Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: TAPINAKLAR VE SÜTUNLAR - 2  (Okunma sayısı 2257 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 25, 2010, 01:21:13 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Tapınak sadece tapınılan bir yer değildir. Aynı zamanda bir simgedir. Kavranılması, daha doğrusu farkına varılması zor bir simge. Daha doğrusu hiç de bir simge olarak nitelenmediği için öyledir bu. Hem öyle bir simgedir ki, tarih boyunca kimi yerde varlığı sürdürülen ama kimi yerde de âdeta uyutulmuş olan Hermetik geleneğin yeniden nefes alarak canlanmasına yardımcı olmuştur.

Eski devirlerden kalan kültürlerin bazılarını incelediğimizde, -örneğin Mısır kaynaklarında- tapınak ile âdeta özdeşleşmiş olarak bir de kütüphanenin ortaya çıktığını görürüz. Öyle ki tapınaklar sadece tapınak olmakla kalmayıp kütüphane görevini de üstlenmiştir. Hem tapınak hem kütüphane olan bu yerlere halk arasında “yaşam evi” anlamına gelen bir nitelik verilmiştir. Bu kavramı günümüzün olağan yargısı ile sadece kitaplardan öğrenilen düşünce ve gizemler tutamı olarak algılamak yanlış olur. Çünkü ezoterik sistemin kökenini oluşturan Hermetik ritüel, simge ve alegorik anlatımlar ancak yaşanarak ve onaylanarak uygulandıkları dönemden sonrasına aktarılabilmiş olgulardır.

Dolayısıyla tapınaklar, insanlığın gelişiminde çok önemli bir rol oynamıştır. Bu rolün ezoterik sahnesi ise egzoterik olandan daha önemlidir. İnsanların çoğunluğu bunun farkına varamamıştır ki bu da pek doğal çünkü ezoterik ortamda insanların pek bir azınlığı, sadece seçilmiş olanları yer almıştır.

70 yılında, Kudüs’teki son tapınağın da yıkılmasından sonra, tapınak simgeciliğini koruyan Hermetik gelenek, belki de çağdaş Amerikalı araştırıcı yazar Jacob Neusner’in anlatımlarında yer aldığı gibi bu yıkım olayından sonra sınır tanımayan bir haritaya yayılmıştır. O tarihten sonra ritüelik kurallar, inisyasyon ritüelleri, Hermetik kökenli bir dolu geleneğe ilişkin ayrıntılar görülmez olmuş, aslında ortadan kalkmamış ama sanki uzayın boşluğuna atılmıştır. Bu tarihten sonra Hermetik gelenek âdeta bir değişime uğramış, varlığını tümüyle akıl ilkelerinin egemen olduğu ortamlarda sürdürmüştür. Her şey içsel olarak insan bedenine odaklanmış, böylece gizemci (mistik) gelenek doğmuştur.

Gizemci ya da mistik gelenek aslında üzeri örtülmüş Hermetik geleneğin aradan binlerce yıl geçtikten sonra yine su yüzüne çıkmasıhdan pek de başka bir şey değildir. Tanımı bakımından ezoterik nitelikli ritüellerin ve kutsal tapınaktan aktarılan kuralların yani kutsal tapınak simgesinin onu uygulayanın zihninde kurmaya çalıştığı bir kurallar silsilesi olarak düşünülebilir.

Jacob Neusner’in anlatımlarındaki haritanın insanın kendi ruhsal evrimi olduğu yaklaşımı, bir şekilde insan bedenini tapınak inisyasyonunun merkezi olarak görev yapar halde kabul etmekteydi. Bu kavramı tam olarak anlayabilmek için, inanç sistemlerine karşılaştırmalı olarak bakmak gerekir.

