Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Üç Kere Yüce Hermes  (Okunma sayısı 6371 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 18, 2010, 08:36:19 ÖS
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 83
  • Cinsiyet: Bay

Evrensel bilgeliğin kişileştirilmesi olan Hermes, burada, sapkınlığın ve cehaletin yenilmiş ejderhası mağlup Typhon’un üstüne basarken tasvir edilmiştir. Ruhları yutan canavar Typhon, Mısır İnisiyeleri için, kusurları yüzünden yüksek kürelerden aşağı inmeye ve fiziksel evrende doğmaya zorlanan bireylerin ruhani doğalarını yutan aşağı âlemi temsil ediyordu. Dolayısıyla Typhon tarafından yutulmak, insanın ancak ölümlü Muhalif’i alt ederek kurtulabileceği yeniden doğumu simgeliyordu. Hermes bir elinde birbiriyle savaşan iki yılanın sarıldığı kanatlı bir asa, öteki elinde onun felsefesinin özeti yazılmış zümrüt bir tablet tutmaktadır. Figürün üzerinde meşhur ejiptolog Belzoni tarafından keşfedilen bir mason önlüğü vardır. İki küçük dairenin içinde Hermes’le ilişkili semboller görülür. Yukarıdaki dairenin içinde İbis’i görürüz, bu hayvan tuhaf özelliklerinden dolayı tıpla özdeşleştirilmiştir. Mısır rahipleri inisiyasyon seremonilerinde Tot veya Hermes’in niteliklerini temsil ettiklerini göstermek için İbis başı şeklinde bir maske takarlardı. Aşağıdaki dairede sadakati ve zekası dolayısıyla Hermes’le yakından ilişkili bir hayvan olarak görülen köpek resmi bulunmaktadır. Hermes’in alnının üstünde Akrep takımyıldızının gizli sembolü olan ve ejderha şeklinde Hermes’in ayakları altında çaresiz kıvranan canavarın yeniden dirilmiş halini gösteren Uraeus görünür. Hermes’in kalbinin üstündeki bokböceği, onun ruhundaki ruhani ve yenileyici ışığın varlığına tanıklık eder. Hermes’in yakasındaki çemberler semavi cisimlerin yörüngelerini sembolize eder. Typhon’un üç ok şeklinde sona eren kuyruğu evrensel enerjinin üç yıkıcı ifadesini –zihinsel, ahlaki ve fiziksel bozulmayı gösterir. Resim bütün sembolleriyle birlikte bedenin yenilenmesini, aklın aydınlanmasını ve duyguların dönüşümünü temsil eder.

Gök gürledi, şimşek çaktı ve Tapınak perdesi boydan boya yırtıldı. Saygıdeğer inisiyatör, mavi ve altın cüppesinin içinde mücevherlerle süslü asasını yavaş yavaş kaldırdı ve yırtılan ipek perdenin ardından görülen karanlığa işaret etti: “İşte Mısır’ın Işığı!” Sade, beyaz bir elbise içinde olan aday, perdenin asılı olduğu lotus başlı iki büyük sütunun çevrelediği zifiri karanlığa baktı. O karanlığa bakarken havaya parlak bir toz yayılmaya başladı, ta ki her yer parıl parıl parçacıklarla dolana dek. Bu parlak toz bulutunun içinde bir cisim görmek için bakan neofitin yüzü hafifçe aydınlandı. İnisiyatör tekrar konuştu: “Gördüğün bu ışık Gizemlerin gizli ışığıdır. Ne zaman geleceğini yalnız bir kişi bilir, “Işık’ın Efendisi!” “İşte O!” Birdenbire parlak bulutun içinde, titrek, yeşil bir haleyle çevrili bir figür göründü. İnisiyatör asasını indirdi, boynunu eğdi, elini göğsüne götürüp mütevazı bir selam verdi. Ortaya çıkan figürün ihtişamıyla gözleri kamaşan Neofit, hayretle geri çekildi. Genç adam, cesaretini toplayıp İlahi Olan’a tekrar baktı. Karşısındaki şekil, ölümlü bir insandan hayli büyüktü. Beden sanki yarı yarıya şeffaftı, öyle ki kalp ve beyin ışıklar içinde nabız gibi atıyordu. Aday önündeki sureti seyrederken kalp ibise, beyin de ışıklar saçan zümrüde dönüştü. Bu gizemli varlık, elinde yılanların sarmaladığı kanatlı bir asa tutuyordu. “Selam olsun Tot Hermes, Üç Küre Yüce; selamlar olsun, insanların Prensi, selam olsun ey Typhon’u ayağı altına alan!” Tam o anda yarı timsah, yarı yılan, yarı yaban domuzu olan vücudu kızıl kıvrımlarla dolu korkunç bir canavar, bir ejderha göründü. Ağzından ve burnundan alevler fışkırıyor, odanın içinde korkunç sesler yankılanıyordu. Hermes birdenbire yılan dolalı asasını hareket halindeki sürüngene vurdu, ejderha hırıltılı bir çığlıkla yere serildi ve onu çevreleyen alevler yavaşça söndü. Hermes ayağını yenilmiş Typhon’un başının üstüne yerleştirdi. Bir sonraki anda Hermes, neofiti bir adım geri çekilip ayakta durmak için ardındaki sütundan güç olmaya zorlayan dayanılmaz bir ihtişamla parlayan bir ışıkla, ardında yeşilimsi bir buhar bırakarak odadan geçti ve hiçliğin içinde kayboldu.

HERMES KİMDİR

İamblikhus, Hermes’in yirmi bin kitap yazdığını ileri sürer; Manetho sayıyı daha artırarak onun otuz altı bin kitap yazdığını iddia eder (Bkz. James Gardner). Bunlar öyle sayılar ki ilahi bir imtiyaza sahip olsa bile bir bireyin tek başına başaramayacağı kadar devasa bir çalışmayı gösterirler. Hermes’in insanlığa armağan ettiği söylenen sanat ve bilimler şunlardır: tıp, kimya, hukuk, astroloji, müzik, retorik, Maji, felsefe, coğrafya, matematik (özellikle geometri), anatomi ve hitabet.

