Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Bir Kayıkta Üç Kaçık - 9  (Okunma sayısı 2253 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 17, 2010, 11:48:09 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Sabah Cemal erkenden damladı.

Şoför, taşıyacağımız eşyayı görünce şaşırdı. «Hayrola, yoksa taşınıyor musunuz?» demekten alamadı kendini.

Bereket babamın arabası hayli büyüktü. Dediğim gibi, hani şimdi artık antika olan şu eski Amerikan arabaları var ya; işte onlardan. “Chevrolet Impala” dersem, belki kimileri daha iyi anlar ne mene bir şey olduğunu. Üstelik üstü de açılabiliyor. Kamyonet gibi maşallah!

Sadece bagajı değil, arta koltuğu da tıka basa, tepeleme doldurduk. En büyük sorunu da çadır yarattı. Onu bagajdan geriye doğru uzattık çaresiz. Şoför kapağı bağladı sıkıca. Biz de, üçümüz birden yani Cemal, ben ve Soylubey yanına oturduk. Ahi de olsaydı, o bile sığardı rahatça.

Giderken bir başka şey düşündüm, daha önce hiç aklıma gelmeyen...

Bu kadar eşyayı o tekneye nasıl, neresine sığdıracaktık acaba?... Elbette ona “tekne” denirse!

Rıhtıma vardığımızda, şoför de yardım etti öte berimizi indirmeye, yüklemede olduğu gibi.

Cemal elini gözüne siper etmiş, sağda solda bağlı duran teknelere bakıyordu.

«Hangisi da, bizimki?»

Hemen önümüzdekini gösterdim.

«Şaka etmiyorsun değil mi?»

«Vallahi değil, bu işte.»

Cemal şöyle bir yüzüme baktı. Şaka etmediğime inandı. Biraz düşündü. Başını kaşıdı. Yığınımızın çevresinde bir tur attı. Sonra iki elini beline yaslamış olarak karşıma dikildi.

«Yenal, bu iş olmaz.»

«Hangi iş olmaz.»

«İki şey birden. Fakat biri ötekinden daha önemli.»

«Söyleyecek misin?»

«Daha önemli olanı mı, ötekini mi?»

«İkisini de.»

«Önce hangisi?»

«Fark etmez. Önemsiz olandan başla.»

«Ben önemsiz demedim ki... Sadece birisi diğerinden daha önemli dedim.»

«Cemal çıldırtma adamı. Ne diyeceksen de.»

«Bu tekne falan değil ula! Kayık bu. Bununla Çeşme’ye falan gidilmez.»

«Çeşme’ye gitmeyebiliriz. Hem gidecek olursak zaten tekneyle gitmeyeceğiz. İznimiz Karaburun’a kadar. Ötesine geçmek yok, unutma.

«Bununla ha oraya kadar da gidilmez.»

«Ya nereye gidilir?»

«Kıyı kıyı körfez içinde biraz gezersin işte; hepsi o.»

«İyi ya!... Biz de öyle yaparız o zaman. Hem baştan beri demedik mi, ne kadar gidebilirsek o kadar diye.»

«Dedik de…»

«Belki yol üstünde güzel bir yer buluruz, senin dediğin gibi sakin ve bakir; çok beğenir, orada konaklayıp kalırız.»

«Tamam da, bunu nasıl anlatacaksın bakalım bizim Arif Hikmet İyibilen beyefendiye.»

«Sen onu bana bırak... Baştan konuştuk, belli bir hedef belirlemeyeceğiz diye... Yeter ki o kendine bir otel motel gibi bir şey bulsun konakladığımız yerin yakınında.»

Cemal düşünceliydi. Bu işten hoşlanmamıştı, belli.

«Ötekisi neymiş, hani daha önemli olan?»

«Ötekisi de o zati... Arif Hikmet İyibilen beyefendi bu gemiye binmez.»

Cemal bizim tekneye “gemi” demişti ya; işte bu benim çok hoşuma gitmişti. Kahkahalarla güldüm.

«Biner. Göreceksin... Fakat bir şartla.»

«Neymiş?»

«Şayet şimdi biz o gelmeden her şeyi gemiye yükler, yola çıkmaya hazır hale gelirsek, belki biraz kıvranır ama sonunda biner.»

Soylubey de bir hav atarak onayladı bu dediğimi.

«Emin misin?»

«En azından öyle olacağını umuyorum.»

«Peki o halde. Yükleyelim bakalım. Sorumluluk senin.»

El birliğiyle yükledik tüm malzemeyi tekneye. En zoru da çadıra yer bulmak oldu; kamaramsı yerin üstünden doğru uzandırdık.

Teknede adım atacak yer kalmadı desem yalan olmaz.

