Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kadın’ın Bitmeyen Çilesi - 11  (Okunma sayısı 4248 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 12, 2012, 04:38:38 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Budizm İnancında Kadının Konumu


-   Budizm dininin kadına bakış açısı ile ilgili yapılan araştırmalar birbirine tümüyle ters düşen sonuçlara ulaşmıştır. Kimi araştırmacılar Budizm’de, Hinduizm, Brahmanizm ve de üç göksel dinin aksine, teoride kadın-erkek eşitsizliği olmadığını öne sürerler. Onlara kalırsa eskiden de, bugün de Budist tapınaklarında kadınlarla erkeklerin bir arada ibadet edebilmeleri; manastır-larda erkeklerle birlikte kadın din görevlilerin de yetiştirilmeleri bunun kanıtıdır.
-   Bir başka husus da Budist inanca göre Sakyamuni Budha’nın önceki doğumlarının tümünde erkek olmadığı savıdır. Hattâ kadın Budha “Tara” Budizm’in en önemli figürlerindendir. Zaten Budha, kadınların da “Budhalık” düzeyine çıkabilmelerinin önünde hiçbir engelin bulunmadığını açıkça ve defalarca belirtmiştir.
-   Eski Budist metinlerinin batı dillerine yapılmış olan çevirilerinde geçen ‘man’ orijinal anlamında çoğunlukla erkek değil de ‘insan’ olarak anlaşıl-malıdır. Keza ‘çocuk’ anlamındaki ‘putta’, pek çok çeviride oğul olarak geçer. Doğal olarak oradan da dilimize veya alıntı yapılan diğer dillere ‘insan/çocuk’ yerine ‘adam/oğul’ olarak aktarılıp, böylece kadın kısmı devre dışı bırakılmıştır.
-   Bunda Tripitaka’nın ilk derlemelerinin (ki yaklaşık olarak İ.Ö. 90 yıllarında tamamlanmıştır) tümünün erkeklerden oluşan bir keşişler topluluğu tarafından yapılmış olmasının etkisi vardır. Bütün derleme görevlilerinin erkeklerden oluşması, o devirdeki Hint sosyal değerlerinin etkisiyle eski Budist metinlerine Budizm’in androsentrik (erkek-merkezli) bir inanç olduğu kanısını uyandıran bazı söylemlerin ve bu arada akıl dışı bazı efsanevî öykülerin girmesine neden olmuştur.
-   Bunun yanında Budha’nın eleştirdiği ve kendi öğretisiyle kıyasladığı diğer dinler ve inanç sistemlerinin temelde erkek-egemen doktrinler olması, Budizm’in onları eleştirirken kullandığı söylemlerin, kaçınılmaz olarak kendi dini hakkında böyle bir izlenimin yaratılmasına neden olduğu söylenebilir.
-   Budizm’de kadının yeri diğer dinlere göre oldukça farklıdır, hele de İ.Ö. 6. yüzyılın koşulları ile birlikte değerlendirildiğinde... Budha dinsel ve sosyal yaşama katılma konusunda kadınlara tam anlamıyla özgürlük kazandırmıştır ve bu konuda tarihteki ilk dinsel önderdir. Budizm’den önce kadının toplumdaki yeri ve görevleri, evi ve mutfağı ile sınırlandırılmıştı. Eski Hint dinlerinin kutsal kitaplarında kadınlardan övgü ile söz edilmez, tapınaklara girmelerine müsaade edilmez, dinsel objeler arasında da kadına ait olanlara rastlanmazdı.
-   Özetle o dönemde kadının toplumdaki yeri çok aşağılardaydı.
-   Budha bütün söylem ve vaazlarında bu durumu eleştirmiş; ırk ve kast farkı gözetmeksizin bütün kadınların toplum yaşamına ve dinsel yaşama, hiçbir ayrım yapılmaksızın katılmaları gerektiğinden söz etmiştir. Toplumda ve dinsel yaşamda kadınların da bilgileri, deneyimleri ve kapasiteleri elverdiği ölçüde, yeterli bilgelik ve yoğunlaşma ile tıpkı erkekler gibi en yüksek aydınlanma düzeylerine ulaşabilecekleri ve eşit manevî potansiyele sahip oldukları tezini yirminci yüzyıla gelinceye kadar dünya tarihinde savunan ilk ve tek önder Sakyamuni Budha olmuştur.
-   Günümüzde pek çok dinin kadınlara özgürlük ve eşitlik getirdiği öne sürülse de, bu ya uygulamada daha başından sözde kalmış; ya da zaman içinde o inanç sistemine kadın haklarını kısıtlayıcı pek çok unsur eklenmiştir. Bilindiği üzere kadınların oy kullanma hakkına sahip olabilmesi için bile yüzlerce hattâ binlerce yılın geçmesi gerekmiştir.