Francis Barrett, Biographia Antiqua adlı eserinde Hermes için şunları söyler:

“…Tanrı insanın içinde gerçekten bir kez olsun göründüyse, onun içinde görünmüştür, bunu hem onun kitaplarından hem de Pymander’inden anlıyoruz. Bu eserlerde bize aklın ötesini, ilahi bilgiyi taşımış, böylece sadece ilahi bir ilhama sahip olmadığını, aynı zamanda derin bir felsefeci olduğunu, bilgeliğini insanlardan değil, Tanrı’dan, semavi cisimlerden aldığını kanıtlamıştır.”

Aşkın bilgisi Hermes’in birçok eski bilge ve peygamberle özdeşleştirilmesini sağlamıştır. Ancient Mythology adlı eserinde Bryant şunları yazar: “Kadmus’un Mısırlı Tot’la aynı kişi olduğundan bahsetmiştim. Bu onun Hermes oluşundan ve ona atfedilen harflerin icadından anlaşılabilir.” (Pisagorcu Matematik bölümünde orijinal Kadmean harflerinin tablosu bulunmaktadır). Araştırmacılar Musevilerin “Hanok” diye bildikleri kişinin Hermes olduğunu söylüyor, Kenealy ona “Tanrı’nın ikinci elçisi” diyor. Hermes Yunan mitolojisi tarafından kabul edilmiş, daha sonra Latinlerin Merkür’ü haline gelmiştir. Ona Merkür gezegeni olarak tapılmasının nedeni, Merkür’ün güneşe en yakın gezegen olmasıdır: Hermes bütün yaratıklar arasında Tanrı’ya en yakın olanıdır ve Tanrıların Elçisi olarak bilinir.

Mısır gravürlerinde Tot, elinde balmumundan bir yazı tableti taşır ve Osiris’in yargı odasında ölülerin ruhlarının tartılmasında kayıt tutma işini yapar. Mason uzmanlar için Hermes önem bakımından başta gelir, çünkü o, kendisi tarafından kurulan Gizemler’den ödünç alınan masonik inisiyasyon ritüellerini yazan kişidir. Masonik sembollerin hemen hepsi Hermetiktir. Pisagor, Mısır’da matematik öğrenmişti ve sembolik geometrik katılar bilgisini buradan edinmişti. Hermes’e ayrıca takvim sistemini yenilediği için de saygı duyulur. Yılı 360 günden 365 güne çıkarmış, böylece hâlâ devam eden yerleşik bir uygulamayı başlatmıştır. Ona Üç Kez Yüce denmesinin nedeni, Hermes’in felsefecilerin en büyüğü, rahiplerin en büyüğü ve kralların en büyüğü olmasındandır. Amerika’nın sevgilisi şair Henry Wadsworth Longfellow’un son şirinin Hermes’e adanan bir lirik kaside olması da bahsedilmeye değerdir (Bkz. Chambers Encyclopaedia.)

HERMESÇİ FRAGMANLAR

James Campbell Brown, History of Chemstry adlı eserinde Hermesçi kitaplar için şunu söyler: “Hiçbir yazılı kaynağın bulunmadığı, hiçbir felsefeci veya kimyacı ismini bilmediğimiz Kıldani ve erken Mısır döneminden, kitapların parşömen veya kâğıt üzerine değil, papirüs üzerine yazıldığı Tarihsel Dönem’e geliyoruz. Erken dönem Mısır kitaplarından birçoğu belki gerçek bir âlim, belki de bir yazarlar kuşağının toplu ismi olan ‘Üç Kez Yüce’ Hermes’e atfedilir… Bazı Yunanlılar onun tanrı Hermes’le aynı olduğunu söyler, kimilerine göre o, Mısır’ın Ay Tanrısı Tot veya Tuti ile aynı kişidir ve kadim resimlerde İbis başıyla resmedilir ve başının üstünde bir ay diskini ve/veya bir hilal taşır. Mısırlılar onu bilgelik, alfabe tanrısı ve zamanın kayıt tutucusu olarak görürlerdi. Kadim simyacılar, Hermes’e duydukları saygı nedeniyle kimya eserlerine ‘Hermetik’ derdi ve bir cam kabın hava almayacak biçimde kapatılması için hâlâ ‘Hermetik mühürlü’ terimi kullanılmaktadır. Paracelcus’un hermetik tıbbında ve ortaçağların hermetik Hürmasonluğunda aynı kökeni görürüz.”

Hermes’in tanrılardan kopya ettiğine inanılan parçalı yazılar arasında ikisi çok ünlüdür. Birincisi Zümrüt Tablet, ikincisi ise İlahi Pymander veya daha yaygın adıyla İnsanların Çobanı adlı eserdir. Bu eseri aşağıda tartışacağız. Hermes’le ilgili çok dikkat çekici bir özellik, onun pagan dünyaya ait, ilk Hıristiyanların hıncını üzerine çekmeyen çok az filozof-rahipten biri olmasıdır. Bazı Kilise Babaları, Hermes’in büyük zekâ parıltıları gösterdiğini, daha aydınlanmış bir çağda doğsaydı, Hıristiyanlık öğretisinden faydalanıp yüce bir insana (!) dönüşebileceğini bile yazmıştır.

Hermes ismi “Herm” kelimesinden gelir, tıpkı Chiram gibi. O genellikle ateşle temsil edilen Evrensel Hayat İlkesi’nin kişileşmiş halidir. İskandinavlar Odin, Teutonlar Wotan, kimi Doğu hakları Buda veya Fo adı altında Hermes’e tapmışlardır. Hermes’in sonuyla ilgili iki farklı teori vardır. Birinci teoriye göre Hermes, Hanok gibi ölümü görmeden Tanrı’nın huzuruna çıkarılmış, ikinci teoriye göre ise Ebron Vadisi’ne gömülmüş, mezarına –altınlardan değil, kitaplardan ve gizli öğretilerden oluşan– büyük bir hazine gömülmüştür. Mısırlılar insanları bir koyun sürüsüne benzetirdi. En Yüce Kavranamaz Baba Çoban iken Hermes çoban köpeğidir. Dini sembolizmdeki çobanların kıvrımlı asasının kökeni Mısır ritüellerine kadar takip edilebilir. Mısır’ın üç asasından biri olan çobanların kıvrımlı asası, inisiye Firavunun bir çoban gibi kendi halkının kaderine rehberlik ettiği anlamına gelirdi.

