Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonluktaki "Eşitlik" Anlayışı - 3  (Okunma sayısı 4220 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 22, 2010, 08:15:09 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



[Teke Tek programı konusuna yoğunlaşınca, bu başlık altındaki yazı dizimin sonuncusunu düzenleyip göndermek gecikti. Ancak şimdi…]


Bence eşitliğin özgürlük ile yakın bağlantısı var. Eşitlik, özgürlüğün sosyal sınırını belirler. Herkese eş oranda özgürlük hakkı tanınmasını gerektirir.

Kimileri, sosyal adaleti hiçe sayarak sadece kendilerine yaraşır gördükleri özgürlüğü sonsuzcasına kullanmak eğilimindedir. Bu gibiler, başkalarınca kendilerine anlayış ve tolerans gösterilmesini ister ama aynı anlayış ve toleransı başkalarına göstermeye pek yanaşmaz, onlara da kendilerininkiyle eş düzeyde özgürlük hakkı tanımazlar. Bu açıkça bir sosyal dengesizliktir. Oysa eşitliğin gerçekten eşitlik olarak sağlanması, toplumda denge kurulmasını gerektirir.

Masonluğun öğretisi dengeden yanadır. Herkes, kendisinin olan değerlere yaraşır (lâyık) olmalıdır. Her kim olursa olsun diğer insanları da aynı değerlere yaraşır görmelidir. Kendisinin olmayan şeylere göz dikmekten ve bunları ele geçirmeye uğraşmaktan caymalıdır. Başkalarını, onların hakkı olan ve yaraştıkları şeylerden yoksun etmeye, açıkgözlük ve fırsatçılıkla, baskıyla ya da kaba güç kullanarak maddi değeri olan nesneleri başkalarından önce kapıp sahiplenmeye kalkışmamalıdır. Kendisine yeterli olandan fazlasını istememeyi, başkalarının haklarını da gözetmeyi bilmelidir.

İşte toplumda böylesine, sosyal adalete tam uygun, dengeli bir eşitliğin sağlanabilmesi için öncelikle gerçek bir özgürlük gereklidir.

Belki daha önce sözünü etmiştim ama şimdi yinelemenin sırası: Bazı ekonomik ve politik doktrinler, özgürlük ile eşitliği bağdaştırmaya girişmiş ama bunu yaparken işe yanlış bir yöntemle, tersinden başlamıştır. Yapılmış olan yanlışlık, “toplumda önce eşitliğin sağlanması, bundan sonra bireylere özgürlük dağıtılması” şeklindeki tutumdadır. Bunun sonucunda oluşturulan eşitlik, yapay ve yetersizdir. Ayırımcıdır. Olsa olsa toplumun yöneticileri ya da egemen sınıfı arasında ayrı, halk tabakaları arasında ayrı olmak üzere, aydınlar arasında ayrı eğitimsizler arasında ayrı, birbirinden farklı sınıflardan birbirinden farklı düzeyde uyumsuz ve bağlantısız eşitlikler kurulmasına yol açar. Bu da bir türlü gerçekleştirilemediği için özgürlüğe hiç sıra gelmez.

Bu tür doktrin ve tutumlar, Masonluğun ilkeleriyle bağdaşmaz.

Masonlukta öncelikli olan özgürlüktür. Bireylerin önce özgürlüğe sahip olması, sahip olduğu özgürlüğünün bilincine varması, sonra hep birlikte eşit sayılmaları öngörülür.

Masonluğun öğretisine göre herhangi bir kişi için ayrıcalık ve üstünlük, bir niteliğin, varlık düzeyinin, gücün, unvanın, sınıfın, ırk ve soyun, aileden gelme kalıtımın, dilin, dinin ya da inancın bir ürünü olamaz. Ancak bilgi, yetenek, hizmet, yararlılık ve yaraşırlığın karşılığı olabilir. Dolayısıyla Masonlukta eşitlikten söz edilirken, kimilerinin bu eşitlik ortamına aykırı düşmeksizin ayrıcalık ve üstünlük elde edebileceği de benimsenmektedir. Onun gerekçesi de saymış olduklarım ve bunların benzerleridir.

Toplumlarda insanlar arasındaki farkların giderilmesi olanaksızdır. Bununla birlikte, tüm farklılıklarına karşın her insana kayıtsız ve koşulsuz olarak eşit davranmak, her insanı bir diğerine eşit saymak olanaklıdır. Bunu sağlayacak olan güç ise, “insancı adalet” olarak nitelenebilir; kim bilir belki buna “insanı sevme” de diyebiliriz.

Eskiden de vardı elbette ama hani son zamanlarda sık sık dile getirilmekte olan şu “hukuk devleti” kavramı var ya… Masonluktaki eşitlik anlayışı, bu kavramın gerçekten var olduğu ve uygulamaya konmuş bulunduğu demokrasilerde benimsenen eşitlik ile benzerlik gösterir. Bu eşitlik, bireyler arasındaki farkları gidermeksizin, ayırımcılığa ve haksız ayrıcalıklara karşı çıkan, insancı adaletin gerçekleştirilmesini amaçlayan yüksek bir töresel değer yargısı olarak nitelenebilir.

