Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: 20. Yüzyıl’da Bir Şarlatan: PIERRE PLANTARD  (Okunma sayısı 6763 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 19, 2010, 08:11:08 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay




Bu kişinin adından özellikle Jean Cocteau ile bağlantılı bir önceki yazımda söz etmiştim. Bence o yazıyı okumadıysanız, bundan önce ona bakmalısınız.




20. yüzyıl ortalarında Paris’teki Milli Kütüphane’de “Gizli Dosyalar” başlığı altında bulunmuş olan belgelerin dünya kamuoyunda hayli yankı uyandırması üzerine, Pierre Plantard, bu belgeleri âdeta sahiplenmişti. Bu belgelerin en önemli yönü, tarihte Prieuré de Sion diye bir örgütün var olduğu, bunun asal amacının da Fransa Krallığı’nı ele geçirmek, tarihteki Merovenjlerin soyundan gelenlere teslim etmek, böylece Orta Çağın Kutsal Roma İmparatoırluğu’nun yeniden oluşumunu sağlamak olarak belirkiyordub

Pierre Plantard, aile şeceresinin Merovenjlere kadar uzandığını, elinde bunu kanıtlayan belgeler olduğunu ileri sürmüştü.

Kimine göre, sözünü ettiği o belgeler düzmecedir. Üstelik Pierre Plantard, köklü bir aileden geldiğini kanıtlayabilmek için bir de “Saint-Clair” soyadını kullanmıştır. Kimine göre ise bunun tersine... Asıl adı Pierre de Saint-Clair olmakla birlikte kendisine “Plantard” diye bir soyadı almıştır. Bunun nedeni, Merovenjlerden birçoğunun “Plant-ard” diye bir takma adla anılmış olmasıdır. Dolayısıyla adı yer yer “Pierre Plantard de Saint-Clair” olarak da geçer.

Pierre Plantard, Prieuré dea Sion adlı örgüt ya da oluşumun yüzyıllardan beri süregelmiş iddiası uyarınca, kendisini aynı zamanda Fransa kralı olarak gördüğünden, bir de “Pierre de France” diye bir ad bile kullanmıştır.

Şimdi bu garip kişinin kimliğine ve çevresinde dönmüş olaylara bir göz atalım.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Fransa’da solcular iktidardaydı. Fransa’nın ilk sosyalist başbakanı Léon Blum Yahudi asıllıydı. O sırada henüz 17 yaşında olmasına karşın aşırı sağcı bir tutumu benimseyen Pierre Plantard, Fransa’yı kurtarmak (!) için bir şeyler yapması gerektiğine karar vermişti. 1937 yılında hem Yahudilere hem Masonluğa karşıt bir politik örgüt kurmaya girişti. Buna “Union de France” (Fransa Birliği) adını taktı.

Gençlik ateşiyle kalkıştığı bu ilk atılımdan sonra, 1941 yılında “Rénovation Nationale Française” (Fransız Ulusal Yenilenmesi) adlı bir örgüt kurdu. O sırada Fransa, Alman işgali altına girmiş durumdaydı ve yetkililer elbette böyle bir örgütün kurulmasını hiç de hoş karşılamadı. Pierre Plantard, aldırış etmeyip kurduğu örgütü etkinliğe sokmaya kalkışınca tutuklandı ve dört ay hapis yattı.

1944 yılındaki üçüncü girişiminde ise, önceki deneyiminden yararlanarak daha önlemli davrandı. Bu kez “Alpha Galatès” (İlk Keltler) adlı bir dernek kurdu ve ilgili devlet organına gerektiğince başvurup, bunu tescil ettirdi. Bu derneğin amacı, Alman işgali sırasında ailesi varını yoğunu yitirmiş olduğu için şimdi zor duruma düşmüş gençlere yeni olanaklar sağlamak olarak belirtilmişti. Bir de yayın organı vardı: Özellikle Yahudilere ve Masonluğa karşıt yazıların yer aldığı “Vaincre” adlı bir dergi.

Tüzüğünde yazılanları bir yana bırakalım; Alpha Galatès adlı bu derneğin asıl amacı, merkezi Fransa olmak üzere bir tür “Avrupa Birliği” kurulmasını sağlamaktı. Ancak bu tasarımsal birlik, günümüzdeki gibi demokratik ülkelerin üye olduğu, ekonomik ilişkilerin öncelik taşıdığı bir ortaklık değil, tümüyle politik, rejimi de monarşi üzerine kurulu bir bütünleşmeydi. Avrupa’nın bir kral egemenliğinde tek bayrak altında toplanması... Bir diğer deyişle, Kutsal Roma İmparatorluğu’na yeniden can verilmesi. Adı bile konmuştu: “Avrupa Birleşik Devletleri”. Bayrağının nasıl olacağı bile tasarlanmıştı. Bu bayrağın ayrıntıları, Vaincre adlı dergide 1946 yılında yayımlanmış bir kara kalem çizim ile ortaya kondu.