-   Budha’nın sağlığında, köklü bir Budist ailenin kızı olan Visakha, kadın din görevlilerinin tapınakta ve özel hayattaki yaşamlarının düzenlenmesine ilişkin konularda, yani bir bakıma kadının Sangha’daki (tümü erkeklerden oluşan rahipler meclisi) yeri ve rolünün belirlenmesinde Sakyamuni Budha’ya uzun süre danışmanlık yapmış; bu görevini Büyük Üstad’ın ölümünün ardından da sürdürmüştür. Annesi Maya’nın ölümünden sonra küçük Budha’yı yetiştirip büyüten teyzesi Kraliçe Maha Prajapati, Sangha’ya kabul edilmiş, aydınlan-masından sonra Budha’nın yanında yer almış, onunla sık sık görüş alış-verişinde bulunmuş ve dinsel düzenin oluşturulup güçlendirilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu nedenle aynı zamanda Bodhisattva’nın ilk öğretmeni de olan teyzesi ve üvey annesi Prajapati ilk Budist rahibe kabul edilir.
-   Anenda da, Budha’nın çok değer verdiği bir başka kadın kişiliktir.
-   Özetlersek, daha Budha’nın sağlığında kadınlar Sangha’ya katılmışlar, hattâ kendisiyle birlikte çalışmışlar; keşişler ve rahiplerin yanında, ilk zamanlar sayıları az da olsa rahibeler yer almıştır.
-   Budist tapınaklarındaki dinsel ve sosyal yaşamın çok ayrıntılı kuralları vardır. Özellikle, en eski metinlerden olan ve keşişlerin, rahiplerin, rahibelerin manastır ve tapınak yaşamlarını düzenleyen kurallar (Patimokkha) arasında, Theravada Budizmi’nde erkek görevlilerle (bhikkhus) ilgili 227 kural bulunmasına karşın, kadın görevlilerle (bhikkhunis) ilgili kuralların sayısı 311’dir. Bir başka tarikatta sırasıyla 250 ve 348 olan bu kuralların sayısı Mahayana geleneğinde azaltılmıştır.
-   Budha’nın ölümünden üç ay sonra toplanan Birinci Budist Konseyi’ne başkanlık eden rahip Maha Kassapa’nın, Sangha içerisindeki kadınlara karşı nispeten soğuk bir tavır takındığı ve kadınların etkisinin daha fazla artmasını istemediği bilinmekle birlikte, o dönemde yazılan metinler dikkatli incelen-diğinde, o zamanlarda bile Budizm’in kadınları daha önce görülmemiş ölçüde yücelttiği, en azından erkeklerden aşağı görmemiş olduğu gözlemlenebilir. Daha sonraki yorumlarda ise böylesi bir ayrımcılığın tümüyle ortadan kalktığı görülmektedir.
-   Budizmin en tutucu mezhebini kabul etmiş olan Kuzey Tayland’da bir zamanlar, kadınların Stupa adı verilen tapınakların etrafında dolaşmalarının yasaklanmış olduğu bilinmektedir.
-   Bugünün Budist öğretilerinde, hiçbir Budist mezhebinde böyle bir uygulama söz konusu değildir. Çok dar bir coğrafyada, Taylandlıların önceki dinleri olan Hinduizmin ve yerel geleneklerinin etkisiyle kısa bir süre için sergilenen böylesi bir tutum, Budizm karşıtları tarafından, gerçekte sanki bir kadın ayrımcılığı varmışçasına son derece kolaycı ve yanıltıcı bir örnek olarak gösterilmiştir. Oysa ki gerçekte, Budizm değil Hinduizm, kadını âdet döne-minde pis ve yaklaşılmaz kabul ediyordu. Kuzey Tayland’da yukarıda söz edilen, Hinduizm’in etkisindeki çok kısa süren bu uygulamadan da zaten bir süre sonra vazgeçilmiş; bu özel hal bir doğa kanunu ve yaşamın sürdürül-mesinin önemli ve tamamlayıcı bir unsuru kabul edilerek, geçmişte yapılan bu uygulamanın yanlış olduğu belirtilmiştir. Kadınları bu özel dönemlerinde kusurlu görmenin din kuralları ile bağdaştırılamayacak kadar ayıplanması gereken bir tutum olduğu açıkça ifade edilmiştir. Hattâ bazı Budist üstatlar bu durumu, kadının doğadan gelen yaratıcı gücünün kanıtı ve sembolü olarak göstermişler ve bir artı değer kabul etmişlerdir.
-   Budizm dininin de tıpkı çoğu din gibi kadınları hor gördüğü, aşağıladığını öne süren, yukarıda sıraladığımız görüşlerin tam tersini söyleyen araştırmacılar da vardır.
