Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Ruhun Ölümsüzlüğü Konusu  (Okunma sayısı 11888 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 03, 2014, 05:29:02 ÖS
Yanıtla #50
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 737
  • Cinsiyet: Bay

Üst üste dört mesaj belki fazla olacak ama Adam Olmak kitabından bir bilgi daha aktarmam gerekiyor, çünkü bir önceki mesajımda geçen "psikon" kelimesinin anlaşılması gerekmekte. Sonra konu başlığını diğer katılımcılara bırakacağım. Aslında bu aktaracağımı direk olarak Sn. ADAM'ın http://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=7769.0 sayfasında yaptığı değerlendirmeden aldım.

-------------------------------------------

Işık veren herhangi bir nesne, aynı zamanda elektromanyetik türde dalgalar ve “foton” adı verilen bir takım cisimcikler yayar.

20. yüzyılın ilk yarısında, birçok ünlü bilim adamının bir teori olarak ileri sürdüğü bu olgu, diğer birçoklarınca da yansınıyordu. Einstein’ın yaşamının yarısı belki de bunu kanıtlamaya çalışmakla geçmişti. Ancak şurası bir gerçek ki, böyle bilimsel bilgilerin kanıtlanması, büyük bir bilim adamının bile yaşamına sığamayabiliyor. Fotonun gerçekliğinin kanıtlanabilmesi 1970’li yılların sonlarını buldu.

Tıpkı herhangi bir ışık kaynağı gibi, yüksek dereceli sinir merkezleri de ruhsal enerji hazneleridir. Hayvanlarda (elbette insan da buna dahil) bu merkezlerin en önemlisi beyindir.

Gerek beyin gerekse daha az önemli olsa da bedendeki diğer merkezler, hem ruhsal dalgalar yayımlayan hem de dıştan gelen benzer dalgaları algılayan birer aygıt gibidir. Bunu herhangi bir telsiz iletişim aygıtına benzetebiliriz ama o aygıt bu işi yalnızca ses dalgaları için yapar.

Ruhsal enerji dalgalarının da tıpkı ışık dalgaları gibi birtakım cisimcikler taşıdığı söylenmektedir. Nasıl ışığın sürüklediği cisimciklere “foton” deniyorsa, ruhsal dalgaların taşıdığı cisimciklere de “psikon” adı verilmiştir.

Fotonların varlığının bilimsel olarak kanıtlanmış olmasına karşın, ne yazık ki psikonların bu kanıtlama için daha biraz zamana gereksinmeleri var gibi görünmektedir. Bu cisimciklerin gerçekliği şimdilik sadece bir varsayımdır.

İnsanda düşünceyi maddi bir biçimde neyin oluşturduğu, öteden beri bilim adamlarını uğraştıran bir sorundur. Eğer psikon teorisi doğruysa, bu soruna bir çözüm getirme olanağı doğmaktadır.

Böylece, düşünme etkinliğinin bir ürünü olan “düşünce”, sadece bir dalga değil, kuantum fiziğindeki diğer maddelere benzer biçimde hareket eden canlı bir varlık olmaktadır. Bir diğer deyişle fotonların cansız cisimcikler olmasına karşılık, psikonlar canlıdır.

Bu teoriye “Hilozoizm” adı verilmiştir.

Hilozoizme göre; tüm varlık ve bu arada bilinç ile ruh, asıl nitelikleri bakımından “evrenden ayrı” ya da “evren dışı” değildir. Hepsi de aynı ya da benzer öğelerden oluşmuştur. Bundan ötürü insan, evrendeki tüm diğer yaratıklarla bir ilişki içindedir ve bir “ortak bütün”ün öğesidir.

Işık, incelenmek üzere herhangi bir nesnenin üzerine yöneltildiğinde, o nesne tarafından ya yansıtılır, ya kırılır ya da polarize edilir. Eğer ışığın tayfı bundan sonra yeniden incelenirse, yöneltilmiş olduğu nesnenin özelliklerine ilişkin bilgiler elde edilir.

Ruhsal enerji alanında da benzer bir durumun varlığından söz edilmektedir.

