine uygun olduğunun belirtildiği, türbanın masum bir yaşam biçimi olmanın dışında cumhuriyet ilke ve inkılaplarına karşı bir sembol olduğunun vurgulandığı, Dava sırasında Leyla Şahin’in Avukatının ek görüş belirtmesine müteakip AİHM’nin bu ek görüşü ülkemize ileterek savunma yapılıp yapılmayacağının sorulması üzerine Türkiye’nin Strazburg’daki Avrupa Konseyi neznindeki daimi temsilciliği, 2003 yılı Kasım ayında türbanın gericiliği teşvik ettiği, çağdaşlaşma yolunda geri adım olduğu, laik eğitim ilkesine ters düştüğü, siyasilerce şeriat bayraktarlığı için siyasi amaçlı kullanıldığı gerekçelerini içren ek savunmayı gönderdiği, Hükümet adına gönderilen ek savunmadan bir ay sonra Aralık 2003 başında haberdar olan ve ek savunmadaki ifadeleri öğrenen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün kendisini ve partisini zor durumda bırakacak ek savunmayı geri çekilmesini istemesi üzerine Türkiye’nin 10 Aralık'ta AİHM'e başvurarak ek savunmasından vazgeçtiğini, belgeyi geri çektiğini bildirdiği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, 2003 yılı Aralık ayında, Hükümetin bilgisi dışında AİHM’ne verilen savunmayı, onaylamadıkları için geri çektiklerini, davayla ilgili olarak yeni bir savunma vermeyeceklerini, Türkiye Cumhuriyeti adına 2002 yılında bir savunma verildiğini, davanın savunma aşamasının tamamlandığını belirterek,
Dolayısıyla hükümetimiz adına yeni bir savunma mevcut değildir. Kaldı ki, hükümetimizin konuyla ilgili tutumunun yasaklama yerine özgürlükten yana olduğu bütün kamuoyunca bilinmektedir demiştir[6]
 2005 yılı Aralık ayında Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut ile yaptığı mülakatta;
Düşünsenize ben toplumda hak ve özgürlüklerin gelişmesi için bu kadar mücadele vermişim, sonra da hayattaki en yakınım olan eşimin hakları için mücadele etmemem istenecek, böyle bir şey olabilir mi? Adalet ve Kalkınma Partisi olarak türban konusunu biz fikir ve ifade özgürlüğü kapsamında görüyoruz ve değerlendiriyoruz. İsteyen başını örter, isteyen de örtmez, örten de nasıl örteceğine karar verir. Meselenin benim için özeti budur. Düşünsenize ben bu toplumda hak ve özgürlüklerin gelişmesi için bu kadar mücadele vermişim, sonra da hayattaki en yakınım olan eşimin hakları için mücadele etmemem istenecek, böyle bir şey olabilir mi? Ben bu türban konusunda en zor konumdaki insanlardan bir tanesiyim. Bu İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Leyla Şahin davası sürecinde de daha net olarak ortaya çıktı. Ben devletin görüşünü ve var olan kanunları savunmak zorundayım, bu yüzden vicdanım ile devlet işleri arasında sıkışıp kalıyorum. Ancak Türkiye’de insanlar baş örtülmesi işine fikir ve vicdan hürriyeti bağlamında bakmaya başladıklarında benim gibi insanların vicdanları ile devlet kuralları arasında sıkışıp kalması da sona erecektir. Buna inanıyorum demiştir.[7]

8) Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün, 2005 yılı Kasım ayında AİHM'nin türbanla ilgili Leyla Şahin kararı üzerine görüşlerini;
Bildiğim kadarıyla bu, yasakları savunan bir şey değil. Bir kurumun uygulaması, o kurumun yetkisi dahilinde diyor. Bu, yasakların devam ettiği anlamına gelmez. Bunun ötesinde bu, Türkiye'nin kendi sorunudur. Bu tip yasaklarla Türkiye'nin bir yere gitmesi mümkün değildir. Türkiye'de azınlıkların dini hakları, özgürlükleri söz konusu olurken, çoğunluğun hak ve hukukuyla ilgili konularda eğer kısıtlamalar varsa, bunlar savunulacak işler değildir.
Ama bunlar kendi meselelerimizdir. Kendi sorunlarımızı kendimizin çözeceğimize inanıyorum. Muhakkak ki bunların bir süresi vardır. Kimse de çıkıp yasaklarla övünmesin. Yasakları savunmak, yasaklarla övünmek kimseye şeref getirmez, kimseye de onur kazandırmaz. O açıdan hep beraber günü gelecektir ki, bunların hepsi kendi inisiyatifimizle temizlenecektir.…İleride görürsünüz, yapılır mı, yapılmaz mı? Bu bir turnusol kağıdı gibi; kimin ayrımcılığı, kimin yasakçılığı savunduğu görülmektedir.
Çağdaşlık, demokrasi, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, en bireysel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmasıdır. Bu olay turnusol kağıdı gibi herkesin görüşünü ortaya koyuyor. Hükümet yasakları kaldırmakta kararlıdır. Türkiye'nin bütün meseleleri çözülmedi. 3 sene öncesinin özgürlükleriyle bugünü mukayese ederseniz çok farklı bir ortam var. 3-4 sene önce neredeyse başörtülü insanlara Kızılay'ı (Kızılay Meydanı) bile yasak edeceklerdi. Bugün öyle mi? Bunlar şüphesiz ki, hâlâ tam bir demokratik ülkede olması gereken özgürlüklerin kullanıldığı anlamına gelmiyor demiştir.[8]
 Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün 2005 yılı Kasım ayında;
Türkiye'de kadınların yüzde 70'e yakını başörtüsü kullanırken, hâlâ üniversitelerde, birçok yerlerde ne yazık ki sıkıntılar var. Ama bunları kesinlikle unutmuş değiliz, bunu açık söyleyeyim. Önce bu sıkıntıyı kendi evinde yaşayan insanlar olarak böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Bunlar Türkiye'ye yakışmayan yasaklardır. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir meselesi olarak da görmüyorum. Bütün Türkiye'nin meselesidir. İsteyen başını açar, isteyen örter bu bireysel bir özgürlüktür. Bir problem varsa, çözülecektir. Gittiğim yerlere eşimle davet ediliyorum. Zirve toplantıları da dahil, en ufak protokol sıkıntısı çekiyor değilim. Eşime uygulanacak protokol ne ise o uygulanıyor. En ufak bir sıkıntı görülmüyor. Milli Eğitim Bakanlığımız'ın bu adaletsizlikleri (katsayı) gidermeye yönelik çalışmaları var, tahmin ediyorum bu uygulamalar bu yıl geçerli olacak. Bir Anayasa değişikliği olmadan YÖK'te reformları gerçekleştirmek mümkün değil. Türkiye'nin her tarafında reformlar olurken, "Üniversite dokunulamaz, YÖK dokunulamaz" demek çok mantıksız, kabul edilemez bir şey demiştir.


Bu araştırmam sonucu fikirlerimle beraber sunduğum ileti umarım açıklayıcı olmuştur.Bunları görmek için taraf olmak gerekmez.Bilgi gerçektir,yaşanılanlar ise somuttur.
Sevgilerimle…




Mayıs 08, 2009, 08:24:44 ÖS
Yanıtla #11
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Sevgili Barış

Yazın bir tarafın diğer tarafa olan endişeli bakışlardan başka bir şey değil bence inanki o tarafta aynı senin gibi düşünüyor onlarda sizden endişeli bu anlamda.Ama sanırım beni yanlış değerlendirdin ben ne o tarafım ne bu taraf ben kendimden tarafım insan olarak bana bir şey dayatılmıyorsa özgürlüğüme saygı duyuluyorsa,fikirlerim çöpe atılmıyorsa bana herşey uyar.B en insan olarak türban konusunda türbancıları tutuyorum nede olsa mağdurlar doğal olarakta mağdur yanında olma refleksim daha geniş.Özgürlükleri kısıtlayarak kanunda bu yazıyor değiştirilemez diyerek ancak insan kendini kandırır toplumu ötekileştirmekten başka işe yaramaz.Bu sorunu sevgili Barış ne sen ne ben çözeriz ama bizim ağlama zırlama feryat figan etme hakkımız var Devletin ise yok bu konuyuda o çözecek.Devlet mazaret üretmez sorun çözer,Devlet engel koymaz kaldırır,devlet eşit davranır ikilik yapmaz.Söylemem odurki inancımda budurki bu ayıp ne sana ne bana bu bir devlet ayıbıdır bu sorunu insanları rencide etmeden çözemiyorsa o devlet adil devlet olmaz.Bu sorunun adına illa türban sorunu demeke doğru olmaz başka bir şeyide yerine koyabilirsin ordada düşüncem aynıdır devlet vatandaşlarına sorun çıkaran değil çözen mercidir.Eğer laikliğin temeli o insanların türbanından geçiyorsa bu ancak zavallı bir aklın teorisi olur,çünkü laikliğin doğduğu ülkede türban sorunu yoktuki açıklaması yapılsın.Dini simgede diyip işin içinden çıkamazsın her tarafta bir sürü simge varken.İnsanca insan onuru zedelenmeden çözülmesi gereken bir sorunu politize etmeden çözebiliyorsanız bu konuda akıllı fikirleriniz varsa buyrun.Ama lütfen eskimiş artık slogana dönmüş şoven söylemler değil o insana dini bakışla değil sadece insan gözüyle bakarak bu sorunu nasıl çözersiniz onu söyleyin.Gerçekten merak ediyorum yazık güzel ülkemin güzel insanlarının yıllardır içi boş konulara kafa patlatmaları.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mayıs 09, 2009, 11:11:25 ÖÖ
Yanıtla #12
  • Ziyaretçi