Şunu da belirtmekte yarar var: Günümüzdeki Masonluğun oluştuğu 18. yüzyıl başlarında hatta o yüzyılın aşağı yukarı yarısına kadar olan dönemde bu kurumdaki eşitlik anlayışı, özetle anlatmış olduklarımı hiç de kapsamıyordu. Bunun oluşumu, 18. yüzyılın ikinci yarısında Aydınlanma Çağı ile birlikte kendini göstermiştir. Sonra daha da gelişmiş, Batı ülkelerinin politik ve ekonomik evrim aşamalarıyla yönlenmiştir. Nitekim o günlerden bugünlere gelinceye dek Masonluk da bir evrim geçirmiştir. Birçok değer yargısı gibi eşitlik anlayışı da değişmiştir. Bu anlayış, 19. yüzyıl ortalarına kadar “soylular ve ayrıcalıklı sınıflar ile halk tabakaları arasındaki eşitsizliğe karşı çıkma” biçimindeyken, özellikle 20. yüzyılın ortalarında hele İnsan Hakları Evrensel bildirgesi’nin yürürlüğe konuşsuyla birlikte çok daha geniş bir kapsam kazanmıştır.

Bu da şunu gösteriyor: Masonluk aslında doğrudan insanlığı etkilemiyor; insanlık Masonluğu etkiliyor. İnsanlığın genelinde ortaya çıkar evrimsel doğrultudaki gelişimde masonların bireysel bakımdan payları olabilir elbette; o ayrı…

Gelecekteki kuşaklar, Masonlukta bugün benimsenen eşitlik anlayışını yeterli ya da olması gerektiği gibi bulmayabilir. En azından genel toplumsal yapılanmalar günümüze oranla faklı bir biçime yönlenebilir. Bu da, eşitlik anlayışının farklılaşmasına yol açabilir.

Bitirirken şunu da eklemem gerek: Ne yazık ki günümüzdeki Masonlukta bile yer yer gerçek bir eşitlik anlayışına aykırı tavırlar takınmakta olan mason kuruluşları var. Bırakın Masonluğun bu bağlamda henüz kendi içinde evrensel boyutta tam olarak bütünleşip yetkinliğe ulaşamamış oluşunu, toplumsal katmanlardaki eşitliğe bakış açıları bile birbirinden farklılık sergiliyor.

Böyle deyince yine yeryüzündeki “birbirinden farklı Masonluklar” konusuna geleceğiz. İyisi mi keselim.

Benden bu kadar… Söz, bu konu üzerinde tartışmak, benim yanlışlarımı ve yanılgılı düşüncelerimi gidermek, varsa soru sorarak bu konu başlığını ayrıntılandırmak isteyen katılımcılarda.


« Son Düzenleme: Aralık 11, 2010, 11:51:36 ös Gönderen: dogudan »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 01, 2010, 08:02:43 ös
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Sayın Adam,

Tam üstüne basarak söylediğiniz gibi. Özgürlük eşitliğin olmazsa olmaz şartı. Bu konuda aynı fikirdeyiz. Öte yandan "Masonlukta Eşitlik Anlayışı II" bölümünde bir öz eleştiride de bulundunuz. Dinsel farklılıklar, sosyal farklılıklar, o farklılıklar, bu farklılıklar. ben iki yazıyı birleştirerek görüşümü paylaşmak istedim.

Gelinen noktada görülen odur ki öz eleştiri konusu cinsiyet ayrımcılığında kilitlenmektedir.

Masonluğun yapısallaşma dönemi olan 18.yy a ve biraz öncesine kısa bir bakış bize neler gösterir?