Pagan irfana dair çok az sayıda tarihçiden biri olup eserleri günümüze kadar kalan İskenderiyeli Clement, Stromata adlı eserinde Hermes’in orijinal kırk iki kitabıyla ilgili bilinen bütün malumatı ve bu kitaplara Mısır’ın hem dünyevi hem ruhani otoriteleri tarafından nasıl önem verildiğini olduğu gibi aktarır. Clement, Mısır’ın seremonik törenlerinden birini şu şekilde betimler:

“Mısırlılar kendilerine ait bir felsefeyi takip ederler. Kutsal törenleri de öncelikle bunu gösterir. Tören alayında önce şarkıcı gelir, elinde müzik sembollerinden birini tutar. Ona Hermes’in iki kitabını öğrenmesi gerektiği söylenir, birincisi tanrılara yakarış, ikincisi kralların hayatının düzenlenmesiyle ilgilidir. Şarkıcıdan sonra astrolog gelir, elinde astrolojinin sembolleri olan bir saat ve palmiye taşır. Hermes’in sayısı dört olan astroloji kitaplarını öğrenmeli ve ağzından düşürmemelidir. Bu kitaplardan biri görünen sabit yıldızlar düzeniyle, diğeri Ay ve Güneş’in açıları ve görünüşleriyle, gerisi de bunların doğuşuyla ilgilidir. Onu kutsal kâtip izler, başından kanatlar çıkar ve elinde bir kitap ile bir cetvel tutar, bu cetvelin üstünde yazma işinde kullandıkları mürekkep ve kamış vardır. Hiyeroglifleri, kozmografyayı, coğrafyayı, Güneş ve Ay’ın konumunu ve beş gezegeni, ayrıca Mısır ve Nil’in haritasını, rahiplerin kullandığı aletleri, onların kutsandıkları yerleri, kutsal ritüellerde kullanılan şeyleri ve onların ölçülerini bilmesi gerekir. Paedeutik (eğitimle ilgili) ve Moschophaltik (kurban törenleriyle ilgili) her şeyi bilmelidir. Ayrıca bilmesi gereken Mısır tapıncıyla ilgili on kitap vardır. Bunlar kurbanla, ilk meyvelerle, ilahi, yakarış ve dualarla, törenlerle, festivaller ve benzeriyle ilgilidir. Bütün bunların ardında peygamber yürür, elinde ağzı açık bir su vazosu tutar ve arkasından ellerinde ekmek bulunan bir alay gelir. O tapınağın yöneticisi olarak ‘Hieratic’ denilen on kitabı öğrenir. Bu kitaplarda yasalar, tanrılar, rahiplerin eğitimleriyle ilgili her şey yazılıdır. Peygamber, Mısırlılar arasında gelirlerin paylaştırılmasından da sorumludur. Hermes’in asla vazgeçilemez kırk iki kitabı vardır; bunlardan otuz altısı Mısır felsefesinin tamamını içerir, ki yukarıda bahsedilen kişiler tarafından öğrenilir; diğer altı kitap ise tıpla ilgilidir ve Pastophoroi (resimtaşıyıcıları) tarafından öğrenilir. Bu kitaplar bedenin yapısı, hastalıklar, tıp aletleri ve ilaçları, gözler ve sonuncusu da kadınlar hakkındadır.

Felsefi dünyanın en büyük trajedilerinden biri Hermes’in yukarıda bahsedilen kırk iki kitabının neredeyse tümünün kaybolmuş olmasıdır. Bu kitaplar İskenderiye kütüphanesinin yakılması sırasında kaybolmuştur. Çünkü Romalılar  –daha sonra da Hıristiyanlar– bu kitaplar ortadan kaldırılmadan Mısır’a asla boyun eğdiremeyeceklerini fark etmişlerdi. Yangından kurtulan ciltler çölde bir yere gömülmüştür ve bunların yeri sadece gizli okulların birkaç inisiyesi tarafından bilinmektedir.

TOT’UN KİTABI

Hermes hâlâ insanlarla birlikte yeryüzünde yürürken, seçilmiş haleflerine kutsal  Tot’un Kitabı’nı emanet etmiştir. Bu kitap insanın yenilenmesiyle ilgili gizli süreçlerin nasıl gerçekleştirileceğine dair bilgiyi ve diğer yazılarının anahtarlarını içeriyordu.  Tot’un Kitabı’nın içeriği hakkında kesin bir şey bilinmiyor; tek bildiğimiz sayfalarının tuhaf hiyeroglif şekiller ve sembollerle kaplı olduğu ve onları öğrenene hava ruhları ve yeraltının kutsal varlıkları üzerinde sınırsız bir güç verdiğidir. Gizemlerin gizli süreçleriyle beynin belli bölümleri uyarıldığı zaman, insanın bilinci genişler ve ona ölümsüzleri görme ve yüce tanrıların huzuruna çıkma izin verilir. Tot’un Kitabı bu uyarılmanın nasıl yapılacağını anlatır. Dolayısıyla o aslında “Ölümsüzlük Anahtarı”dır.

Hermes Mercurıus Trısmegıstus --- Bütün sanatların ve bilimlerin ustası. Bütün sanatlarda kusursuz olan. Üç âlemin yöneticisi, Tanrıların kâtibi, Hayat Kitabının Bekçisi, Üç Kez Yüce, İlk Akıl, kadim Mısırlılarca Evrensel Aklın cisimleşmesi olarak kabul edilirdi. Büyük bir ihtimalle Hermes adında büyük bir bilge ve öğretmen mevcut olmuş olsa da, bu tarihsel şahsiyet, onu Kozmik Düşünce İlkesiyle özdeşleştirmeye çalışan efsanevi anlatılar yığınından ayırmak imkânsızdır.