Buna göre; insanın beyni psikonlar taşıyan dalgalar yayımlar. Bu düşünce yayımı diğer beyinler üzerine varınca oralarda birtakım izlenimler oluşturur. Bir diğer deyişle, bir beyin tarafından yayımlamakta olduğu düşünceler, diğer beyinlerce algılanır. Böylece, her bir beyin ile ondan yayınlanan dalgalarla ilişkiye girmiş olanlar arasında sürekli ruhsal diyaloglar kurulur.

Hilozoizmde bu işin aslında beyin ile bitmediği, insanın bedeninde daha birçok sinir merkezi bulunduğu ileri sürülmektedir.

Bu ise, konunun anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Çünkü hem alıcı hem verici bir telsiz aygıtının nasıl çalıştığını anlayabilmek için elektronik bilgisine gerek vardır. Bu düşünce yayımına ilişkin alış verişi anlayabilmek için ise ileri düzeyde bir nöroloji bilgisi gerekir.

Algılamak, duyumsamak ve anlamak kavramlarını birbirlerine karıştırmamaya da özen göstermeliyiz. Çünkü beyinlerin yayımladığı düşüncelerin algılanması ile bunların anlaşılabilmesi hatta böyle bir yayımın duyumsanması bambaşka şeylerdir.

Gerek düşünce yayımı gerekse bu yayımların algılanması, genellikle insan bilincinin (üst bilincin) dışında kalır. İnsan, zaman zaman birtakım düşünce yayımları yaptığının da, aynı anda ve birbiri ardınca birçok kaynaktan yayımlanan çok değişik türde düşünceleri algılamakta olduğunun da farkına varmaz. Çünkü bunlar insanın kontrolü altında tutamadığı alt bilincinde gerçekleşir.
Var olduğu açıkça belli, nedeni ve nasılı ise tam ve kesin bir biçimde anlaşılamayan birtakım olaylardan sık sık söz edilir. Bunlar genellikle birbirleriyle ilgisiz adlarla anılır: “Telepati”, “hipnotizma”, “ilham”, “nazar”, “önsezi” gibi...

İnsanlardan kimilerinin bu olaylara ve bu tür etkilere karşı hayli yüksek düzeyde duyarlılığı vardır. Çoğu insanların ise bu bakımdan duyarlılığı düşüktür. Her insanın düşünme yeteneği vardır ama gerek düşünce dalgalarını üretme, gerekse bunları algılama yeteneği farklıdır. Halk arasında “medyum” olduğu ya da “gaipten haber aldığı” söylenen kişiler, aslında sadece bu bakımdan diğer insanlara oranla biraz daha yetenekli olan kişilerdir.

Bu konuyu “ruh çağırma seansları yapmak”, “ruhlarla konuşmak”, “olağanüstü güçlerle alış veriş etmek” hatta “sihirbazlık yapmak” gibi başlıklarla özdeşleştirmemek gerekir.

Bu bir palavra ya da şarlatanlık değil, ciddi ve aslında henüz bilim alanına girememiş olsa da bilimsel yönelimli bir iştir.

İnsanın düşünce dalgalarını algılayabilmesi, bu bağlamdaki yeteneğinin geliştirilmesi için birtakım deneysel yöntemler uygulanmaktadır. Bunlardan yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmektedir. Ancak, olan bitenlerin kapsamındaki “neden ve sonuç ilişkisi” henüz bir türlü çözümlenemediğinden, böylece ilişkiler kurulup açıklanamadığından, sonunda bu olayların yasası ortaya konulamadığından, kısacası işin iç yüzü tam olarak bilinmediğinden,.tüm bu ve bununla bağlantılı konular bilimin henüz kapı dışarı ettiği, en azından rafa kaldırdığı sorunlardır.
Live long and prosper.


Aralık 04, 2014, 01:59:32 ÖS
Yanıtla #51
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Spock bu konuya dehşetli bir seri açıklama getirdi.

Tüm bunların üzerine bir şey söylemeden önce biraz bekleyip, bu konuyu izlemekte olanların okuyup sindirmelerine fırsat vermek gerek.

Ondan sonra belki birkaç kelime daha ederiz. Ancak önce Saın Spock'un anlattıklarını okuyalım.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 05, 2014, 01:04:07 ÖÖ
Yanıtla #52
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647

Sayın Spock ellerinize sağlık....
Doğru rehberini bulana ne mutlu...