1.) Din devletlerinin oluşumuyla anaerkil dizge ataerkil dizgeye dönmüştür. İlk yaptırım kadınların eğitim, kuttörenlere katılımdan (bu törenlerin aynı zamanda etkin sanatsal faaliyetler oldukları bilinmektedir)uzak tutulmaları ve tanrıça tapınaklarının üretim merkezi olmaktan çıkarılmasıyla kadının üretim dışına atılmasıdır. Bu kadınların tarihi açısından olumsuz bir dönemin başlangıcıdır.
2. )Daha sonra kadın zayıf zihinli, hafifmeşrep ve çelimsiz olarak nitelendirilerek yasal olarak ehliyetsiz görülür. Böylece kadın san ve mal kalıtının da dışına atılır. (isteyen Roma hukukuna bakabilir-gerekçeli açıklamalar var)
3. )Ortaçağ büyücülerin kadın olanlarını daha fazla yakar. ( Yakılan her 3 kişiden 2 si kadındır. ) Şifacılık başka yapılarda bilimin temel taşı olurken kadın için ölüm demek olur.
4.) Erkeklerin kadınlara ilişkin söyledikleri kadınların tehlikeli yaratık olarak algılamalarına dayanmaktadır. Bu 20.yy a kadar yoğun bir şekilde sürer.
5.)Reformasyon ve karşı reformasyonun yarattığı bölünmede kadınlar kendilerini Tanrı'ya adamayı tercih ederler. Eğitim olanağı yoktur, kendilerine güvenleri yoktur, bilgilenme süreçleri sanki hiç işlemiyormuş hissi verecek kadar yavaştır.
6.)Ticaretin artması, kentleşme, dinsel çoşku, siyasal kurumların ayrıntılandırılması, her sınıfta nüfus artışı yaşanırken kadının her hareketi erkeğe göre tanımlanmiş ve kadın evliliğine dayalı aile sınırları içinde var olabilmiştir. Alabildikleri eğitim de onların iyi hizmetçiler, sadık anneler, hürmetkar karılar ve aile yöneticileri olmalarına yöneliktir. (Burada kraliçelerden bahsetmenin anlamsız olduğu çünkü konunun kadın değil siyaset olduğu açıktır)
7.) Protestan okulların sayıca artması kadınlara öğretmen olmanın yolunu açmıştır. Katolik ve musevi cemaatlerinde de dinsel edebiyatın yaygınlaşması ev içi ibadetlerin bir eğitim aracı olması sonucu doğurduğu ve paralelinde kadınların çokca rol aldığı hayır derneklerinin fazlalaştığı devlet arşivlerinde yer almaktadır.
8.) Aydınlanma döneminde kadın hala kendisine karşı değil, babası ve kocasına karşı sorumludur. Ceyizi ile geleceğini satın almaktadır. Küçük toprak sahiplerinin kızları ise büyük şehirlere hizmetçi olarak gidip ceyiz parası biriktirme yolunu tutmuşlardır. Rakkam inanılmaz ama şöyle: 1806 da Londra'da toplam 200.000 adet hizmetçi vardır ve bunların 2/3 ü kadındır.
9.)Ucuz kadın emeğine dayalı sınai sadece dokuma işçiliğidir ve dantel sanayi drahamo biriktirmenin en iyi yolu olarak görülmüştür.
10.)1694 de kadının durumu yine kadın tarafından farkedilmiştir (Mary Astell kadınlara der ki: "Dünyada bir bahçede laleler gibi olmaya, güzel görünmeye ve hiç bir işe yaramamaya nasıl razı olabilirsin?" ama sonuç 19.yy ikinci yarısında gelir. Kadınlar bir okula öğretmen olarak ancak 19.yy ikinci yarısında atanır. (1762 de Jean Jacques Rousseau'nun Emile'i yazdığını ve yasak olduğu halde bastırdığını unutmuş değilim.)
11) Kadınların siyasete girmesi ise çocuk doğurmama, kürtaj gibi meseleler daha öncel olduğundan ve de aralarda bir yerlerde kadınlar Marksit-Sosyalist hareketlerin kendi sorunlarını da çözeceğine inandığından 90 lı yıllara kadar olmamıştır ya da daha doğrusu etkin olmamıştır.

Kadın'ın haklarını tanımlamaya çalışırken de unutulan kadının özgürlüğün önemli bir parçası olduğudur, birey olduğudur, her şeyden önce kendine karşı sorumluluğu olduğudur.  Kendisinin kendi özgürlüğünü tanımlaması da belki bu nedenle yenidir, çok yenidir. Haktan özgürlüğe geçiş de zaman ister maalesef.

Niye bu kadar uzun uzun yazdım. Şunun için: Gelenekçi bir görüşü benimseyen mason örgütleri kadının varlığı kadın tarafından bile unutulmuşken kadını nasıl eşiti görecek? Görmez, görmemiştir ve de görmesi ancak gelenekçilikten kurtulmakla olabilecektir. Yani gelenekçi görüşü benimseyenler tüm kavramlarını en yeni baştan tanımlamak gücünü gösterebilirlerse, geçmişin özleminde yaşamaktan vaz geçip, geçmişin olumlu-olumsuz eleştirisiyle geleceği kurabilirlerse eşitlik kavramında birleşiriz. Daha önce de özgürlük tanımda birleşirsek tabi.

Eh olsun, zaman diyecek değilim. Sadece yukarıda özetlediğim süreç konuya  toleransla yaklaşmamı sağlıyor.

Ne iyi etmişsiniz "Eşitlik" yazmışsınız, kaleminize sağlık.

Saygılarım, sevgilerimle

 


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
18162 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 16, 2011, 11:16:33 ös
Gönderen: AMON RA
36 Yanıt
18949 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 23, 2012, 10:20:17 öö
Gönderen: Masor1976
49 Yanıt
22038 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 29, 2014, 11:29:47 öö
Gönderen: ABCDEF
15 Yanıt
9616 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2015, 01:28:57 ös
Gönderen: _SplendouR_
8 Yanıt
6977 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 14, 2012, 01:07:31 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3527 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 26, 2010, 11:19:02 öö
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
4476 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2010, 10:30:52 öö
Gönderen: ADAM
9 Yanıt
10283 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2015, 12:22:31 öö
Gönderen: İNSAN
8 Yanıt
7711 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 09, 2018, 12:28:29 öö
Gönderen: Tık-Tik-Tak
0 Yanıt
3554 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 30, 2010, 02:58:20 ös
Gönderen: karahan