Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: TAPINAKLAR VE SÜTUNLAR - 5  (Okunma sayısı 2703 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 29, 2010, 04:48:43 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Sütunlar açısından Musevi inançlarına şöyle bir baktığımızda, ilginç anlatımlarla karşılaşırız: Örneğin, “Bilge Süleyman Firavun Nehao’nun kızıyla evlendiği gün baş melek Mikail gökten indi ve denize büyük bir kazık çaktı ve onu bu kazığın yanında gelip biriken sık bir sazlığa çevirdi. Burası Roma’nın kurulduğu yerdi.”

Bu konu Tevrat’ta böyle geçmez. Sadece şöyle bir söz vardır: “Süleyman’ın, karı olarak almış olduğu Firavun kızı için de bu eyvan gibi bir ev yaptı.” (Tevrat, 1. Krallar: 7-8)

Tarihçi Josephus Menandros, Sur kronikleri alıntılarında, Hiram’ın Sur’daki Zeus Tapınağı’na altın bir sütun dikmiş olduğundan söz eder. (Buradaki Hiram’ın Sur Kralı Hiram mı yoksa onun Kral Süleyman’a gönderdiği yetenekli usta Hiram mı belli değil.) 1. yüzyılda yaşamış Yahudi yazar Evpolemos’tan alıntı yapan Keseryalı Evsebiosa göre; bu altın sütunu Sur’a Kral Süleyman göndermiş.

İlerleyen zamanlarda Hıristiyan ilahiyatçıları, altın sütun ve üzerine heykel dikme işlemlerini geçmiş putperest geleneklerin devamı olarak nitelemuiştir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerine ilişkin anlatımlarda, -örneğin 6. yüzyılda Lonannis Malalas’ın anlatımlarında- Büyük Konstantin’in diktirdiği ünlü Çemberlitaş sütunundan bakın nasıl söz edilir: “… ve Konstantin forumun orta yerine kızıl somakiden yapılma muhteşem bir sütun diktirdi. Sütunun üstüne başında yedi isim bulunan ve Frigya’daki İyon heykeltıraşlarının elinden çıkma bir heykelini koydurttu. Aynı Kostantin Roma’dan gizlice kaçırdığı Palladion denilen heykelini, inşa ettiği forumda, kendi heykelini taşıyan sütunun altına yerleştirdi.”

Demek ki İznik’teki ünlü konsülden sonra Hıristiyan Kilisesi’nin tam olarak kuruluşunu sağlamış olan bu imparator, eski Pagan inançlarındaki gibi kendi heykelini sütunun üstüne diktirmiş ve üzerine Güneş Tanrısı Apollon’unkini andıran yedi ışınlı bir taş koydurmuştur. Sonunda da bu sütunun inşa edildiği yerin altına gene eski kökenli inançlardan gelen temel atma, temel taşı yerleştirme geleneğinin bir başka şekli olan bir putu gizlice yerleştirmiştir. Bu put, tarihçilerin anlatımlarında Roma’dan getirilen Palladion olarak anılmaktadır. Değişik kaynaklarda sütunun aslında Roma’da yaptırıldığı ve kente üç yılda denizden getirildiği ya da temelinde sadece bir put değil ayrıca İsa’nın üzerine gerilmiş olduğu çarmıhın parçaları, içinde ekmek kırıntıları bulunan sepetler, kaymak taşından yapılan kutsal yağ kesesi ve başka taştan heykellerin de konulduğu anlatılmaktadır.

İşte bu konu, yüzlerce yıl boyunca İstanbul’da yaşayanların belleğine Çemberlitaş'ın altında bir hazine olup olmadığının düşünülmesi şeklinde yansımıştır. Bununla bağlantılı olarak yapılmış kurgular da vardır.

Şimdi biz eskiye İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışına gidelim.

İsrailoğullarının Musa’nın yolunu tam olarak izlemeye başlamalarından önceki dönem, eski inançlarına ilişkin hayli ilginç ayrıntılar barındırmaktadır. Mısır’dan çıkmalarıyla birlikte artık önceki inançlarını biryana bırakıp sadece Musa’yı izledikleri, her şeyi gören ve bilen, evrenin ve her şeyin tek hâkimi, önsüz ve sonsuz Rabbe taptıkları sanılabilir. Oysa öyle değil; o daha sonra. Mısır’dan çıkış olayı bir din ya da inanç sorunu değil. Musa ile birlikte Mısır’dan ayrılan halkın eski inançlarına olan düşkünlüğü yüzünden sonra kızgın Rab tarafından defalarca cezalandırıldıkları, Musa’nın hep Rabbin öfkesini önlemeye çalıştığı izlenir. Bu alışkanlıkları ve dolayısıyla Musa’ya karşı isyanları, hem gezinen kavmin büyük bir bölümünün vaat edilen topraklara girmesinden önce yok olması yani ölüp gitmeleri ile sonuçlanır.