Aralık 06, 2014, 08:55:19 ÖÖ
Yanıtla #53
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Spock'un yapmış olduğu bilimsel açıklamaları, kuşkusuz bu konuyla ilgilenenlerin hemen hepsi okumuştur.

Okumuş olmalarının ötesinde anlamış olmalarını da dilerim.

Bir de benimsemişlerse, o zaman kafalarına çakılmış olan, bilimsellikle dolayısıyla evrensel gerçeklerle hiç uyuşmayan dogmalarından bir bölümünü, kendi özgür buyrultularıyla giderme yolunu tutmuşlar demektir.

Nitekim kimi "din ardamı" denilen kişilerin yarattığı ve sonra emperyalistlere bilgisizlikleriyle tutsak olarak sunduğu dogmalar işte böyle yaratılmış. Bilimler, bunları zaman içinde birer birer çökertiyor.

Bu nedenle Roma'daki Katolik Kilisesi bilim adamlarını da içeren bir araştırma ve inceleme konseyi kurdu. Kendini çağdaşlaştırmaya çalışıyor, sayısı giderek azalan inançlılarının güvenini kazanabilmek için. Bu nedenle Vatikan, "Dinimiz ile Darwin'in Evrim Teorisi arasında çelişki yoktur." diye  beyan yayınladı geçtiğimiz yıllarda. (Okullarında Evrim Teorisi'nden söz ettikleri için başlarına gelmeyen kalmamış olan yüzlerce hatta belki binlerce öğretmene yazık oldu.)

Kimi masonlar hâlâ burada Sayın Spock'un anlatmış olduğu tarzda değil, kesinlikle teist dinlerin dogmaları kapsamında yer alan türdeki bir (varsayımsal) ruhun ölümsüzlüğüne inanmanın, Masonluğa girebilmek için gerekli koşullardan biri olduğunda diretiyor. 

Ne yazık!... Kimi masonlar daha Masonluğun dogmalara karşı olduğunu anlayamamış.

O kimi masonlar daha Masonluğun ne olduğunu anlayamamış.

Sonra da “Masonluk masonlardan öğrenilmelidir.” diyoruz. Nasıl olacak bu? Bilmiyorlar kis öğretsinler.

O kimi masonlar tutturuyor İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın dediği olur diye… Gerekçesini bir yana bırakın; onlar kraliçeden çok kraliçe taraftarı.

Buna karşın madem öyle, O büyük locanın 1989 yılında yayımlamış olduğu bildirgeye bakalım: Ruhun ölümsüzlüğüne inanmak, mason olabilmenin koşullarından biri olmaktan çıkarılmış.

Böylece o katı kuralın geçerli olduğu dönemde bilimselliğe güvendiği için mason olamamış kişilere de yazık oldu, mason olmak çok önemliyse eğer...

O kimi masonlar onu da bilmez. Çünkü onlar Masonluğu sadece kendi üyesi oldukları locanın çerçevesinde, kendilerine anlatılmış olan sıonırlı bilgiler boyutunda, değişmez ve değiştirilemez olarak biliyor. Daha doğrusu öyle sanıyor.

O Landmark ne oldu şimdi? Bu böyle olunca, diğer Landmarklar ne oluyor?

Ne oldu o değişmezlikler ve değiştirilmezlikler?

Kuşkusuz o masonlar, üyesi oldukları şu Masonluğun üyesi olmakla kalmayıp, doğru dürüst mason olma yolunu tutsalar da, Masonluğu bir parça öğrenseler ve bu bağlamda evrensel çerçevede neler olup bittiğini hiç olmazsa izleseler ne iyi olacak.

Belki o zaman kısaca UGLE diye andıkları İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın böyle bir bildirgeye niçin gerek duyduğunu da merak eder, araştırır ve anlama yoluna giderler.

Belki o zaman İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın son yıllarda çok zamandan beri “düzensizlik örneği” diyerek karşı çıktığı birtakım uluslararası toplantılar organize edişinin,bu toplantılara  neredeyse yüz yıldır Türkçede bizimkilerin düzensiz ya da gayri muntazam dediği, aslının “listede yer almayan” olması gereken o “tanınmamış” mason örgütlerinin de çağrılışının ardında neler olup bittiğini şöyle bir incelemeyi düşünürler.