«Cemal, bak ne deyeciğim... Bu tekne bizi de alır, batmaz, değil mi?»

«Korkma bi şey olmaz. İkimizi de alır üçümüzü de.» diye içimi rahatlattı Cemal. 

Şimdi belki siz diyeceksiniz ki, “Ahi binmezse kalır, siz ikiniz giderdiniz Soylubey’i de alıp.”

Bakın işte en olmayacak bir şey varsa oydu. Birimizin kalması düşünülemezdi. Ya hep birlikte giderdik ya hiç.

İşi apar topar bitirmiştik ama Ahi hâlâ ortalıkta yoktu. Geç kalmıştı.

Aslında iyi de olmuştu gecikmesi. Yükleme bitmişti hiç olmazsa. Tekne yola çıkmaya hazırdı. Sadece binecekti, o kadar. Hele bizden önce gelmiş olsaydı, işte asıl o zaman gönlünü razı edemezdik.

Cemal teknenin orasını burasını kontrol etti. Yüzünü buruşturdu. Alnını kaşıdı.

O böyle yaptıkça ben endişeleniyordum ama renk de vermemeye çalışıyordum.

Sonra motoru çalıştırdı. «Neyse bunun durumu iyi. Bize sorun çıkaracağa benzemez.» dedi.

Demek ki durumu iyi olmayan bir şey de var!

«Ha bunun mazotu dolu midur?» diye sordu.

Eyvah! Mazot alıp dolduracaktık; unutmuştuk.

Tam o sırada da Ahi’nin geldiğini gördük.

Üçümüz birden rıhtıma fırladık.

Motoru bilerek çalışır halde bırakmıştı Cemal.

Ahi’nin gelişinde sergilediği manzara evlere şenlikti.

Üzerinde bej rengi bir takım elbise. Boynunda da takım ile uyumlu renkte, çiçekli desenli bir kravat. Ayağında pırıl pırıl kahverengi mokasenler. Bir elinde valizi: Samsonite; aşağısı kurtarmaz. Öteki elinde de uzun saplı bir şemsiye. Bir de küçük çanta atmış sırtına. Oflaya puflaya geliyor.

Sanki bir İngiliz lordu gibi, kafası havada, salına salına yürüyor. Bize bakınıyor belli ki.

«Buradayız.» diye seslendi Cemal.

Duyunca kızgın adımlarla yaklaştı.

«Ne kadar da uzak ve sapa bir yermiş burası yahu! Bana hiç böyle dememiştiniz. Anasının diniymiş meğer. Canım çıktı bulana kadar. Bir de bu kadar yük!»

İstediğin kadar üste çıkmaya çalış tereyağı gibi. Huyunu bilmesem, ağzının payını vermesini bilirim ama şimdilik alttan almak gerek.

«Fakat ne kadar zor olsa da, buldun değil mi?»

Onunla konuşurken ara sıra böyle gururunu okşayan bir söz etmek gerekirdi. Çünkü iş zor bile olsa o başarır; nasıl yapılacağını bilir ya!

Samsonite valizini yere bırakıp, sırtına astığı çantayı da indirirken söylendi.

«Neyse, geldik işte. Haydi gidelim. Nerede teknemiz?»

Birdenbire mi göstermeliydik, yoksa alıştıra alıştıra mı?

Ne fark ederdi ki?

Cemal ile ben, sanki sözleşmiş gibi iki yana çekilip aynı anda aynı cevabı verdik bir ağızdan.

«Burada.»

Ahi hiç bozmadı.

«Ha, anladım. Bununla gideceğiz tekneye demek. Siz her şeyi yüklediniz mi önceden.

Yine bir ağızdan yanıtladık.

«Evet!»

«İyi. Aferin! Gidelim o halde.»

Gözleriyle balıkçı barınağının içinde daha büyücek bir tekne hatta kendi beklediği gibi küçük bir yat gibi bir nesne aranıyordu.

Bulamadı; çünkü tek görebildiği balıkçı motorlarıydı. Bazısı da barınağın orta yerinde demirlemiş duruyordu. Onlardan biri olsa razıydı herhalde.

Benim aklım mazottaydı ama sırası değildi şimdi. Onu sonra düşünecektik.

Önce Cemal indi tekneye. Ahi’ni valizini de kapmıştı bu arada. Bizimki de sırt çantasını alarak atladı tekneye ama bu arada şemsiyesini de bırakmamışta ha!. Sonra da teknenin palamarını çözerek ben zıpladım. En son olarak Soylubey.

Cemal hemen motoru vitese takıp, açtı kıyıdan tekneyi.

Mazot?... Dedim ya, sonra düşünecektik. Herhalde boş değildi depo. Yoksa çalışmazdı zaten.