Eski Hint inançlarındaki tapınak ve Tanrı Şiva ritüeli, kavram bakımından bu yeni biçimsellik ile benzerlik gösterir. Hindiuzimdeki evrensiz ve sonsuz yaratıcı Tanrı Prajapati’nin kurban edilmiş gövdesinin Purusa yani kozmik evrensel insan olması, bir benzerlik sergiler.



Bu simgeci yaklaşımın bir başka uzantısı da, Hindu tapınaklarında taban planı olarak kendini gösterir. “Mandala” (tapınak) sözcüğünün kökeni, M.Ö. 1. yüzyılda Romalı yazar Marcus Terentius Varro’nun anlatımlarında “templum” olarak geçer.

Templum sözcüğünün anlamları arasında “bir yere takılan ad” diye bir açıklama görürüz. Kimi araştırmacılar, bu kökenden “temple” ve dolayısıyla “contemplate” sözcüklerinin geldiğini düşünür. Genelde kabul gören şekli ile “temple” yani tapınak sözcüğünün anlamının kutsallık ile ilişkisi olduğu, işaretlenmiş bir zeminin ya da insanı düşünmeye yöneltme gibi birtakım şeyler ile bağlantılı bir amacın dile getirilmesi için kullanıldığı öngörülmüştür.

Bazı tanımlamalarından, bu sözcüğün, insanı tapınağın daha henüz ortaya çıkmadığı zamanlardan gelen düşünceye yöneltmek için kullanılmış bir yer anlamını taşıdığı düşünülmüştür. Latin kökenli “temp” (kesmekten türeyen şekli ile Yunanca “temmo” ve ondan türeyen şekli ile “temenos”) bir tür toprak parçasını belirtmek için kullanılmıştır. Bu algılanış ve kullanılış şekli ile temenos, ortak kullanıma yasak koyan ve Tanrı’ya adanan yani sıradan halkın kullanımına kapalı, sadece tanrısallık ile bir olunan özel bir yer olarak da kabul görmüştür.

Günümüzdeki algılanış şekli ile temenos, tapınağın üzerine inşa edildiği platform (düzlük) anlamına gelir. İçeriğinde bir tür mimari yapı anlamını da barındırır. Binanın ortak günlük kullanım ve yaşamdan, onların içindeki etkinliklerden ayrılmışlığın belirtilmesi için de kullanılır.

Daha eskilere uzandığımızda, bu sözcüğün Helence kökeninin kendisinden çok yıl önce yaşamış olan Sümer kökenli “temen” sözcüğünden geldiğini düşünmek olanaklıdır. Sümer inançlarında bu sözcük, üst üste yığılmış, yükselti biçimini almış bir toprak birikimini yansıtmak için kullanılmıştır; bir höyük hatta bir kule gibi… Nitekim bu sözcüğün kökeni Sümerlerdeki kullanım şekli ile incelendiğinde, ortaya daha ilginç bir durum çıkar: Temen, aynı zamanda genelde ziggurat (basamaklı piramit), özelde ünlü Babil Kulesi’ne verilen genel addır. Devrin folklorik anlatımlarından anıldığı şekli ile “Bel-temen-avm-ki” şekliyle söylenişinde olduğu gibidir. Bu, ^”göklerin (cennetin) ve dünyanın temeli” anlamına gelir.

Antik Çağın filoloji uzmanlarından Marcus Terentius Varro, “Lingua Latina” (Latin Dili) adlı yapıtında, göksel (semavi) dünyevi ve yeraltı evreniyle bağlantılı olarak üç tür tapınaktan söz eder. Bu anlatım, tıpkı eski Babil anlatımlarındaki folklorik “mana” ile kucaklaşmaktadır. Bu da bizi eskilerden günümüze gelmiş üç dünyadan, üç boyuttan, üç noktanın gök, dünya ve dünya altı evrenlerinin tek bir kavramda birleştiği tapınak simgesine getirir. Tapınağa ilişkin ana sütun simgesi, bu değişik yer ve boyutlarının birleşimini içinde barındırır.