Efsaneye göre  Tot’un Kitabı tapınağın iç odasında altın bir sandığın içinde saklanmıştır. Sadece tek bir anahtarı vardır ve bu anahtar Hermetik Arcanum’un en büyük inisiyesi olan “Gizemlerin Efendisi”ndedir. Bu kitapta yazılanı bir tek o bilir.  Tot’un Kitabı gizem okullarının yozlaşmasıyla birlikte kadim dünyada yok olmuştur; fakat onun inançlı inisiyeleri mühürlü kutsal sandığı başka bir ülkeye taşımıştır. Bu kitap hâlâ mevcuttur ve bu çağın müritlerini ölümsüzlerin huzuruna taşımaya devam etmektedir. Dünyaya bu konuyla ilgili şu anda başka bir bilgi verilemez; fakat Hermes tarafından inisiye edilen ilk Hiyerofant’tan günümüze kadar silsile zinciri kopmadan gelmiştir. Ölümsüzlere hizmet etmeye uygun ve layık olanlar samimiyetle ve vazgeçmeden arayışlarına devam ederse, sonunda bu paha biçilmez kitaba ulaşacaklardır.

Tot’un Kitabı’nın gerçekte Bohemyalıların tarotu olduğu ileri sürülmüştür. Bazı Gizem tarihçilerine göre Çingeneler esasen Mısır rahipleridirler ve yetmiş sekiz yapraktan oluşan bu tuhaf kitabı, kadim Serapeum tapınağından atıldıkları günden beri yanlarında taşımaktadırlar. Şu anda dünyada adayları Gizemlere inisiye etme ayrıcalığına sahip bir sürü gizli okul bulunmaktadır, ancak hemen her örnekte sunaklarının ateşini Hermes’in alevli meşalesiyle yakmışlardır. Hermes  Tot’un Kitabı’nda insanlığa “Tek Yol”u göstermiştir ve asırlardır birçok ulus ve inançtan sayısız bilge, Hermes tarafından insanlığın kurtuluşu için karanlığın ortasında kurulmuş olan “Yol”dan geçerek ölümsüzlüğe ulaşmıştır.

POİMANDRES, HERMES’İN GÖRÜSÜ

Hermes Mercurius Trismegistus’un (Üç Kez Yüce Hermes Merkür) Tanrısal Pymander’i aslı şu anda mevcut olmayan en eski Hermetik yazmalardan biridir. Orijinal eser olmasa bile, Hıristiyanlığın ilk asrında kopya edilen ve bugüne dek yanlış bir biçimde tercüme edilen bu kitap, Hermetik kültün birçok orijinal kavramını içermektedir. Tanrısal Pymander on yedi parçadan oluşur ve tek bir eser halinde bir araya getirilmiştir. Tanrısal Pymander’in ikinci kitabının adı Poimandres veya Görü’dür. Bu kitabın, ilahi bilgeliğin Hermes’e bildirilme yöntemini tarif ettiğine inanılır. Hermes bu vahyi aldıktan sonra vaizliğine başlamış ve görünmez evrenin ona gösterildiği şekliyle sırlarını duymak isteyenlere öğretmiştir.

Hermetik eser parçalarının en önemlisi olan Görü, Hermetik kozmogoniyi ve Mısırlıların kültür ve insan ruhunun gelişimiyle ilgili gizli bilimlerini içerir ve açıklar. Bu kitap belli bir süre boyunca yanlışlıkla “Hannok’un Tekvini” adıyla bilindi. Bu hatadan artık dönülmüştür. Hermes’in Görüsü adlı kitapta gizlenmiş sembolik felsefenin aşağıdaki yorumu için bu satırların yazarı elindeki şu kitaplardan faydalanmıştır: The Divine Pymander of Hermes Mercurius Trismegistus (Londra, 1650), (Dr. Everard tarafından Arapça ve Yunancadan çevrilen) Hermetica (Oxford, 1924), Editör Walter Scott; Hermes The Mysteries of Eygpt (Philadelphia, 1925), Edouard Schure; Thrice Greatest Hermes (Londra, 1906), G.R.S. Mead. Yukarıdaki ciltlerde bulunan malumata yapılan ilave yorumları, kısmen Hermetik fragmanların genişletilmesi, kısmen de Hermetik bilimlerin gizli arkanumuyla birlikte kadim Mısır’ın ezoterik felsefesine dayanmaktadır. Netlik amacıyla orijinal diyalog tarzı yerine düz anlatı tercih edilmiş, eski kelimeler yerine bugün kullanılan kelimeler kullanılmıştır.

Tenha, kayalık bir yerde dolaşmakta olan Hermes, kendini meditasyon ve duaya verdi. Tapınağın gizli talimatlarını takip edip bedensel duyuların bağlarından kurtararak yüksek bilincini serbest bıraktı ve böylece onun ilahi doğası aşkın kürelerin gizemlerini açtı. Önünde tüylerini ürperten, onda huşu yaratan bir suret gördü. Bu suret kanatları gökyüzünü kaplayan, bedeninden her yöne ışıklar saçan Yüce Ejderha’ydı (Gizem okulu, Evrensel Hayatı bir ejderha olarak kişileştirirdi). Yüce Ejderha, Hermes’e adıyla seslendi ve ona Dünyanın Gizemi hakkında neden düşündüğünü sordu. Gördüğü şeyle dehşete kapılan Hermes, Ejderha’nın önünde kendini yere attı ve kim olduğunu açıklaması için ona yalvardı. Yüce Varlık, kendisinin Poimandres, Evrenin Aklı, Yaratıcı Zekâ, her şeyin Mutlak Hâkimi olduğunu bildirdi (Schure’e göre, Poimandres Osiris’tir.) Hermes Poimandres’e evrenin doğasını ve tanrıların yapısını açıklaması için yalvarır. Ejderha bunu kabul eder ve Üç Kez Yüce Hermes’e resmini zihninde tutmasını söyler.

