Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMA’DA KADINLARIN YERİ - 1  (Okunma sayısı 9159 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 11, 2010, 11:07:13 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay






Yalçın Kaya’nın “Batı’nın İki Yüzü” genel başlıklı dört kitabının ilkinden doğrudan ve aynen, tümüyle tarama ve dönüştürme yöntemiyle aktarmadır… Sanırım özellikle sosyoloji ve hukuk ile ilgilenenlere enteresan gelecek.



Birçok geleneği, uygulamayı hatta çoğu felsefe sistemini Helenler’den âdeta bir miras olarak edinen Roma uygarlığı, kadınlar üzerindeki tüm toleranssız ve bağnaz uygulamaları, bir bakıma erkek üstünlüğünü de onlardan devraldı.

Roma İmparatorluğu’nda, kadının toplum içindeki konumunun, Antik Helen kentlerinden pek farklı olmadığı, üstelik belli konularda daha da aşırılıklar içerdiği görülür. Bunu daha iyi anlayabilmek için, bu uygarlığın ilk yıllarına göz atmalıyız.

Romalılar başlangıçta çoban bir topluluktu. Etrüsklerden ve onların aracılığıyla Helen, İyon ve Kartaca uygarlıklarından etkilenmişlerdi. Uçarı bir topluluk değillerdi. Sonraları, “mores maiorum” denilen ataların davranışlarını sürdürmeye giriştikleri zaman söz ettikleri erdemleri vardı: Görev ve hizmet aşkı, şefkat, sadelik, kararlılık, disiplin, çalışma, ve sorumluluk duygusu... Pietas (adalet), officium (görev bilinci), constantia (tutarlılık), virtus (erdem) ve gravitas (onur) gibi görkemli bir nesnel ahlâk ve erdem listesine sahiptiler.

Hele “studium” (kendini adama) erdemi, varlıklarının doğal sonucu olduğu kadar önemli bir parçasıydı da... Toprağı ve aileyi ayrım gözetmeden içine alan, körcesine bir sahip olma duygusu ile bezenmiş bir erdem...

Güzel konuşmacılar, erken dönem cumhuriyetin Romalı evli kadınını bir soyluluk ve erdem modeli olarak gösterdiklerinde, aslında kadını yönlendirenin, özveri kadar “kendini koruma güdüsü” de olduğunu göz ardı ediyorlardı.

Romalı kadın, erdemli ve iffetli olmak zorundaydı. Bu zorunluluk, onun doğrudan yaşamıyla bağlantılıydı. Zira M.Ö. 1. yüzyıl sonuna dek, bir kocanın zina halinde yakaladığı karısını anında öldürmeye yasal olarak hakkı vardı.

Bu hak, bazı Batı Avrupa ülkelerinde, -özellikle Fransa'da- 20. yüzyıla dek sürdürüldü. Fransızca’daki “crime passionel” (tutkusal cinayet), hukukî olarak tanınmış bir savunma olmakla kalmayıp, mahkemelerin jürilerinde kadınların bile kabul etmeye hazır oldukları bir savunma biçimiydi.

Bazı durumlarda kadın, zina sırasında yakalanmış olmasa bile ölüme mahkûm edilebilirdi. Asgari düzeyin üstünde şarap içmesi, ahlâkî ve cinsel hafiflik işareti olarak görülür, bu yüzden kocası onu boşayabilirdi. “Sapıkça ve tiksinti verici davranışlar” ile “kısırlık” da boşanma nedenleri arasındaydı.

Antik dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, eşler ve çocuklar erkeklerin malıydı ama Roma’da bir fark vardı. Çocuk doğurma ile ev işlerini yürütme,  kadının görevlerinin yalnızca bir bölümü olarak görülürdü Ailenin genel işlerinde de etkin bir rol üstlenmesi beklenirdi. Bu, bazı açılardan Neolitik Çağdaki durumun bir devamıydı. Belki de Roma’nın, kadının katkısının ekonomik açıdan büyük önem taşıdığı dağınık ve aile odaklı bir toplumdan, kadına yalnızca ev içi görevler tanıyacak türde bir uygarlık durumuna hızlı bir geçişin etkisiyle oluşmuştu.

Bu durumun sonuçlarından biri, kadınların, diğer ülkelerdeki çağdaşlarına oranla daha özgür bir yaşam sürmesi biçiminde belirginleşti. Pek çok kadın için bu kadarı yeterliydi. Günümüzde olduğu gibi Roma çağında da pek çok kadının entelektüel ve duygusal bağımlılığın sağladığı yaşamsal gönenç karşılığında evlenmek suretiyle özgürlüklerini isteyerek terk ettiklerinden kuşkulanmak için bir neden yok...