Ahi, elinde şemsiyesiyle ayakta duruyordu.

«Otur bir yere canım, rahatsız olma.» deyiverdim.

«Zararı yok. Çevre böyle daha iyi görünüyor.» dedi Ahi. «Hem zaten ne kadar gideceğiz ki?»

«Çok gitmeyeceğiz. Elbette istersen hep öyle ayakta dikilip durabilirsin. Topu topu bir haftacık.»

Ahi bunu önce anlamadı.

Cemal ona yüzünü göstermeden kıs kıs gülüyordu.

Birkaç dakika sonra, tekne barınaktan çıkarken Ahi gerçeği kavrayıverdi.

İşte o zaman yüzünü görmeliydiniz.

Ancak hiçbir şey demedi. İtiraz etmedi. Ağzından “Beni kandırdınız.” falan gibi bir söz de çıkmadı. Artık çok geçti.

Belki onun yerinde, onun tarzına benzer davranan başka biri olsaydı, o anda vazgeçtiğini söyler, onu indirmek üzere geri dönmemizi isterdi.

Fakat biz üçümüz iyi arkadaştık. Hem de çok iyi arkadaş.

Öne doğru geçti zar zor. Kendine göre uygun bularak seçtiği bir yere oturdu. Piposunu çıkarıp yaktı. Gözlerini ufka dikti.

Soylubey, onun keyifsizlendiğini anlamış olsa gerek ki, gidip kahverengi mokasenlerinin üzerine çöreklendi.

Neden sonra yerinden kalktı Ahi; piposunu söndürdü.

Hiçbir şey demeden geriye bizim olduğumuz yere geldi, Samsonite valizini alıp teknemizin o kamaramsı yerine girdi.

Epeyce bir zaman kaldı orada.

Cemal ile ben kafamızdaki soru işaretleriyle birbirimize bakıyor, "Orada ne yapıyor acaba?" diye soruyorduk karşılıklı ama gözlerimizle, sessiz.

Az sonra Ahi, kılık değiştirmiş olarak çıktı. Bacağında bir bermuda şort, üzerinde Hawai tarzı çok renkli, bol desenli şık bir gömlek; ayakları çıplak.

Soylubey, Ahi’nin keyfinin yerine geldiğini anlamıştı. Sevinçle havladı.

Cemal, dümenin başından bana seslendi.

«Yenal, şu bizim harita nerede?»

İşte bu güzel bir soruydu. Hem de çok güzel bir soru.

Soru çok güzeldi de…

Cevabı hiç de iç açıcı değildi.

«Evde kaldı.»




Bu seriyi okumuş olan dostlara:

Ne yazık ki hepsi bu kadar. Bundan sonrasını yazmamışım. Esinlenmiş olduğum o Jerome K. Jerome’un “Three Man in a Boat” adlı kitabına bakacak olursak, asıl macera bundan sonra başlıyor ve neler oluyor neler… Ancak işte ben burada bırakmışım. Kusura bakmayın.

Niçin bıraktığımı soracak olursanız: Ben yazar değilim. Yazmış olduklarımı gözden geçirdim; iyi olmamış; becerememişim. Beğenmedim. Bundan sonrası da iyi olmayacaktı; caydım.

Sevgiler.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 29, 2011, 01:33:15 ÖÖ
Yanıtla #1

saygıdeğer ADAM,
öncelikle şunu belirtmek isterim,  nasıl ki orijinal eser size bu hikayeyi yazdırmak için esin kaynağı oldu ise, sizin yazmış olduğunuz hikayede bana bu hikayeden iyi bir sahne çalışmasının çıkabileceğini düşündürdü, belki bir tiyatro oyunu yada drama çalışması
hikayenin orijinali elinizde varsa (e-book hali) paylaşabilir misiniz? Aslını da okuduktan sonra iyi bir tiyatro oyunu çalışmasının çıkacağını düşünmekteyim
sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Haziran 12, 2016, 04:15:04 ÖS
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 279
  • Cinsiyet: Bay

Çok güzel ve sürükleyici bir paylaşım. Keşke devamı olsaydı.
Denemeyi bilene imkansız yoktur / Büyük İskender


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
3614 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2010, 03:04:27 ÖS
Gönderen: popperist
1 Yanıt
1969 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2015, 11:57:54 ÖS
Gönderen: Melina
0 Yanıt
1709 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 27, 2010, 03:00:04 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1888 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 28, 2010, 06:51:48 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1551 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2010, 05:08:09 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
2688 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 16, 2011, 07:25:15 ÖS
Gönderen: oya
0 Yanıt
1326 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 05, 2010, 05:41:14 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1912 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 08, 2010, 09:40:42 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1412 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 16, 2010, 10:47:13 ÖÖ
Gönderen: ADAM