Sevgili Karahan;
Taraftan kastınız Abdullah Gülün Akp si ve karşısındaki muhalefeti ise ben iki taraftan da değilim.Eğer taraftan kastınız cemaatci,şeriatçı,islamcı olanlarla; aydınlıkçı,akılcı,çağdaş olanlar ise ben işte orada tarafım ve karanlığın şeriatın karşısındayım.
Sizin ifadelerinizden bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığını görmekteyim ve üzüntü duymaktayım.Bu ülke hepimizin.Yapılan devrimleri yoka sayan bu insanların ne düşündüklerini ve ne yapmak istediklerini görmek bu kadar zor olmasa gerek.Yukarıdaki yazımda birçok örneklemeler yaptım.Siz ise konuyu içi boş olarak algılamışsınız.Üzüldüm.
Dün dedeleri bunların Kubilayı öldürenler,bugün torunları Camilerden yeşil bayraklarla çıkıp şeriat isteyenler.Ben kamu kurumlarına türban isteyenlerin ne laik olduklarını ne de iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum.


Mayıs 09, 2009, 12:48:51 ÖS
Yanıtla #13
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Sevgili Karahan;
Taraftan kastınız Abdullah Gülün Akp si ve karşısındaki muhalefeti ise ben iki taraftan da değilim.Eğer taraftan kastınız cemaatci,şeriatçı,islamcı olanlarla; aydınlıkçı,akılcı,çağdaş olanlar ise ben işte orada tarafım ve karanlığın şeriatın karşısındayım.
Sizin ifadelerinizden bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığını görmekteyim ve üzüntü duymaktayım.Bu ülke hepimizin.Yapılan devrimleri yoka sayan bu insanların ne düşündüklerini ve ne yapmak istediklerini görmek bu kadar zor olmasa gerek.Yukarıdaki yazımda birçok örneklemeler yaptım.Siz ise konuyu içi boş olarak algılamışsınız.Üzüldüm.
Dün dedeleri bunların Kubilayı öldürenler,bugün torunları Camilerden yeşil bayraklarla çıkıp şeriat isteyenler.Ben kamu kurumlarına türban isteyenlerin ne laik olduklarını ne de iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum.

Sanırım anlayamadın beni.Yılan benide sokuyor o yüzden bende rahat değilim sadece senin gibi düşünmüyorum bu konuda ortada olmam mümkün değil.Düşünsene laik çağdaşda olsan bu sorun çözülmüyor diğer yandanda olsan.O zaman bende diyorumki ortada bir anormallik var 2 tarafta haklı ve haksız,eee doğruya ne olacak ozaman 2 tane doğru olamayacağına göre.Bu toplum hala ısrarla kendi fikirlerinin iyi olduğunu dikte etmeye çalışıyor bense farklı açılımların peşindeyim çözümsüz olduğu ortada olan bir konunun peşinde neden gideyim kendimle bir sorunum yokki.Akıl karı değil bu tam anlamı ile adı konması gereken bir konu ve ben koyuyorum adını,Bu bir devlet sorunudur ve devlet her 2 tarafıda incitmeden alacağı kararlarla sorunu gidermelidir.Öğrenciliğimde her mitingde 141-142-143 .madde ile ilgili pankart açar slogan atarlardı bir takım insanlar bu maddeleri gerekli görürdü kaldırılması için yıllarca uğraşıldı 5 dakikada kalktı toplumada birşey olmadı.Bu sorunda işte aynen böyle nasıl bu insanlar sokakta gezerken sana zararı olmuyorsa istedikleri yerlerdede gezerken sana yine zararı olmayacaktır.Eğer devlet tehlike gördüğü şeye karşı kendini savunmaktan acizse o zaman başka şeyleri sorgulamalıyız bu bir mantık hatasıdır dostum tam anlamı ile inat ve akılsız mantık hatası aslında çözümü çok pratik istersen çözülür kimseyede birşey olmaz.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Temmuz 10, 2009, 10:43:58 ÖÖ
Yanıtla #14
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bay