-   Onlara kalırsa Budizmin kurucusu Budha, önceleri kadını duygularına bağımlı bir yaratık saydığı için dinine kabul etmiyordu. Pek yakın dostu olan amca kızı Anenda kendisine: "Kadınlara nasıl muamele edelim? diye sorunca aralarında şöyle bir konuşma cereyan etmişti:
-   “Onlara hiç bakmayacaksın!”
-   “Fakat bakmaya mecbur olursak.?”
-   “Konuşmayacaksın..”
-   “Konuşmaya mecbur kalırsak?”
-   “O takdirde onlardan son derece sakınmalısın.”
-   Anenda kadınları himaye ederdi. Onun ısrarıyla Budha bir çok tereddüt-lerden sonra kadınları dinine kabul etmiş fakat bunun Budist toplumu için çok tehlikeli olduğunu daima söylemiştir.
-   Budha bir defasında da Anenda'ya şöyle demiştir:
-   "Kadını bu dine kabul etmeseydik, Budizm saf bir şekilde uzun asırlar devam ederdi. Fakat artık, aramıza kadın girdikten sonra, bu dinin uzun yaşayacağını sanmıyorum.”
-   Budizm’in de kadın karşıtlığı içerdiğini öne süren araştırmacılara göre Budizm’de bir erkeğin kadınla ilişkisi dünyadaki en güçlü bağımlılık (bir bakıma zayıflık) olarak nitelendirilirmiş. Zira insan en çok annesine ve eşine bağımlılık hissetmektedir. Kadınlar Nirvana’nın önünde duran çok büyük engeller olarak görüldüğü için bu konuda birçok öğreti bulunmaktadır.
-   “Bir erkeğin kadına yönelik arzusu, -en alt düzeyde bile olsa- yok edilinceye dek, onun aklı, annesini emen bir buzağı gibi kadına bağlıdır”
-   Erkeğin bu yüzden kadına olan bütün ihtiyacını kesmesi ve kadını tümüyle reddetmesi gerekmektedir. Budizm kadını yalancı, düzenbaz, entrikacı gibi tehlikeli ve aşağılayıcı sıfatlarla tanımlayan bir ahlâk üslubuna sahiptir. Budizm’in ve genel olarak bütün dinlerin kadına bakış açıları hayal kırıklığına uğratıcı ve üzücü niteliktedir.
-   "Mevcut tüm dinlerin en iyisi ve en mantıklısı" olarak görülen Budizm’in de kadın konusunda diğer dinlerden farklı olmadığını öne süren araştırmacılar Budizm’in kutsal kitapları olan ve “üç sepet” anlamına gelen Tripitaka’dan (ya da Tipitaka) bazı ayetleri örnek olarak veriyorlar.
-   • “Kadınlar zavallı yaratıklardır, nankördür, haindir…Bütün kadınlar aşağılıktır” (Tipitaka, Khuddaka Nikaya, Kunala Jataka)
-   • “Efendi Gautama, neden kadınlar önemli işlerimizde rol almıyor, neden yabancı yerlere gönderilmiyor?
-   -Anenda, çünkü kadınlar irfan sahibi değillerdir, çünkü kadınlar aptaldır, çünkü kadınlar öfkelidir, çünkü kadınlar kıskançtır, çünkü kadınlar aç gözlüdür.” (Tipitaka, Anguttara Nikaya 2, bölüm 8)
-   • “Ey keşişler, dikkatli olun kadınlar zehirli yılanların özellikleriyle doludurlar. Onlar nefret doludur ve hınç sahibidirler. Zor ortamlarda bulunur ve dostluğu engellerler. Çoğu zaman iftira atarlar.” (Tipitaka, Anguttara Nikaya 3:23)
-   Tipitaka adlı kutsal kitaplara kadar girmiş olan bu söylemler gerçekten tüm insanları barışa ve sükunete davet eden Budha’ya mı aittir, yoksa kutsal kitapları kaleme alan rahiplerin kadın düşmanlığından mı kaynaklanmıştır bilmemize olanak yok.
-   Bu durum tüm yaşamlarını bekâr olarak geçirmek üzere eğitim görmüş, kadınlarla hiçbir şekilde erkek-kadın ilişkisi kuramayacak olan Budist erkeklerin psikolojisinden kaynaklanmış da olabilir.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1866 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2012, 04:37:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1606 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2012, 03:59:08 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3027 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2012, 03:37:23 ÖS
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
1925 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2012, 08:46:04 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1917 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2012, 03:30:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1470 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 17, 2012, 05:04:47 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2603 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2012, 01:29:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1269 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 23, 2012, 05:43:19 ÖS
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1697 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2012, 10:44:09 ÖÖ
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1724 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2012, 05:23:35 ÖS
Gönderen: ADAM