Bunun ardından Poimandres hemen şekil değiştirir. Durduğu yerde göz kamaştıran, nabız gibi atan bir Nur vardır. Bu Işık, bizatihi Yüce Ejderha’nın ruhani doğasıdır. Hermes bu ilahi görkemin ortasında ‘yükseltilir’ ve maddi evren onun bilincinden silinir. Hızla koyu bir karanlık çöker ve karanlık genişleyerek Işık’ı yutar. Her şey sarsılır. Hermes’in etrafında suya benzer bir töz girdap halinde döner ve ondan dumana benzeyen bir buhar çıkar. Etraf dile gelmez iç çekişlerle ve acı haykırışlarla dolar, bu sesler sanki karanlık tarafından yutulan Işık’tan gelmektedir. Aklı Hermes’e, Işık’ın spiritüel evrenin şekli olduğunu ve dönen karanlığın onu yutan maddi töz olduğunu söyler.

Sonra tutsak olmuş Işık’tan gizemli ve Kutsal Kelam çıkar ve buharlar tüten suyun üstünde dikilir. Bu Kelam –Işığın Sesi– karanlıktan büyük bir sütun olarak fırlar ve onun ardından ateş ve hava çıkar, fakat toprak ve su hareketsiz olarak aşağıda kalır. Böylece Işık’ın suları, karanlığın sularından ayrılır. Ve Işık’ın sularından yukarıdaki âlemler, karanlığın sularından aşağıdaki âlemler oluşur. Sonra toprak ve su karışır, ayrılamaz hale gelir. Sonra Akıl denen Spiritüel Kelam bu karışımın yüzeyi üzerinde gezinerek sonsuz bir hengameye neden olur.

-----İBİS BAŞLI HERMES----- Mısırlıların Tot ismiyle çağırdıkları ilahın aslında Hermes olduğu kuşkuludur. Tot’a “İlahi Kitapların Efendisi,” ve “Tanrılar Meclisinin Kâtibi,” denirdi. Genelde bir insan vücudu ve bir ibis başıyla tasvir edilmiştir. Mısır turnası İbis’in sembolik anlamı hiçbir zaman tam olarak açığa çıkarılamamıştır. İbis’in tuhaf şeklini, özellikle başını ve gagasını incelemek bize aydınlatıcı fikirler verebilir.

Bundan sonra tekrar Poimandres’in sesi işitilir, fakat O’nun Sureti görünmez. “Ben, Senin Tanrın, töz, Nur’un ruhundan ve karanlığından ayrılmadan önceki Zihin ve Işık’ım. Ve karanlıktan bir alev sütunu olarak çıkan Kelam, Zihnin gizeminden doğmuş Tanrı’nın Oğlu’dur. Bu Kelam’ın adı Akıl’dır. Akıl düşüncenin çocuğudur ve Akıl Işık’ı karanlıktan ayırmalı, suyun ortasında Hakikati inşa etmelidir. Kavra bunu ey Hermes ve bu gizem üzerinde tefekkür et. Önünde gördüklerin ve duydukların topraktan değil, bedene bürünmüş Tanrı’nın kelamıdır. Çünkü söylenmiştir, İlahi Nur, ölümlü karanlığın ortasında ikamet eder ve cehalet onu bölemez. Kelam ile Zihnin birliği Hayat denilen gizemi yaratır. Dışındaki karanlık nasıl kendi kendine bölünüyorsa, içindeki karanlık da bölünmüştür. Yükselen ışık ve ateş, Dünya merdiveninde yukarı tırmanan tanrısal insan olur, yükselmeyi başaramayan ise ölümlü insandır ve ölümsüzlükten pay almayacaktır. Zihni ve gizemlerini iyi öğren, çünkü orada ölümsüzlüğün sırrı yatmaktadır.”

Ejderha tekrar kendi suretini Hermes’e gösterdi, ikisi uzun bir süre göz göze baktılar. Hermes sonunda Poimandres’in bakışıyla titredi. Ejderhanın sözleriyle birlikte gökler açıldı ve sayısız Işık Güçleri ortaya çıktı, onlar ateşten kanatlar üzerinde Kozmos’ta süzülüyorlardı. Hermes yıldızların ruhlarını, evreni yöneten göksel varlıkları, Hükümran Zihin’in ihtişamı olan Bir Ateş’in ışığıyla parlayan Güçleri gördü. Hermes gördüğü manzaranın ona ifşa edilmesinin nedeni Poimandres’in bir Söz (Kelam) söylemiş olmasıydı. Kelam Akıl’dı ve Kelamın Aklı sayesinde gayba ait şeyler zuhur etmişti. İlahi Akıl, Ejderha konuşmasına devam etti:

“Zahir evren biçimlenmeden önce onun kalıbı dökülmüştü. Bu kalıba Arketip denir ve bu Arketip yaradılış sürece başlamadan çok önce Mutlak Akıl’daydı. Arketipleri gören Mutlak Akıl kendi düşüncesini sevdi, öyle ki Kelamı güçlü bir çekiç gibi eline alarak ilksel uzamda boşluklar oydu, Arketipsel kalıpta kürelerin suretini yaptı ve aynı zamanda yeni yaptığı bedenlere canlılık tohumlarını ekti. Aşağıdaki karanlık, Kelam’ın çekicini yiyerek, düzenli bir evrene dönüştü. Elementler katmanlara ayrıldı ve her birinden canlı yaratıklar çıktı. Dişi ve erkek olan Mutlak Varlık –Akıl– Kelam’ı söyledi, ve ışık ile karanlık ortasında asılı olan Kelam, İşçi, Usta-İnşaatçı, Eşyanın Yapıcısı denilen başka bir Akla iletildi.

“Ey Hermes, işte şu şekilde gerçekleşti: Uzayda bir nefes gibi yol alan Kelam, hareketinin yarattığı sürtünmeyle Ateş’i meydana getirdi. Dolayısıyla Ateş’e Gayretin Oğlu denir. İşçi evrende bir rüzgâr yarattı ve sürtünmesiyle tözlerin titremesine ve ışıldamasına neden oldu. Gayretin Oğlu bu şekilde Yedi Yönetici’yi, Gezegen Ruhlarını yarattı, bunlar yörüngeleriyle dünyayı bağladı, Yedi Yönetici dünyayı onlara Ateşli İşçi’nin verdiği Kader denilen gizemli kuvvetle yönetti. İkinci Akıl (işçi) Kaos’u örgütlediğinde, Tanrı’nın Kelamı tözün içindeki hapsinden çıktı, elementleri Akıl’sız bıraktı ve kendini Ateşli İşçi’nin doğasına kattı. O zaman İkinci Akıl, yükselen Kelam ile birlikte evrenin ortasında kendini tesis etti ve Göksel Kuvvetlerin Çarklarını döndürdü. Bu sonsuz başlangıçtan sonsuz sona kadar devam edecektir, çünkü başlangıç ve son aynı yerde ve aynı haldedir.