Dokusu ne kadar sert olursa olsun, kadınların pek çoğu aile kozasının sağladığı korumayı özgürlükten daha fazla istiyordu. Özgürleşme isteği bulunmayan kadınlar bile, evlendikleri zaman yaşamlarının çok daha kolay ve rahat olacağını görebiliyordu. Evlilik yasalarında yapılmasını sağladıkları ve görünüşte zararsız değişiklikler sonunda, geniş çaplı sonuçlar yaratacak genel bir zevk düşkünlüğü yarattılar.

Roma Hukukunda Kadın

Romalı kadının yasal konumunu ve özgürlük sınırlarını daha iyi ortaya koyabilmek için, öncelikle Roma hukuku açısından birtakım özet açıklamalar yapmak gerekiyor. Zira her zaman güçlüyü haklı gören Roma hukuku, erkeğe, kadının hiçbir zaman erişemeyeceği ayrıcalıklar tanımıştır 

Roma hukukuna göre, “şahıs” (kişi) sayılmanın üç olmazsa olmaz koşulu vardı. Bunlar özgür olmak, Roma yurttaşı olmak ve baba egemenliği altında bulunmamaktı.

Baba egemenliği altında bulunma durumunun saptanmasında, status familiae (aile durumu) ön plana çıkar. Aile içinde baba egemenliği altında (bağımlı) olan kişiler için alieni juris (bağımlı hak sahibi), baba egemenliği dışına çıkarak kendi başlarına hukukî kimlik kazananlar ise sui juris (bağımsız hak sahibi) olarak anılırdı. Baba egemenliğindeki kişi erkek ise hukukî açıdan filius familias, kız ise filia familia statüsü altına girerdi. Belli hukukî işlemler yapıldıktan sonra gerçekleşen bir evliliğin ardından, kadın da kocasının ailesi içinde filia familia statüsüne geçme hakkını kazanırdı.   Bu şu anlama gelirdi. Baba evinde hukukî açıdan “babanın kızı” olan kız çocuk evlenince hukukî açıdan “kocanın kızı” durumuna geçerdi. Yoksa bir eş olarak erkeği ile aynı haklara sahip olmaya değil.

Roma hukukuna göre; aile kan bağına değil, doğrudan hukukî bir temele dayanırdı. Jus civile (medeni hukuk/yurttaş hukuku) uyarınca, aynı bir baba egemenliğine (patria potestas) bağımlı kişilerden oluşurdu. Aile bireyleri arasında, agnatio hısımlığı (baba tarafından hısımlık) adı verilen ve yurttaşlar hukukunun geçerli saydığı “tek hısımlık”vardı. Bu tür hısımlık, özellikle miras ve evlenme konularında sorun yaratıp sakıncalı bulununca, bu kez praetor hukuku (jus praetorium), cognatio yani kan hısımlığını da geçerli saymaya başladı. Praetor hukukunun bu uygulaması giderek jus civile (yurttaş hukuku) kapsamında da benimsendi ve önemi arttı.

Aile içinde tek sui juris olan yani hiç kimsenin egemenliği altında bulunmayan aile babası, özellikle ilk dönemlerde aile çocukları üzerinde mutlak bir yetkeye sahipti.

Her ailenin, ölmüş atalarının ruhlarından oluşan özel tanrıları vardı. Ailenin koruyucusu olan bu tanrılara tapma biçiminde belirlenen özel aile dinlerinin düzenleyicisi, bir çeşit başrahip olarak görülen aile babasıydı. Başka bir deyişle, aile babası, aynı zamanda ailenin dinî reisi idi.

Öte yandan, bir tür “aile yargıcı” durumunda da olan aile babası, suç işleyen, hatalı, kötü davranışları olan çocuklarını yargılama ve cezalandırma yetkisine de sahipti. Suçlu bulduğunu dövebilir, hapsedebilir hatta öldürebilirdi. Aile babalarının, aile çocuklarını satmak, kiralamak, yeni doğmuş olanları atmak ve gene hatta öldürme hakları da vardı.

Böyle söylenince dehşet bir olgu gibi görünüyor. Hukukçu olmayanların, hukuk öğrenimi görmüş olanlar için «Ağızlarından düşürmedikleri Roma Hukuku böyle miymiş!» diyesi geliyor belki ama tüm bunların hangi tarihte ve hangi ortamda yürürlükte olduğunu da göz ardı etmemek gerek.