Ancak konumuz ruhun ölümsüzlüğü… Unutmayalım.

Ruhun ölümsüzlüğü, Masonlukta çok önemli bir konudur, bir inanç zorunluluğu haline sokulmasa bile. Masonlar, bunu çok önemser ve gözetir.

Benim bu deyişim, önce dediklerimle çelişkili mi oldu?

Hayır, çelişki yok. Ruh sözcüğüyle neden söz ediyoruz, ölümsüzlük terimiyle ne demek istiyoruz, orada bir fark var. Çelişki, dinsel dogma ile bilimsel bilgi arasında.

Belki bu bağlamda Konfüçyüs’ün şu çok kişinin çok iyi bildiği deyişi (tam değil de, bellekte kaldığınca yaklaşık olarak), konuyu toparlar:



Bir insan öldüğü zaman ölmez.
Çünkü onun ardından çok kişi onun adını söyler.
Bir insan, adı söylendiği sürece yaşar.
Fakat bir gün, bir yerde, bir kişi, onun adını son kez söyler.
İşte o zaman o kişi ölmüş demektir.


İşte bu, ruhun ölümü…





 
« Son Düzenleme: Aralık 06, 2014, 09:05:38 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 06, 2014, 12:31:00 ÖS
Yanıtla #54
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 737
  • Cinsiyet: Bay

Küçük bir ayrımı ortaya koymak istiyorum bu noktada.

Benim Bedri Ruhselman ve Seyfullah Demir'den vermiş olduğum örneklerde (ki bunlar Haluk Akçam, Cihangir Gener, vb. yazarlarla desteklenebilir) ruhun literal anlamda ölümsüzlüğünden bahsedilmekte. Kişi belki de ismi artık söylenmediği zaman bir insan olarak ölmüş sayılabilir, fakat bu görüşe göre ruhu her ne olursa olsun yaşamaya devam eder (ister adı söylensin, ister hiç söylenmesin). Binlerce kere gelip, binlerce kere gideriz, ve sürekli olarak tekamül ederiz. İnsanın belli bir yaşamındaki bedensel ölümü ile ruhun ölümü eşit tutulmamalıdır. Ruh ölmez.

Bir de şunu eklemekte fayda görüyorum. Geleneksel masonlukta masonluğa girmek isteyen adaya şayet "ruhun ölümsüzlüğüne inanıyor musun?" şeklinde bir soru yöneltilirse, aday gönül rahatlığıyla "teist" bağlamda değil, "neo-spiritüalist" bağlamda, "evet" diyebilir. Ruhun ölümsüzlüğüne inanması, kişinin bu inancını "teist" temeller üzerine dayandırdığı anlamına gelmez. Pekala "spiritüalist/neo-spiritüalist" temellere de dayandırıyor olabilir.

Forum üyeleri belki de Cloud Atlas filmini izlemekten ve bu anlattıklarımı o filmde anlatılmak istenen ile pekiştirmekten zevk alabilirler.

 
Live long and prosper.


Aralık 06, 2014, 05:21:09 ÖS
Yanıtla #55
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 232
  • Cinsiyet: Bay
    • Twitter

Maddelerden ve enerji ile hayat bulan ruhun, ölümden sonra hiçlik boyutunda beklemeye başladığı ve kendine uygun bir ortam, beden yada yeni doğacak cenin bulunca şekillenme aşamasında o bedende yeniden dirildiği gibi bir durum var sanırım.

Bir de yeniden dirilme olayına gelirsek, ruhun yeniden diriliş esnasında geçmiş zamanlar da yaşadıklarını unuttuğuna dair ve yeni ruh, eski ruh kavramı diye bir şeyler okumuştum veri akışından ve veri çekmekten bahsediliyor ama kaynaklarını hatırlayamıyorum bu durumun açıklaması bilimsel olarak nedir?