“Sonra aşağı-bakan ve akılsız elementler, Aklı olmayan yaratıklar meydana getirdi. Madde Aklı veremezdi, çünkü Akıl onun dışına yükselmişti. Hava, uçan şeyler; Su, yüzen şeyler yarattı. Toprak garip dört ayaklı hayvanlar, sürüngenler, ejderhalara, bileşik elementlerden iblisler ve acayip canavarlar doğurdu. Sonra Baba –Yüce Akıl– Işık ve Hayat olarak kendi suretinde muhteşem bir Evrensel İnsan (İnsanı Kamil) yarattı, dünyevi bir insan değil, Tanrı’nın ışığında ikamet eden bir göksel Adam. Yüce Akıl Adamı’ı sevdi, yaratımın ve işçiliklerin hâkimiyeti ona verildi.

“Çalışmak isteyen Adam doğum âleminde ikamet etmeye başladı ve Ateş Halkası üzerinde oturan Kardeşinin –İkinci Akıl– işlerini seyretti. İşçi’nin yaptıklarını görünce kendi de bir şeyler yapmak isteyince Babası ona izin verdi. Güçlerini paylaştığı Yedi Yönetici buna sevindi ve her biri Adam’a kendi doğasından bir parça verdi.

“Adam çemberlerin çevresini delmek ve Sonsuz Ateş üzerinde oturan İşçi’nin gizlerini anlamak istedi. Her kudrete zaten sahip olarak alçaldı, yedi halkanın ötesine baktı, çemberlerin kuvvetini parçalayarak aşağıda uzanan Doğa’ya kendini zahir etti. Adam derinlere bakarken gülümsedi, çünkü yerin üstünde bir gölge ve suların üstünde yansıması olan kendi benzerini gördü. Adam kendi gölgesine âşık oldu ve onun içine inmek istedi. İstemesiyle birlikte Akıllı Olan akılsız suret veya şekille birleşti.

“İnişi gören Doğa, sevdiği adamı sardı ve ikisi birbirine karıştı. Bu nedenle topraksı insan bir bileşimdir. Onun içinde ölümsüz, güzel Semavi İnsan, dışında ölümlü ve yok edilebilir doğa vardır. Böylece Ölümsüz Adam’ın kendi gölgesine âşık olması ve yanılsamanın karanlığında yaşamak için Hakikat’ten vazgeçmesi onun acı çekmesiyle sonuçlandı; çünkü ölümsüz olduğunda o Yedi Yöneticinin erkine, Hayat ve Işığa ve Kelam’a sahiptir; ölümlü olunca, Yönetici Felekler, yani Kader ona hâkimdir.

“Ölümsüz Adam için onun hermafrodit, yani hem erkek hem kadın olduğu ve hep temaşa halinde olduğu söylenir. O ne uyur, ne gaflete düşer ve yine hem erkek hem kadın olan, her zaman temaşa eden bir Baba’nın yönetimindedir. Bugüne kadar gizli kalmış bir sırdır bu. Doğa Semavi İnsan ile evliliğinden hepsi iki cinsiyetli, hem erkek hem kadın olan ve iki ayağı üzerinde duran ve her biri Yedi Yöneticiden birinin doğasına sahip yedi insan doğurdu. Bunlar, ey Hermes, yedi ırk, yedi tür ve yedi çarktır.

“Yedi insan bu şekilde yaratılmıştır. Toprak dişil element ve su eril elementtir; ateş ve esîrden ruhlarını aldılar ve Doğa insan türünde ve suretinde bedenler yarattı. Ve insan Yüce Ejderha’nın Hayat ve Işık’ını aldı. Ruhu Hayat’tan ve Aklı Işık’tan yapıldı. İçinde ölümsüzlük olan ama ölümlülükten de pay alan bütün bu birleşik yaratıklar, bir süre bu hal içinde devam etti. Kendilerinden kendilerini yarattılar, çünkü onlar hem dişi hem erkekti. Fakat dönemin sonunda Kaderin düğümü Tanrı tarafından çözüldü ve her şey serbestleşti.

“Sonra insan dahil hermafrodit olan bütün canlı yaratıklar, Akıl’ın emirleriyle erkek ve kadın olarak ayrıldılar. “Sonra Tanrı her şeyin ruhunda olan Kutsal Kelamı söyledi: ‘Ey mahlûklarım ve işçilerim çoğalın, sayıca artın. Aklın tacını giyen kendini ölümsüz bilsin ve ölümün nedeninin beden sevgisi olduğunu öğrensin, O her şeyi olduğu gibi bilsin, kendini tanıyan İyi olsun.’

“Ve Tanrı bunu söylediğinde, Takdiri İlahi Yedi Yöneticinin yardımıyla cinsiyetleri bir araya getirdi, onları birbirine karıştırdı, kuşakları yarattı ve her şey kendi türüne göre çoğaldı. Bedeni severek bağlanma hatasına düşenler ölüme ait şeyleri hissederek ve onlardan acı duyarak karanlıkta dolaştı, fakat bedenin ruhun tabutundan başka bir şey olmadığını kavrayanlar ölümsüzlüğe yükseldi.”

O zaman Hermes insanın neden cehalet günahı yüzünden ölümsüzlükten koparıldığını bilmek istedi. Yüce Ejderha şöyle cevap verdi: “Cahiller için beden en önemli şeydir ve onlar içlerindeki ölümsüzlüğü gerçekleştirme kapasitesinden yoksundur. Bir tek ölecek olan bedeni bildikleri için, ölüme inanırlar ve ölümün sebebi ve gerçekliği olan maddeye taparlar.”