Bu resimdeki bayrakta görülen yedi yıldız, kurulması öngörülen Avrupa Birleşik Devletleri’ni oluşturacak yedi ülkeyi temsil ediyordu. Bayrağın ortasındaki figürler ile Prieuré de Sion adlı derneğin ambleminin benzerliği de dikkat çekicidir. Atın yürüdüğü yol üzerinde “Etats-Unis d’Occident” (Batının Birleşmiş Devletleri) yazılıydı. Baştaki E harfinin içinde 1937 tarihi vardı; Pierre Plantard’ın girişimlerine başladığı yıl. Ufuktaki ışık kaynağında ise 1946 tarihi görülüyordu. Bu at ile bağlantılı olmak üzere de dergide şöyle bir söz geçiyordu:

“Bu haç ve Tanrı’nın atıyla, öğle vaktinde İblisi yok ederim.”

Buna pek benzeyen bir söz, Fransa’nın güneyindeki Rennes-la-Château köyünün 20. yüzyıl başlarındaki rahibi Bérenger Saunière’in bulmuş olduğu mezar taşlarından birinin üzerindeki yazının şifresi çözülünce ortaya çıkan mesaj ile benzeşmekteydi.

Vaincre adlı bu derginin aynı sıralarda yayımlanmış olan sayılarından birinde şöyle bir tez ileri sürülmüştü: “Aslında bir Alman Yahudisi olan Adam Weishaupt, Wilhelmsbad’da 1782 yılında düzenlenen bir mason kongresinde, Masonluğa akılcılık ilkelerini soktu. Bu girişim, Fransa’yı da etkiledi ve Fransa’daki mason örgütünün gelenekçilikten uzaklaşıp, yozlaşmasına yol açtı. Mareşal Pétain, (İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’da Nazi yanlısı Vichy eylemini yaratanların başında yer alan ünlü asker ve politikacı) Fransa’da Masonluğu ortadan kaldırmak üzere 1940 yılında başlattığı girişiminde çok haklıydı.”

Bu pek basit bir düşünce gibi görünüyorsa da, bunun ardında Fransa’daki Masonluğun gelişimi ve güçlenmesiyle bağlantılı kaygılar yatıyordu. Asıl hedef Masonluktu ama bu hedef Yahudi karşıtlığı ile de birleştirilmişti.

Söylenenlerin kapsamında birtakım yanlışlar olduğu görülüyor ama Pierre Plantard’a göre, ne önemi vardı ki!... İşin içine gerçek dışı tezler katılmış olması bir şey değiştirmezdi. Etkilenmesi öngörülen kimseler, nasıl olsa bu konuda doğru dürüst bilgi sahibi değildi.

Zaten hep öyle olmamış mıdır?... Günümüzde de öyle olmamakta mıdır?

Nitekim 1880’li yıllarda Joseph Alexandre St. Yves d’Alveydre adlı biri, Fransa halkına daha üstün düzeyde töresel değerler kazandırabilmek üzere bir yöntem önermişti. Buna göre; nasıl Orta Çağda Tapınak Şövalyeleri Avrupa toplumunun bir değişim göstermesinde etkili olmuşsa, aynı yöntem bugün de kullanılabilirdi. Bu amaçla bir inisyasyon uygulamasından geçirilecek olan seçilmiş kişilerin, toplumun değişik katmanlarındaki halkı etkilemesi gerekliydi. Etkilenenler, kendi çevrelerindeki diğer kişileri etkiler, böylece olumlu bir sosyal düzenin kurulması yolunda ileri adımlar atılırdı. Bu bir bakıma Adam Weishaupt’un Bavyera’daki “Illuminati” adlı örgütü kurarken öngörmüş olduğu yöntemin bir benzeriydi. Üstelik bu tasarı Fransa’da bir şekilde yürürlüğe konmuş olsa gerekti ki, 20. yüzyıl başlarında hâlâ krallıktan yana olanlar bu bakımdan endişelenmeye başlamıştı. Toplum içinde ezoterik kurumların üyeleri giderek artıyordu. Hele 1920’li yıllarda, ülke genelinde masonların sayısı hayli artış göstermişti.

«Neden genel olarak ezoterik örgütler ve topluca hepsinin üyesi olanlar değil de, özel olarak Masonluk ile masonlar hedef alınmış?» diye sorabilirsiniz.

Çünkü 1877 yılından İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçen yaklaşık yarım yüzyıl boyunca, Fransız hükümetlerinde hep çok sayıda mason yer almıştı. Fransa’yı masonların yönettiğine inananlar vardı.

Masonluğa herhangi bir karşıtlığı olmayanlar şimdi şunu soracaktır: «Bunun ne zararı olabilir ki?»

Masonların tutumundan, olası işlerinden öteden beri hep çekinilir hatta korkulur. Kamuoyunda masonların devlet içinde devlet yarattıkları gibi bir paranoya bile oluşmuştur. Türkiye’de bile öyle değil mi?