Eski ruhlar geçmişte yaşadıklarını genetik kodlar ve enerji ile yeni bedenlerinin bir köşesine saklayabilirler mi ?
Bu durum ile de belli aşamalar da yeni bedenlerinde bu bilgiler geri çağrılabilir mi ?
« Son Düzenleme: Aralık 06, 2014, 05:32:13 ÖS Gönderen: Kadim »
Benim Ülkem Dünyadır,
Tüm İnsanlar Benim Kardeşimdir,
İyiyi ve Doğruyu Yapmak Benim Dinimdir.

Kadim Her Daim Buradadır.!

www.Masonlar.org


Aralık 06, 2014, 06:31:21 ÖS
Yanıtla #56
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7247
  • Cinsiyet: Bay

Eski ruhlar... Yenilenen ruhlar... Ruhun bir yerlerde bir zaman için bekleyip de sonra bir başka canlıya geçmesi... Ruhun evrende bir yerlerde dolaşması... Falan filan....

Biraz Manikeizm, biraz Mitraizm, biraz Panteizm, biraz bir başka şeyizm.

Hep yaşamaktan pek hoşlanan ve ölmeyi bir türlü kabullenemeyen insanın hayalleri, uydurmacaları.

Varsayımlar...

Bilimsel kanıtı olmayanın hiçbirine güvenilemez. Beklenir.

Ancak öylesi hoşuna ve rahatına gidiyorsa, kimileri inanabilir.

Çoğunluk inanıyor.

Tarih boyunca, böyle varsayımlara inanmayıp bilimsel kanıtları arayanların haklılığı doğrulandı.

Biz de kimsenin inancına karışmıyoruz. İsteyen öylesine inansın.

Kiminin canı sağolsun, kiminin ruhu; inananlar için her ikisi birden.

Ancak pozitif bilimlerden yana olanlara da saygı gösterelim.

Masonluğun asal değerlendirme ilkelerinin başında bilimsellik geliyor: bunu da unutmayalım.
 
« Son Düzenleme: Aralık 06, 2014, 06:33:54 ÖS Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 06, 2014, 08:21:11 ÖS
Yanıtla #57
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

Ruhu maddi olan bedenin canlılık kavramına uygun kalmasını sağlayan bir enerji olarak düşünebiliriz.
Örneğin anne karnındaki oluşumda ilk kalp atımını başlatan enerji  gibi...
Bu enerji kalp durana kadar süren bir döngünün başlatıcısıdır.
Kalp durduktan bir kaç dakika sonra beynin kansız kalması ile de ölüm dediğimiz olay gerçekleşir.
Fizik bilimi açısından yaklaşırsak da enerji biçim değiştirebilir ama asla yok olmaz.
O halde kalbi çalıştıran enerji ölümden sonra evrenin toplam enerjisi içinde varolmaya devam eder.
Örneğin kalbin son vuruşunun titreşimi evrende dalgalar halinde ilerler, beynin,
sinir sisteminin son mesajları, son uyarımları iletimleri de öyle.
Daha önce ürettikleri tüm titreşimler, dalgalar gibi evrende yayılarak enerji dönüşümlerine girerler.
Dolayısıyla ruh bir enerji ise yok olmaz ama canlı bedeni terkeden bu enerji daha sonra neye dönüşür bilemiyoruz.
Bedenin ne hale dönüştüğü hakkında fikrimiz var.
Sonuçta ölüm sonrası aslında bir bütünlük ölür.
Bedenin ve onu canlı tutan enerjinin dönüşmeye devam ederek ayrı ayrı varolmaları, ölmemeleri anlamına gelirmi bilemiyoruz.

"Enerjiden gelen ruh enerjiye
Topraktan gelenlerde toprağa döner."


:) gibi bir önerme olabilir.
« Son Düzenleme: Aralık 06, 2014, 08:59:51 ÖS Gönderen: Gezdirici »
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.


Mart 18, 2019, 10:07:42 ÖS
Yanıtla #58
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1118
  • Cinsiyet: Bay

Bence şu konuda "Ruhun ölümsüzlüğü" konusu değilse bile Sayın Spock'un verdiği bilgiler ve oradan yola çıkılarak "Psikon" nedir gündeme gelmeli, kulaklara ve gözlere yeniden hatırlatılmalı...
Laicus Humanitas Scienti


Mart 18, 2019, 11:00:00 ÖS
Yanıtla #59
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 238
  • Cinsiyet: Bay

Konu ile alakalı olarak Nevzat TARHAN hocamızın bir yazısını paylaşmak isterim:

*Alıntı yaptığım link en aşağıda yer almaktadır.