    

Roma toplumunda, ilk zamanlarda aile gerek ekonomik gerek hukukî bakımdan özerk bir birlik olarak görülürdü. Kapalı aile ekonomisinin egemen olduğu bu toplumda, her ailenin kendine özgü hukuk kuralları, örf ve âdetleri vardı. Bu dönemde aile babalarının mutlak yetkilerine herhangi bir biçimde karışmak söz konusu olamazdı. Bu yetkileri denetleyecek bir makam da yoktu. Aile büyüklerinden oluşan ve gene aile babasının egemenliği altında olan aile meclisi, yalnızca aile babasının onlara da danışmak istediği konularda ona fikir verirdi. Aile babası, aile meclisinin düşüncelerine bağımlı değildi; aile meclisinin aldığı kararı uygulayıp uygulamamakta özgürdü.

Kesin ve tartışmasız bir ataerkil düzen!...

Roma ailesinde aile üyesi olabilmenin hukukî açıdan bazı yolları vardı. Bunlardan ilki doğumdu. Doğan çocuğun kendi çocuğu olduğunu “sözle” dile getiren babanın bu söylemi üzerine çocuk aile bireyleri arasına alınırdı. Aile babası kabul etmezse, doğan çocuk aile bireylerinden biri olamazdı.

Buna karşılık, başka bir kandan gelip, baba egemenliğine giren çocuklar, ailenin bireyleri arasına girebilirdi. Buna adoptio (evlât edinme) denirdi. Bir babanın egemenliğinden bir başka babanın egemenliğine geçme işlemi de bir tür adoptio olurdu.

     

Roma hukuku uyarınca; yalnızca aile reisi olan baba hukuk bakımından “şahıs” sayılırdı. Aileyi oluşturan diğer üyeler, şahıs olmadıkları için hak sahibi olamazdı. Hak sahibi olmadıkları için, borç altına da giremezlerdi.

Evli kadın, kocasının ya da kocası da egemenlik altında ise onun aile babasının egemenliği altına girmezse, kocasının ailesi dışında kalırdı. Bu durumda ne kocası ne de bu evlilikten doğan çocuklarıyla arasındaki ilişkilerin hukukî bir geçerliliği olurdu. Kocasının egemenliği altına giren kadın hukukî açıdan bir çeşit filia familia statüsü kazandığı için, bir anlamda hukukî açıdan “kocasının kızı” statüsünü alırdı. Eğer kocası bir başka erkeğin egemenliği altında ise, onunla evlenmiş kadın hukukî açıdan “kocasının kız kardeşi” statüsüne girmiş olurdu. Her iki durumda da evli kadın üzerinde kurulan egemenliğe manus (el altında, zorunlu) denirdi.

Aile babası egemenliği altında olan yani aile çocuğu statüsünde bulunan, başka bir deyişle, alieni juris olan evli kadın, manus kurulunca kendi aile babasının egemenliğinden çıkar, bundan böyle ya kocasının ya da onun aile babasının egemenliği altına girerdi. Böylece, kadının eski ailesiyle bağlantılı hiçbir hak ve yükümlülüğü kalmazdı; bütün hukukî yaptırımlarıyla kocasının ailesine giren kadının eski ailesiyle olan agnatio hısımlığı sona ererdi. Eğer kadın evlenmeden önce de bir baba egemenliği altında değilse yani sui juris ise, manus kurulunca ya kocasının ya da onun aile babasının egemenliği altına girer yani alieni juris olurdu. Ancak bu hukukî konumların yarattığı sonuçlar, ilerdeki yıllarda toplumda değişen anlayışla bağdaşmamaya başlayınca, klâsik dönemin sonlarından başlayarak manus kurulması yoluna daha az başvurulması gibi bir sonuç ortaya çıktı. Nitekim, 3. yüzyıldan başlayarak artık evli kadınlar üzerindeki manus olgusu görülmez oldu.

    

Az önce belirtmiş olduğumuz üzere, kan hısımlığının jus civile uyarınca da tanınmaya başlamasından sonra, evli kadının durumu biraz düzeldi. İmparator Justinianus döneminde, kan hısımlığı, hukuken tanınan tek hısımlık durumuna geldi. Artık kadının kocası ve çocuklarıyla ilişkilerinde manus  kurulmasının hiçbir önemi kalmadı.