Önceki İsrailoğullarının inanç sistemlerinde, şöyle birtakım değişik uygulamaların Mısır’dan çıkışlarından sonra da uzunca bir süre yer aldığı anlaşılıyor: “Beelsephon” adlı tanrı, bir köpek şeklinde betimlenirmiş. Çoğu anlatımlarda, bunun bir çeşit astrolojik bir benzerlik ya da yıldızların hayali betimleme ve yorumları ile bağlantılı bir tanrısal ikonografi olduğu düşüncesini uyandırdığından söz edilir. Mısır’dan çıkış esnasında adı geçen bir başka tanrı ya da tanrısal form, kayalıklar üzerinde dağlarda yaşayan “Beelphegor”… Bu, komşu kültürlerden İbrani kültürüne geçmiş olan, öncelikle Filistinlilerin taptığı “Dagon” adlı tanrı… Çizimlerinde uzun balık kuyruklu, şekilsiz ve orantısız bedeni ile ilginç bir görünüm sergiler. Birçok çizim arasından biri de şöyle:



Bu tanrı ile ilgili bir Orta Çağ betimlemesi, Tanrı’nın oğullarının gökyüzünden aşağılara varıp yeryüzüne indiklerinde, insanların sarışın kadınlarına âşık olup onlar ile birleştiklerini, nitekim bu yüzden cennetten kovulduklarını anlatan Essen kültürüne ilişkin Enoş (Hanok) kitabındaki melekler konusunu anımsatır. “Apokratif külliyat” olarak bilinen bu kitapta, sonradan doğan garip azman karışımı Titanvari yeri varlıklardan söz edilmekteydi. Anlatımlarda, bu tanrının güzel bir kadın şeklinde betimlenip, görünüşünün Suriye Tanrısı Derceto ve Eascalonlu Direc gibi olduğunu anlıyoruz.

İbranileri Babil tanrılarından Succot Benoth, Emathieslerin tanrısı Asima (keçi şekilli), Anamelech (at şekilli) ve Samaritanların Mergali (horoz şekilli) adlı tanrılarının ya da bunların tasarımsal biçimlerinin de o dönemin inançlarında önemli bir yer tuttuğunu görürüz. İsrail krallarından Achaz’ın, hastalığının tedavisi için “Beelzebub” adlı sinek tanrıdan medet umduğundan bile söz edilir.

Tüm bu putlar arasında belki de en korkulanı, Ammoniklerin “Moloch” adlı çocuk hırsızı tanrıdır. Bu tanrının hiçbir tapınakta yeri yoktur. Himmon adlı bir ailede ona ilişkin bir demir heykel ya da imajın bulunduğu belirtilmiştir. Onunla bağlantılı bilgilerde bu sözcüğün daha sonra dile “Melech” (kral) ve ondan sonra da aynı anlamda Arap diline “Malik” olarak girdiğini görüyoruz.

 

Ondan beklenen, krala uzun ve sağlıklı bir yaşam için yardımcı olmasıydı. Fakat bunun için ödenmesi gereken şükran sunumu, köylülerin kendi çocuklarını yakmalarıydı. Adı da bu yüzden çocuk hırsızı olmuştu.



Sütunlarla başlayıp bambaşka konulara girdim gibi görülmesine karşın, bunların hepsi birbiriyle yakından bağlantılıdır. Nitekim yine sütunlara döneceğim ve bu amaçla Antik Hint kültürüne uzanacağım. Öyle yapınca, öncelikle “Mandala” kavramından biraz söz etmek de kaçınılmaz olacak.  Bu arada şu resimler için özür dilerim; biraz büyük olmuş, netliği yitirilmiş.

« Son Düzenleme: Haziran 29, 2010, 04:50:50 ös Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2114 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 24, 2010, 01:03:05 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2300 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 25, 2010, 01:21:13 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2036 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 27, 2010, 12:46:05 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1828 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 28, 2010, 12:30:20 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4313 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 02, 2010, 10:04:57 öö
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
1809 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 11:41:15 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2186 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2010, 11:41:16 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
5514 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2010, 10:18:35 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
5388 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 15, 2010, 11:50:33 öö
Gönderen: ceycet
4 Yanıt
4735 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2010, 07:42:51 ös
Gönderen: martı