BEYNİN RUHANİ YANI

Evrende, her şeyin birbirine bağlı olduğu bir iç içe geçmişlik hali vardır. İnsan bir bütünün parçası olduğundan, yalnız değildir.

İnsan vücudundaki her hücre bölündüğü halde, özel bir yapısı olan sinir hücresi bölünememektedir. Ancak yeni sinir hücrelerinin üremesiyle; güçlü nöron ağlarına katılması mümkün hale gelmektedir. Nöron ağları ateşlendiğinde, yeni bağlantılar kurulur. Hangi alandaki sinir hücresi tetiklenirse; o konu ile ilgili güçlü nöron ağları ilişki kurmaya başlar. Nöron ağları arasındaki kavşak ilişkisini oluşturma görevi de, kimyasallara aittir.

Nöropeptikler; serotonin, dopamin, noradenalin gibi öfke, şehvet, sevgi ya da nefret gibi farklı duygularımızın taşıyıcısı olan sinir ağlarını, kıvılcımlarla tetiklemektedirler.

İnsan beyninin şebeke yapısını ve güçlü nöron ağlarını, bir şehrin trafiğine benzetebiliriz. Şehirde hangi semte yatırım yapılırsa o bölgeye rağbet artacağından, bölgenin yolları gelişir. İnsan beyninde üretilen düşünceler de, ilgi alanımıza göre şekillenmektedir. Bilgi zenginliğine göre bir kişinin, günde ortalama 50.000-100.000 civarında düşünce ürettiği zannedilmektedir. Böylece o kimsenin nöron ağları ve bilgi şebekesi de güçlenir ve sinirsel devreler oluşur. Takıntılı bir insanda hep aynı yol kullanılır, alternatif sinir devresi üretilemez. Sinir hücreleri sürekli aynı kimyasalın bombardımanına maruz kaldığında; daha çok reseptör (alıcı) üretilir. Bu durum, ihtiyacı karşılamak için gereklidir. Uyuşturucu bağımlılığı, bu konuya iyi bir örnektir. Madde alınmadığı takdirde, sürekli arzu edilen maddeyle ilgili beklenti vardır. Aynı şekilde davranışlar ve duygusal alışkanlıklar da bağımlılık yapar. Kişi aradığı heyecanı beyninde tekrar yakalamak için farklı davranışlara girer. Uyuşturucu hap kullanımı aslında sahte tatminlerle sinir hücrelerini yanıltmaktır.

PSİKON BEYNİ

Psikon beyni kimyasal ve elektrofizyolojik şekilde çalışan beynimizin, sürücü koltuğunda oturan yönetici paralel beyne kuantum fizikçilerinin verdiği isimdir. Ayrıca burada foton üstü parçacığı için psikon ismini kullanmanın da yanlış olmayacağını söyleyebilirim. Psikon, elektromanyetik çekimden öte kütle çekimiyle ilgilidir. Evrende kütlelerin bir biri ile bağlantı kurmasını sağlayan ‘esir’isimli ara madde için önerilen bir isimdir. Frekans ve osilasyon sağlayan parçacıcık olmasıyla ilgili söylentiler, henüz hipotez durumundadır.
Psikon beyni, madde olmayan bir zihni ifade eder. Madde olmayan zihinsel birimler, üç boyutlu frekans kodlarından oluşur ve holografik olarak tanımlanabilirler. Lazerde fotonlar, eşduyumlu davranır ve aynı ritme uyarlar. Böylece bireysellik kaybolur, fakat güç artar.Hologram görüntü kaydetme yöntemi olarak etiketleme de kullanılmaktadır. Aslında kaydedilen görüntü değil amblemin frekans kodlarıdır. Bilimsel çalışmaların ilerlemesi, yakın zamanda insanın üç boyutlu görüntüsünü, ekran yerine ortamda izlemenin mükün olabileceğini düşündürtmektedir.