O zaman Hermes doğru ve bilge insanın Tanrı’ya nasıl ulaştığını sordu, Poimandres bunu şöyle cevapladı: “Tanrı’nın kelamı şöyledir: ‘Çünkü insanın yapılmış olduğu her şeyin Babası, Hayat ve Işık’tan oluşur.’ Bu yüzden insan Hayat ve Işık’ın doğasını öğrenip anladığı zaman Hayat ve Işık’ın sonsuzluğuna geçer.”

Hermes bundan sonra bilgelerin sonsuz hayata hangi yolla ulaştıklarını sorunca Poimandres şöyle cevapladı: “Aklı olan insan kendini ayırsın, düşünsün ve kendinden öğrensin, Aklın gücüyle benini ben olmayandan ayırsın ve Hakikat’e köle olsun.”

Hermes her insanın Akıl sahibi olup olmadığını sordu ve Yüce Ejderha şöyle cevapladı: “Ağzından çıkana dikkat et, çünkü Akıl benim, Edebi Öğretmen benim. Ben insanlığın kurtarıcısı Kelam’ın babasıyım. Bilgenin doğasında Kelam ete bürünür. Kelam’la dünya kurtulur. Ben Düşüncenin, Dünyanın, Aklın Babası sadece kutsal ve iyi, saf ve merhametli, dindar ve temiz yaşayanlara gelirim, benim varlığım onların ilhamı ve yardımcısıdır, çünkü ben geldiğimde her şeyi bilirler ve Evrensel Baba’ya taparlar.” Bu bilge felsefeciler ölmeden önce, duyuları reddederler, çünkü bunların ölümsüz ruhların düşmanları olduğunu bilirler.

“Kötü duyumların beni sevenlerin bedenlerini kontrol etmelerine izin vermeyeceğim, ne de kötü düşüncelerin onların aklına girmesine. Onları kapıcısı ve bekçisi olur, bilgeleri nefslerinden korurum. Fakat günahkâr, kıskanç ve tamahkâr olana gelmem, çünkü bunlar Aklın sırlarını anlayamazlar, ben onlara hoş gelmem. Onları kendi ruhlarında yarattıkları intikamcı iblislere bırakırım, çünkü şer gün geçtikçe büyür, insana daha fazla acı çektirir, kendi kendini yok edene kadar kötülük kötülüğe eklenir. Tatminsizlik ıstırabı arzunun cezasıdır.”

Hermes ona bunca şey öğreten Yüce Ejderha’nın önünde saygıyla eğildi ve insan ruhunun nihai gerçekleri hakkında daha çok şey anlatması için yalvardı. Böylece Poimandres konuşmasına devam etti: “Ölümde insanın maddi bedeni gelmiş olduğu elementlere döner, görünmez ilahi insan gelmiş olduğu kaynağa, Sekizinci Küreye geri döner. Kötülük iblisin ikamet yerine gider; duyular, duygular, arzular ve bedensel tutkuların kaynaklarına, yani Yedi Yönetici’ye döner, bunların doğaları nefsi yok ederken, görünmez ruhani insana hayat verir.

“Aşağı doğa vahşiliğe dönünce, yüksek doğa ruhani mülkünü yeniden elde etmek için mücadele eder. O Yedi Yönetici’nin üzerinde oturduğu yedi halkaya yükselir ve her birine aşağı kuvvetleri şu şekilde iade eder: Birinci halkada Ay oturur, çoğalma ve azalma yeteneği ona geri verilir. İkinci halkada Merkür oturur, entrikalar, hileler ve kurnazlıklar ona geri verilir. Üçüncü halkanın üstünde Venüs oturur, tutkular ve şehvet ona iade edilir. Dördüncü halkanın üstünde Güneş oturur, buna hırslar geri verilir. Beşinci halkanın üstünde Mars oturur cahil cesareti ve acelecilik ona iade edilir. Altıncı halkanın üstünde Jüpiter oturur, biriktirme ve zenginlikler ona geri verilir. Yedinci halkanın üstünde, Kaos’un kapısında Satürn oturur, hata ve şeytani planlar ona geri verilir.

“Sonra, yedi halkanın birikimlerinden soyunduktan sonra ruh Sekizinci Feleğe, sabit yıldızlar halkasına gelir. Burada, bütün yanılsamalardan özgürleşmiş olarak Işık’ta ikamet eder ve ancak, saf ruhların anlayacağı bir sesle Baba’ya kasideler söyler. Bak, ey Hermes, Sekizinci Felekte büyük bir sır saklıdır, çünkü Samanyolu ruhların tohumudur, onlar feleklere buradan düşerler ve onlar Satürn’ün feleğinden tekrar buraya döner. Fakat kimileri yedi basamaklı merdiveni tırmanamaz. Bu yüzden aşağıdaki karanlıkta dünyanın ve duyuların yanılsamasıyla sonsuza kadar sürüklenirler.

“Ölümsüzlük yolu zordur, onu çok az insan bulacaktır. Bulamayanlar Büyük Gün’ü, evrenin çarklarının durulacağı ve ölümsüz kıvılcımların maddenin hapishanesinden kaçacağı zamanı bekleyecektir. Bekleyenlere yazıklar olsun, çünkü yıldızların tohum attığı yere bilmeden geri dönüp yeni başlangıçları bekleyecekler. Ey Hermes sana açtığım ve şimdi insanlığa yaymanı istediğim sırrın ışığıyla kurtarılanlar Beyaz Işık’ta ikamet eden Baba’ya geri dönecek, Işık’a karışacak, Işık’la bir olacak ve Işık’ın içinde Tanrı’nın kuvvetlerine dönecekler. Bu İyinin Yolu’dur ve sadece bilge olanlar açıklanmıştır.