Aslında bunun masonlara zararı dokunur. Çünkü iyi, doğru ve yararlı işler yapıldığı sürece belki sorun çıkmaz ama yanlış işler yapılır ve zararlı sonuçlar doğarsa, bunun faturası masonlara hatta Masonluğun tümüne çıkarılır.

Nitekim 1917 yılında Rusya’daki ilk devrimden sonra başbakanlığa gelen Alexander Feodorovich Kerensky, tümüyle masonlardan oluşan bir hükümet kurmuştu. Ülkeyi masonların kurtaracağına inanıyordu. Üstelik bunu ilan da etmişti. Fakat işler hiç de iyi gitmedi. Rusya’nın çarlığın son dönemlerinde çökmüş olan sosyal ve ekonomik yapısı daha da kötüleşti. Bu yüzden, Ekim ayındaki Bolşevik devriminden sonra, Rusya’da Masonluk tümüyle yasa dışı ilan edildi.

İkinci Dünya Savaşı’nın kapıda olduğu sıralarda artık Komünizm’in beşiği sayılan Sovyetler Birliği’nde Masonluk kesinlikle yasak hatta en kötü şeş sayılırken, Fransa’da masonların halka solcu eğilimler aşıladığı söyleniyordu. Komünizmin egemen olduğu diğer ülkelerde de Masonluğa göz açtırılmıyordu ama sola eğilimli Fransa’da bunun tam tersi yaşanıyordu. Bu durumdan, Fransa’nın günümüzde bile en büyük mason örgütü Grand Orient de France (Fransa Büyük Doğusu) sorumlu tutuluyordu. Diğer mason örgütlerinin tutumu ise ya bilinmiyor ya da bilerek ve önemsiz bulunarak göz ardı ediliyordu.

Böyle düşünenler, aslında pek de haksız sayılmazdı. Fransa Büyük Doğusu sadece Masonluk ile ilgilenmekle kalmıyordu ki... Doğrudan ve açıkça ülkenin iç politikasına bulaşan, solcu bir tutum benimsemişti. (Bugün de öyle.)

Bunun üzerine birtakım sağcı örgütler, masonlar gibi etkili olabilmek için, kendilerini mason localarıyla doğrudan bağlantılı gibi göstermeye girişmişti. Yahudilerin dünya çapında örgütlenmeye girişmesi üzerine Yahudi karşıtlığının da Avrupa’da giderek yaygınlaştığı bu dönemde aşırı sağcılar, masonlar ile Yahudileri aynı kefeye koydu. Bu kadarla da kalmayıp, kendi örgütlerini Fransa Büyük Doğusu’na karşıt bir başka tür Masonluk izlenimi vermek üzere “Grand Occident” (Büyük Batı) olarak anmaya bile giriştiler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler, Almanya’da olduğu gibi işgal etmiş oldukları ülkelerde de sadece mason örgütlerinin değil, ezoterik nitelikli tüm kurumların liderlerini birer ikişer tutuklayıp toplama kamplarına gönderdi. Örgütlerin belgelerine ve mallarına el kondu. Fransa’daki Nazi yanlısı Vichy hükümeti de, Gestapo’ya elinden geldiğince yardım etti.

İşte bu ortamda Pierre Plantard’ın başında olduğu Alpha Galatès adlı örgüt, bir başka amaç ve eğilim ile olsa bile Vichy hükümetinden yana çıktı. Savaştan sonra ise işin rengi değişti; Pierre Plantard’ın tutumu da.







Bakıyorum da, Pierre Plantard’ı anlatayım derken lâfı ne kadar uzatmış, nasıl konu dışına saparak bambaşka şeylerden söz etmişim. Ancak bir başka açıdan bakmıyorum da, bunlar da bilmeyenlerce bilinmesi yararlı olan şeyler. O yüzden önce silip atacak, doğrudan konuya devam edecektim; sonra çaydım ve böyle kalsın dedim. Fakat anlatım çok uzadı; ister istemez bir sonraki bölüme sarktı.




ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
2334 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 23, 2007, 12:48:29 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
5 Yanıt
2779 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 29, 2007, 12:26:27 ÖS
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
1561 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 21, 2008, 01:01:22 ÖS
Gönderen: bugfree
0 Yanıt
1943 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 21, 2008, 01:01:57 ÖS
Gönderen: bugfree
6 Yanıt
4449 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 09, 2011, 01:14:34 ÖÖ
Gönderen: Barbaros
2 Yanıt
4392 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 05, 2013, 08:34:44 ÖÖ
Gönderen: ADAM
12 Yanıt
5170 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2012, 04:07:21 ÖS
Gönderen: Noah
4 Yanıt
2228 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2013, 12:05:49 ÖS
Gönderen: 418
0 Yanıt
1255 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 21, 2014, 10:18:22 ÖS
Gönderen: Dor
0 Yanıt
1556 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 31, 2014, 11:18:42 ÖS
Gönderen: Frenzyfire