sn cumhurbaşkanımız özün de iyi bir insan sessiz sakin her olaya barışçıl yaklaşan bir insan olabilir tabikide. ama makamı ve ülkede ki önem sırasında en başı çeken bir kişinin ülke yönetiminde ben pekte tek özgür kararlar alamayacak acizlikte olduğunu düşünüyorum. arkasında başbakan recep tayip erdoğanın isteklerine göre hareket eden bir film dönmekte diye düşünüyorum. meclis içindeki partilere ne kadar eşit olmalı tabi bunu herkes bilir. fakat sn Gülün ne kadar bu konuda hassas olduğuna dair şüphelerim bulunmaktadır. bu tür bir yönetim sistemiyle nekadar demokratikleşebiliriz nekadar sağlıklı bir rejim oluşur bilinemez. bugün parti başkanlarının(akp hariç) sn güle karşı vermiş olduğu tepkiler ortada. neden sadece bunu r. t. erdoğan partisi gostermıyo oda ayrı bir muamma. Sn gülün cumhurbaşkanlığı gorevlerini tam anlamıyla bilemiyo olmasıda söz konusu olabilir. akp sadece türkiyeyi değil çankayayıda yönetmekte ve buda gelecekte karanlık bir türkiye göstermekte bana.


Mayıs 18, 2011, 01:44:12 ÖS
Yanıtla #15

yıl 1994,
 süper ve ileri Türk, Barış Manço " geleceğe öyle bir nesil ve öyle bir gençlik yetişiyorki, nasıl gidip rahatlıkla istediği kot pantolonlarını kendileri seçerek alabiliyorsa, Cumhurbaşkanı'nı da  meclisin yerine kendileri seçecekler, bunu engellemek mümkün değil, yakın gelecekte bunu göreceğiz."
yıl 2009,
bundan sonraki Cumhurbaşkanları halk tarafından seçilecek
bu kadar öngörüsü yüksek ileri görüşlü süper Türk , saygıdeğer Barış Manço keşke Cumhurbaşkanı olabilseydi de, hemde halkın seçtiği Cumhurbaşkanı olsaydı, yüce lider ATATÜRK önderliğinde ve ışığında kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere bu coğrafya, bilhassa Kıta Avrupa'sına karşı  ulaşması gereken ve nihayetinde ulaşacağı noktaya şimdiden daha erken ulaşacaktı, dolayısıyla, çocuklarımızın göreceklerini şimdi bizler görecektik.
En büyük temennim; bundan sonraki sürecin daha hızlı işlemesi ve ilerlemesi yönünde olmasıdır.
hep ileriye...daha ileriye...
sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
20365 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 15, 2008, 04:54:54 ÖS
Gönderen: sun
0 Yanıt
1802 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2008, 02:28:29 ÖS
Gönderen: bugfree
6 Yanıt
9965 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2014, 05:25:32 ÖS
Gönderen: Pilot
17 Yanıt
9390 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 18, 2011, 09:44:05 ÖÖ
Gönderen: sad
36 Yanıt
12669 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 17, 2012, 06:06:14 ÖS
Gönderen: yazbenide
13 Yanıt
6078 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 14, 2013, 12:37:12 ÖS
Gönderen: Etimolog
13 Yanıt
25761 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 17, 2016, 12:09:58 ÖÖ
Gönderen: Herakles
1 Yanıt
4893 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 20, 2011, 04:29:30 ÖÖ
Gönderen: Sirius
2 Yanıt
1660 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 29, 2015, 11:23:59 ÖS
Gönderen: MEDUSA
0 Yanıt
763 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2015, 08:39:02 ÖS
Gönderen: MEDUSA