“Ey Işığın Oğlu, Ben, Poimandres, Dünyanın Işığı, kendimi sana gösterdim. Sana gitmeni ve karanlıkta dolaşanlara rehber olmanı buyuruyorum. Her insanın içinde Benim Aklımdan (Evrensel Akıl’dan) bir kıvılcım ikamet eder, sana verdiğim Aklım onlardaki Aklımı çağıracaktır. Git benim Gizemlerimi kur, benim Gizemlerim yeryüzünden silinmeyecektir; çünkü Ben Gizemlerin Aklıyım, Akıl yok olmadıkça (ki bu asla olmaz) Gizemler yok olmayacaktır.” Bu ayrılık sözleriyle birlikte Poimandres semavi ışıkla parlayarak göklerin kuvvetlerine karışıp yok oldu. Hermes, gözlerini gökyüzüne kaldırarak Her Şeyin Babası’nı Kutsadı ve hayatını Büyük Işık’a adadı.

Hermes şu şekilde vaaz etti: “Ey toprağın insanları, ey elementlerden doğduğu halde içinde İnsani Kamil’in tohumu olanlar, cehalet uykusundan uyanın! Uyanık olun ve tefekkür edin. Evinizin toprakta değil, Işıkta olduğunu anlayın. Ölümsüzlüğü almak elinizdeyken neden kendinizi ölüme veriyorsunuz? Tövbe edin ve kararınızı değiştirin. Karanlık ışıktan ayrılın ve yozlaşmayı kapınızdan uzak tutun. Kendinizi Yedi Feleği tırmanmaya ve sonsuz Işıkla bir olmaya hazırlayın.” Hermes’i duyanlardan kimileri onunla alay etmiş, kimileri onunla eğlenmiş ve kendi yollarına devam ederek hiçbir kurtuluşun olmadığı İkinci Ölüm’e ilerlemiştir. Fakat diğerleri Hermes’in ayaklarına kapanarak ondan Hayat Yolu’nu öğretmesini istemişlerdir. Hermes onları nazikçe ellerinden tutarak kaldırmış, tevazuyla, asası elinde öğretmeye ve inanlığa rehberlik etmeye devam etmiş, onlara nasıl kurtulacaklarını göstermiştir. Hermes insanların dünyasında ektiği bilgelik tohumlarını Ölümsüz Sularla beslemiştir. Sonunda hayatının akşamı gelmiş, toprağın verdiği hayatın ışığı sönerken Hermes müritlerine öğretisini korumalarını ve bütün çağlarda ona sadık kalmalarını emretmiştir. Poimandres’in Görüsü’nü yazarak ardında ölümsüzlük isteyen insanların bulabileceği bir yol bırakmıştır.

Poimandres’in Görüsü eserinin sonunda Hermes şöyle yazar: “Bedenin uykusu Aklın uyanıklığıdır ve gözlerimi kapadığım zaman Gerçek Işık ortaya çıkar. Sessizliğim hayatın ve umudun tomurcuk açmasıdır ve iyilikle doludur. Sözlerim ruh ağacımın meyvelerinin olgunlaşmasıdır. Çünkü bunlar, Tanrı’nın Hakikat’le bana ilham verdirdiği Yüce Ejder, Kelamın Efendisi Poimandres olan gerçek Aklım’la aldıklarımın aslına uygun bir anlatısıdır. O günden beri Aklım hem benle oldu ve ruhumda Kelam’ı doğurdu: Kelam Akıldır ve Akıl beni Kurtardı. Bu amaç için tüm ruhum ve kuvvetimle Hayat ve Işık’a, Sonsuz İyiliğe, Baba Tanrı’ya methüsena ederim.

“İlk Başlangıçtan önce mevcut olan Bir, her şeyin Babası Tanrı yücedir!

“Kendi kudretiyle kendinden yaratan, iradesini uygulayan Tanrı ne yücedir!

“Bilinmek isteyen, Kendini gösterdiklerinde Kendi Kendini Bilen Tanrı ne yücedir! “Kelamıyla (Aklıyla) eşyayı oluşturanlar ne kutludur. “Bütün Eşyayı bir suret olarak görenler ne kutludur!

“Aşağı doğası cisim kazanmayan ne kutludur! “Bütün güçlerden daha güçlü olan ne kutludur! “Bütün faziletlerin üstünde olanlar ne kutludur! “Hiçbir övgü değmeyenler ne kutludur!

“Ey hakkında konuşulamaz, Ey adı söylenemez olan, Ey sessizlikle övülebilen,

“Saf bir ruh ve sana uzatılmış bir kalple verdiklerimi kabul et!

“Sana yalvarıyorum bana merhametle bak, merhamet et ki senin bilginde hata yapmayayım, cehalet içindeki oğullarını ve kardeşlerimi aydınlatayım.

“Sana inanıyor ve varlığına şahadet ediyorum, huzur ve güven içinde senin Nuruna, senin Hayatına yumuyorum gözlerimi.

“Ey Baba, Kutluların Kutlusu! Yaratmış olduğun insan seni kutlu kılacaktır, çünkü Sen ona Kelamınla ve Hakikatinle başka insanları kutsama gücünü verdin.”

Hermes’in Görüsü, neredeyse bütün diğer hermetik yazılar gibi yüce felsefi ve mistik hakikatlerin alegorik bir açıklamasıdır, onun içindeki sırlar ancak Gerçek Akıl’ın huzurunda yükselenlerce anlaşılabilir.

© Batiniler


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
6170 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 31, 2017, 10:45:49 ÖS
Gönderen: Tık-Tik-Tak
Misir ve Hermes

Başlatan MASON « 1 2 3 » Ezoterizm

21 Yanıt
13540 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 28, 2017, 12:48:37 ÖS
Gönderen: Gezdirici
0 Yanıt
2224 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2007, 09:53:43 ÖS
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
1823 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 20, 2008, 11:51:03 ÖS
Gönderen: Supeluta
3 Yanıt
2841 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 30, 2008, 11:20:56 ÖS
Gönderen: poyraz06
5 Yanıt
2716 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2009, 11:32:02 ÖS
Gönderen: asoraman
0 Yanıt
6360 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2011, 11:15:27 ÖS
Gönderen: AQUA
54 Yanıt
21387 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 08, 2011, 06:32:39 ÖS
Gönderen: Masor1976
6 Yanıt
10203 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 12:56:23 ÖS
Gönderen: martı
6 Yanıt
2292 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 05, 2015, 07:42:34 ÖS
Gönderen: hypatia