Buna benzer bir motifi İskandinav inançlarındaki ağaç kavramı ve simgesel değerlendirmesinde de görürüz. Üç dünyayı birleştiren tek simge olan ağaçta, tapınak simgesinin her türlü birleştirici yorumu yer alır. Tapınakların sütunlarının simgesel içeriği yeraltı dünyalarına kadar uzanmakta, yaratılıştaki mitolojik kavramlar ve simgelerle dünya ile gökyüzünü birleştirir.

Avrupa folklorik geleneklerinde bir simge olarak sütun günümüzde bile varlığını sürdürmektedir. Bunlardan en ilginç olanları, Romen din tarihi profesörü Mircea Eliade’nin anlattığı şekliyle, Romen halk inançlarında yer alan köknar ağacından kesilip yontulmuş bir direktir. Bu, Hıristiyan törenlerine özgü daha önceki bir arkaik gelenek olarak nitelendirilebilecek Hermetik sütunun bir kalıntısıdır. Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim Kilise yetkilileri bu uygulamaya şiddetle tepki göstermiştir.

17. yüzyılda yer yer uygulanan, daha önceki inançlardan gelen özellikler de sonradan yok olmuştur. Romen halk inançlarının başka alanlarında, yılın belirli günlerinde tüm köy halkının katılmasıyla alegorik olarak oynanan folklorik canlandırmalarda, Antik Mısır mitolojisindeki Osiris’in başından geçenler gibi tahta bir fallus yapılması, bunun belirli bir ritüelik dizge içinde dramatik biçimde anlatılması, kimi araştırmacılar tarafından “erginleşme ritüelleri” olarak nitelendirilir. Bu, Romen halk kültüründe Diyonisos kültüründen gelme alıntıların Anadolu kültüründe Mısır gelenekleri ve simgeciliğinin ne kadar etkili olduğunun ufak bir göstergesi sayılabilir.

Yine Sümer’e ve “temen” sözcüğüne dönelim.

Bu kavram ile bağlantılı benzer bir ada Sümer’de “Temen Absur” şeklinde rastlarız. Lagaş Kralı Gueda tarafından bir tapınağa bu ad verilmiş.

Temen sözcüğü Sümer kozmolojisindeki ilkel sular (Abbys) yani toprak ile su arası olarak bilinen balçığa batmış bir form ve kavram olarak da bilinmektedir.

Mısırlıların kullandığı şekli ile “hwt” ve “ner” sözcükleri tapınaklar için kullanılır, “tanrıların konağı ya da oturdukları yer” anlamına gelirdi. Edfu’daki Ptolemik dönemden kalma Horus Tapınağı’nın tapınağın iç duvarlarına kazınmış bir yazıda, “Başlangıçlar tanrısının temeli” anlamına gelen bir söz yer almaktadır.

[Buraya Horus Tapınağı’nın da bir fotoğrafını koyacaktım ama bu iş bana hayli yorucu geliyor. Sadece bulunması zor resimleri koymayı yeğliyorum. Horus Tapınağı’nın ise internette değişik açılardan birçok görünümünü bulabilirsiniz.]

Bundan başka daha içerilerde bir bölümün yüksek oturma yeri, yüksek koltuk olarak çağrıldığı sözü, araştırmacıların bunun mitolojik anlatımlardaki “sulardan yükselen kaya parçası” tarzındaki simgesel anlatım ile birleştirmelerine neden olmuştur.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2064 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 24, 2010, 01:03:05 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1996 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 27, 2010, 12:46:05 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1786 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 28, 2010, 12:30:20 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2656 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 29, 2010, 04:48:43 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4259 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 02, 2010, 10:04:57 öö
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
1761 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 11:41:15 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2144 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2010, 11:41:16 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
5455 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2010, 10:18:35 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
5321 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 15, 2010, 11:50:33 öö
Gönderen: ceycet
4 Yanıt
4658 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2010, 07:42:51 ös
Gönderen: martı