Kadınların hukukî işlem yeterliliği konusundaki kısıtlamalara ilkel hukuk düzenlerinde çokça rastlanır.

Baba ya da koca egemenliği altında olmayan, eş deyişle sui juris olan kadın, 25 yaşını doldurmuş bile olsa hukukî bir işlem yapabilmesi için ona bir tutor yani koruman (vâsi) atanırdı. Borç işlemleri, miras ve hak devirlerine ilişkin işlemlerini ancak onun izniyle yapabilirdi. Daha da kötüsü, kadınların dava açma yetkisi yoktu. Bu kısıtlamaların nedeni olarak, bedensel ve zihinsel zayıflık ya da yetersizlik değil, toplumsal yaşama fazla karışmamaları nedeniyle iş yaşamındaki deneyimsizlikleri gösterilirdi.

Principatus Dönemi adı verilen 250 yılından sonraki 2. İmparatorluk Dönemi’nde, kadınların korumanlık altında olması konusuyla bağlantı hükümler giderek yumuşatılmaya başlandı.

M.Ö 753 yılından M.S. 250 yılına değin süren eski ve klâsik Roma Hukuku dönemi boyunca, aile hukukunda baba egemenliği, -ara sıra bazı düzeltmelere gidilmesine karşın- kısıtlanmaksızın devam etti. Doğu kültürlerinin, özellikle Hıristiyanlığın etkisiyle 250 yılından sonra, aile hukukunda babaların tek egemen güç oluşlarının kısıtlanması yoluna gidildi. İmparator Justinianus döneminde, baba egemenliği yalnızca aile bireylerini eğitme amacına yönelik cezaları içeren bir nitelik kazandı.

İmparatorluk döneminin başlarında Augustos gibi kimi imparatorlar, toplumlarını güçlendirmek için çıkarttıkları yasalarla evliliği ve çocuk yapmayı özendirmek istediler. Bunun için, en az 3 çocuklu kadınlara koruman atanmayacağını kabul ettiler. Lex Julia de Maritandis Ordibinus (M.Ö. 18) ve Lex Papia Poppaea (M.S.9) adlı yasaların ardından 50 yılında çıkartılan Lex Claudia yasası ile, kadınların yasal agnatio hısımlarının korumanlığı altında bulunacakları hükmü de kaldırıldı. Buna karşın, yılların verdiği bir alışkanlık olsa gerek, kadınlar üzerindeki hukukî kısıtlamalar uzun yıllar sürdü.

Görüldüğü gibi, Roma dünyasında tümüyle erkeğin koruması ve buyruğu altına sokulan kadına kamu hukuku alanında hiçbir hak tanınmamış ve erkek egemenliğini öne çıkaran bir anlayışın etkisiyle kadın, ruhsal olarak kölelerin bile altına itilmiştir. Öz çocuklarının bile korumanlığını üstlenememiş, evlât edinememiş, çocuklarının geleceğine karar verememiş, soy zincirinde yer alamamışlardır. Baba dilerse çocuklarını satmış, bunu yaparken anneye bir şey sormamıştır bile... Satılan çocuk sonra bir biçimde bağımsız kalırsa, yine babanın malı olmuştur. Baba çocuğu üç kez satar ve çocuk yine özgür kalırsa, ancak o zaman özgür olabilir, dilerse annesinin yanına gidebilirdi.   

Kadınların miras hukuku açısından da hakları sınırlıydı. Üçüncü kişiler lehine borç altına giremezlerdi. Mal ve mülk alım satımı sırasındaki hukukî işlemleri de tek başlarına yapma hakları yoktu. Bir kadın, hukuk işlemlerini, eğer aile babası egemenliği altında ise aile babası, değilse yöneticilerce atanan bir koruman aracılığı ile yapabilirdi.

Özetle, en başta değinmiş olduğumuz üzere kadın sadece bir “mal” idi; başka bir şey değil...



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
6396 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 04:12:50 ÖS
Gönderen: Nueva
3 Yanıt
3615 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 18, 2009, 09:15:11 ÖÖ
Gönderen: concordia
0 Yanıt
2596 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 19, 2009, 11:30:56 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4927 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 01:36:59 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2686 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 03, 2010, 05:27:21 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2548 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2010, 03:52:53 ÖS
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
5319 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 13, 2010, 08:13:44 ÖS
Gönderen: ozak1977
0 Yanıt
5865 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 14, 2010, 10:55:29 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6483 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2010, 06:08:59 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3028 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2010, 06:42:35 ÖÖ
Gönderen: calatrava