KUANTUM FİZİĞİNİN IŞIĞINDA İNSANI ANLAMAK

İnsandaki binçli bellek, uzay-zaman bileşeninde yer alır. Bu bilinç türü, madde cinsinden olmayan, beyinde yer almayan ama egonun altında; yürütücü, zaman ve mekandan uzak hologram türünde bir elektromanyetik aktivasyondur.
Beyin holografik evrendeki vitrin, dış görünümdür. Madde cinsinden olmayan psikon, kuantum sıçramaları ile sinirleri uyarır. Niyet ve düşünce psikonu ateşler ve psikon da dendronlar yoluyla, seçilen sinir hücrelerini ateşler. Mesela, kolunu kaldırmaya niyet eden kişinin canlandırma yoluyla, zihnindeki algılar kaynaşır; algıların birliği oluşur ve bu sayede sinir hücrelerindeki voltaja bağımlı iyon kanalları çalışmaya başlar. Klasik fizik, parçaların toplamından fazla olan bütünü açıklayamamaktadır. Kuantum fiziği ise madde altı parçacıkları tanıtma işlevi görür. Madde altı veya anti madde, kuantumun mekaniğe dayalı özelliğini oluşturur.

Kuantum bakışı ile önsezileri açıklamak daha kolay hale gelmiştir. Bir Rönesans niteliğindeki bu yeni bilgiler, zihni anlamaya çalışırken kuantum elektrodinamiği insanların da içinde olduğu bir sistemden söz eder.

İnsan beyni alternatif seçimlerin tümünü bir arada bulundurur. Bu durum ilhamın, uzun ve başarısız araştırmalardan sonra nasıl oluştuğunu açıklamakta yardımcı olabilir. Kuantum benzeri genel düşünce ve bilgi diyebileceğimiz kozmik zeka, zihin ve madde arasında keskin bir ayırım olmadığı için; duygusal odaklaşma ve zihinsel yoğunlaşma esnasında dalga fonksiyonunun hızlanması sonucu ışıktan hızlı giden bir evrensel akışla temasa geçip, bilgi arşivlerine ulaşır. Bu sonuç, bütüncül evrenin bütüncül sinirsel aktiviteyle alıveriş halinde olmasının değişik bir tezahürüdür. Beyin alternatif seçimlerin tümünü birarada bulundururken, bunlar içerisinden kendisine uygun olan uyarılardan birini seçerek karar verir.

Herbert’e göre Kuantum bir sigorta şirketi gibidir. Total hesap bellidir, ama bireysel tahmin yapılması zordur. İnsanların ortalama ömrü bilinse de, bireye ömür belirlenemez. Genel düşünce ve verilere rağmen bireyin kendi dosyasında yer alan ve tercihlerine göre depolanmış olan bilgilerin niteliği, ancak öldükten sonra kesinleşir. Bu noktada bilinç, felsefe ile fiziğin ortak olduğu bir alanda buluşur. Teorik biyopsikoloji olarak da tanımlayabileceğimiz bu zihinsel önermelerin gerçekliği, zaman içerisinde netleşecektir.

Sevgilerimle...

https://www.e-psikiyatri.com/beynin-ruhani-yani-58816




 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2307 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2010, 12:33:05 ÖS
Gönderen: Halsond
2 Yanıt
2734 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 21, 2016, 10:30:11 ÖÖ
Gönderen: muratmazman
3 Yanıt
9475 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 29, 2010, 10:52:50 ÖÖ
Gönderen: oasis
1 Yanıt
3067 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 04, 2010, 03:25:52 ÖS
Gönderen: ceycet
2 Yanıt
5372 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2010, 10:00:05 ÖÖ
Gönderen: karahan
Ruhun eğitimi

Başlatan sidiyez Diger Inanclar

1 Yanıt
2874 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 20, 2011, 08:16:06 ÖÖ
Gönderen: Masor1976
1 Yanıt
2257 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 08, 2012, 07:29:00 ÖÖ
Gönderen: Element
0 Yanıt
1319 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 25, 2014, 08:45:05 ÖÖ
Gönderen: ADAM
21 Yanıt
5971 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 01, 2014, 06:15:12 ÖS
Gönderen: ADAM
19 Yanıt
5400 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 07, 2014, 10:50:09 ÖÖ
Gönderen: ADAM