DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE “ADAM” GİBİ YAŞAYACAĞIM!

  • 2

DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE “ADAM” GİBİ YAŞAYACAĞIM!

Category : Kişisel Bloglar

 

Uzun zaman oldu dünya ile aramız bozulalı.Ben mi ona küstüm, o mu bana darıldı bilmiyorum.Ama uzun süredir bozuktuk işte. Nimetlerine, güzelliklerine yüzümü dönmüştüm. Ama öyle günler geldi geçti ki artık ona yüz çeviremez hayır diyemez olmuştum…Bi r gece yarısı bir menkıbe denk geldi önce bir internet sitesinde.Meşhur seyyah Evliya Çelebi’nin rüyası. Bildiğim duyduğum  bir şey gibi geldi önce, sonra anladım ki olaylar, yaşananlar içinde bulunulan duruma göre anlam kazanırmış.Kendimce anlamlar aradım. Ardından telefonum çaldı.Hani pek adetten değildir geç vakitte aranmak.Sevdiğim bir dostum ertesi gün İstanbul’a davet ediyordu.Kıramadım kabul ettim. Hani dünya ile bağımızı koparmıştık ya barışmak için bir fırsat olarak değerlendirdim.Hazırlıklarımı tamamladım. Çok uzun soluklu bir gezi de değildi hani. Ertesi gece yola çıktık.Sabah Fethi Paşa korusunda bir kahvaltı yaptık. Fethi Paşa kimdir, ne kademede görev almıştır bilmem Devlet-i Aliyye’de. Orada öğrendik az biraz. Kahvaltının sonlarına doğru çayımı yudumlarken, gözüm duvardaki tabelaya takıldı. “ Cemil Meriç, ….-…. yılları arasında bu konakta yaşamıştır.” Aklım hemen Cemil Meriçle ilgili bir anektoda kaydı.Okumaktan gözlerini kör edecek aşamaya gelen bir insan, her bulduğu paraya kitap alan bir sosyolog. Sonra kendime bir pay çıkardım kıssadan hisseye; Kitap okumakta bir keramet olmalıydı elbet… Boşunamıydı yoksa bu kitap yolcuklukları ilelebet.

Akabinde, kahvaltı sefası bitti. Miniatürk’e doğru yol alındı. Bir küçük geziyle bir anda kendimi Türkiye’yi gezmiş gibi hissettim.Şaşkındım.Kelimelerle anlatılmayacak bir haz yaşadım.İlgimi çekenler vardı elbet.  Her yanda bir medrese, bir cami vardı o Türkiye panaromasında.Ama kiliseler, sinagoglarda vardı.Yanyanalardı. Güzel sütunlu yapılar,mozoleler vardı.Bir nevi mükemmeliyeti, kusursuzluğu temsil ediyor gibiydiler. Usta elinden çıkmış gibi Tanrı’nın görkemini temsil ediyor gibiydi tüm nesneler.Camiler, kiliseler, manastırlar hepsi o kadar anlam taşıyordu ki.Anladım ki çok kültürlülüğü aslında bizim kadar sindirmiş bir millet   yoktu tarihte. Bir Hatay’ı ,bir İstanbul’u yoktu hiçbir ülkenin.

Yolculuk sürüp gitti küçük yolculuklarla.Sonra  Ayasofya, Sultanahmet, Yerebatan Sarnıcı  derken akşamüzerine doğru boğazda bir tura katıldık. Önceleri derdim ki bir deniz ve yapılarla çevrili etrafı. Ne var bunda bu kadar büyütülecek.Marifet gören gözdeymiş.Ayasofya’yı nasıl gezdiğini, hangi dine sahipsen o objelere dikkat ettiğini anlamak boğazın güzelliklerini keşfetmek kadar zor olmamıştı…O kadar güzeldi ki yalılar, konaklar.Onlara hayran olmamak elde değildi.Hani derler ya zor paha biçilen ya da değeri parayla biçilmeyen güzellikler için: “ Hediyesi ne kadar?”. Sordum kendime. Düşündüm durdum  boğazın ortasında.Taşıdığım canın, aldığım nefesin hedi yesi ne kadardır acaba diye.Dünyaya küsüp, ona sırtını dönmekle bitmiyordu yaşamak kavgası ne yazıkki. Sonradan bir hataya daha açık olduğumu farkettim.Dünya nimetlerine saplanıp kalmak, bu uğurda bir ömür boyu savaş vermekte yaşamak olamazdı.

Düşündüm.Varlığımı ispat edeceğim halde yok olmak istedim ardımda birşeyler bırakamayacağımı düşünerek.Sonra zaman geldi, çaldı kapımı bir gece yarısı soru(n)lar. Sordum acaba savaş niye, hırs niye, ölüm niye? Bir sebebi var elbet dedi içimdeki ses.Sadece sorgulamam gerektiğini hissettim.İnsan nereden geldi ve nereye gidecek? Cevabımı aldığım yer Ayasofya oldu. Tüm dinlerde edilmiş bir dua gibiydi:

“Tanrı’dan geldin insanoğlu ve yine Tanrı’ya kavuşacaksın.Yolculuğunu olabildiğince dolu ve faydalı geçir ki ereğin bana ulaşmak değil, kaybettiklerini bulmak olsun!”

***Bu yazı Libya’da savaşta ölenlere öncelikli olmak üzere tüm  insanlığa atfedilmiştir.

Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çoçuk.

Senden on sene önce öldü Iraklı çoçuk.

Senden kırk sene önce Vietnam’da Nepal’de yandı bir çoçuk.

Senden altmış altı sene önce Hiroşima’da şeker yiyemeden öldü bir çoçuk.

Senden doksan sene önce öldü Anadolu’da beşikte bir çoçuk…

Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çoçuk

Keşke ama Keşke parayı hiç bulmasaydı Lidyalı çoçuk…

 

 

 


2 Comments

Aqua

07/04/2011 at 2:49 pm

Teşekkürler.Sn Nomen Est Omen.Son satırda içimde bir ürperti hissettim.
“Tanrı’dan geldin insanoğlu ve yine Tanrı’ya kavuşacaksın.Yolculuğunu olabildiğince dolu ve faydalı geçir ki ereğin bana ulaşmak değil, kaybettiklerini bulmak olsun!”

Zeynep A.

25/01/2013 at 9:57 am

Yazının sonlarına doğru,gözyaşlarıma hakim olamadım..ne denilebilinir ki bu sözlere..Yürek sesiniz hiç susmasın…
Kaygılanma çocuk,herkes ölür..Kimi topğrağa,kimi yüreğe gömülür…

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